|
Kasım Engin
Askerlik
bir onurlu iştir. Her çalışmaya benzemez. Askerin uğraştığı saha ise
savaş alanıdır. Savaş alanına ölüm kalım sahası derler. Ölüm kalım
sahası insanlar üzerinde yürütülüyor. Orada çarpışanlar insanlardır.
Yani eti-butu olanlardır. Duygulu yaratıklar ve canlıdırlar. Bu
sahada uğraşanların tepkileri ve refleksleri vardır.
Özcesi bu saha oldukça zorlu bir saha. Bu sahada görev yapanlar her
şeyi hesaplayarak girmeli. Belki emir-komuta zinciri, keskin
kararlar ve birey egosunun tatmini için çok çekici de gelebilir bu
saha. Lakin unutulmamalı ki ateşten gömlek giyenlerin de sahasıdır
aynı zamanda. Bir gün kahraman olan yarın hain olabilirler. Bir gün
baş tacı olanlar yarın günah keçisi de olabilirler.
Bu sahaya girenler bunları bilerek gelmeli. Konuşmalarını buna göre
yapmalı. Boş keseden boşboğaz konuşmamalı. Asker iyi düşünür, iyi
ölçer, iyi biçer öyle adım atar. Aynen öyle de konuşur. Hani var ya
"konuşmak gümüş ise, susmak altındır" diye. Aynen öyle. Asker
susabilmesini bilmeli. Ya da asker olur olmaz konuşmamalı. Bir de
asker büyük konuşmaz, o büyük iş yapar. Bir asker yalan söylemez, o
olay neyse onu söyler. Çünkü askeri sahada daha doğrusu savaş alanı
sadece ve sadece gerçekler üzerinde yürür. Hafiften gerçeklikten
kayış felaketlere yol açar. Başka yerlerde hafiften bir kayış değil,
çok bir kayış kan akıtılmasına yol açmaz. Ancak savaş sahasında
gerçekleri ıskalama ölümlere yol açabilir.
İşte size Osmanlının ahım şahım Enver Paşa’sı; adam hafiften hesap
hatası yaptı ve bu hafiften hesap hatası Sarıkamış’ta seksen-doksan
bin gencin ölümüyle sonuçlandı. Tarih de böyle örnekler çok. En
meşhurları belki de haçlı seferleri döneminde milyonlarca
Hıristiyan, boş hayaller uğruna yollara döktürüldüler ve bu yola
döktürülenler yollarda döküldüler. Nedeni hafif bir hesap hatası. O
da şuydu; gümbür gümbür gelen haçlı sefer ordusu önünde herkes
kaçacak. Erzaksız kalmaları için yakılan köylerin hesabı yapılmadı,
saldırılar ve hastalıklarda cabası. Sonuç dökülen bir ordu.
Tüm bunların sorumluları kimdir sorusu önemlidir. Sorumlular ve
sorunu yaratanlardır. Sorumlular bu ordunun başında bulunanlardır.
Yani yargılanması gerekenler bu ordu komutanlarıdır.
İlginç bir örnek var. Romalarda görevini yapmayan ya da yapamayan
komutanlar Patus yöntemini uygularlarmış.
Nedir Patus ilkesi? Kendi kendini kılıçla öldürme.
Peki, bugün bu Patus ilkesi nasıl uygulanacak?
Kime uygulayacağız?
Hangi babayiğit buna var?
Romaların meşhur ilkesi var. Geldim, gördüm, aldım. Eğer gelip
görmüş isen ve almamış isen hesabını vereceksin. Hesabı Patus
ilkesidir.
Hani madem bu kadar bu işin tadını tadıyorsun. Ve madem bu kadar bu
işin rantını yiyorsun. Ve madem bu kadar bu iş seni tatmin ediyor.
Ve madem bu kadar nara atıyorsun. Ve madem burnundan kıl
aldırmıyorsun, o zaman bunun faturasına da hazır olmalısın.
Terörist devletin ordu komutanı Bay Yaşar Büyükanıt'tır. Bir ordu
komutanına yakışmayacak şekilde büyük konuştu. Sonra da bir komutana
yakışmayacak şekilde çok büyük yalan konuştu. Ve ardından da
yitirilen bir muharebeyi itiraf etmeyerek ona buna yıkmaya çalıştı.
Ve şimdi kahramanlıktan hainliğe geçişi yaşıyor.
Bunların hepsi bir komutana yakışmıyor. Madem bu terörist devletin
ve tabii ki bu alnı şanlı Osmanlının bir devamı niteliğindeki
komutansın, o zaman kaytarmak yok.
Gelmedin, görmedin ve almadın. Tersine çoluk çocukları gönderdin ve
senin hiç savaşa girmemiş komutanın İlker Başbuğ da ancak Şırnak’a
gelip yenilginin nasıl kamuflaj edileceğini ve nasıl erken geri
çekileceğinin hesabını yaptı. Ama o kadar elin gariban Mehmet’i
gelip karda kış da, kurda kuşa yem oldu. Yazık değil mi? Peki bunun
hesabı kimden sorulacak? Şimdi sen ve komutanların bunun askersel
onura dayalı davranışı göstermeyecek misiniz? Şimdi bunu yapmazsanız
ayıp olmaz mı?
Lami cimi yok. İki çıkış yolu var. Ya onurluca istifa, ya da Patus
yöntemi.
Birde, askeri olarak almadık ama siyasi olarak kazandık hikâyelerini
unutun. Şu doğru; askeri olarak yenilipte siyasi olarak kazanılmış
çok savaş var. Ancak bunlar hep yürek işi ister.
Bu yenilginin siyasi kazanıma dönüşmesi için Kürt sorununda askeri
şiddet yol ve yöntemlerini terk ederek Kürt sorununa siyasal çözüm
yöntemini devreye koymalı. Bu siyasal olarak orduya kazandırabilir.
Lakin bunu yapma yerine çöken siyasal demoralizasyonu başka yerlere
saldırarak kapatmaya çalışmak, düpedüz bir kendini kandırma olayı
olup bir şey getirmez.
Tekrarlıyoruz; Sayın Büyükanıt ve ekibi, ya istifa etmeli ya da
topyekûn Patus yöntemi uygulamalı. Başka da yol yok!
Erdemli ve onurlu olma dürüstlüğü gerektirir. Bu konuda askeri
dürüstlük yukarıda dile gelen iki davranış biçiminden birinden
geçmektedir. Umarız bir askeri dürüstlük temelinde Büyükanıt ve
ekibi bu meseleye yaklaşır ve askerliğe veda ederler. |