|
Şehit Halil Uysal
Gri
balıkçılı görmek için yürüyorum. Zap nehrinin üzerinden buz gibi
buğular yükseliyor. Aslında ben bu görünüme bayılıyorum. Şimdi
tepelerin uçlarına vuran güneş birazdan vadinin içine ulaşacak ve bu
buğu sessizce yükselip yerini suyun yüzeyindeki parıltılara
bırakacak. Buz mavisi nehir kıyısında yürüdüğüm zaman içerisinde
yosun yeşili bir nehre dönüşecek. Zap, gece mavisi kıyafetlerini
çıkarıp günün yeşil tüllerine sarınacak. İşte tam bu esnada gri bir
balıkçıl usulca süzülüp bu nehrin üzerinden geçecek.
Ve ben sadece bu anı bir kez daha görebilmek için Zap kıyısında
yürüyorum… Bu dağlarda bazı nesnelerin sihri olduğuna inanıyorum ve
bir başkasına anlatıldığında bu sihrin bozulacağını da iyi
biliyorum.
Kim söylemişti hatırlayamıyorum; kişi doğanın ona sunduğu gizleri
kendisinde saklamayı başarırsa, doğa ona daha çoğunu bahşedermiş;
yeter ki, sırlarını kendinde tutmayı bilsin...
Dağlarda geçirdiğim bütün bu zaman içerisinde gri balıkçıl her bahar
bana bir kez görünmeyi ve kaybolmayı başardı. Ve ben de onun
görünümüyle başladığım her yeni çalışmayı tamamlamayı başardım.
Onunla çıktığım her yolculuğu sonlandırmayı bildim. Ve öyle bir an
geldi ki, artık onsuz hiçbir şeye başlayamaz oldum. Onu görmeden,
onun sabah güneşinde parlayan tüylerinden kendime, kalbime bir
görünüm yerleştirmeden yola çıkmaz oldum. O da her yeni aşamada bana
bir kez görünmeyi ve yüreğimi rahatlatmayı bildi…
Önceleri bunun bir tesadüf olduğunu düşünüyordum. Bu coğrafyaya ait
olmayan bu kuşun buralardan geçerken bu kıyıya inmiş olduğunu, bir
zaman dinlendikten sonra tekrar yoluna devam edeceğini sanıyordum.
Bunun öyle olmadığını yıllar boyunca giriştiğim her yeni çalışmanın
arifesinde veya atıldığım her yeni yolculuğun başlangıcında onunla
karşılaştıkça fark ettim. Gri balıkçıl buralardan gitmiyordu, yoluna
devam etmiyordu. Sanki bu nehir onun eviydi…
Kuzey Kürdistan’a yaptığım yolculuğun benim için birçok nedeni var.
Bunlardan ilki ve bütün arkadaşlarımın bildiği; Botan’da başlayıp
Ağrı Dağı’nda sonuçlanacak ve kuzeyin gerillasını anlatacak bir
belgesel film hazırlamaktır... Bu benim en geçerli gerekçem ve bütün
arkadaşlarım tarafından onaylandı. Daha önce hiçbir kameraman
tarafından denenmemiş, yapılmamış ‘Ağrı Dağı’na Yürüyenler’ ismini
verdiğim bu çalışmayı sonuçlandırdığım günü düşünmek bile bana büyük
bir heyecan veriyor. Kıyasıya bir savaşın yaşandığı bu coğrafyada bu
çalışmayı başarır mıyım, bilemiyorum. Ama, en azından Kabe’ye
yürüyen karınca misali yollarında ölürüm...
Dağa gelmeden önce çok kısıtlı bir kamera ve fotoğraf eğitimim
vardı. Onun dışında hiçbir eğitimim yok bu konuda. Asıl dağlar beni
bu çalışmaya sürükledi. Dağlarda benim de fark etmediğim ama
hissettiğim bir gelişme oldu. Bunun nasıl olduğunu izah edemem ama
içinde yaşayarak, paylaşarak, dağ atmosferinde aynı havayı tadarak,
hem düşünsel olarak, hem de teknik olarak birçok farklılaşmayı
yaşadım. Benim fotoğraflarım, kameracılığım dağlarda gelişti. Ben
bunun bir dağ sırrı olduğuna inanıyorum.
Dağa gelince fark ettik ki, burada koca bir dünya var. Asıl mesele
benim bu yaşamı anlatma istemim. Asıl mesele bu yaşamı ne kadar
sevdiğimi göstermek. Benim gerçek arkadaşlarım burada oldu. Onları
yansıtmak, kalıcı kılmak, bir şekilde hayatta ve akıllarda tutmak
istedim. Çünkü bunlar Kürt halkının en kahraman, en güzel
çocuklarıydı. Kürt halkının en seçilmiş, en güçlü, en değerli bölümü
geldi dağlara. O değerlerin içinde yaşıyor olmak, o değerlerin
içinde bulunuyor olmak hep bana mutluluk verdi. Yaşadıkça, çektikçe
ve fotoğrafladıkça benden onlara ve onlardan bana akan bir döngü
kuruldu.
Bu yolculuğa Kürdistan’ın güzellikleri için koyulmuştum. Kameramla o
uçsuz bucaksız güzelliklerini toplayacaktım. Gerillanın yaşadığı
bütün dağlara çıkacak, kokladığı bütün çiçekleri koklayacak, silahım
en son kullanacağım eşyam olacaktı.
Kuzey’e geçişimin ilkinden daha önemli ve daha az arkadaşımla
paylaştığım nedenini düşünüyorum. Savaşın orta yerinde olmak
istemiştim. Hayatımın geri kalan yıllarını başka bir yerde değil
Kuzey topraklarında tamamlamaktır hayalim. Denizler ortasında
zehirlenmeye çalışılan O güzel insana ve O’nun yarattığı halka
topyekün bir savaş dayatılırken, kıyısında köşesinde değil orta
yerinde olmak istemiştim. Ve bütün malzemelerimi sırtlayıp Kuzey
yollarına bu yüzden düşmüştüm. Hiçbir şey yapamasam da, en azından
bu topraklarda gerillanın izinden yürümüş olurum...
Bu yolculuğa çıkışımın en içsel ve en gizli nedeni yenilenmekti.
Nasıl olacağını bilemiyordum ama kendimi bir kez daha yenilemenin,
duygu ve düşüncelerime bir kez daha biçim vermenin yolunun bu
topraklardan geçtiğini hissediyordum. Hiçbir şeyi eskitmeye
katlanamıyorum. Kalbimde yaşattıklarımı hep ilk anki diriliğiyle,
hep ilk anki heyecanıyla hissetmek istiyorum. Bunun yolunun da,
hayatımız pahasına da olsa kalbin ve bedenin yenilenmesinden
geçtiğine inananlardanım.
Bu dağlarda bir hayat yaşadım. Çok başarılı olamasam da, temiz
yaşadığıma inanıyorum. Ne bu dağlara, ne de bu dağlarda edindiğim
yoldaşlara, bir kez olsun ne madden, ne de ruhen uzak düşmedim.
‘Uysal’ olan soyadım bu gerilla yaşamı içerisinde kendiliğinden Dağ
oluverdi. Bu ismi hak etmesem de, layık olmak için elimden geleni
yaptım.
Benim dağa getirdiğim sadece kendi bedenim var. Ama benim dağdan
aldığım şeyler çok fazla. Ben dağlarda yetiştim. Bir seyirci olarak
değil. İçinde bir yaşayan olarak yer aldım. Örnek Beritan filmini
verebilirim. Kürt tarihinde ihaneti anlatıyor, aşkı anlatıyor,
direnişi anlatıyor. Ben bunları birebir yaşadım. İhanete de tanık
oldum. Direnen insanlarla birlikte kaldım. Aşkları ile ülkeleri ile
birleştiren, en ön cephelere koşarak giden arkadaşlarla tanıştım. Bu
hayatın bir parçası oldum. Yani bu hikayenin içindeydim.
Daha diplere doğru yüzmeye koyuldum. Yüzeyde kalıp çırpınmaktansa
diplere dalmaya, savaşın daha da kızgınlaştığı alanlara, taa orta
yerine, göbeğine doğru kulaçlar attım. Yaşamsa en zorlusunu, en
dayanılmazını, en vahşisini yaşamak zorundaydım.
Ancak o zaman, diplerine daldığım bu dünyanın derinliklerinde
bulabilirdim kendimi. Boğulmalıydım, yok olup gitmeliydim. Bu halk
ordusunun içinde yitip gitmeliydim. Hiçbir şeyimden eser
kalmamalıydı. Ve derinliklerden, diplerden güçlenerek çıkmalıydım.
Kirlerinden arınmış, sıyrılmış ve kendini yeniden yaratmış olarak
çıkmalıydım. Bütün amacım bu oldu dağlarda. Madem dağa çıkmıştım,
dağlı olmalıydım. Madem gerillaya gelmiştim, gerilla olmalıydım.
Kıyısında değil
köşesinde değil,
Tam orta yerinde olmalıydım savaşın; dağın, acının, sevincin,
zorluğun ve sevginin kıyısında değil orta yerinde olmalıydım.
Bu dağlarda;
Bir yaşam olacaksa, böyle olmalıydı. Bir ölüm olacaksa, o da böyle
olmalıydı.
|