Kurdish | Turkish | English | Arabic | Deutsch
 
 
   
 
Bir gerillanın sessiz çığlığı
18 Aralık 2006

Zilan Laç

 

Bir gerillanın sessiz çığlığı



Bir bebeğin kokusundan, bir tarihin derin izlerini taşıyan ve zaman›n sonrasına dayanmış insan tecrübesine kadar hepsini karşı konulmaz volkan patlamasında bütünleştirdin.


Yaşamın manasına erişmenin zorluğunu anladığım an, seni anlatmanın ifadesizliğini anladım. Yaşam sadece görülende ve o anda değildir. Yaşam hep var olanın adıdır. Ölüm ise yaşamın kendisiyle sınırlı tutanın yok oluşudur. Ölümsüzlük yaşamı hep var kılanın, insan onurunu ve vicdanını yaşayanın adıdır... Dilden dile dolaşır ve vicdana sorgusu olur insanlarda.


2002 yılında ilk karın yağışını ben de sevinçle karşılamıştım. Kar, üç mevsimden sonra her tarafı beyazlara bürümüştü. Ama getireceği felaketlerden habersizdim. 20 Aralık’ta aldığı can ile birlikte sevincin yerini acı aldı. O kadar hırçın ve acımasızdı ki, her şeyi kendi içinde boğuyor ve gülümsüyordu sanki. Öyle bir düşmandı ki, ona karşı durmak ölümün kendisiydi.


Oysa biz o geçit vermeyen dağların asi çocukları olmayı başarmıştık. Bize kucak açan ve bir ananın yavrusunu bağrına basar gibi bağrına basan dağlarımızı örten beyazlık, onları etkisiz hale getirmişti. Sanki beyazlığını kana boyamaya ve can almaya yeminliydi.


Xinere dağlarının zirvesinde birikmiş karın, sana pusu kurduğunu bilemedik Seyit Rıza yoldaş. Özgürlüğe olan inancını, insana olan sevgini ve umut ışığıyla parlayan gözlerini bir okyanus derinliğiyle birleştirdiğin yüreğini, nasıl da sessiz çığlıklar içinde caresiz bıraktı seni. Bunu ne beynim algılıyor ne de vicdanım kabullenniyor usta. Oysa özgür yüreğinde çaresizliğe yer yoktu Seyit Rıza yoldaş.


Yoldaşlarını sadece tedavi etmeyi bir görev olarak görmüyordun. Onların her türlü ihtiyacını karşılamayı da kendine görev bildin. Yatakta olan yoldaşlarının susuz kalışına dayanamazdın biliyorum, Bu nedenle, "her şey yaratılabilinir" mantığının peşine düştün. Mutlaka bir şeyler yaratmalıydın. Bu senin yaşam biçiminin bir parçasıydı.


Mangadan çıktığında, karın sinsi bakışlarına, fırtınanın çıkardığı öfkeli sese hiç mi aldırmadın. Oysa öncesinde kar her tarafı örtüğünde, bizim bir mangadan bir mangaya gidişimize bile mutlaka mudahale edip, dikkatli olmamızı isterdin. Birşey olduğunda sana seslenmemizi isterdin. İşte bu bana çok acı veriyor usta. Kim bilir ne kadar çok seslenmişsindir. Göğün ve yerin duyduğu çığlıklarını, öfkeli fırtına kendi içinde boğarak, yoldaşlarına ulaşmasını engelliyordu. O kar seni bizden alırken, kim olduğunu bilmiyordu. Bu yüzden bu denli acımasız olmuştu.
Sen sadece bir doktor değildin, amansız koşullar içerisinde özgürlük mücadelesi veren bir gerillaydın. Yüreğinden akan sevgiyle, parmak uçlarıyla çaldığın gitarının tellerinden akan ritmle yoldaşlarının yüreğini okşayan bir sanatçıydın usta. Yanına diş tedavisi için gelen arkadaşlar, senin yanına vardıklarında güler yüzün, yüreğinin derinliklerinden gelen şefkatli yaklaşımlarınla iyileşirlerdi. Ne hastalık kalırdı ne de yorgunluk. Sana gelen hastaları hiç tanımasan da, onlara yıllarca tanıyormuş gibi sıcak ve samimi yaklaşırdın. Bu da kısa zamanda güzel bir yoldaşlığı yaratırdı. Onları tedavi ederken, doğal espirilerinle ortamı bir tiyatro sahnesine çevirirdin. Bu onlar için yaralarına sürülen bir merhem olurdu.


Hiç unutmuyorum, kışın karda ayakları ıslanmış bir şekilde gelen arkadaşların çoraplarını kurutmaları için sürekli sobayı sıcak tutardın. Çayı sobanın üstünden eksik etmezdin. Ve bazen soba için mazot getirmeye gitiğinde, ellerini yıkayıp dezenfekte ederek, eldiven takmana rağmen ellerin yine mazot kokardı. Gelip çalışmaya başladığında arkadaşlar, "heval Seyit ellerin mazot kokuyor" derlerdi. Sense "yok heval senin burnun koku almıyor, ellerim kolonya kokuyor" diye espiri yapardın. Herkes gülerdi.


Hastalarınla konuştuğunda onların öz geçmişlerinden başlayıp, nasıl gerillaya katıldıklarını ve gerillada nerelerde kaldıklarını vb. tüm her şeyi sorardın. Onlardan anılarını anlatmalarını isterdin. Doğal sohbetinle, ifade edilemiyecek çekim gücünle insanları çekerdin. Bundan dolayı çoğu zaman tartışırdık seninle: 'Buraya gelen her arkadaşla böyle sohpet edersen biz işimizi bitiremeyiz" derdik sana. Ama sen hep onlarla derin sohpetlere girmeye devam ederdin. Çünkü insanlarla sohpet etmeden duramazdın. Her sohpetinde yeni şeyler keşfediyordun. Bu nedenle yoldaşlarını tedavi ederken, onlarla çok güzel dostluklar kurardın. Bazen sana takılırdık, "heval Seyit bu gidişle anılar üzerine bir kitap yazacaksın" derdik. Sen ise, "her bir arkadaş bir dünya gibi ve gerçekten biz o kadar renkliyiz ki, gökyüzü bile bizden fakir" derdin. Evet doğru! Çünkü sen vardın. En büyük, renkli dünyalardan biri de sendin.


Gerçek sevgiyle sevdiğin için çok seviliyorsun. Unutmayan olduğun için hiçbir zaman unutulmayacaksın. Sabahtan akşama kadar bir odada çalışmana rağmen, o dört duvarı yıkıp, dünyaları getirmiştin. Kocaman yüreğinle, küçücük bir oda da bir dünya kurmuştun. Gerillaların ayak bastığı her karış toprağı görmüş gibiydin. Gelen her arkadaşın anılarını dinler, anılarla yetinmeyip dolaştığı yerleri tarif etmesini isterdin. Bir çok yere gitmemiş olsan da, merakın o yerleri öğrenmene neden olmuştu. Çünkü sen yürüdüğün yolun aşığıydın. En çok bir yere gitme hayalini kurardın. Orası da doğduğun yer olan Dersim dağlarıydı. Bize Dersim'e dair çocukluk anılarını anlatırdın. Ayağa kalkar, espirili üslubunla babanla yaşadıklarının taklidini yapardın. Sonra ''acaba yaşlanınca nasıl birisi olurum'' dediğinde, bizde gülerek rahmetli dedenin fotoğrafına bakıp, ''sen yaşlılık halini hiç merak etme. Kesin dedene benzersin'' derdik.


Yaşama ne büyük hayallerle, ne güçlü umutlarla bakardın. Gerilla yaşamına olan bağlılığın, yüreğindeki coşku gözlerine yansırdı. Seninle vedalaşamadan başka bir alana gitmiştim. Bu eksikliği hep hissettim. Seni görmeyeli iki yıl geçmişti aradan. Yeniden seninle aynı ortamda çalışma hayalini kurar, sabırsızlıkla beraber çalışacağımız günü beklerken, beyazlığın Xinere dağlarında fermanını çıkarttığını bilmiyordum. Kandil dağlarında da iki yoldaşımızın şehadetine tanık olmuştuk. Yüreğimiz kara duyduğu öfkeyle volkan gibi kaynamaktaydı ve yaralıydı. Karın bu acımasızlığını görünce, Xinere dağlarında sessiz çığlıklar yükseliyordu . İşte o zaman yüreğim ağırlaştı. Bir kuş olup uçmak istedim. Xinere dağlarında sislerin ardında yer ve göğün tanklık ettiği sessiz çığlıklara, insanlar tanıklık edemedi. Yoldaşım sessiz çığlıklar içinde ölümle boğuşuyordu. İçime bir his doğardı, geceleri dışarı çıkar, belki Seyit Rıza'yı görürüm derdim. Gökte bir yıldız yüreğimize kaydı. İşte o zaman seni içimizde yaşatmaya başladık.

Fırtınanın ortasında kalan benliğimin
Çıldırasıya haykırışnı duymaya çalışıyorum
Tanrıların kıskançlığıyla
Rüzgarın kuruttuğu
Yağmurun çamurlaştırdığı
Karın gömdüğü
Toprağımı arıyorum
Öğüttüğümüz buğdayın bize lütfettiği
Ve yaşam sanatının usta
pratisyenin Munzur suyunun duruluğunda olan
can yoldaşımı arıyorum
Arıyorum sislerden arınmış gökyüzünde
Ruhumun ve bilincimin
Aydınlanmış köşesinde…


Adı: Dr.Savaş EREN,
Kod adı: Dr. Seyit Riza Zilan Laç
Baba Adı: İsmail
Ana Adı: Gülüzar
Doğum yeri ve tarihi: 1975, Dersim
Katılım yeri ve tarihi: 1998, Yunanistan
Şehadet yeri ve tarihi: 20.12.2002, Xinêrê (Çığ Düşmesi)
Görevi: Gerilla doktoru

 

 
 
         
   
Main Menu
ANASAYFA
GÜNCEL YAZILAR
GERİLLA'NIN YÜREĞİNDEN
ŞEHİTLERİMİZ
HPG
YJA - STAR
GERİLLA FORUM
PARASTİNA GEL
STAR
GERİLLA RESİMLERİ
KİTAPLAR
GERİLLA VİDEO
İRTİBAT
ARŞİV
HPG BAYRAĞI
YJA - STAR BAYRAĞI

WEB LİNKS

 

 

KONGRA-GEL

 

 

 

 

 
 
 
HPG (Halk Savunma Güçleri) Resmi Sitesidir.
HPG-BİM tarafından yapılmıştır.
HPG Online © 2003 - 2006 Tüm hakları saklıdır.