|
Zağros Viyan
Üç Perdede Beritan…
Yolunuz
bir gün Metina’ya düşerse orada bulunan gerillalardan Lavıke
Metin’in hikayesini mutlaka dinlersiniz bir biçimde. Bir de
Kanireşe’nin hikayesini; yanındaki şehitlikte yatan onlarca yiğidin
hikayesiyle birlikte. Uzun yol yürüyüşlerimizde en çok uğradığımız
güzergâhlarımızdan biri de Metina’dır. Ama bu sefer Metina’dan ne
Lavıke Metin’in, ne de Kanireşe’nin hikayesini derledik. Geldik ve
burada bulmayı hiç ummadığımız bir hikaye ile karşılaştık.
Metina bu günlerde bambaşka bir
hikayeyi konuşuyor.
Daha gelir gelmez alanın
komutanlarından birisi grubumuzda bulunan aslında yönetmenliğe terfi
etmiş ama hala kameraman isminden vazgeçmemiş Halil’e ‘heval
senin bu filmi Amerika bile izledi biz hala izleyemedik’
diyerek sitemde bulunuyor. Anlattığına göre filme o kadar çok talep
varmış ki, alanın cephe toplantısında bile gündem olmuş. Başka bir
nedenle bir araya gelmiş olan gerilla gücü, fırsat bu fırsat deyip
dayatınca alan yönetimi filmi izlemek için hazırlıkları başlatıyor.
Ama bütün güçler intişarda olduğundan ve intişarda da televizyon,
jeneratör vb. teknik malzemeler kaldırılıp gömüldüğünden hazırlıklar
biraz zaman alıyor.
Tabiî ki, tek zorluk bu değil. İşin en
zor kısmı Ali Kıçê’yi ikna etmek!
Ali Kıçê deyip geçemeyiz. Zira hem
alan yönetimi, hem de yılların tecrübesiyle intişar kurallarına
uymada oldukça katı. Sonunda yapı, yönetim ve misafirler bir olup
kapısına dayanınca ‘haydi arkadaşların gönlü kalmasın’
diyor. Herkes derin bir nefes alıyor. Zira Komutan Ali intişar
kurallarına uygulamak için tavlayı yaktırmış, voleybolu yasaklamış,
bununla da yetinmeyip topu patlatmış, hatta bununla da yetinmeyerek
voleybol sahasının direklerini bile söktürmüş…
Şimdi Metina’da yeni bir hikaye ile
karşı karşıyayız. Ama bu sefer hikayeyi dinlemeyeceğiz, izleyeceğiz.
Bêritan’ın hikayesini… Hazırlıklar tamamlanıyor. Telvizyon gömmeden
çıkarılıp kuruluyor. Jenaratör saklandığı mağradan çıkarılıp
çalıştırılıyor. Turnede olan gerillanın müzik ekibine ait büyük ses
cihazları da televizyona bağlanıp izleme saati gerillalara
bildiriliyor.
Teknik hazırlık aşamasının en
heyecanlısı filmi yedinci sefer izleyecek olan Müzik grubunun üyesi
Ozan Sefkan . ismi Sefkan ama bu yolculuk sırasında bizim Halil onda
bir şeyler bulmuş olacak ki, eski uzun yol yürüyüşleri arkadaşı olan
Serhad’ın ismini vermiş ona. Bu onun da hoşuna gitmiş olacak ki,
Ozan Serhad ismine alışmış bile.
Saat yediye doğru gerillalar
gelip yavaş yavaş televizyonun karşısındaki yerlerini alıyorlar. Bu
arada teknik cihazlar deneniyor. Özellikle filmin çok yoğun olan
çatışma sahnelerinin efektleri o kocaman ses cihazlarından
yankılanınca Serhad çok seviniyor. ‘Tam savaş havası’
diyor. Bir de yolculuk sırasında defalarca izlediği filmden dilinde
tekerlemeye dönüşmüş ‘hasan… hasan…’ repliğini yüksek
sesle duyunca sevinçten gözleri parlıyor. Televizyonun sesi
kesilince bu sefer o bağırıyor, ‘gerilla…
gerilla… werin filmê… filma Beritanê…’
Alanın çoğu yeni olan savaşçıları
heyecan içinde bekliyorlar. Saat yediye geliyor. Bulunduğumuz yer
Metina’nın sırtları. Karşımızda Kuzey’in dağ silsileleri içinde
Karakolların ışıkları görünüyor. Tepemizde ise gümüş bir tepsi gibi
ay duruyor. Gerilla dağların zirvesinde ay ışığında film izliyor. Bu
sahne orada bulunan Halil’i çok etkiliyor. ‘Bêritan filmine
böyle izlenmek yakışır’ diyor.
Gerillalar büyük bir heyecan içinde
filmi izlemeye başlıyorlar. Ay ışığında parlayan yüzlerinde Bêritan
yansıyor. Onlar filmi izlemiyorlar, yaşıyorlar. Film boyunca daha
önce filmi defalarca izlemiş olan yol yürüyüşü ekibi filmi ekrandan
çok seyreden genç gerillaların yüzlerinde yeniden izliyor.
Her birisi Bêritan’ın hikayesinde
kendi dününü, bugününü ve yarınını yaşıyor… Film başlar başlamaz her
gerilla kendi çatışmasına yol alıyor…
Filmi izlerken Halil’in yanından bir
an bile ayrılmayan Serhad, Onunla birlikte ekranın arkasına geçmiş
karanlık içinden arkadaşların yüzlerindeki Bêritan’ı izliyor. Ben
de, bazen gözüm ekrana takılsa da, çoğunlukla gerillanın yüzündeki
Bêritan’ı ama daha çok da, onların yüzündeki ifadelerin Halil’in
yüzüne çarpan yansımalarını izliyorum.Bir filmi dağ başında, ay
ışığında, üç perdeden birden izlemek oldukça yorucu geliyor.
Filmin bazı sahnelerinde heyecanlanan
ve duygulanan gerillalar yerlerinde duramıyorlar. Film başlarken
gayet sakin olan yüzler şimdi gerilmiş ve karanlıkta yüzlerine
çarpan ayın ve ekranın ışıklarıyla birer ekrana dönüşmüşler. Bir ara
yoğun bir çatışma sahnesine kendini kaptırmış gerilla televizyonun
önünden geçen başka birine neredeyse çatışmadaki bir ses tonuyla
‘oradan geçme heval…’ diyecekmiş gibi gayri ihtiyari bir
refleks gösterince yüzlerde bir tebessüm dalgası oluşuyor.
Film ilerledikçe heyecana hüzün ve
öfke bulaşıyor. Kahramanların şahadet sahneleri özellikle kadın
gerillaların yanaklarına birer damla tuzlu su olup dökülüyor. İhanet
ise ‘üslup dışına çıkmamak kaydıyla’ öfke ve küfür ile karşılanıyor.
Filmin sonlarına doğru en önde oturan
grubun içinde bir kıpırdanma görünüyor. Ne oluyor diye bakıyoruz.
Birkaç bayan gerilla kollarının altına girdikleri bir gerillayı
ekranın ışığı önünden ay ışığına taşıyor. Merak edip gidiyoruz. Genç
bir bayan gerilla sinir krizi geçiriyor. Yanındakiler onu teselli
etmeye çalışıyorlar. ‘heval bu sadece bir film…’diyorlar.
O ise yüzü gerilmiş, yumruklarını sıkmış bir biçimde neredeyse taş
kesilmiş. Uzaktan müdahale etmeye çalışıyoruz. Biz de ‘heval
bu bir film, bak oynayan arkadaşların bazıları burada’
diyoruz. Ama nafile, o şimdi çatışmada şehit düşen arkadaşları ve
ihaneti görüyor. Gencecik yüreği buna tahammül edemiyor…
Film bitiyor ama gerillalar
dağılmıyor. Grup grup ayaküstü ‘kritik’ yapıyorlar. Yorumlar
yolculuk boyunca diğer alanlarda gördüğümüz gibi şaşırtıcı bir
zenginlikte. Filmin her sahnesi için ayrı ayrı yorumlar yapılıyor.
Çoğu ‘askeri’ olmakla birlikte çekim tarzından kurgusuna, verdiği
mesajlardan oyunculuk kalitesine kadar her konuda onlarca ayrı yorum
duyuyoruz.
Filmi yapanların belki de aklından
bile geçmemiş sonuçlar çıkarılıyor. Bêritan filmi de her gerçek
sanat eseri gibi kendisini ve yaratanını aşarak beyinlerde ve
yüreklerde bulunan şifreleri kırıyor. Çağrışımlar şifreleri kırdıkça
hikâyede gizli olan anlamlar söze dökülüyor. Ve görüyoruz ki, sadece
bilinçli bir biçimde ve mesaj vermek amacıyla yaratılan simge ve
imgelerin ötesine geçen anlamlar var bu filmde.
En çok tartışılan sahnelerden
biri Bêritan ve Çiluçar’ın diyaloğu oluyor. Filmin bu sahnesinde
Bêritan’a verilen bir elma var. Filmi yapanlar bunu ne kadar düşündü
bilmiyoruz ama gerillalardan birisi elmaya ilişkin mitolojik bir
yorum geliştiriyor; ‘burada tarihin
tersine dönmesi gibi her şeyin tersine döndüğünü görüyoruz. Elma
günahın işaretidir. Ve mitoloji de kadın erkeğe veriyor. Erkek günah
işliyor. Burada erkek kadına elmayı veriyor ve günaha çağırıyor…’
Halil tepkilerden oldukça memnun.
Serhad ise kurduğu ses düzeninin başarısından ötürü daha da memnun.
Ezberindeki repliklere yenileri eklenmiş. Yanından kim geçerse
‘ma bıaqılê dînê tuyî…’ diyerek takılıyor.
Film gösterisi bu şekilde
tamamlanıyor. Sabah yola çıkmadan önce Ali Kîçe Halil’in yanına
geliyor. Filmdeki gerilla komutanının repliğini ezberlemiş gibi
‘deste hevala sax be’ diyor ve ekliyor. ‘güzel
olmuş ama keşke o iki korkağı koymasaydınız’ diyerek
gerillaya korkaklığı yakıştıramıyor…
Halil sırtındaki koca kamera
çantasıyla önümde yürüyor. Gelip Kanireşe’de duruyoruz. Şehitliğe
uğruyoruz. Çoğunu tanıyor. Bazılarının hikâyelerini anlatıyor.
Özellikle Binevş ve Kıvırcık Hasan’ın hikayeleri Metina hikâyeleri
içinde yüreğimizde derin izler bırakıyor. Metina’dan yeni hikâyeler
biriktirmiş olarak ayrılırken, Metinaya çok anlatılacak bir başka
hikâye bırakıyoruz.
Bêritan’ın hikâyesi…
|