Kurdish | Turkish | English | Arabic | Deutsch
 
 
   
 
Azize’nin Mumları
1 Ağustos 2006

Armanc KERBORANİ

- Azize’nin Mumları -


Adı unutulmuş, yüzü ve elleri de… Kendisine dair bir tasvir yok, uçurumlara sığınmış küçücük ama heybetli kilisesinde… Bazı izleri var hala, bazı işaretler ama onların da bir tercümesi yok henüz…
O yüzden O’nu istediğin kimseye benzetebilirsin… Kendi sevdiğinin suretine koyabilirsin O’nu... - zaten ben de ben küçükken beni yerlerde bırakıp, meleklerin yanına giden ve hayal ile gerçek arası bir yerde hatırladığım küçük ve sevgili anneme benzettim…-

*****

Dinini hangi tanrılara, hangi kelimelerle ibadet ettiğini ve dualarını kimse hatırlamıyor, göklerin mavisine yakın kilisesinde yankılanan sesini de… Rafları dursa da hala kitapları, zamanın acımasız rüzgarıyla uçup gitmiş…
Hıristiyan olduğuna dair rivayet var. Kapısında zamanla silikleşse de İsa’ın acılarını hatırlamak isteyen için, anımsatmaya yeter haç hala duruyor. Ama Asuriler hatırlayamıyor O’nu…
Uçurumdaki kaya yarığına ustaca yerleşmiş mütevazı mabedinin hemen kapısındaki çember, ışık ve aydınlığa sarılan Medyalı’ların atişgahlarına benzese de O’unu gerçeğini bize söyleyecek bir şahit bulunmuyor…
Ne yaşlanıp zamana boyun eğmiş ve tüm bir ömürlerini Azize’in bahçelerinde geçirmiş yaşlılar; ne de dev bir uyanışın şoku ile geçmiş bin yılların tarihini, bir nefeste yutmaya hazır genç Gerillalar… kimse O’nu alışılmış bir çerçeveye koyamıyor…
Gerçeği bu yüzden ipek gibi yumuşak ve Dola Ahmed Rapo’nun yalçın kayaları gibi sert… Bir yanı, gören her insanın içindeki aydınlık sevgi ve umutla beraber renkten renge girerken; diğer yanı, amansız zamana, yalnızlığa ve unutulmanın çirkin karanlığına direniyor…

******
Derin uçurumun kenarından yabancıların ve görmeyi bilmeyen gözlerin göremeyeceği kadar ince olan patikasında yalın ayaklarının izi hala canlı. Belki de her gün oradan gelip, Kaniya Êrê’ye iniyor, daha çok acı çekip, bilmeyen insanların günahlarını daha çok affettirmek için çarıksız tutuğu, nasırlı ve kanamış ayaklarını, her anne gibi yumuşak ve sıcak ellerini yıkayıp, suyunu alıyor, bir daha bu günün yaşayan insanlarına bakıp, hüzün ve umutla mabedine geri dönüyor… Belki sözlerimiz dinliyor, bizimle gülüp seviniyor, acılarımıza ağlayıp bizim içinde kocaman eller ve ayakların sahibi güçlü tanrılara yalvarıyor…
Her şeyi bilemez insan… Her şeyi anlamaya yetmez gücü… hem ömrü kısacık ve böyle bakınca ah! Ne kadar da fakirim bir şey...!
Ama yanıyor hala, yanıyor adı unutulmuş Azize’nin mumları, ışık saçıyor. Hala umut etmek isteyenlere uzanıyor elleri... İnanan, hayattan ve ışıktan vazgeçmeyenler için uzanmış dalları ağacında duruyor...
Mabedinin küçük penceresinin hemen kenarında koyu karanlığın yüreğine aydınlıktan ve umuttan altın ve gümüş oklarla hücum eden ışıklar süzülüyor hala… Işığın ele geçirdiği küçük köşede insanların dileklerinden oluşan renk cümbüşünü sabırla taşıyan demiri de duruyor…
Özgürlük savaşındaki Gerillalar için bir tanrıçanın hala canlı ve değerli bir gölgesi. Hakkı ile anlamak ve değerini bilmek için ciddi bir araştırma konusu… Ulaşılması gereken yüksekler için bir tırmanış kapısı ve başarılmış bir sınav aynı zamanda.
Haftanin köylerinin Asuri, Ermeni ve Kürt yaşlıları için bir çocukluk miti ve tanrı yolunda ulaşılmaz mesafeler almış gıpta edilerek anılan, tanrının aziz bir kulu…
Belki de dünyayı kucaklayacak kadar geniş bir yürek. Ve iyi olmada, ışığı bulmada yol arayan, karanlıkla savaşa girmiş her bir kimse için bir rehber…
Her neyse ve her kimse, ne için savaşıp çile çektiyse, kimlerle gülüp kimlerle coştuysa bir zamanda, O şimdi hala yaşıyor. Gezip duruyor genç savaşçıların kanları ile kırmızı ve coşku; ruhu huzura yaklaşmış yaşlıların emekçi elleri ile yeşil ve huzurun rengine giren Geliyé Haftanîné’in bağ, bahçe ve patikalarında…
Diken ve keskin taşların hışmını umursamadan, yalınayak genç gerillalarla beraber yürüyor,yorulduklarında yüklerini gizlice taşıyor omuzlarında… kanlarını döktüklerinde yaralarını ve bazen boylarından büyük hayallerini…
Tarlalarda köylülerle çalışıyor ve ceviz ağaçlarının altında annelerin unuttuğu bebeklerin yalnızlık çığlıklarına yetişiyor. Rüya elleri ile pembe yanaklarını okşuyor, gerçek memeleri ile minik yavrucaklara süt veriyor… Sanki hepsinin annesi O.
Her sabah uçuyor Azize, tanrıların insanı kanatsız yarattığını umursamıyor.. Şehit Beritan Boğazı’ndan Qesroké’ye boydan boya uçarken, heybetli Xantur Dağı’nda duruyor, bilgi ve hayatın güç kattığı gözlerle bakıp etrafına, ülkesiyle gurur duyuyor… sanki bu toprakların sahibi O.
Ve yaşıyor bin yıllardır Azizemiz, tanrıların kendisine bir ömür biçtiğini görmezden gelerek…


******
Ben de bir mum yaktım bir dilek diledim Azize Annemden… Ama dileğimi söyleyemem!!! Azizem gülümseyen güzel gözlerin hemen üstünde kaşlarını bana çatar diye bunu sizden saklamalıyım!
Sadece bunu diyeceğim: Dilediğim daha içimdeyken, güneş, toprak ve yüreğim arasında üçe bölündü. Ve ne çok şey isteyen ruhuma kızmak istedim ne de onlardan birini tercih edebildim…


 

 
 
         
   
Main Menu
ANASAYFA
GÜNCEL YAZILAR
GERİLLA'NIN YÜREĞİNDEN
ŞEHİTLERİMİZ
HPG
YJA - STAR
GERİLLA FORUM
PARASTİNA GEL
STAR
GERİLLA RESİMLERİ
KİTAPLAR
GERİLLA VİDEO
İRTİBAT
ARŞİV
HPG BAYRAĞI
YJA - STAR BAYRAĞI

WEB LİNKS

 

 

KONGRA-GEL

 

 

 

 

 
 
 
HPG (Halk Savunma Güçleri) Resmi Sitesidir.
HPG-BİM tarafından yapılmıştır.
HPG Online © 2003 - 2006 Tüm hakları saklıdır.