|
Şehit Viyan Özgün Bölüğü
İşte gördüğün gibi
Savaştıkça güzelleşiyor kadın
yok yok,
sen demesen de ben bilirim
anlatmadı kalemim sana kavgamı
ben diyemedim denilmezi
gelsin de Abidin çizsin
bu kavganın resmini
can bir, dava bir, yol bir, yoldaş bir
ve çizdiğim yolda ölümüne yürüyeceğime
söz verirken
şiarını haykırıyorum!
“Devrim fırtınalı kişilik ister”
Şehit Beritan
Tarih
15 Şubat 1999…
Işıkların söndüğü, yüreklerin olmadığı, beyinlerin donduğu, gecenin
gündüze dönüşmediği, çiçeklerin açmadığı, kuşların ötmediği gün…
Diller konuşmuyordu artık, sadece gözlerin birbiriyle konuştuğu,
dillendiği anlar… Cevabın bilindiği, ama gözlerle tekrar tekrar
sorulan sorular! “gerçek mi, neden? Şimdi ne yapacağız?”
Bedenlerin ateşte yandığı yürek atışlarının karşısında sessiz kalan
dünya…
Tarih 15 Şubat 2008…
Aradan tam 9 yıl geçti…
Yaşamın, mücadelenin devam ettiği, ama yetersiz yoldaşlığın
yarattığı vicdan azabı…”sevgili gerilla, beynini ve yüreğini temiz
tut” sözünün duyarlılığıyla bir nevi de olsa kendi özüyle buluşma
mücadelesi.
Umudun diyarında umutsuzluğa mahkûm edilen Güneş’in ve Ateş’in
çocuklarına umut ışığını topraktaki filize hayat olsun diye gönderen
Güneş’le ısınır bedenler, ısınır toprak…
Yarattığı umutla dolu yürekler ve beyinler umudu doğanın eşsiz
güzelliği olan dağlarda yüceltiyorlar. Hele bir de Apo’nun kızları!
Kürt ve kadın olmanın gururuyla mücadelesine her gün daha fazla
sarılarak Önderliğimizin yalnızlığının kutsal pratiğini hissetmeye
çalışmakta. Yaşadığı yetersiz yoldaşlığın özeleştirisini Önderliği
hissederek, yaşayarak ve değil günün 24 saatinde 25 saatinde
pratiğiyle vermeye çalışıyor.
Komployu kabullenememenin yarattığı duygular, düşünceler ardından
bir de zehirlenme haberleri! Ve tüm kadınlar bir kez daha Önderlik
için gözyaşlarını göğsüne akıttı. Akıttı gözyaşlarını ve
gözyaşlarının oluşturduğu akıntı Marmara sularına ulaştı. Hani
derler ya, kadının hisleri güçlüdür, beklide bu sözü en iyi yaşayan
Kürt kadın gerillalar oldu. Marmara sularına ulaştı Kürt kadının
gözyaşları, ki onlar sadece gözlerden değil beyinlerden akıyordu.
Önderliğini hissetti, O’nun yalnızlığını, tanrısallığını ve
eşsizliğini. Hissetti, hissetti ve kendi gerçekliğini gördü Kürt
kadını.
Ehrimanlar, egemenler her taraftan saldırmaya devam ediyorlardı.
Bunun karşısında Rêber Apo’nun yarattığı kadın durur mu? Alır eline
silahını, çıkar dağlara, düşmana yönelik mücadele yeminini eder.
Önderliğini düşünür ve gider eylemine, baskına, pusuya, suikast’a,
mayına… Ve kimisi de bir kez daha Önderliğinin esaretini
kabullenememe sonucu bedenini ateşe verir.
Ateşe
verir duygularını, düşüncelerini her kıvılcımıyla düşmanından
intikam alır. Her kıvılcımın verdiği eşsiz mutlulukla sloganlarını
atar “Bijî Serok Apo! Bijî Serok Apo! Bijî Serok Apo!” ateşin
güzelliğiyle yaşam ağacına sarılır. Ve Viyan’ın ateşi, kutsal ateşi
yener.
Zafer Viyan’ındır, zafer Kürt kadınınındır, zafer Önderliğindir.
Kürt kadını her geçen gün daha da güçlenmektedir. Önderliğine olan
özeleştirisini sadece silahıyla değil duygularını ve düşüncelerini
güçlendirerek vermekte. Kürdistan’ın özgür dağlarında mücadele etme
şansını yakalayan kadınlar, bu yaşamın gerçek yaratıcısını bilir ve
ona her gün sözünü verir. “Ya Önderlikle ya da asla” diyerek
mücadelesine sarılır ve zaferin geleceği günü hayallerinde,
rüyalarında görür. Rüyalarıyla yaşar gerilla kadınlar. Önderliğin 40
yıllık özlemi olan dağlarda Önderliğini hissederek özlemi gidermeye
çalışır. Çalışır Kürt kadını çalışır ve çalışır.
Ve Güneş’e seslenir;
“Önderliğim sizin yarattığınız değerle bu gün yaşıyoruz ve mücadele
ediyoruz. Seni çok özledik, seni çok seviyoruz. Sevgi, emek ister
demiştiniz, emek vererek sizi o küçük odadan Özgür Kürdistan
dağlarına ulaştıracağız. İşte o gün bütünleşecek bütün bedenler,
güneş’in yakıcı ışınlarıyla.
“Biz kadın ve erkekler olarak yaşamın en ateşli imtihanlarından
geçerken, birbirimize eşitlik ve özgürlük sözü verdik.” demiştiniz.
Ve işte o gün, biz güneşin çocukları birbirimize bakarak “BAŞARDIK”
diyeceğiz.
Sizi çok özledik, sizi çok seviyoruz. |