Kürtçe | Türkçe | Farsça | İngilizce | Arapça | Almanca

 

 
   
 

“Beklenen an yaklaşıyor ve biz kazanacağımızı biliyoruz”

 

3 Şubat 2008

Doğan Çetin

Gösterişli aksiyon filmlerinin en çok bilinen sahneleri… Beklenen an yaklaşıyor. Birazdan kopacak kıyamet için yapılıyor görkemli hazırlıklar… Bu hazırlıklar eşliğinde adrenalini yükselten ve kulaklarımızda patlayan bir müzik… Yüzlere bir tören havasında sürülen savaş boyaları… O kapışmadan başarıyla çıkmak için olmazsa olmaz olan ve en küçük ayrıntısına kadar gösterilen savaş aksesuarları, tasarımlar…

Beklenen an yaklaşıyor. Kesin kıyamet kopacak diyoruz. Kendinden emin, bu işi için biçilmiş kaftan gibi görünen elle çizilmiş savaşçı siluetleri. Silahına ya da kılıcına odaklanmış sert bir bakış. Askerlerinin yüzlerinden gözünü alamayan, kendini beğenmiş, göğsü üzerindeki yeleğin altından fırlayacak gibi kabarmış bir komutan.
Beklenen an yaklaşıyor, kesin kıyamet kopacak diyoruz. Kimi yüzlerde tedirginlik… Savaşın gerçeğine biraz daha uyumlu durmak için mecburen yansıtılmış gibi kısa ve hızla geçilerek. Tedirginliğini bastırmak için kulaklara iliştirilmiş kulaklıklar ve aldırmaz bir müzik. Hemen ardından ekranlara yansıtılan savaşçı düşleri. Geride bırakılmış ve zaferi endişe ile bekleyen bir eş. Hiçbir savaşta yenilmemiş bir babanın her oyunda şaibe ile galip gelen oğlu ile oyunları. Ve belki de kurtarılmayı bekleyen dünyadan acı çeken sıradan insan görüntüleri.
Beklenen an yaklaşıyor, kesin kıyamet kopacak diyoruz. Sonra bir son için iyice düzenlenmiş Türk Dil Kurumunun gözetiminden geçmiş örnek cümleler ve başka bir dünyaya ait diyaloglar. “Hey evlat acele edin çok işimiz var daha dünyayı kurtaracağız.” “Hadi şunlara oyun nasıl oynanırmış gösterelim.” “Biralarınızı bırakın beyler, geri döndüğünüzde devam edersiniz.” “Bizi toprağa gömdüğümüz savaş baltalarımızı çıkartmak zorunda bıraktıkları için pişman olacaklar”

Beklenen an geliyor. Herkes beklenenin ne olduğunu bilmesine rağmen oldukça meraklı. Kim daha marifetli gösterilerle ekranları fethedecek diye her izleyici kendi adamını gözleri ile arıyor. Bazen bu heyecanlı ve tedirgin sahneler savaşçının sırası gelmişken patlattığı ve her nedense sıklıkla hep sırası gelen esprilerle kesiliyor. Gülüşmeler sessiz ve içten üstelik hüzünle karışık. Film bitiyor, herkes gerçeğe geri dönüyor.

İşte bir ülkenin en yüksek yerlerinde bir halkın evlatları için sürüyor hazırlık ve bekleyiş. Bir halk ağzı dolduran ve yürekten çıkan o harflerle sesleniyorlar onlara: “GERİLLA”lar. Onlar için anlatılan her hikayenin tınısında derin bir gizem saklanıyor. Gözler parlıyor, her ağza alınışlarında. Şimdi onlar, bir halkın evlatları bir halk adına hazırlanıyorlar. Üstelik tüm gösterişlerden yoksun. Onlar seyircisiz bir sahnede tüm gözlerden ırak. Hiçbir kaygı yaşamadan hiçbir gerçek dışılığa kaçmadan. Savaşın, tüm gerçekliği ile insanları sınadığı bu topraklarda yeni bir sınava girer gibi.

İyi bir müziğe ihtiyaç duymuyor, bu hazırlık. Hayatın her hareketi ve hareketin çıkardığı her türden ses her tını eşlik ediyor görüntüye. Yüzlerde savaş boyaları yok. İnsan siluetleri bir savaş filmi için tasarlanmamış. Derin ve anlamlı çizgilerden oluşan, yüzlerinde hayatın tecrübelerinin nakşedildiği alınları ve altında parlayan kara-renkli gözleri ile sade ve sadece bir halkın evlatları. Hep güler yüzlü ve umutlu. Acemice poz verilmiş sanılan oysa ki tüm doğallığın kendini gösterdiği ve birazcık utangaçlığın galip geldiği fotolardan tanınan mücadele insanları, gerçek savaşçılar.

Beklenen an yaklaşıyor, kesin kazanacağımızı biliyoruz. Özel hazırlık ritüelleri yok bu bekleyişin. Bunun için gerek ve neden yok. Silahlar ve tesisatlar savaş öncesi kuşanılan, özel günler için hazırlanmış dolaplar çıkarılan merasim aksesuarları değil. Hayat sürüyor, tüm olağanlığı ile… Tedbir duyarlılık ve hazırlığın olağanüstülülük anlamına gelmediği bu dağlarda her şeye hazır olmak için hazır bekleniyor. İşte! hayatın her dem hazır olmanın sınavı ile geçtiği bu topraklarda bir kere daha her şeye hazır olabilmenin olağanlığı ile devam ediliyor.

Bir filmdeki gibi değil bekleyiş ama beklenen an yaklaşıyor, biz kazanacağımızı biliyoruz. Hiçbir vedalaşma sahnelerini içermiyor, dakikalar. Hiçbir vasiyeti kabul etmiyor, sohbetler. İnanç ve kararlılık geçmişe dair düşlere hapsolmaktan kurtarıyor ruhları. Gözlerde kaçamak, ürkek bakışlar yok ve olmayan tedirginlik hiçbir şey ile bastırılıyor. Kahkahalar, coşku ama gerektiğinde bir o kadar da ciddiyet hakim oluyor çay sohbetlerine, gelecek için kurulan planlar ve hedeflerin ertelenmesi akıllardan geçmiyor sanki gelecek gelmeyecekmiş ve belirsizmiş gibi kara bulutlar çekilmiyor ufkun önüne.

Zorlama sözlerle anlatılmıyor hissedilenler ve kimse arda arda dizilmiş bu sözcüklere ihtiyaç duymuyor kavgaya koşmak için. Ruhlar gözler ve yürekler hep aynı ritimde kendini gerçekleştiriyor. Herkes ardından bırakacağı sözleri söylemek için acele bile etmiyor. Hiçbir şey söylenmese bile yaşanacaklarla yazılacak ya tarihin sayfaları belki de bu rahatlık bu yüzden.

Beklenen an yaklaşıyor ve biz kazanacağımızı biliyoruz. Seyircisiz oynuyoruz rolümüzü ve senaryosuz. Tümüyle doğru ve de gerçek. Senaryosu yaşandıkça yazılan bu sahnede halkımızla, yoldaşlarımızla, dostlarımızla bekliyoruz yaklaşanı. Seyirci kalmıyor bizim için, herkesin oyuncusu olduğu bu kavgaya hazırlanıyoruz. Halayla, coşkuyla, göğüz göğse vuruşacağımızı bile bile bir an bile tereddüt etmeden, gözlerini hiç bir gözden kaçırmayacak kadar emin.
Özgür dünyamızı-ülkemizi kurtarmak adına yola düşen bir haklın evlatları… Bekliyoruz… Baharı tam da bahar coşkusuyla bekliyoruz. Zamanın gerektiği ve hak ettiği yere geldiği anı bekliyoruz. Ve kazanacağımızı biliyoruz.

Bekliyoruz… Senaryo düzeninden uzak ve belli belirsiz seslerle bir birinin sözlerinin arasına izinsiz ama sevecence girerek söyleşiyoruz beklerken. Kimse nutuk atmıyor, her cümle içten sözlerin yanında ağır bir biçimde ‘ben de buradayım’ diyen duygularıyla ulaşıyor insanın kulağına ve yüreğine.

-“Bahara artık kara harekatı başlar.”

-“Başlayamasaydı darılırdım zaten. Türk basını her gün yapıyor zaten”

-“Yemin ederim, ben olsam açıklama yapardım ‘onlar bahara gelmezse biz geleceğiz’ derdim”

-“Yav heval bunlar 500 bin diyorlar. Az değil ha! Düşünsenize 500 bin kişi ile erzak çekmeye gitsek 20 yıl bizi idare eder. Aslında bunları rehin alıp, çalıştıracaksın. Bir de çatışma olduğunu düşün bir mermi atsak boşa gitmez ha.”

-“Şimdi babama desem baba benim için 500 bin asker sınıra gelmiş bana gülerdi.”

-“Tamam tamam şekerinizi atın artık çaylar buz gibi oldu.

Bitecek bir film yok, herkes gerçeğin tam içerisinde ve herkes gerçeğin ta kendisi…

 

 

         
 

 

» HPG ANAKARARGAH

» HPG HAKKINDA

» HPG BİM ARŞİV

» MEŞRU SAVUNMA

» GÜNCEL YAZILAR

» GERİLLADAN

» ŞEHİTLERİMİZ

» ÖNDERLİK

» YJA STAR SAYFASI

» DİZİ ARAŞTIRMA

» FOTO GALERİ

» KİTAPLAR

» VİDEOLAR

» BAYRAKLAR

» İRTİBAT

 

 

 

 

 

 

 

 
 

HPG (Halk Savunma Güçleri) Resmi Sitesidir.
HPG-BİM tarafından yapılmıştır.

HPG Online © 2003 - 2008 Tüm hakları saklıdır.