|
*Rengin Botan
Her
şeyden önce varlık ve yaşam gerekçemiz Önderliğimiz, insanlık
değerlerinin tüm güzelliklerini ifade eden, yüce felsefesinin
devamcıları ve yaşamsallaştırılması iddiasında olan, özgürlük
savaşçıları olarak selamlıyor, değerli çaba ve emekleri karşında
minnettarlığımızı belirtiyor, saygı-sevgi ve özlemlerimizle
kucaklıyor, hasretle öpüyor ve emeklerine laik olma sözümüzü
yineliyoruz.
Bu vesileyle 10. yılına girdiğimiz, büyük insanlık ayıbının en
çirkin ifadesi olan ve Önderliğimizin esaretiyle sonuçlanan 15 Şubat
uluslararası komplonun tüm uygulayıcılarını lanetlerken,
Önderliğimiz şahsında halkımızın özgürlük umutlarını, geliştirdiği
bu komployla kırmayı hedefleyerek, bu pervasız ve insanlık dışı
saldırıyı gerçekleştiren, bunda pay sahibi bütün güçleri esefle
kınıyorum. Halkımızın özgürlük mücadelesini, çıkar dengeleri uğruna
feda ederek, harcamaya çalışan ve bu dönemin kurbanı seçilerek, Kürt
halkının yarattığı özgürlüksel değerleri çıkar uzlaşması üzerinden,
egemenlikli sistemin sömürgeci emellerine alet ederek, tarihin en
çirkin ve af edilemez komplosunu gerçekleştiren tüm iktidarcı
güçlerin, Önderliğimiz şahsında gelişen halkların bu özgürlüksel
çıkışını karartma girişimlerini lanetliyorum. Aydınlatıcı
perspektifi ile insanlığı özgürlük arayışına yönelten ve bu anlamda
asrımızın evrensel Önderliğini özgürlüksel çıkışı şahsında
gerçekleştiren Başkan APO’nun değerli çabalarının yaratımı olan biz
özgürlük savaşçılarının “ yetersiz yoldaşlığı “ aşarak, doğru ve tam
yoldaş olmanın gereklerini bu komplocu güçlerin amaçlarını boşa
çıkarma çabası üzerinden seferber ederek, tüm çabamızı komple
değerlerimizin zirvesel ifadesi Önderliğimize, onurlu duruşlarıyla
bizi onure eden kahraman şehitlerimize ve fedakar halkımıza laik
olmaya adayacağımızı belirtiyoruz.
Şubat’ı yazmaya yeltenmek, her babayiğidin harcı olmasa gerek.
Bundan olmalıdır ki yazmak için kaleme her uzandığında tir tir
titrer ellerimiz, belki de vebali ödenemeyecek kadar ağır olan bu
suçun günahkarlığına herkes bir parça ortak olduğundandır. Bu
nedenle, Şubat ayı aklanmayı gerektiren acı ve lanetli bir zaman
dilimi olduğu kadar, en derin sorgulamaların yaşanmasını gerektiren
bir gerçekliktir, aynı zamanda. Şubat kara bir lekedir, tarihin
yazılı-yazısız sayfalarında. Muammaya dönüştürülmek istenen bir
cinayetin, bir katliamın itirafı, ancak insanlıktan payını almayan
insanın insana reva görebileceği bir kalleşliğin timsalidir. Egemen
sistemin tarihi mirasının ürünü ve tekrarı olan günümüz dünyasında
da kendini pazara çıkarmış sömürgeci egemen güçlerinin, çıkar
hesapları ve menfaatler adına, tüm doğrulardan ve insani değerlerden
koparak, dibe vurmasını ifade eder 15 Şubat komplosu. Büyük
bedellerle yeşermiş, özgürlük umutları üzerinden ayağa kalkmış, bir
halkın iradi duruşunu ortadan kaldırma girişimidir. Ve yetersiz
duruşlarıyla zemin sunmanın farkındalığında olmadan işlenen bu
insanlık suçunun bir parçası haline gelen yetersiz yoldaşların,
yapılanlar tersine çevrilmedikçe benliklerinde her gün daha fazla
acıya dönüşen bir sızı, yüreklerde kanayan ve onarılması güç bir
yaradır, Şubat ayı.
Oldu olası mücadelelerle asırlar geçirdi insanlık, bu yeryüzü
üzerinde. Büyük bedeller üzerinden tarihler yaptı-yarattı-yazdı ve
yazdırdı. Büyük kahramanlıkların yanı-sıra trajedilere de imza attı
istekli-isteksiz, gönüllü-gönülsüz. Zaferlerle mutluluğun zirvesini,
başarısızlıklarla acıların en katmerlisini yaşadı, zira arayıştan
yılmadı, umuttan vazgeçmedi tarih boyunca. Ama kendi diyalektik
seyri içerisinde tarih de ilerledi, zaman durmadan aktı, yaşam devam
etti ve hala devam ediyor. Kimilerine göre olması gerektiği gibidir
belki, ama kimilerine göre de değişmesi, aşılması gereken bir
handikaptır, bu tarihin yazılı hükmü. Ve her zaman olduğu gibi şimdi
de bu insanlık çelişkisi çözülmeyi bekleyen bir kördüğümdür, günümüz
dünyasında. İnsanın insanla, kendisini yaratan doğayla, hayat bulup
soluduğu, sayesinde var olduğu yaşamla arasına koyduğu, bunca
mesafenin yarattığı uçurumun doruğunda bir rota izlemek ne türden
bir kerametse… Bu yaman çelişkinin kaynağı, dengesizliğin yarattığı
üstün güç müdür gerçekten, yoksa korkunun yarattığı zaafın ürünü mü?
Hani, bütün insanlar aynı biçimde özgür doğar, eşit doğar,
cinsiyeti, ırkı, dili, inancı ne olursa olsun hikayelerine nasıl da
inandırılırdık bir zamanlar. Köreltilmiş bilincimizin, farkında bile
değilken, sanki içimizdeki gaflet inimize davet edilirdik,
bilinçsizliğin en karanlık kuytularına. Bu nasıl bir vicdan ki kendi
kendine durmadan bunca ölüm kapanı kurmayı fazilet sayar. Katiller
tarih yazabilir mi, özgürlük bahşedilip satın alınır mı, hangi güç
gerçek doğruların hükmünden kurtulabilir ki doğruların çok farklı
tarifeleri olsa da… Zira insanlık bugün tarihle, tarih zamanın
tanıklığında yaptıklarıyla ve kendisi ile yüzleşme safhasındadır,
hiçbir karanlığa ve meçhule af tanımaksızın.
İşte, bu nedenledir ki bugün gerçek bilinç ve adil vicdanın hükmünde
tarih ve insanlık Şubat’ın karanlığında, geleceğini karartmak
istediği bir halkın vebalini ödemek gibi ağır bir sorumluluk
altındadır. Şubat; dipsiz bir karanlık, benliklerde onarılamaz bir
yara, yüreklerde inleyen bir acı, kökü kazılasıca bir lanet,
ihanetin en af edilemez örneği, bilinci nasırlaşmış, zihniyetlerin
tuzaklarla dolu tarihsel tekerrürü ve her hatırlandığında
lanetlenecek bir gerçekliktir, artık Kürt halkının tanıklığında. Her
an lanetlenerek, tarih sayfalarına kara bir gün olarak geçen,
Önderliğimize yönelik geliştirilen uluslararası komplo, bir yılını
daha yüreklerimizde yarattığı onarılamaz acılarla birlikte doldurmak
üzereyiz. Bu on yılı aşkın zamanı hangi bilincin öfkesi, hangi
vicdanın yargısı, hangi his ve duyguların dökümü yeteri tarife
kavuşturabilir, O yüce insanın yaratımları anı anına hissedilip
yaşanmazsa. Çünkü başkan APO’yu yaşadığın kadar, tüm yaşanılanları
anlamlandırabilirsin ancak. Kürt halkı ve APO’culuğun özgürlük
militanları olarak, iliklerimize kadar hissettiğimiz Şubat
komplosunu, gerçekleştirilme amacını, her gün nefesimize kadar yakın
duyumsadığımız bir gerçeklik içerisinde, nasıl unutabiliriz ki.
Şubat komplosu; egemen sistemin, insanlıktan bağını koparmış iktidar
efendilerinin eliyle her türlü hile, oyun ve insanlık dışı
uygulamalarla özgürlüğe, yüceliğe, güzelliğe, doğruluğa dair tüm
yaratımları ortadan kaldırma çabasını ifade eder. Yıllardır, tüm
özgürlüksel çıkışlar karşısında reva görülen yok etme siyasetinin
devam ettirilmesidir. Ve yüzyılları kapsayan bir varoluşun sahibi
Kürt halkını, geçmişte olduğu gibi bugün de katliamlarla tarihten
silmeyi amaçlayan bir zihniyetin ürünüdür. Ancak geçmişteki gibi
Kürt halkına karşı geliştirilen bu imha saldırılarının sonuç
alacağını düşünme gafletine girenler, çok yanlış hesaplar
yapmaktadırlar. “Yanlış hesap kapıdan döner “ bunu hala
anlamayanlar, Kürt halkının 30 yıllık mücadele ile ulaştığı gelişme
düzeyinden bihaberdirler demektir. Şu çok iyi anlaşılmalıdır ki,
Kürt halkı o eskilerde bilinen herkese ve her şeye “evet ağam, evet
paşam” diyerek boyun eğen bir halk olma gerçeğini çoktan aştı ve
bölgenin en önde gelen özgürlüksel çıkışın öncülüğünü yapmaktadır.
Bu bilinç demek, iradi güç demek, öz kimlik edinimi demek, özgür
geleceğine yöneliş demek yani öz güç gelişiminin zirveleşmesi
demektir. Zira bunlara rağmen bu halkı bir daha kolay kolay yok etme
gibi yanılgılara girmek, bu tür amaçlar güden tüm güçler açısından
baştan itibaren kaybetmek anlamına gelecektir.
Uluslararası komplo, 30 yıllık mücadelemize dayatılan en çirkin en
kural tanımaz imha saldırılarının somutlaşmış hali olarak,
inkar-imha zihniyetine dayalı yönelimlerin deşifre olup, çeşitli
kılıflarla gizlenmeye çalışılan maskenin düşmesini de beraberinde
getirmiştir. Bugün de hala devam eden imha ve tasfiye saldırıları,
komplonun sonuca ulaşmamasından duyulan öfkeden kaynaklanmaktadır.
Halklar arası yüzyılları kapsayacak bir savaşın yaratacağı düşmanlık
üzerinden, çıkarlarını garantiye almayı amaçlayan kan emici güçler
planlarının boşa çıkmasını hazmedememekte, özelde bu oyunlarını
deşifre edip, boşa çıkartan Önderliğimizi en temel saldırı hedefi
haline getirmektedirler. Tarihinin her anlamda ilklerini Başkan
APO’nun özgürlüksel felsefi çıkışı ile iradi varoluşa yönelten Kürt
halkının bu çıkışını Önderlik şahsında kendisine bir tehlike olarak
gören sömürgeci güçler, bu komployla halkımızın geleceğini
karartamadıkları için her gün yeni bir saldırı hamlesi başlatarak,
sonuca ulaşmanın yoğun çabası içerine girmekten geri
kalmamaktadırlar. Bu dönemde de başlattığı yeni bir imha
konseptinin, komployu sonuca ulaştırma çabası olduğu aşikardır. Bu
anlamda uluslararası alanda eskisi gibi istediği desteği alamazsa da
AKP hükümeti ve Ordu anlaşması devletin olanaklarını bir yandan
çıkar ilişkileri üzerinden dış güçlere pazarlayarak, destek almaya
çalışmakta, diğer yandan hareketimize yönelttiği saldırılarda
kullanmaya seferber etmektedir. İmha amaçlı geliştirilen bu topyekun
saldırı konseptinin bir tarafında ABD’nin olduğu kuşku götürmez bir
durumdur. Özellikle tarihsel geçmişe dayanan ve bu anlamda işgalci
karakterleri ile bilinen Türklerin, Irak’a bir kara harekatıyla
girme tehdidinin işe yaradığı görülmektedir. Belli ki bu siyaset
ABD’nin de işine gelmektedir. İran’a yönelik belirlediği
politikalarda Türkiye’yi kullanmak için bundan daha iyi fırsat
bulamazdı tabi ki. Bu anlamda, Kürt halkını kurban seçerek, özgürlük
hareketimizi başarı şansı olmayan saldırıların hedefi haline
getirerek bilgi, istihbarat ve hava saldırılarına verdiği destekle,
Türkiye’yi yaptığı yoğun hava saldırılarıyla birlikte çeşitli
yönelimleriyle desteleyerek, sözüm ona bu biçimde tatmin ederken,
diğer yandan nabzını elinde tutmakta ve bu arada istediğini
koparmakta, dolayısı ile bölgedeki siyasetini yürütürken engel
durumundaki önemli faktörlerden olan Türkiye’yi etkisizleştirmeyi
başarmaktadır. Yani bu ilişkiler karşılıklı tavizlere dayanmaktadır.
Bunun yanı sıra Türk devletinin, bölge güçlerini de imha konseptinin
ayağı haline getirme çabaları yer yer çıkar dengeleri üzerinden
görünürde sonuç almış gibi görünse de aslında istikrara
dayanmamaktadır. Bu anlamda sağlanan uzlaşmalar, çıkarın bittiği
yere kadardır. Dönemsel ve değişkendir. Örneğin: ABD’ye göre
belirlenen Irak hükümetinin ilişki politikalarında kimi zaman Türk
hükümeti ile uzlaşı izlenimini veren bir görünüm olsa da Irak’a
girmesi konusunda Türkiye’nin tüm çabalarına rağmen hiçbir ortaklık
sağlanamamıştır. Zira bu alana girişin bir nedeni hareketimizin
varoluşu iken, Irak’taki mevcut gelişmelerden pay sahibi olamamanın
getirdiği kabullenememe bir işgal istemine de dayanmaktadır. Bunu
her fırsatta dillendiren, birçok güç gibi işbirlikçi ve ilkel
milliyetçi Kürt güçleri de bu durum karşısından kabullenmeyen
tutumlarını açıkça ortaya koymaktadırlar. Belli bir dönemden bu yana
ABD’ye kaptırmama adına Türkiye ile işbirliği üzerinden hareketimize
karşı ortak saldırı konseptlerine giden İran, bir dönemsel çıkar
işbirliği kısmen sürse de özünde İran üzerinden belirlenen
politikalarla yakınlaşmaya dayalı olduğu anlaşılan ABD-Türkiye
ilişkilerinin İran-Türkiye ilişkileri açısından bir mesafeye yol
açacağını göstermektedir. Bu gerçekliklere rağmen Özgürlük
Hareketimiz şahsında Kürt halkına yönelik geliştirilmek istenen imha
ve tasfiye konseptinin sonuç alması için hareketimizi kendilerine
alternatif gören tüm güçlerin ellerinden geleni yapmak isteyecekleri
tartışılmaz bir gerçektir. Zira Türk devleti her şeyini hareketimize
karşı geliştirdiği bu imha ve tasfiye konseptine bağlamıştır. Bu,
hareketimize karşı sonuç almak için tüm umutlarını bağladığı son
çıkış olduğundan, geleceğini bu saldırıya endekslemiştir. Bir nevi
Türk devleti açısından geleceğini kumara yatırmak gibi bir durumdur.
Hiçbir başarı şansı olmadığı halde bu kadar umutla bel bağladığı
dönem politikalarıyla kendi sonunun başlangıcını da oluşturduğundan
bihaberdir. Bu nedenle, özgürlükle alakalı herkesin başta özgürlük
militanları olmak üzere, bütün Kürt halkının demokrasi güçlerinin ve
kendine insanım diyen herkesin bu süreçte tüm gücünü mücadeleye
seferber ederek, bu imha konseptini boşa çıkarması ve bu insanlık
dışı çirkin emelleri düşmanın kursağında bırakmak için ne
gerekiyorsa yapması gerekmektedir. Zira kendilerinin bile başarısına
hiç inanmadıkları bu imha konseptinin, başarısız kılınması onurluca
yaşamak isteyen bir iradi özgürlüksel duruşa dayalı direnişin
yükseltilmesiyle mümkün olacaktır.
Bu anlamda her gün bilenerek büyük bir intikam gücü ve öfkeye
dönüşen acılarımızın yarattığı mücadele kararlılığımızı, kimse
sınama gafletine düşmesin. Çünkü bedelini çok ağır ödemek zorunda
kalır, bunu yapmaya yeltenenler. Ne her gün özel savaşın psikolojik
ayağı haline getirdiği medyada yaptığı zırvalıklarla nede sözde
korku ve panik yaratma adı altında, geliştirdiği hava ve kara
operasyonları, kendini her türlü zorluklarda sınamış güçlerimizi
etkilemeye yaramayacaktır. Zaten bu tip saldırı ve her türlü yönelim
karşısında zaafa düşen kişi, özgürlük savaşçılığı gibi büyük bir
iddiaya yönelmeye cesaret etmez. Hele her şeyimizi özgürlüğüne
endekslediğimiz, özgürlük kıblegahımız Önderliğimiz ile doğru ve tam
yoldaşlığı arayışlarımızın önceliğine yerleştirdiğimiz bu süreçte,
kimsenin Önderlikle aramızda mesafe açmaya gücü yetmeyecektir. Tarih
salt bir tekerrürden ibaret olmayıp, aynı zamanda aklanmayı ifade
ediyorsa ve bazen hakkedilmeyenlerin yaşatıldığı anda yapılanları
tersine çevirmeyi içeriyorsa şayet, bugün APO’cu hareketimiz
açısından bu tarihe yeni bir sayfayı açma günüdür. Özgürlük Hareketi
olarak, hiçbir saldırı biçimi bizim açımızdan bir ilk olmamakla
birlikte, çok daha çetin süreçleri geride bırakan bir mücadele
birikimine sahibiz. Her şeyden öte Zilanlarımız, Bertanlarımız,
Erdallarımız, Çiyalarımız, Viyanlarımız ve bugün Gülbaharlarımız
şahsında sergilenen görkemli direnişler, düşmanın tüm emellerini
kursağında bırakan bir gerçeği açığa çıkarmıştır. Böylesi bir
direniş gücü, mücadele azmi, zafer kararlılığı ve fedailik gerçeği
karşısında hangi düşman saldırısının başarı şansı olabilir ki.
Hele şimdi temelleri tamamen zayıf dengelere dayanan ve aslında
kendilerinin bile başarısına hiç inanmadıkları bu namus kurtarmayı
amaçlayan imha konseptinin, üstelik güçlü bir direnişle karşılaşması
durumunda başarılı olması asla mümkün değildir. Benzer birçok
süreçte olduğu gibi, bu süreçte de düşmanın tüm planlarını boşa
çıkarmayı büyük bedellerle de olsa başarmayı bilen Özgürlük
Hareketimizin azimli militanları bu gün de aynı kararlılıkla
fedailik duruşunu zirveselleştirmektedirler. Bu anlamda, içimizde
her an hissedilir olan adeta zihinlerimize, vicdanlarımıza hükmeden
ve böylesi dönemlere damgasını vurarak daha fazla hatırlanan
unutulmaz şehitlerimizin görkemli ve kutsal direnişleri bizlerin de
yolu olacaktır.
Şunu iyi biliyoruz ki, insanlık gerçeğinin iliklerine kadar kölelik
zincirleri ile çepeçevre sarıldığı günümüz dünyasında, onurlu yaşama
yönelmek, duygu ve akıl arasında etkileşim sağlayarak, bütünlük
oluşturmayla, hissedilen ve düşünülenlerin davranış biçimine
dönüştürülmesiyle ve bir özgür yaşam tanımının oluşturulmasıyla
mümkündür. Bir halkın özgürlüğü şahsında, insanlığın özgürlüğünü
amaçlamak gibi büyük bir ideal uğruna mücadeleye baş koymuş biz
militanların temel gerekliliği, özgür ve onurlu insan olabilmek
bunun için yaşamın her anını ve her alanını Önderlik sevgisiyle
donatmaktır. Anlamsızlığın, iradesizliğin ve köleliğin dayatıldığı
bir sistemsel gerçeklik içerisinde, özgür ve anlamlı yaşamın
savaşçısı olabilmek, özü söze sözü eyleme dönüştürebilmek ve 15
Şubat komplosuna en somut ve görkemli cevabı veren şehit Viyan,
şehit Serdar yoldaşlar gibi yaşamak, onlar gibi hissetmek ve onlar
gibi Önderliğe bağlı olmakla mümkündür. Bu yoldaşların yaşamlarının
tamamına yaydıkları özgürlükçü yaklaşımlar Önderlik sevgisi,
Önderlik öğretisi ve bu öğretiyi yaşamda etkin kılmaya
dayanmaktadır. Çünkü Önderlik sevgisi, onlarda aşk düzeyindedir ve
Önderliksiz yaşamayı asla kabul etmez ve düşünmezler. Bu bağlılık
düzeyi, Önderliğe olan bağlılığın gerekliliklerini yerine
getirmenin, özgürlüğün bedellerini ödemeye hazır olmanın ve bunu
yaptıkça yaşamını anlamlandırmanın adıdır. Bu yoldaşlar gibi
içerisinden geçtiğimiz süreçte yaşanan tüm şehadetlerdeki ortak yan,
kaygısızca fedailik çizgisine yönelmektir. Kalıcılaştırdıkları
eylemsel duruşlarına damgasını vuran özellik, direnişin Şubat
gerçekliğini reddetmesidir. Önderliğe yapılan komplo gerçekliğine,
komplocu güçlere karşı olduğu kadar, komplo ile özgürlük hareketi
içerisinde geliştirilmek istenen muğlâklaştırmalara, mücadele
diyalektiğinden uzaklaştırmalara, verilen sözlerin kendi sınırlarını
aşamayan ve yaratıma dönüşemeyen yanlarına bir bütün olarak özgürlük
hareketi militanlarının Önderlik ideolojisinden koparılma çabalarına
karşı, Önderliğe sahip çıkmak ve bu sahiplenmeyi eyleme
dönüştürmektir. Özgür yaşam ve özgür kişilikleri yaratma
mücadelemizde bildiklerimizle yaptıklarımız, söylediklerimizle
yaşadıklarımız arasındaki çelişkiyi birçok kez görmüş, bir daha aynı
hatalara düşmemek için kararlaşmalar yaşamış ve düşündüklerimizle
yaşadıklarımız arasındaki boşluğun yarattığı acıları derinden
duyumsamışızdır. Zaten yetersiz yoldaşlığımızı tamda bu nedenlerle
yeniden ele almak zorunda kalıyoruz . Ancak burada önemli olan bu
gördüklerimizi mücadele gerekçesine dönüştürebilme ve söylediğini
bildiğine göre örgütleyebilme ve yaşayabilmedir. Düşündüklerimizle
yaşadıklarımız ne kadar etkileşim içerisinde? Ağzımızdan dökülen
sözcükler yüreğimizin ve beynimizin ürünü mü? Ne kadar iyi
düşünüyor, doğru söylüyor, güzel yapıyoruz? Şubat ayı bu soruları en
fazla kendimize sormamızı hatırlatan bir Ay’dır, çünkü bu Ay’ın
fedaileri bize bildiklerimizle yaşadıklarımız arasındaki his
köprüsünü kurma talimatını vermektedirler.
Özgürlük hedefine kilitlenen aşkı yaşamak, bunun özgürlük
değerlerini yaratmak, gelişimimizi özgürlüksel gelişmeyle
bütünleştirmek, içten ve dıştan dayatılan her türlü gerici ve egemen
yaklaşımlara karşı Önderlik çizgisinde mücadele yürütmek, militanlar
topluluğu kadın ve erkek yoldaşları olarak, Önderliğimize
vereceğimiz en anlamlı yanıt olacaktır. Bir ideoloji, düşünce,
ölümüne sahiplenilmişse tarihte silinmez izler bırakır. Özgürlük
mücadelesi uğruna verilen şehitlerle, dökülen kutsal kanla tarihin,
halkların belleğine kazınmış ve egemen sistemin tüm baskılarına
rağmen belleklerden asla silinmemiştir. İnsanlığa dayatılan
köleliğe, baskıya, onursuzluğa boyun eğmeyerek dayatılan
anlamsızlığı kabul etmeyerek, isyan eden birçok özgürlük savaşçısı,
tarihi gelişimin asıl dinamiklerini ve kalıcı değerlerini
oluşturmuştur. Çağımızda egemen güçlerin bilim tekniği de kullanarak
bu denli incelttiği, derinleştirdiği yabancılaştırma,
belleksizleştirme, kimliksizleştirme politikalarına rağmen, insanlık
hala özgürlükten, onurdan, güzellikten, adaletten ve eşitlikten söz
ediyorsa, bu özgürlük şehitlerinin yarattığı değerlerdir. Bu
anlamda, egemenlerin amaçlarına engel teşkil eden en belirleyici
boyutlar, ölümüne sahiplenilen özgürlük ideali, anlam yaratma
savaşımı, yaşamı onurla soluyan, özgür ve onurlu yaşam için ölümü
göze alan özgürlük arayışıdır. Her dönemde olduğu gibi bu dönemin de
kendine has zorlukları elbette ki vardır ve olacaktır. Bu dönemde bu
yola baş koyan her militan bu zorlukları göğüsleme, ölümüne bu
mücadeleye sarılma bilinciyle katılmıştır. Her türlü zorluk
karşısında açığa çıkan direniş, bireydeki bilinç ve duygu birliğinin
özgürlük amacıyla, halklar sevgisiyle, Önderlik bağlılığıyla
bütünleşmesindendir. Mücadele tarihimizde Hakilerle başlayan,
Mazlumlarla, Agitlerle, Zilanlarla, Beritanlarla ve Viyanlarla
bugüne dek gelen şahadet gerçekliği, gerçekten hiçbir biçimde zulme
boyun eğmeyen ve özgür yaşamdan başkasına asla geçit vermeyen
kahramanların yaratımıdır. Her biri mücadelenin o zorlu yollarını en
önde giderek aşan, beyniyle ve yüreğiyle yolumuzu aydınlatan soylu
kahramanlık örnekleridir.
Önderliğimizin şehitler karşısındaki sorumluluk ve anılarına
bağlılık anlayışıyla şahadet gerçeğine yaklaştığımızda yapmamız
gereken, şehit düşen her arkadaşla bir olmaya çalışmak, On’ların
amaçları, hayalleri, kişilik özellikleri, özgürlük tutkuları ile
daha da bütünleşmek ve bunu mutlaka bir başarıya, pratik hamleye
dönüştürmektir. Bu yaklaşım salt manevi bir yaklaşım değildir,
maneviyatın, yoldaşına bağlılığın ve düşmana öfkenin ortaya
çıkardığı enerjiyi, özgür ve anlamlı olanın inşasına yönelten
bilimsel bir yaklaşımdır. Maneviyatla bilimin buluştuğu yepyeni bir
tarzdır. PKK’de başarıyı ve kalıcı değerleri ortaya çıkaran temel
bir özelliktir. Soylu direnişleri ve görkemli eylemlilikleriyle
bütün özgürlük şehitlerimiz, erkek egemen sistemin yaratımı olan tüm
kavram, kuram ve kurumlara karşı mücadeleyi öngören perspektifle
donanmayı, bunu yaşam tarzı haline getirmeyi ifade eder.
Şehitlerimiz şahsında zirveleşen kişiliği anlamak bir güç kaynağı
olduğu için özgürlük hareketi içerisinde yaşanan bütün
yetersizlikleri ve yetmezlikleri aşmak için varoluşsal bir şarttır.
Bu görkemli direnişlerin ateşten gerçeğini unutmamak, On’ları
anlatmak ve anlamlandırmak, On’ların ateşinde kendini arındırmak
gerektiğini bilmek, On’ların kendilerinde somutlaştırdığı özsel
değerlerimizi yaşamak ve yaşatmak demektir. Önderliğimize,
şehitlerimize sahip çıkmak, emeklerine laik olmak dönem önceliğimiz
olarak olmazsa olmaz kabilindedir. Bu eksende her zamankinden daha
fazla iradeli, disiplinli ve güçlü bir duruşun sahibi olmak,
ideolojik, örgütsel, hassasiyetlerimizi önde tutmak, her türlü
saldırı karşısında militanlık reflekslerimizi diri kılmak hayati
önem taşımaktadır. Her türlü saldırı ve yönelime karşı hazır olmakla
birlikte vereceğimiz cevap; tüm insanlık dışı uygulamalara “artık
yeter” olmalıdır. Bütün yurtsever halkımızın, kadınlarımızın ve
gençlerimizin bu sürece güçlü katılmalarını bekliyor, tüm gücünü
seferber ederek, direnişi yükseltmeye çağırıyor, yüce özgürlük
mücadelelerinde üstün başarılar diliyor, halkımızı bu temelde
sevgiyle selamlıyorum. Aynı zamanda özgürlük mücadelesinin temel
dinamik gücü olan Kürdistan gençliğinin, potansiyelini ve gücünü
yükselen mücadeleye seferber ederek, sistemin gençlik gücünü heba
eden tüm politikalarına yeter diyerek, güçlü tavır belirlemeye bu
temelde özgürlük dağlarında mücadeleye katılmaya çağırıyor, özgür
mekanlarımız olan dağlarımızda buluşma umudu ile geleceklerinin
başarı dolu olmasını diliyorum.
Bu anlamda halkımızın, mücadelesi açısından kader belirleyici olduğu
kadar Önderliğimiz şahsında birikmiş tüm özgürlüksel değerlerimizi
ortadan kaldırmayı amaçlayan saldırıların, yoğunluk kazandığı bu
süreçte sonuç almayı amaçlama üzerinden devam eden uluslararası
komployu bir kez kınıyor. Bu emellerin kursaklarında kalması için
gereken her şeyi yapma gücü, iradesi, iddiası ve kararlılığıyla
birlikte buna her zamankinden daha fazla hazır olduğumuzu
belirtiyor, bu temelde tüm komplocu güçleri lanetliyorum.
*YJA STAR ANA KARARGAH KOMUTANI
|