|
Aram Masîs
Türk
devleti, ordusu ve basınıyla Zap’a yapılan kara operasyonunu
tartışıyor. Yine Kürt halkı ve medyasının da temel gündemi bu.
Operasyonla beraber Kürt Medyası rolünü oynadı ve Türk özel savaş
güçlerini boşa çıkardı. Gerillalarımızın kahraman direnişi sonucu,
inkar ve imhanın tümüyle derinleştirildiği ve netleştiği bir yıla
olumlu bir giriş oldu. Türk ordusu kendisince 2008 atılımımızı
baltalamak ve tüm Kürtleri etkisi altına almak için, tüm askeri
tekniği ve uluslar arası güçlerin desteği ile gerilla alanlarımıza
acemice saldırdı. Tabi bu bir başlangıçtır ve herkesimin daha ağır
süreçlere hazırlıklı olması gerekir. Bunun için HPG ordumuzu
büyütmeliyiz. Bu nedenle gelebilen her Küt gencinin saflara
katılması gerekiyor. Ancak ordumuzu büyüttüğümüzde, fazla kan
dökülmeksizin kısa bir zamanda demokratik özerk bir Kürdistan
kurabiliriz.
Zap direnişi ile büyük darbe alan Türk ordusu, her zamanki gibi
yalan ve psikolojik haberlerle yaşadığı hezimetin üstünü örtme
çabasında. Genelkurmay başkanı, üniformasını çıkartacak duruma
geldi. Sonuçta askeri açıdan Genelkurmay’ın harekat tarzı, masa
üstünde sonuç alıcı gibi görünebilir, ama on yıllardır faşist ve
şoven zihniyetin anlamadığı, gerillanın bağlılık, fedailik, modern
taktik ve bununla ilintili teknik gelişimi göz ardı edildiğidir.
Fedai tarzı ile savaşan gerilla karşısında, askere giderken
çocuğunun emziğini ağzına alıp ağlayan Türk askeri, dağlarda nasıl
bir savaş vereceği, Zap direnişi en iyi örnektir. Binlerce
kilometrelik dağlık alanlarda yıllardır doğayla uyum içinde yaşayan
gerilla karşısında, değil Türk askeri hiçbir gücün direnmesi mümkün
değildir. Savaş uçakları ve kobralarına güvenen ordu, askerin inanç
ve bağlılık boyutunu unutmuş. Çocuğuna, ailesine, evine ve şehir ya
da köyüne tümüyle bağlı olan, arkasındaki köprüleri gözyaşlarında
sağlamalaştıran bir askerin psikolojisi, ancak ve ancak arkasındaki
köprüye dönme arzusu olabilir. Bir de haksız yere, başka bir ülkede
savaşmak ve bu başkalarının çıkarı için ise, o askerin mevziden
başını çıkarması çok zor.
Sonuçta Zap’ta yaşanan da bu oldu. Binlerce gücüyle gerillanın
bulunduğu alana giren askerler, üst üste sızma ve saldırı eylemleri
karşısında bozguna uğradı ve savaşmak yerine nasıl geride
bıraktıkları köprülere ulaşacakları telaşına girdi. Zaten savaşın
seyri ikinci gün belli olmuştu. Çocuğunun emziğiyle dondurucu
soğukta ve nereden nasıl darbe alacağı belli olmayan bir arazide o
askerden savaşmasını beklemek cahillik olur ya da bile bile o
gençleri ölüme göndermek olur.
Gerillaya katılan gençlerin ise büyük ve yüce idealleri vardır.
Özgür bir vatan ve onurlu bir yaşamı inşa etmek temel felsefemizdir.
Saflara katıldığı gibi tüm gemileri yakar ve yaşamı uğrana ölecek
kadar seven bir fedai ruhla savaşır. Bu ruhla kendini donatmış bir
insan, en büyük tekniktir. Hele hele gerilla saflarına katılan,
toplumun okumuş, araştıran, sorgulayan, emekçi, halka bağlı,
ideolojik olarak kendini donatmış ve zamanında düşmana karşı eli boş
mücadele etmiş insanlarsa, savaş meydanında elindeki silahla
kahramanlık destanları yazmasından başka ne beklenebilir ki? Bir de
yıllarca dağda yaşayıp, doğanın bir parçası oldu mu, fiziki olarak
dağ keçileriyle yarışacak düzeye geldi mi ve doğanın kutsal ruhu
tarafından korundu mu, tüm dünya da birleşse, tüm teknik silahlar da
kullanılsa, gerillanın avantajlarına sahip olunamaz. Nasıl ki bir
şehir cadde cadde, sokok sokak, ev ev vb. tüm yapılarıyla
bilinebiliyorsa, gerilla da yaşadığı özgür dağlarda arazinin her
taşını, ağacını, uçurumunu, deliğini, vadisini bilir, tanır ve
darbesini vurur. Binlere varan bir askeri kolu, dört gerilla çok
rahatlıkla bozguna uğratır. Zap’ta defalarca bunun örneği
sergilendi.
Bir de halk boyutu vardır. Halkımızı serhildan ruhuna layık olmak,
şehitlerimizin ideallerini gerçekleştirmek ve Önder Apo’nun
felsefesi ve direnişçi ruhunu yaşamsallaştırmak öncellikli
görevimizdir. Hemen hemen Kürtlerin yaşadığı bütün alanlarda
başkaldırması düşmana vurulan ikinci en büyük darbedir.
Bundan sonra ne olacak? Türk devleti ve uluslar arası güçlerin
Kürtleri soykırımdan geçirme planları 2007’de netleşti ve buna karşı
“êdî bes e!” hamlesiyle bir süreç başlatıldı. En başta gerillalar
“êdî bes e!” diyor ve 2008 baharıyla bunu tüm dünyaya gösterecektir.
Gösterecektir diyoruz, çünkü bundan başka bir yol bırakılmamıştır.
Bahara kadar İmralı’da tutsak olan Önderimiz ve yaşam kaynağımız
Rêber Apo muhatap alınmaması durumunda, 99 yılından bu yana bekleyen
gerilla güçlerimiz, tüm gücünü fedai bir savaş tarzıyla ortaya
koyacaktır. Bu da on binlerin ölümü demektir.
Umut ederiz ki, Türk toplumu AKP, CHP ve MHP gibi partilerin gerçek
yüzünü görür ve Önderliğimizin defalarca uzatmış olduğu barış ve
kardeşlik elini tutar. Türk toplumu bilmelidir ki, asıl terörist
olan, gençlerin kanı üzerinden Anadolu halklarının geleceğini
Amerika, İngiltere, İsrail vb. emperyalist güçlere peşkeş çeken AKP
ve ordu gibi oluşumlardır.
|