-
-
Seyit Evran
Birkaç gündür bunları sayıklayıp
duruyorum. Daha yeni yazmaya fırsat buldum. Hayatın akışı ve
sürüklemesinden ötürü yazmaya fırsat bulamamıştım. Bazen ben
onun içinden bazen de o benim içimden akıp gidiyor. Sayıklıyorum
sayıklamasına ama neden, niçin sayıkladığımı da bilmiyorum
doğrusu.
Zilan LAÇ
Bir bebeğin kokusundan, bir tarihin derin
izlerini taşıyan ve zamanın sonrasına dayanmış insan tecrübesine
kadar hepsini karşı konulmaz volkan patlamasında bütünleştirdin.
-
KOBRA CELAL
Halil DAĞ
Bu dağların en kaba gerillası desem
kızmazdı. Bu sözleri ben söylediğim için kızmazdı. Ama bu sözler
başka birinin ağzından çıksaydı, sanırım affetmezdi de…
Esirgemez yapıştırıverirdi cevabını…
Zağros VİYAN
Yolunuz bir gün Metina’ya düşerse orada
bulunan gerillalardan Lavıke Metin’in hikayesini mutlaka
dinlersiniz bir biçimde. Bir de Kanireşe’nin hikayesini;
Halil DAĞ
Bu gece konuşmayalım, gülmeyelim,
karanlığı yırtmayalım be Seyit!
Bazen konuşmak yerine hissetmek gerekir, değil mi? Seyit gönül
defterime yazdıklarımı okuyabiliyor musun, bilemiyorum,
Halil DAĞ
On yıldır içimde taşıdığım bu hikayeye bir
tek kelime bile ekleyemeden tekrar başa döndüm. Şimdi on yıl
önceki halinden hiçbir şekilde değişmeden, ne eksilmeyi, ne de
eklenmeyi kabul etmeden hikaye bütün gücüyle karşımda duruyor.
-
Şoreş TOPRAK
Yaşamımız bir ayrılığın güncesi... ve sen
benden ayrılırken bu günceyi yazmaya başladım...
Tarihte zifiri bir umut olan Kürdistan’ın derin vadilerde yolunu
yitirmiş sulara yazdım...
Bir halkın kalbine serpilmiş bir direniş
abidesine, yaşamak hem de en onurlusundan yaşamak dışında ne
layık olabilir ki. Evet, şahadet yıldönümünün birinci yılını
geride bırakırken, doğum gününü kutlamak yaşamına yüklediğin
anlamla bağlantılıdır.
Gerilla mekanları hayat alanları demişler.
Gezip gördükten sonra bunların boşuna söylenmediğini anladım.
Arazinin her hangi bir yerine kurulan mangalarının yanından
geçerken insan bunu daha iyi anlıyor.
Yaşlı Adamdan…
Gitmeyecekler…
Yemin ettiler yarınlarına
Su sesinde dinleyecekler türkülerini
Gözleri hep yıldızları görecek
Ve toprakta olacak sırtları
-
Ben gerçekte yaşadığımı ilk sende
duyumsadım. İlk sevinçlerimi ve ilk heyecanlarımı sende tattım.
Beni ben yapan ilk suallerimi ve ilk yargılarımı da sende
buldum. Her şeyi sende sordum sende yanıtladım. Sende kapıldım,
kararlılığın havasındaki insani endişelere. Sende bağırdım, beni
boğazlayan o acılarla.
-
-
-
Şu gördüğünüz patikalardan 19 yıl önce
geçmiştim. Evet biz hareket olarak ekmek parası bulamayacak
günlerden bugünkü düzeye geldik. Ama kanımızı dökerek, canımızı
vererek. Uykusuzluk, yorgunluk, açlık nedir bilmeden, karanlık,
kar çamur, fırtına demeden yürüyerek geldik.
-
Her şeyde sen olduğun için bağlanıyorsun,
yaşama ter ve kan akıttığın için sahipleniyorsun. Özcesi
sevmedikçe sevilmiyor, yapmadıkça var olmuyorsun.
-
-
Adı unutulmuş, yüzü ve elleri de…
Kendisine dair bir tasvir yok, uçurumlara sığınmış küçücük ama
heybetli kilisesinde… Bazı izleri var hala, bazı işaretler ama
onların da bir tercümesi yok henüz… O yüzden O’nu istediğin kimseye benzetebilirsin…
-
Peki, neden gözün yolda? Derin bir
sessizlik ama bir tek cevap yok. Onu izliyorum ve sabırla
bekliyorum. Uzun zamandır farklı mekanlarda gördüğüm bu küçük
gerilla ile ilk defa konuşma fırsatını yakaladım. Yıllar sonra
ilk soruyu sordum. Acele etmeye, onu ürkütüp kaçırmaya hiç
niyetim yok. O şuan susuyor. Sanırım henüz anlatıp anlatmamaya
karar vermedi.
-
-
ŞAFAK SÖKERKEN
Zerdeşt
DERSİMİ
Bir ulus uyanıyordu… Köyler, kasabalar, ateş çemberindeydi. Büyük kentlerin
varoşlarındaki sürgün kadınlar, erkekler, işçiler, işsizler ve
gençler taşıyordu sokaklara. Dağlar alev alevdi. Ve gençler, yangından kaçarcasına değil,
yangına koşarcasınaydılar.
Ruhumun aynası yıldızlar. Bir gidip bir
geliyor. Bir yanıp bir sönüyorsunuz. Bazen coşkulu bir halaydaymışsınız
gibi el ele tutuşup dönüyorsunuz. O sonsuz döngüde..
Bu günlerde yine bir hareketlilik ve
koşuşturmadır almış başını gidiyor. Telaş yok ancak heyecan
oldukça büyük. Birileri geliyor yerine yeni birileri gidiyor.
Aslında bu gidişler bahar aylarında başlamıştı ve halen sürüyor.
Kimin nereye, ne zaman, niçin, nasıl gittiğini bilmiyorum.
Bildiğim bir tek şey varsa oda bir anda birilerinin çıkıp
geldiğini ve gitmek üzere olan birilerinin vedalaşmak için yanı
başımda bittikleridir.
Suskunluğun, onulmaz acıların ve derin
yaraların kabuklarını çatlatan sızının iyi bir anlatıcısı
olduğunu hissettiğim o ilk ayrılıklardan bu yana, tüm
ayrılıklarda sadece sustum. Ağlamamı, anıların hüzünlerde
yarattığı düğümleri bastırmayan, hançerin ani darbesindeki
feryadı koparmadan dona kalan bir cesedin suskunluğunda da hiç
yitirmedim.
'Biliyor musun, dağlara gelmeden önce bu
kadar çok gülmüyordum, gülemiyordum. Ancak arkadaşlarımın
arasında, bu ormanda mutlu olabiliyorum, gönül rahatlığıyla
gülebiliyorum. Biliyor musun, ben gülmeyi dağlarda öğrendim….'
Daha birkaç gün öncesinden güneş tenimizi
yakıyordu. Neredeyse baharı soluyacaktık. Ama beyaz karlar öyle
bir örttü ki etrafımızdaki dağları, bir anda kışın içinde bulduk
kendimizi. |