|
Alişêr Koçgıri
Türkiye’de
öyle şeyler oluyor ki, şaşılacak cinsten ve yaşayanlarını dahi
hayrete düşürecek nitelikte.
Bir gün dost olanlar öteki gün düşman, bir gün söylediğini ertesi
gün “yanlış anlaşıldım” diye inkar eden, bir gün doğru dediğine
ertesi gün yanlış diyenden geçilmiyor. Bu kadar tutarsızlık,
ilkesizlik, ikiyüzlülük ancak Türkiye’de olur demek ki...
Şu “Çılgın Türkler” anlaşılan böyle oluyor. Birde bu meziyetleriyle!
Övünmeyi maharet sayıyorlar. Aklım alacağı bir şey değil, ama bu
şimdi bu gerçeğe nasıl yaklaşılmalı; hastane-hapishane-tımarhane
üçlemesi hemen akla geliyor ama yeter mi?
Tarihsel-toplumsal nedenleri kuşkusuz vardır, ama güncel olması
itibariyle bu boyutuna şimdilik girmeyelim, güncel birkaç görünümle
yetinelim.
Genelkurmay denilen oluşumun durumu ibretliktir. 35 yıldır aynı
teraneyi tekrarlıyor ama sonuç hep aynı. Bir doktor tımarhaneyi
kontrole gitmiş, bakmış bir deli sabit bir yere bakıyor, tabi oda
bakıyor, bir şey görmüyor, niye baktığını orada bir şey olmadığını
deliye söylüyor. Deli ise kendisinin 25 yıldır baktığını bir şey
görmediğini, kendisinin bir defa bakmakla bir şey göremeyeceğini
söylüyor. Tabi doktor şaşırıyor ama onun deli olduğunu hatırlıyor ve
oradan uzaklaşıyor. Kuşkusuz deli de, neyi yirmi beş yıldır
baktığını açıklamıyor, çünkü delidir.
İşte Genelkurmay’ın durumu da bu delinin haline benziyor. Olmadığını
iddia ettiği bir sorunla uğraşıp duruyor. Tabi bu delilik hali göz
önüne getirildiğinde, ondan akla uygun bir yaklaşım beklenemez.
Hadi diyelim birde politikacılardan örnek verelim. 45 yıldır
siyasetle uğraşan Deniz Baykal var. Bir türlü başbakan olamıyor. Bu
zatı muhtereme oy verenlere ne demeli. Herhalde dünya siyasetinde
örneği yoktur, bu müzmin muhalifin hastalığına ne demeli? Tıbbi yönü
incelenmeli ama takipçilerinin de durumu incelenmeye doğar.
Tabi birde devşirmelerin, yani dönmelerin durumu var. Bunlar tam bir
vaka. Kürt ana-babadan olmalarının hali içler acısı, çünkü gerçek
Kürtler hayli etkili iken, onların “aslını inkar eden haramzadeleri”
oynaya hali traji-komik bir görünüm arz ediyor.
Yugoslavya-Bulgar-Afgan-Arnavut-Çerkez-Gürcü-Rum-Ermeni vb. olanlar
zaten ortada kalmamış, durumları anlaşılırdır, yalnız Kürtler için
durum farklı.
Birde hem Kürt olduğunu iddia eden, hem de Kürt halkına karşı
mevzilenen zevat var. Kimi solcu, kimi sağcı, kimi İslamcı ama hepsi
de PKK’ye karşı. Genelkurmayın bu delidaşları için ne söylense
azdır. Meşhur üçlemenin bunlar içinde geçerli olduğu açık.
Şu meşhur türban tartışmalarında delilik oranı sıçradı. İşte buna
“akıl tutulması” denir. Tabi kanunla fes yerine şapka geçirenler,
eşarbın yerine türban da geçirir. Bari oldu olacak, şalvar, bıyık,
sakal, mayo gibi konularda da yasalar çıkarılsın.
“Bir deli kuyuya bir taş atmış, kırk akıllı çıkaramamış” derler ya,
öyle bir durum işte. Öyle bir devlet ki, yasak dediği şeylerle
uğraşa uğraşa hastalıklı hale gelmiş. “Bölücülük-Yıkıcılık-İrtica
vb.” diye diye kendini yiyip bitirmiş.
“Deliye akıl veren çok olur” derler ya, birbirlerine akıl veren
deliler topluluğu olunca işler çığırından çıkıyor. Eh “karı”
dediklerine türban da geçirirler, her türlü tasarrufta da
bulunurlar.
Türkiye’de “karı” olarak görülen kadının özgürleştirilmesi
ile türbanın ne alakası var, olsa olsa “karı” olarak görülen
kadın’a girdirilen deli gömleğinden söz edilebilir.
Kısacası Türkiye tablosu bu, çık bakalım işin içinden çıkabilirsen.
Eh dememişler mi, “dinsizin hakkından imansız gelir”, tam da bu
durumu andırıyor. Birbirini yiyerek bitiriyorlar, ne destek sunma ne
de zemin olmak lazım.
En büyük akıllılık bu olsa gerek. “Her köyün bir delisi vardır”
derler, ama herkesin deli olduğu yerde de akıllı aramaya gerek yok.
“Çılgın Türkler” hakkında kanaat bu yönlü.
Akıl tutulması yaşayanlar belki anlar…
|