Kurdish | Turkish | English | Arabic | Deutsch
 
 
   
 
 COBRA CELAL
8 Ekim 2006

Halil DAĞ

 

 COBRA CELAL
 

Bu dağların en kaba gerillası desem kızmazdı. Bu sözleri ben söylediğim için kızmazdı. Ama bu sözler başka birinin ağzından çıksaydı, sanırım affetmezdi de… Esirgemez yapıştırıverirdi cevabını…

O benim çocukluk arkadaşım. Dağlardaki çocukluğumun ilk arkadaşı...

 

Aynı bu yıl olduğu gibi meşe ağaçlarının iyi palamut tutuğu yıllar önceki bir sonbahar karşılaştım onunla. Dağlarda ilk adımlarımı attığım ve açlığı ilk defa tattığım o günlerde bir ateşin başında tanıdım onu. Saatlerdir beni izlediğini nereden bilebilirdim. O günler çok yeniydim ve etrafımdakileri görmekten çok kendimle kıyasıya bir savaş içindeydim.

 

Az sonra onun beni, kendisinden önce palamut ile tanıştıracağından habersiz ateşin kıyısında kendime yatmak için yer yaparken kaba sesiyle bana seslendiğini fark ettim. Kürtçe anlamadığım için, çok yorgun olduğum için, çok üşüdüğüm için, çok aç olduğum için, her şeyden öteye bir an önce uyumak istediğim için o gece onun bana yardım etmek istediğini fark etmedim bile…

 

Aynı ateşin başında uyuyup sabah kalktığımda benden önce uyanmış olduğunu da fark etmedim. Daha hepimizi uyurken o kalkmış, karşı yamaçtan kar getirmiş, getirdiği karı çaydanlığın içinde eritmiş ve benim gibi dağlara yeni adım atmış diğer arkadaşların yüzlerini yıkamaları için sıcak suyu bir kenara bırakmıştı. ancak özenle paketlemiş olduğu sabununu bana uzatınca anladım ne demek istediğini. Sabunu alıp elimi yüzümü yıkarken, kaba kirli ellerin ardındaki inceliği de fark edemedim…   

 

İyi bir gerilla olup olmayacağını açlığın sınavından geçince anlayacaksın… demiş o sırada ama ben anlamamışım. Söylediği bu sözleri ve o günlerdeki halimi, çok sonraları gülerek defalarca anlatırdı bana ama benim o güne ilişkin hatırladığım tek şey cebinden çıkarıp uzattığı palamutlardı.

 

O gün Cobra Celal beni elimden tutu ve meşe ağaçlarının altına götürdü. İşbirlikçi güçler ve Türk Ordusunun kuşatmaya aldığı, gerillanın bütün erzak kanallarını keserek açlığa mahkum edip teslim almaya çalıştığı, 95 yılın büyük güney savaşında ben onun ellerinden palamutları keşfettim. O benim hayatım boyunca yaşadığım ilk açlıktı ve o palamutlar benim hayatım boyunca tattığım ilk palamutlardı.

 

Cobra Celal ufak çakısıyla palamutları teker teker yardı ve közlerin içine bıraktı. Arkadaşlar henüz uyanmamıştı ve ben kavrulan ilk palamutu ellerim yanarak soydum. O savaş boyunca tek besin kaynağımız palamutlar oldu ve ben yine o savaş boyunca geçtiğim bütün alanlarda meşe ağaçlarının böylesine fazla olmasına hayret ettim. Artık hangi ağacın palamudunun acı, hangisinin tatlı olduğunu iyi biliyordum. Palamutun keşfi benim için dağlarda yaptığım en büyük keşif oldu.

 

Cobra Celal ile ondan sonraki yıllar bir çok kez karşılaştım. Yıllar geçip ikimiz de değişmiş olsak da, o ilk karşılaşmamızdaki ilişkimiz hiç değişmeden sürüp gitti. Ne onun gözünde ben, nede benim gözümde o farklılaştı. Onun gözünde ben hep acemi gerilla olarak kaldım, benim aklımda da o hep irikıyım kaba gerilla olarak kaldı. Arkadaşlığımıza arkadaşlık, anılarımıza anılar eklendi ama birbirimizde bıraktığımız ilk izlenimlerimiz son anlara kadar da sürdü.

 

Onunla en son ne zaman karşılaştım, birbirimizden ne zaman nerede ayrıldık tam olarak hatırlamıyorum ama dağlardaki yaşamıma o kadar kaba izler bıraktı ki, şuan yaptığım her şeyde ondan bir parça hissediyorum. Şuan beni bu yazıya getiren nedenlerin de bir türlü içinden çıkamıyorum. Ve sanırım O’nun hakkında en az şey bilende benim. Hangi eski gerillaya O’nu sorsanız kesin yığınla anlatılacak hikayesi bulunur Cobra’ının. Onu yazmak bana düşmez ama birkaç söz söylemeye de hakkım var sanırım…

 

İsminin Cobra oluşundan tutalım ağaç dallarıyla yaptığı ölçümleriyle her ilk atışında isabet ettirdiği imkânsız havanlarına kadar, iri yarı cüssesiyle yaptığı kavgalarından tutalım, yine o iri yarı cüssesiyle öz eleştiri platformunda çocuklar gibi ağlayışına kadar, Reber isimli bir oğlundan tutalım, eşi Emine’yi görmek için her yıl izin istemesine kadar onlarca hikayesi vardır O’nun bu dağlarda.

 

Ama benim içimde derinlerde bir yerlerde bir tanesi saplanıp kalmıştır.

97 yılına damgasını vuran ve gerillaların yaptığı üç gün üç gece süren Amediye şehrinin kuşatmasında havan tepesinde titiz bir hazırlık yapması, sırtında teker teker ve sabırla taşıdığı kırk adet 120’lik havanı özenle dizmesi ve eylemin başlayacağı son ana kadar hiç kimseye hissettirmeden beni beklemesi ve ben gelmeyince dayanamayıp Vasfi Arkadaşa ‘ya Halil gelip bunları kameraya çekmeyecek mi?’ diye sorması ve diğer anlamıyla sitem etmesi hala içimde duruyor.

 

Amerikan’nın Türk Ordusu’na sattığı Cobra Helikopterlerine inat olsun diye arkadaşlarının ona taktığı bu lakap hiçbir gerilla tarafından onun yanında söylenmeye cesaret edilmedi ve Cobra Celal’den sonra bu dağlarda bir daha kimseye Cobra lakabı da verilmedi.

 

Hayat arkadaşlıklara arkadaşlık, anılara anılar ekler. O çok gerilerde kalmış arkadaşların simaları ise usulca silinir, çok istesek de, hatırlayamaz oluruz seslerinin tınısını, kahkahalarının yankısını. Zaman bir tül gibi örter her şeyin üstünü…Ama kişi çocukluk arkadaşlarını kendisiyle hayatı boyunca taşır. O zamanlara ait sıcak bir his hiçbir zaman terk etmez yüreğimizi…

 

 

Şimdi ben, ne zaman yapraklar sararsa, yağmurlar yağmaya başlasa ruhumun derinliklerinde o kaba, o sıcak duygu hissederim.

Ve ağaçlar ne zaman o yılki gibi kıyasıya palamut tutsa Cobra Celal’i hatırlarım…

 

 

 

 
 
         
   
Main Menu
ANASAYFA
GÜNCEL YAZILAR
GERİLLA'NIN YÜREĞİNDEN
ŞEHİTLERİMİZ
HPG
YJA - STAR
GERİLLA FORUM
PARASTİNA GEL
STAR
GERİLLA RESİMLERİ
KİTAPLAR
GERİLLA VİDEO
İRTİBAT
ARŞİV
HPG BAYRAĞI
YJA - STAR BAYRAĞI

WEB LİNKS

 

 

KONGRA-GEL

 

 

 

 

 
 
 
HPG (Halk Savunma Güçleri) Resmi Sitesidir.
HPG-BİM tarafından yapılmıştır.
HPG Online © 2003 - 2006 Tüm hakları saklıdır.