|
Béritan GULAN
Suskunluğun, onulmaz acıların ve derin yaraların
kabuklarını çatlatan sızının iyi bir anlatıcısı olduğunu hissettiğim
o ilk ayrılıklardan bu yana, tüm ayrılıklarda sadece sustum.
Ağlamamı, anıların hüzünlerde yarattığı düğümleri bastırmayan,
hançerin ani
darbesindeki feryadı koparmadan dona kalan bir cesedin
suskunluğunda da hiç yitirmedim. Çocukken insana miras kalan ve bir
muska gibi boynunda taşıdığı alışkanlıkları vardır. Bütün
ayrılıklarda yaptığım susmak ve ardın sıra ağlamaktı. Oysa bugün son
anda narin ellerden, cebe sıkıştırılmış bir kalemi hatıra diye bana
uzatan arkadaşların ardından toplanan suskunlukları yazma ihtiyacı
hissettim.
Patikaya çivilenmiş gibi dururken, tutumsuzca kullandığım
hayallerimin ardından gidememenin bende yarattığı hapishane
duvarlarının inatçı ve sert kafalarla aşınmış çatlakların iç izleri
ve bellekte unutulmuş anılar gibi paslanmış parmaklıkları arasında
sıkışmış benliğimi avuçlarımın arasında saklamak yine her zamanki
gibi nafile geldi bana.
Vatansız bir halkın tüm umutlarını el değmemiş kutsal kitapların
ayetleri gibi omuzlamışken, toprağın bağrında ve karasallığın koyu
sıcağında hep toprağı özlemiştim. Gördüğüm ve büyürken uzaklaşan
mutluluklar kadar hayallerimde büyüttüğüm ilk gerilla da toprak
kokuyordu. Her gerilla bir parça vatan, bir parça topraktı. Ve
buralarda her kara parçası çağlara yenilmeyen ölümsüzlerin kalbini
taşımaktaydı. Bu toprağa sarılır gibi, bu toprağın kokusunu yüreğime
alır gibi, o ölümüz yüreklere dokunur gibi kucaklamıştım uğurladığım
dağ yürekli insanları. Her defasında her biriyle özgürlüğün ilk göz
ağrısı gerilla görmelerinin ilk toprak kokusunu hissettim.
Tarihin tozlu yollarından geleceğe dair umutların ve ütopyaların
yaratılacağını müjdeleyen kararlı adımlarla daha birkaç dakika önce
birlikte durduğumuz patikadan uzaklaşırlarken, bilincime doğru
yürüdükleri ama uzaklaştıkları her mesafe kadar da ayrılıkların
yarattığı acıların, suskun gerilla hüzünlerinin arttığını
hissediyordum. Çünkü kan bağlarından öte, kutsal bağlarla kurduğumuz
yoldaşlığımızı defalarca ama defalarca ölümlerde sınamıştık.
Doğarken insanları birbirine bağlayan kan, ölürken kendisini
ülkesine, toprağına, halkına ve yoldaşlarına feda eden kan kadar
bağlayıcı olmadı hiçbir zaman…
Gözlerimde son gülüşlerini mühürleyip gerisin geri noktaya dönerken,
onlarla birlikte zaferleri ve başarıyı, hüzünlerin gölgesinde
bırakmadan tartıştığımız, yine de ‘kendinize iyi bakın’
temennilerini ihmal etmediğimiz son sohbetimizden arta kalan boş çay
bardaklarının idamlık birini ölümden kurtaran delilleri gibi hala
orada duruyor olmasına takıldı gözlerim. Son kez mi, yoksa bir kez
daha aynı can yoldaşlarla gerilla çayı eşliğinde sohbet edebilecek
miyim, diye bir soru sessiz bir soğukluk gibi damarlarıma yürüyor.
Ama hiçbir ayrılığın, hiçbir acının ve hiçbir düşman işgalinin yok
edemediği, bizde sevgiyle eşanlam taşıyan umut yine yetişiyor
imdadıma.
Belki bir gün bir kez daha ama bu defa zaferle buluşmanın ve
şimdilik imkanı olmasa bile, onlara yazdığım bu yazıyı
okuyabilmeleri umuduyla…Bir yoldaşa dilenebilecek bütün iyi
dileklerimle.
Söylenecek tek bir söz kalıyor geriye;
SERKEFTIN!
|