|
Kasım Engin
Terörizmin
çok tanımı var. Belki uluslar arası arenada henüz tümden üstünde bir
mutabakat sağlanmamış olsa da, özünde üç aşağı üç yukarı kimi ortak
paydaları mevcuttur.
Terörizm; sivillere dönük, bilinçli, sistematik, korkutmak ve
sindirmek amacıyla yapılan özünde rasgele katletmedir. Bu yol
yöntemle esasta hedeflenen ürkütülen bireyleri ve toplulukları
güdümleme ve istedikleri yere çekme girişimidir. Dahası, siyasal
amaç taşısa da uygulanan yol yöntemleri itibariyle bir hukuka
uymayan uygulamalardır.
Örneğin, BM’nin çeşitli açıklamalarda ve kimi konvansiyonunda ulusal
kurtuluş diye nitelendirilen halkların mücadeleleri baskı, işgal,
zulüm, sömürge statüsüne karşı, direniş içerisine girmelerini meşru
savunma hakkı olarak nitelendirmektedir. Hatta bu yolda kendilerine
Ulusların Kaderlerinin Tayın Hakkı’nın verdiği haklardan kaynaklı,
ayrılma dâhil çeşitli siyasal çözümler geliştiren böylesine
halkların desteklenmesi ve koruma kararları, dahi mevcuttur.
Görüldüğü gibi halkların kendi topraklarında ki meşru savunma
direnişi bir haklılığı ve hukukiliği ifade ederken, terörizmin
hukuka dayanmamasında kaynaklı sivillere dönük pasifize ederek
güdümlü bir noktaya çekme eylemlikleri ya da cinayetleri kabul
görmediği gibi lanetleniyor.
Şimdi son zamanlarda açığa çıkan ERGENEKON çetesi ilginç bir vakayı
ifade ediyor. Sorun bir çetenin deşifre edilmesinin ötesinde
devletle içli-dışlı, danışıklı, aynı yatağı paylaşan, bir gelin ve
damadın öyküsü gibidir.
Tuhaf gibi gözükse de -hiçte tuhaflığı olmayan-devletin çeşitli
kademelerinde yer alan bireylerin bulunması, sözde Kuvaiyi-Milli ve
bilmem nerenin savunmasını üslenen faşizan, paramiliter sivil toplum
örgütlerinin tepesinde yer almaları, dahası başbuğlarının ağırlıklı
ordu kökenli olmalarıdır. Bunların televizyonlarda alenin silah
üzerine yapacaklarını yemin etmeleri de cabası.
Burada bir parantez açarak biraz derinlere dalmak gerekiyor. Türkiye
Devleti diye bilinen Terörist Devlet kuruluşundan itibaren değil
henüz kurulmadan öncede terör yöntemleri uygulaya gelmiştir. Yine
Terörist Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Osmanlı da aldığı mirasta,
oldukça terör ve terörizmin zenginlikleriyle doludur. Buna güzel
örnek “YOL AYRIMI” adlı tarihsel belgesel niteliğinde ki Roman okuna
bilir. Burada Bulgarlara, Yunanlara ve diğer halklara yapılan
katliamlar dondurucu ve ürpertici bir şekilde yalın ele alınıyor.
Yine bu imparatorluğun büyüklerinin nasıl kardeşlerini gizlice ve
hunharca katlettiklerini ve nasıl halkları-özelde Hıristiyan
halkları-kazığa diktikleri, oğlanlarını nasıl kendilerine aşağılık
tatminleri için iğfal ederek düşürdüklerinden hiç söz etmiyoruz. Ve
bu imparatorluğun Fransız Devrimi ardından 1793 III. Selimle
birlikte nasıl bir terörü sistematik olarak uyguladıkları, tarih,
belgelerle kanıtlıyor.
Yakın tarihte ise Atatürk’ün Mustafa Suphileri Karadeniz de Topal
Osman adındaki çetenin eliyle nasıl 15 arkadaşıyla katledildiği
belgeleriyle ortada. Bu Topal Osman ki bugün ki kavramlaştırmayla
Atatürk’ün en yakınlarında yer alan bir korumasıdır. Ve aynı Topal
Osman’ı bu olayın ardından fazla zaman geçmeden 15 devrimcinin
katledilmesinin olayın açığa çıkmaması için olayı yapanları -ki
kendisi yaptırmıştır- komplo kurarak öldürmüştür. Bununda belgeleri
Türkiye devletinin arşivlerinde bulunmaktadır.
Özcesi; bu devletin oluşum mayası, önce ve sonrasında da hep terör
yöntemleriyle yoğrula gelmiştir.
Bu öyle bir devlet ki Türkiye Cumhuriyeti Devletinin 9.
cumhurbaşkanı Sayın Demirel gelişen bir çete skandalında TV’ye bir
mülakatta “devlet rutinin dışına çıkabilir” diyebilmiştir.
İşte terörist Türkiye devletinin tüm gerçekliği bu gerçeklikte
sakladır.
Bu gerçeklik özünde çeteleri kendi eliyle yaratarak halklara korku
salmadır. Gerektiğinde “rutin olmayan” yollarla istenmeyenler,
tehlike yaratanlar, başkaldıranlar ve sisteme zarar verebilecek
olanlar bu çetelerin eliyle tasfiye edilirler. Ve arkasından devlet
adına bu eylemleri yapanlar sırasıyla kurşuna dizilirler. Nede olsa
bu devlet “yurtta sulh cihanda sulh” demektedir. O zaman yapılanları
kılıfına uydurmak gerekecektir.
Hizbull-Kontra örgütünü Kürdistan da her türlü katletme girişimi
için önünü açacaksın ve hatta kendin birçoğunu eğitip Kürt halkına
saldıracaksın sonrada İstanbullarda oralarda buralarda onlarcasını
katlederek terörist devleti temize çıkaracaksın.
Paramiliter, faşizan örgütler oluşturarak Hrant Dinkleri
katledeceksin, Türk bayrağının önünde katille resim çektirerek onure
edeceksin sonrada fakir fukara bir gençleri içeriye tıkayarak
kendini aklayacaksın, Malatya da dini görevlerini yerine getiren
farklı inançlardaki insanların katledilmesi için katilerin eline
silah vereceksin ve sonrada sözde tutuklayarak içeri atarak kendini
düze çıkaracaksın.
Bizde inandık!
Birkaç yıldır ekranlarda Kurtlar Vadisi diye bir dizi oynamaktadır.
Bu dizi özü itibariyle Çeteleşmiş Terörist Devletin tüm yapısını bir
bir gözler önüne sermektedir. İlginç değil mi? Polat Alemdar diye
bilinen esasta Devletin bir sızmasıdır. Sözde devlet için tehlike
oluşturan dev ekonomik ve siyasi olan bir çetenin çökertilmesi için
sızdırılıyor. Sonrası malum. Tüm çeteyi ele geçiren devletin adamı
Polat Alemdar bu kez onlarca cinayet işliyor. Sanki devletten
uzakmışçasına. Ancak günlük devletle ilişki içerisinde olan bir çete
reisi. Yine ilginç olan yukarıda dile gelen Ergenekon çetesi benzeri
de değil bizzati aynı bu çetenin kendisini oynayan ve canlandıran
sahneler içeriyor. Türkiye de bayrak taşıma hastalığının nasıl
geliştirildiği, papazların nasıl vurulduğu, azınlık halklara mensup
aydın insanların nasıl katledildiğini ve bunların hepsinin nasıl bu
terörist devletle bağlantılı olduğunu kör-topal herkes görebilir.
Türkiye cumhuriyeti devleti diye bilinen çeteleşmiş bu terörist
devlet özünde hep çeteler eliyle ya da çeteler kullanılarak
yürütülmüştür. Bu terörist devletin oluşum mayası yukarıda dile
getirdiğimiz gibi çeteler oluşturarak karşıtlarını “rutin olmayan”
yollarla katletme üzerinde yürütülen bir siyasettir. Başka bir
deyimle bu terörist devlet çeteler olmadan vahşi terör eylemlerini
hem yapamaz, yapsa da gizleyemez. Bu çete örgütlerinin varlığı hep
kamuflajlı yaşamanın aracı ve adıdırlar. Bu gözlükten bakacak
olursak Türkiye devleti içerisinde çıkan çetelere ne şaşmak ne de
afallanmak gerekiyor. Bu devlet Pro-devlet özelliklerini daha fazla
taşımaktadır. Pro-devletler de “rutinin dışına çıkma” kuralın ta
kendisidir. Bu terörist devletin kuralıda “rutinin dışına
çıkılabilir” olduğundan çeteleşmeyi aşmayan bir yapıyı karakter
olarak taşımaktadır.
Dikkatinizi çekmiştir değil mi? Bu çeteye ilişkin henüz en büyük
suç, çete ve terörist örgüt olan TSK’nin başında bulunan zat-ı-kerem
Büyükanıt paşa hazretlerine soru sorulmadan “bizimle bağlantısı yok,
ordu karalanmak ve çeteleri oluşturan diye lanse etmek istiyorlar”
gibi sözler sarf etti.
Yine ilginç değil mi?
Büyükanıt bizim Ördek Ali gibi henüz bulut derken “Bana Ördek Ali
dedin” diyor ve karşındakinin boğazını sıkmaya başlıyor bile. Ve bir
bildiği vardır elbette Büyükheykelin, pardon Büyükanıt’ın! |