|
Hayri Engin
Filistin’le
İsrail çatışkısı neredeyse binlerce yılı aşıyor. Bir arkadaşın
deyimiyle Musa’nın Mısır’da çıkışıyla başlayan bir çatışkı.
Bizlere daha tanıdık gelen ve bildik gelen ise 20. yüzyılın
ortalarında başlayıp da 21. yüzyıla taşınan adeta kördüğüm olmuş bir
sorun.
Ortadoğu’nun göbeğinde neredeyse herkesi etkileyen oldukça bu büyük
sorun bu toprakları parçalar durumdadır. Bu yetmezmiş gibi tüm
dünyayı da taraf haline getiren bir düğüm.
Önceleri mazlum olan Filistin halkının haklı direnişi ki halen
haklılığını koruyor-hepimize ilham kaynağı olmuştur. Kim nerede bir
direniş içerisine girecekse birazda bu halkın görkemli direnişinden
etkilenir hatta ondan esinlenerek mücadele yürütürdü. Ve bizi en çok
mücadelemizde etkileyende bu halk olmuştur.
Diğer yandan dünyanın neredeyse her yerinde dıştalanan Yahudi
halkının Ortadoğu'ya yönelerek bu topraklara yerleşmesi makul
görülmeyecek bir durum değildir. Ancak İngiliz emperyalist
politikalar sonucu bir nevi bölgede jandarma rolüne soyunan İsrail
bir ur olarak bu topraklarda kalmıştır. Ne acıdır ki halen bu
politikalara alet olmayı sürdürmektedir.
Gelgelelim böylesi bir soruna makul bir çözüm bulup sorunları
diyalog yoluyla çözme yerine kanla ve şiddete dayalı, işgale dayalı
yöntemler tercih edilip bugüne gelinmiştir. Elbette sorun derindir,
ancak ne kadar derinde olsa karşılıklı hoşgörü ve demokratik
değerler etrafında birleşerek bu halkların boğazlaşmasını durdurmak
herkesin boynunun borcu olması gerekirken, adeta her gelen “bir
çıbanda bu yaraya ben sokayım” diyor ve yarayı daha da azdırıyor.
Tabii, bu sorunun çözülmesini istemeyen, bundan nemalanan, getirim
sağlayanlarda az değildir.
Lakin tüm olup bitene ve tüm karıştırıcı çabalara rağmen bu sorunu
halklar lehine çözmek mutlaka gerekiyor. Önderliğimizin deyimiyle
iki halkın karşılıklı anlayışı temelinde, Kudüs’ün ortak başkent ve
kültürel bir merkez olması ve boşa akıtılan bir damla kanın
durdurulması temelinde mutlaka sağlanmalıdır.
Bazı sorunlar vardır ki şiddetle çözülemezler. Şiddet, akan irine
neşterdir, sonra yapılması gereken bunun tedavisidir. Yani siyasal,
demokratik çözüm yollarıdır. Eğer bir yerde bir damla kan dahi boşa
akıtılıyorsa orada caniler işbaşındadır demektir. Çünkü her boş
akıtılan damla kan ekilen yeni kan tohumlarıdır. Ve tarih bu duruma
yol açan canileri hiçbir zaman af etmeyecektir.
Özcesi; sorunları kördüğüm haline getirmek ve kördüğüm olması için
elinde geleni yapmak insanı ancak lanetli kılar. Lanetlilik belki de
dünyanın en çirkin durumudur.
Şimdi Kürdistan da bir kısım rantçı, var olan sorunu İsrail Filistin
sorunu haline getirmek istiyor.
Şu iyi bilinmeli; biz Özgürlük Hareketi, Filistinli hareketler
değiliz. Ve Filistin de kullanılan tıkatıcı, kan siyasetini
benimsemiyoruz. Adeta sadece kavga olsun diye kavgayı ve savaşı
kimse dayatamaz. Biz mücadele ve daha sonraki formu olan savaşı hep
geçici bir süreç ve merhale olarak ele aldık. Yaranın birikmiş
irinlerini akıtmak ve herkesin gözleri önüne hastalıklı durumu
göstermek için bir nevi zorunlu olarak bu yolla başvurduk. Ancak hiç
kimse, hiçbir güç, bizi iş olsun diye savaşın içine sürükleyemez.
Biz oldukça güçlü bir dünya bakış açısına sahip, bir
tarafın-emekçilerin-ideolojik duruşuyla siyaset güden insanlarız.
Yani her bir hareketimizin, davranışımızın siyasal-yani yaşama
yansıyış-biçimi vardır. Kaldı ki çoktandır kan bağına dayalı
siyaseti mahkûm ederek Kürdistan da halkımızı özgürlük talepleri
etrafında birleşmesi için mücadele ettik ve bu yolda önemli
başarılar sağladık. Biz her zaman ırkçı, milliyetçi, şoven,
militarist, hoşgörüye dayanmayan dinci siyaseti ret ettik. Tersine
demokratik değerlere dayalı, ulusların kendi olma mücadelesi
temelinde mücadele yürüttük.
Şimdi Türkiye de -özel de AKP, CHP- ve kimi geçmişte iflas etmiş
Kürt işbirlikçileri her şeyiyle açığa çıkmış bu sorunu ısrarla
İsrail Filistin çatışkısına çevirmek istiyorlar. Siz İsrail
olabilirsiniz ancak biz Filistin gibi ya da Filistin siyasetçileri
gibi yapmayacağız. Biz demokratik değerlerin peşini bırakmayacağız.
Türkiye halkıyla ya da halklarıyla kardeşlik temelinde kardeşleşmeyi
sürdüreceğiz.
Türkiye işçilerinin “AKP SAĞLIĞA ZARARLIDIR” sloganı esasta
İsrail tarzı siyaset yürüten bir partinin zihniyetini iyi
yansıtıyor. Türkiye başbakanı Tayip Erdoğan’ın DTP ile görüşmeyi
şartlara bağlamayı -ki bu sözde PKK’ yi terörist ilan edecekler-
olsa olsa Şaronvari bir yaklaşımdır. Olsa olsa kan siyasetine devam
etme çağrısıdır. Olsa olsa Türkiye de giderek gelişen Finans
kapitalden nemalanmadır. Savaş rantından yararlanmak için yalakalık
yapmaktır.
Dahası; İsrailli olmak tavrı olsa olsa halklara karşı duyulan korku
ve kindir. Bu kinin ve korkunun kimseye faydası yoktur, olamazda.
Kürt legal siyasetçilerini aklıselime davet ederken kendisinin ve
Ortaklarının aklıselim davranması gerektiğini unutuveriyor. Ve
Erdoğan şunu unutmasın; eğer Kürdistan Filistin olursa bu sorun
küçücük bir İsrail ve Filistin çatışkısı olarak kalmaz. Tüm
Ortadoğu’yu yakar. İşte bunun işin önce aklıselim davranmayı Erdoğan
ve ortakları öğrenmeli, aksi durumda halkların cezalandırması çok
sert olur. |