|
Kasım Engin
Dün
"dağların aşkına güven" diye radyoda bir türkü dinliyorum. Tam da
terörist devletin terörist ordusunun HPG gerillalarına karşı
yaşadığı hezimetten sonra, geri çekilme haberinin medyada geçtiği
dakikalar.
Doğrusunu söyleyecek olursam duygularımın şaha kalktığı bir an.
Faşizan ordunun yalan dolana dayalı, sahtekârlıklara dayalı,
abartılı ve çoğu kez asılsız haberlerinin foyasının açığa çıktığı ve
herkesin bunu gördüğü böylesi bir anda "DAĞLARIN AŞKINA GÜVEN"
parçası çok dokunuyor ve içten insanı etkiliyor. Nede olsa bu
dağlarda, yıllar yılıdır bu halkın evlatlarıyla en ağır şartlara
rağmen, en ağır saldırılara karşı hep bu dağların aşkı uğruna
direndik. Bu dağların aşkına güvenerek hep bu dağları kendimize
mekân eyledik. Ve bu dağlar hep bize ve halkımıza yaşamanın korunağı
oldu. İşte, bunun için biz dağların aşkına ölümüne ölümüne inandık.
Şimdi ise dağların aşkına ne kadar güvenileceğinin en güzel anlarını
yaşıyoruz. Öyle ağızlarında çıkanları kulaklarının duymadığı;
terörist bir ordunun, siyasetçilerin, medyanın, sanatçıların hatta
hatta halkların kanlarını emen işverenlerin ve Nazım Hikmet'in
deyimiyle " bilmem kaçıncı tuğuna ettiğim "cümle iblislerin
söyledikleri hep kulaklardadır. Nasıl da bitireceklerdi Kürdistan
gerillasını. Ve nasıl da vurup dize getireceklerdi. Nasıl olsa cümle
iblisler onların yanındaydı. Başta şer üçlüsü-ABD, İngiltere,
İsrail-ve tabii ki sözde demokrasinin ve hukukun kalesi olarak
geçinen yüzü kara AB ve yine Kürtlerin yüzkarası olan ve yüzyılların
ihanet geleneğinin katmerlisini uygulamakta çekinmeyen Talabani'si
ve saymadığımız nicesi. Hep terörist devletin yanında yer aldılar.
Bir de tabii ki Ortaasya kırlarında at sırtında gelmiş, yüzlerce
halkı tarih sahnesinde silmiş barbar bir ordu. Daha dün Ermenilere
yapılanları hatırlatarak, Bulgaristan da halkların nasıl
iğdişleştirildiğini överek zafer sarhoşluğuyla azgınca gelen bir
ordu. Hele hele dünyanın tekniğini de arkasına alması onu bir o
kadar daha barbarca saldırıya geçiriyordu.
Henüz Zap'a gelmeden Zap zapt edilmiş, gerillalar güney Kürdistan'ın
içlerine "kaçmaya" başlamışlardı. Nede olsa tarihin en anlı şanlı
faşizan ve barbar ordusu geliyordu. Kim bu vahşi, saldırgan, kuduz
ordunun önünde durabilirdi ki?
Türk basını salyasını akıtmaya başlatmıştı. Faşist Erdoğan ve Gül
kliği ve iblisleri söz birliği ederek kaç gün sonra yerle bir
edeceklerinin planını yapıyorlardı!
Evet, yerle bir ettiler. Ancak kendilerini ve balon gibi şişirilmiş
ordularını. Nasıl ki 90 yıl önce Sarıkamış'ta meşhur Enver Paşa
komutasında 80 bin askerini aynen düşürülen Kobraları gibi "kırıma"
uğrattılar aynen öyle kırıma uğradılar.
Sözde sonuna kadar Zap'ı ve gerillaları tüm alanlarda
süpüreceklerdi. Lafın tam manasıyla süpürüldüler. Def edildiler.
Halen onlarca kayıp cenaze arazilerde kuşlara kurtlara yem oluyor.
İyi ki yanı başlarında peşmergeler varda karda kışta donan
askerlerini toplayıp Habur kapısında terörist devlete veriyorlar.
İşte, unutulmaması gerekilen yer Zap burasıdır.
Girilmesi zor olan, girildiğinde çıkılması zor olan saha…
Zap burası, ermaydanı. Erlerin meydanı.
Öyle herkesin cirit atacağı yerler değil buralar. Çoluk çocuğun
dolaşacağı yerler hiç değil.
İşgalcilere her zaman mezar olan topraklar yani Mezra Botan'ın kalbi
sahalar…
Madem küldür paldır geliyorsun o zaman bunların hepsini hesaba
katacaksın. Birde bu toprakların çocuklarını yani cengâverlerini
yani Gerillalarını hesaba katacaksın. Yani Dağların Aşkına
Güvenenleri hesaba katacaksın.
İyi ki top tüfekleriniz var, iyi ki Georg Bush babanızın, Olmert
dayınızın ve de Brown dedenizin size verdikleri uçak ve istihbarat
var. Birde hangi iblislerde aldığınız Kobralarınız. Birde her
sıkıştığınızda kullandığınız obüs toplarınız ve insanlarla tabiat
anayı kirleten kimyasal silahlarınız var. Bunlarda olmasa acaba ne
yapardınız?
Sözde generalleriz İlker Başbuğ ancak Şırnak'a gelip plan program
yapabiliyor. Keşke bir ödleri olsalar da gelip fakir fukara
çocuklarıyla birlikte savaşsalardı. O zaman anyayı konyayı onlara da
gerilla gösterirdi. Maalesef hep halk çocuklarını öne sürmeye
alışmış vampir takımı bu kez de öyle yaptılar. Kendileri en
uzaklarda laf salvosu yaptılar. Ancak elin çocuklarını da
Sarıkamış'taki gibi karlarda dondurarak katlettiler.
Devam edelim. Dedik ya o tekniklerinizde olmasa acaba gerillanın
karşısına çıkmaya ödünüz yeter mi? Var mısınız kavgaya? Var mısınız
er meydanında birebir savaşmaya?
Evet, varmısınız? O yürek nerede sizde…
Birde utanmadan konuşan basınları var. Nasıl da uçaklarla
bombaladıklarını ve inlerini yerle bir ettiğini yazan bir sahte
basın. Hiç soruyormusunuz sizin sözde ordunuz teknik kullanmadan kaç
adım ileriye girebiliyor diye? Tövbe haram! Kaldı ki bu kez teknikte
işe yaramadı. Bu kez top direkten döndü. Hani Fehmi Koru'nuz bu kez
maçı kesin alacığını söylüyordu. Peki, şimdi niye sesi kısık? Hani
eski ajanınız Mahir Kaynaklarınız, hani bu kez bitirecektiniz? Hani
o kadar senaryo çizen sahte yazarçizerleriniz? Hani hepsi nerede?
Hepsinin benzi solmuş, sesleri kısılmış, hatta Ulusa seslenişi
ertelemek zorunda kalan zübük birde başbakanız vardı o nerede?
Bakalım bu kez ne kadar senaryo ve yalan söyleyeceksiniz!
Sözün kısası; artık sıra bizde. Sıra demokrasiyi, kardeşliği,
beraberliği, dostluğu, hukuku, birliği isteyenlerde. Artık söz insan
hakları savunucularında, aydınlarda, demokratlarda, güzelim
sanatçılarda, Bülent Ersoy gibi rengini belli edecek yürekli
insanlarda. Artık sıra demokratik cumhuriyeti isteyen ve uyduruk bir
devlete uydu olmak istemeyenlerde.
Özcesi, artık sıra bizde. Ve artık sıra doğal HPG'li gençlerde.
Metropollerde yanan araçların ateşinde dağlardaki karlar bir daha
güzel erimekte. Artık durmak yok daha büyük gelişmeler kaydetmek
için daha fazla ısıya ihtiyaç var. Bu ısı artık dinmemeli. Ve artık
dediğimiz gibi sıra sınır içi operasyonlarda.
Artık sıra Dağların Aşkına Güvenenlerde...
Dağların aşkıyla tüm gençleri Erdalların sevdasıyla dağlara
çağırıyoruz! |