|
Yücel Halis
Kürt
halkının özgürlük taleplerine yine saldırı ile yanıt veren TC
devleti, anlaşılan imha ve inkar politikasını devam ettirecek. Her
ne kadar bu politika eski de olsa, içinde yenilikleri de
barındırıyor.
Uzun yıllar sonra 90’ların başına dönen TC, halka yönelik baskı,
işkence ve katliamda sınır tanımıyor. Bu saldırı konseptinin
Londra’da planlandığı ve yürürlüğü sokulduğu sır değil. Büyükanıt’ın
Londra ziyareti bu eksende gerçekleşmiştir. Yıllar sonra Doğan
Güreş’te aynı yolu izlemiş ve “yeşil ışık yakılmıştı” demişti.
Büyükanıt-Erdoğan’ın Dolmabahçe buluşması planın siyasi tarafını da
tamamlama anlamına geliyordu. Dolmabahçe anlaşmasıyla başlayan
süreç, Zap operasyonuna kadar mükemmel işlemişti.
5 Kasımda Bush-Erdoğan buluşmasıyla saldırıların startı verilmiş ve
sınır ötesi kara harekatıyla tamamlanması öngörülmüştür. Dolayısıyla
Zap operasyonu sonrasında kendilerince Kürt sorununu çözmüş, yani
tasfiye etmiş olacaklardı. Kuşkusuz her birinin ayrı bir çıkarı var.
Tüm görüşmeler-anlaşmalar bu çıkarlar üzerinde gerçekleştirildi.
Öyle ya, 35 yıldır kendilerini uğraştıran bir sorundan
kurtulacaklardı.
Zap operasyonuna odaklanan tüm güçleri bekleyen bir sürpriz vardı. O
da gerillaydı. Gerilla üzerinde tüm hesaplamalar yapılmış dendi,
fakat Genelkurmay bir hesaplamada yanlış yapmıştı. O da inanç, güç
ve direnç yüklü olan gerillanın savaş kabiliyetiydi. Nitekim Zap
operasyonu başladıktan sonra, meşhur bordo berelilerin içler acısı
hali görülmeye değerdi. Deyim yerindeyse kırıma uğraya uğraya zar
zor geri çekilebildiler.
Yaşanan; bir fiyasko, bir yenilgi ve ya bir hezimettir. Dolayısıyla
hepsi birbirine girdiler. Suçluyu aramaya başladılar. Kutsal ittifak
çatlamış ve ibre tersine dönmüştü. Ne Oval Ofis ne Dolmabahçe ne de
Bağdat hatırlanır oldu.
Devlet içindeyse kıyamet koptu. Yenilginin sorumlusu aranır hale
gelince, birbirlerinin yakasına yapışmaya başladılar. İşte AKP’nin
kapatılma davası, Ergenekon davası bu eksende gündeme taşındı. Ama
konu Kürt sorunu olduğundan bildik tutumlarını sürdürmeye özen
göstermeye başladılar. En azından imha ve inkarda sınır tanımaz
vuruşlarını ısrarla sürdürdüler. Kürt halkı ise Zap direnişiyle
beraber görkemli ayağa kalkışını, Newroz ile milyonların
serhıldanına dönüştürmüştü. İşte saldırıların vahşet düzeyine
tırmanması bu nedenledir. Elbette Kürt halkı direnecektir, fakat bu
direnişin yeni saldırı konseptini karşılayacak düzeyde olması
önemlidir. Çılgınca saldıran bir güce karşı, her yönüyle direnmek
önemlidir. Özellikle gerillaya önemli bir rol düşmektedir.
Dolayısıyla gerillanın nicelik ve nitelik olarak geliştirilmesi
öncelikli görevlerdendir.
Gerillanın silah bırakmasını, ateşkes ilan etmesini talep edenler
herhalde bu saldırılar karşısında ses çıkaramazlar. Hatta gerillanın
yanıt vermesini olağan karşılarlar. Zaten karşı tutum, saldırılara
ortak olma anlamına gelir.
Eğer gerçekten Kürt sorununun çözümünü istiyorlarsa, TC devletine
saldırıları durdurması için çağrı yaparlar ve çözüm projesi
sunarlar. Aksi durumda suç ortağı olurlar. Kürt halkının iradesine
saygı duymaları ve diyaloga geçmeleri en doğrusudur.
Londra-Washington-Bağdat hattında ayarlanan operasyonun sonuçları
ortadadır. Kürt halkı tüm bu oyunları gördü ve ayağa kalktı.
İkiyüzlülük yaparak kimse kendini sıyıramaz. Israrı ise daha fazla
zarardır, acıdır, gözyaşıdır.
Yeri gelmişken operasyon sonuçlarına göre kendini ayarlamaya
çalışanlar da, açık düşmüşlerdir. Biz bu filmi çok gördük diyenlere,
artık inansalar iyi olur, yoksa hep hopsayıtta kalmaktan
kurtulamayacaklar.
Direniş sürerek gelişecektir, ibre tersine dönmüştür. Krize giren TC
devleti ve ona müttefiklik yapanlardır. Tek kurtuluş yolu kalmıştır,
eğer koster bozuk değil ise hemen binip gitmeleridir.
Yol yakın iken zararın neresinden dönülürse kardır, yarın çok geç
olabilir. Bizden söylemesi… |