|
Alişêr Koçgıri
Genelkurmay
başkanı Yaşar Büyükanıt görev süresinin uzatılacağına dair idealara
sert yanıt vermiş. Böyle bir niyetinin olmadığını, uzatılması
halinde bunu şerefsizlik olarak kabul edeceğini ve tahminlere göre
hareket edeceğini belirtmiş. Dolayısıyla Ağustos’ta görev
devir-teslim yapılacak sonucu çıkmaktadır.
Yaşar Büyükanıt büyük idealarla göreve gelmişti. Şemdinli davasında
adı geçince kıyametler koparmıştı. Dönemin Genelkurmay başkanı Hilmi
Özkök “Dava Büyükanıt oldu” demişti. Göreve başlar başlamaz
Büyükanıt farkını ortaya koydu.
Büyükanıt kişiliği incelenmeye değer. Aşırı kariyerist, abartılı ve
şova düşkün bu kişiliğin, çok çabuk gaza geldiği anlaşılıyor.
“Kurtar bizi paşam!” diyenlerin dolduruşuyla yemediği halt kalkmadı.
Darbe planları, gece yarısı muhtıraları, ABD-İngiltere-İsrail
yaltaklanmaları, sivil savunmasız insanları katletmeler hep onun
döneminde oldu. Hatta türbanı kendi başına geçirerek traji-komik bir
görünüm edindi.
Geleneksel Kürt politikasının devamı olan Büyükanıt sınır ötesi
operasyona kalkışarak, ayrıca Enver Paşa ayarında olduğunu
kanıtladı. Yaşadığı yenilgi sonrası, pişkin pişkin “ben yalan
söylemiyorum” diyerek en büyük yalanlarından birini söyledi. Çünkü
dünya alem biliyordu ki, hezimete uğramıştı. “Üniformamı çıkarırım”
demesi de aksini ifade ediyordu.
Büyük hayallerle göreve gelen Büyükanıt, önceki Genelkurmay
başkanları gibi hayal kırıklığıyla gidiyor. Belki devir-teslim
sonrası siyasete soyunur. Gerçi onu da beceremez ama gaza çabuk
geldiğinden olabilir. Belki kariyerist olduğundan, Fenerbahçe’ye
teknik direktör de olabilir. Erdoğan ile ortak yönetirler.
Büyükanıt pratiği bir yenilgi pratiğidir. Askeri açıdan yenilmiştir.
Askerliğin bir şerefi vardır. Eğer şerefli ise, istifa ederdi. O ise
medya yolu ile yenilgisini gizlemeye çalıştı. Yalan söyledi.
Dolayısıyla şerefsizlik yapmıştır. Onursuzca ve şerefsizce
gitmektedir. Kısaca Büyükanıt bitmiş-tükenmiş bir kişiliktir. Türk
tarihine Türbanlı Genelkurmay başkanı olarak geçecektir.
Anlaşılan yeni Genelkurmay başkanı İlker Başbuğ olacak. İsminde “il”
kısmını çıkartılırsa “ker” kalmaktadır. Kürtçe’de “ker” eşek
demektir. Bu zatın soy ismi de kurtla özdeştir. Dolayısıyla
eşek-kurt gibi hayvan adlarını aldığına göre, cinci tartışmalıktır.
İnsanın en önemli özelliği düşünebilmesidir. Bu zatta o da
bulunmamaktadır. En son Kıbrıs’ta yaptığı açıklamalar bu tespiti
doğrular niteliktedir. O da öncekiler gibi vaaz veriyor. Anlaşılan
aynı yoldan gitmeye niyetli. Mübarek de hafıza da yok ki hatırlasın.
En iyisi ordu siyasetin emrine girsin, ama Türkiye’de o da beş para
etmiyor. Sivili askerinden beter, askeri sivilinden beter. Erdoğan-Büyükanıt
ikilisinin pratiği ortada. Şimdi Başbuğ geliyor. O ne yapacak.
Geleneksel politikaya devam mı edecek, yoksa saadete mi gelecek?
Mevcut gelişmeler devam edeceğini gösteriyor.
O halde Başbuğ da onursuz ve şerefsiz olacak demektir. Bari onun
daha vakti var. Mesela operasyonlara son verir, Kürt halkının
hakkını tanır ve diyalog yöntemiyle sorunların çözümüne yaklaşırsa,
şerefini elde eder. Yoksa ağır fatura ödemekten kurtulamaz.
Örneğin Botan’da, Dersim’de, Amed’de şehit düşen gerillaların
anısına misillemeyle hesap verecek. Tüm söylenenler bu hesaplar
verildikten sonra geçerlidir. Önce hesap verecekler, gerillanın
kanunu budur. Gerillanın kanunlarını kendileri de çok iyi
bilmektedirler.
En son Dersim’de şehit düşen gerillalar 1937-38’de Besê’ler nasıl
yaptıysa, 1992’de Bêrîtan nasıl yaptıysa, o çizgiyi devam
ettirdiler. Her sudan çıkan gerilla cenazesi teslimiyeti ret eden,
bedenini uçurumlara bırakan, Besê’nin geleneğidir.
Evet, hesap sorulacak, onursuz ve şerefsiz olanlardan hesap sormak
için, döktükleri kanda boğmak için gerilla yürüyüşe geçmiş
durumdadır. Gerisini izleyelim-görelim.
|