|
Doğan Çetin
Gösterişli
aksiyon filmlerinin en çok bilinen sahneleri… Beklenen an
yaklaşıyor. Birazdan kopacak kıyamet için yapılıyor görkemli
hazırlıklar… Bu hazırlıklar eşliğinde adrenalini yükselten ve
kulaklarımızda patlayan bir müzik… Yüzlere bir tören havasında
sürülen savaş boyaları… O kapışmadan başarıyla çıkmak için olmazsa
olmaz olan ve en küçük ayrıntısına kadar gösterilen savaş
aksesuarları, tasarımlar…
Beklenen an yaklaşıyor. Kesin kıyamet kopacak diyoruz. Kendinden
emin, bu işi için biçilmiş kaftan gibi görünen elle çizilmiş savaşçı
siluetleri. Silahına ya da kılıcına odaklanmış sert bir bakış.
Askerlerinin yüzlerinden gözünü alamayan, kendini beğenmiş, göğsü
üzerindeki yeleğin altından fırlayacak gibi kabarmış bir komutan.
Beklenen an yaklaşıyor, kesin kıyamet kopacak diyoruz. Kimi yüzlerde
tedirginlik… Savaşın gerçeğine biraz daha uyumlu durmak için
mecburen yansıtılmış gibi kısa ve hızla geçilerek. Tedirginliğini
bastırmak için kulaklara iliştirilmiş kulaklıklar ve aldırmaz bir
müzik. Hemen ardından ekranlara yansıtılan savaşçı düşleri. Geride
bırakılmış ve zaferi endişe ile bekleyen bir eş. Hiçbir savaşta
yenilmemiş bir babanın her oyunda şaibe ile galip gelen oğlu ile
oyunları. Ve belki de kurtarılmayı bekleyen dünyadan acı çeken
sıradan insan görüntüleri.
Beklenen an yaklaşıyor, kesin kıyamet kopacak diyoruz. Sonra bir son
için iyice düzenlenmiş Türk Dil Kurumunun gözetiminden geçmiş örnek
cümleler ve başka bir dünyaya ait diyaloglar. “Hey evlat acele edin
çok işimiz var daha dünyayı kurtaracağız.” “Hadi şunlara oyun nasıl
oynanırmış gösterelim.” “Biralarınızı bırakın beyler, geri
döndüğünüzde devam edersiniz.” “Bizi toprağa gömdüğümüz savaş
baltalarımızı çıkartmak zorunda bıraktıkları için pişman olacaklar”
Beklenen an geliyor. Herkes beklenenin ne olduğunu bilmesine rağmen
oldukça meraklı. Kim daha marifetli gösterilerle ekranları
fethedecek diye her izleyici kendi adamını gözleri ile arıyor. Bazen
bu heyecanlı ve tedirgin sahneler savaşçının sırası gelmişken
patlattığı ve her nedense sıklıkla hep sırası gelen esprilerle
kesiliyor. Gülüşmeler sessiz ve içten üstelik hüzünle karışık. Film
bitiyor, herkes gerçeğe geri dönüyor.
İşte bir ülkenin en yüksek yerlerinde bir halkın evlatları için
sürüyor hazırlık ve bekleyiş. Bir halk ağzı dolduran ve yürekten
çıkan o harflerle sesleniyorlar onlara: “GERİLLA”lar. Onlar için
anlatılan her hikayenin tınısında derin bir gizem saklanıyor. Gözler
parlıyor, her ağza alınışlarında. Şimdi onlar, bir halkın evlatları
bir halk adına hazırlanıyorlar. Üstelik tüm gösterişlerden yoksun.
Onlar seyircisiz bir sahnede tüm gözlerden ırak. Hiçbir kaygı
yaşamadan hiçbir gerçek dışılığa kaçmadan. Savaşın, tüm gerçekliği
ile insanları sınadığı bu topraklarda yeni bir sınava girer gibi.
İyi bir müziğe ihtiyaç duymuyor, bu hazırlık. Hayatın her hareketi
ve hareketin çıkardığı her türden ses her tını eşlik ediyor
görüntüye. Yüzlerde savaş boyaları yok. İnsan siluetleri bir savaş
filmi için tasarlanmamış. Derin ve anlamlı çizgilerden oluşan,
yüzlerinde hayatın tecrübelerinin nakşedildiği alınları ve altında
parlayan kara-renkli gözleri ile sade ve sadece bir halkın
evlatları. Hep güler yüzlü ve umutlu. Acemice poz verilmiş sanılan
oysa ki tüm doğallığın kendini gösterdiği ve birazcık utangaçlığın
galip geldiği fotolardan tanınan mücadele insanları, gerçek
savaşçılar.
Beklenen an yaklaşıyor, kesin kazanacağımızı biliyoruz. Özel
hazırlık ritüelleri yok bu bekleyişin. Bunun için gerek ve neden
yok. Silahlar ve tesisatlar savaş öncesi kuşanılan, özel günler için
hazırlanmış dolaplar çıkarılan merasim aksesuarları değil. Hayat
sürüyor, tüm olağanlığı ile… Tedbir duyarlılık ve hazırlığın
olağanüstülülük anlamına gelmediği bu dağlarda her şeye hazır olmak
için hazır bekleniyor. İşte! hayatın her dem hazır olmanın sınavı
ile geçtiği bu topraklarda bir kere daha her şeye hazır olabilmenin
olağanlığı ile devam ediliyor.
Bir filmdeki gibi değil bekleyiş ama beklenen an yaklaşıyor, biz
kazanacağımızı biliyoruz. Hiçbir vedalaşma sahnelerini içermiyor,
dakikalar. Hiçbir vasiyeti kabul etmiyor, sohbetler. İnanç ve
kararlılık geçmişe dair düşlere hapsolmaktan kurtarıyor ruhları.
Gözlerde kaçamak, ürkek bakışlar yok ve olmayan tedirginlik hiçbir
şey ile bastırılıyor. Kahkahalar, coşku ama gerektiğinde bir o kadar
da ciddiyet hakim oluyor çay sohbetlerine, gelecek için kurulan
planlar ve hedeflerin ertelenmesi akıllardan geçmiyor sanki gelecek
gelmeyecekmiş ve belirsizmiş gibi kara bulutlar çekilmiyor ufkun
önüne.
Zorlama sözlerle anlatılmıyor hissedilenler ve kimse arda arda
dizilmiş bu sözcüklere ihtiyaç duymuyor kavgaya koşmak için. Ruhlar
gözler ve yürekler hep aynı ritimde kendini gerçekleştiriyor. Herkes
ardından bırakacağı sözleri söylemek için acele bile etmiyor. Hiçbir
şey söylenmese bile yaşanacaklarla yazılacak ya tarihin sayfaları
belki de bu rahatlık bu yüzden.
Beklenen an yaklaşıyor ve biz kazanacağımızı biliyoruz. Seyircisiz
oynuyoruz rolümüzü ve senaryosuz. Tümüyle doğru ve de gerçek.
Senaryosu yaşandıkça yazılan bu sahnede halkımızla, yoldaşlarımızla,
dostlarımızla bekliyoruz yaklaşanı. Seyirci kalmıyor bizim için,
herkesin oyuncusu olduğu bu kavgaya hazırlanıyoruz. Halayla,
coşkuyla, göğüz göğse vuruşacağımızı bile bile bir an bile tereddüt
etmeden, gözlerini hiç bir gözden kaçırmayacak kadar emin.
Özgür dünyamızı-ülkemizi kurtarmak adına yola düşen bir haklın
evlatları… Bekliyoruz… Baharı tam da bahar coşkusuyla bekliyoruz.
Zamanın gerektiği ve hak ettiği yere geldiği anı bekliyoruz. Ve
kazanacağımızı biliyoruz.
Bekliyoruz… Senaryo düzeninden uzak ve belli belirsiz seslerle bir
birinin sözlerinin arasına izinsiz ama sevecence girerek
söyleşiyoruz beklerken. Kimse nutuk atmıyor, her cümle içten
sözlerin yanında ağır bir biçimde ‘ben de buradayım’ diyen
duygularıyla ulaşıyor insanın kulağına ve yüreğine.
-“Bahara artık kara harekatı başlar.”
-“Başlayamasaydı darılırdım zaten. Türk basını her gün yapıyor
zaten”
-“Yemin ederim, ben olsam açıklama yapardım ‘onlar bahara gelmezse
biz geleceğiz’ derdim”
-“Yav heval bunlar 500 bin diyorlar. Az değil ha! Düşünsenize 500
bin kişi ile erzak çekmeye gitsek 20 yıl bizi idare eder. Aslında
bunları rehin alıp, çalıştıracaksın. Bir de çatışma olduğunu düşün
bir mermi atsak boşa gitmez ha.”
-“Şimdi babama desem baba benim için 500 bin asker sınıra gelmiş
bana gülerdi.”
-“Tamam tamam şekerinizi atın artık çaylar buz gibi oldu.
Bitecek bir film yok, herkes gerçeğin tam içerisinde ve herkes
gerçeğin ta kendisi… |