|
Seyit EVRAN
Arkadaşlarının nasıl
öldüklerini değil, nasıl yaşadıklarını anlatıyorlardı!
Gerilla
mekanları hayat alanları demişler. Gezip gördükten sonra bunların
boşuna söylenmediğini anladım. Arazinin her hangi bir yerine kurulan
mangalarının yanından geçerken insan bunu daha iyi anlıyor. Her
mangadan ayrı bir sohbetin sesi, ayrı bir umudun ve ruhun havası
yayılıyor. Düşledikleri ve uğruna mücadele ettikleri güzel, özgür ve
mutlu geleceğin söylemleri karışıyor eşsiz görsel manzaralı doğaya.
Hep yaşanmış ve yaşayanlar, sürekli yaşatanların anlatıldıkları
sohbetler sürüyor gerilla mangalarında. O yüzden Son Samuray
filminde geçen ‘size onun nasıl öldüğünü değil, nasıl yaşadığını
anlatacağım’ sözlerini hatırlatıyor gerilla sohbetleri.
Geçen günlerde
yine gerilla asfaltı diye tabir edilen patika yollardan geçerek
gerillanın üslendiği, mangalarını kurduğu bir alana gidiyordum. Yaz
sıcağında sık ormanların içinden, yer yer sarp kayalıklı yerlerden
geçen patika yoldan ilerleyerek zirveleri aşmaya çalışırken
karşılaştığımız eşsiz doğal manzara ve dağların, toprağın,
ormanların kendine has gizemi içinde yitip gidiyorduk.
Gecenin siyahında
yıldız sohbetleri!
Gerilla
eşittir gece ve yol demektir. Bizde bazen gündüz yürümek zorunda
kalmamın dışında, hem bu yüzden hem de sıcakların azizliğine
uğramamak için gece yürüyorduk. Bahar, yaz yıldızlarıyla dopdolu
mayın tarlası gibi tepemizde duran berrak gökyüzünün altında
yürüyorduk. Gerillanın sesine karışan gecenin sesi altında
ilerliyorduk. Çok sık olmayan bir ormanın içinden geçerken
uzaklardan kopup gelen esintilerin taşıdığı limon çiçeklerinin
kokusuyla mest oluyorduk. Hafif kayalıklı ve birazda dik bir yerden
geçtikten sonra çıktığımız düzlükte rehberim bir mola verelim mi
dedi. Ben zaten dünden hazırdım molaya çünkü gece ve serin hava
olmasına rağmen ter içinde kalmıştım. Sırtımızı bir kayaya dayayarak
oturduk. Sessizliği İstanbul da doğup büyüyen rehberim bozdu.
Konuşmaya başladığında gökyüzünde duran yıldızlara bakarak
konuştuğunu anladım. Hayatında bu kadar yıldızı bir arada
görmediğini, kentlerde bir yıldız bile görmek için gecelerce
beklediğini, Kürdistan dağlarında ise gökyüzü yıldız tarlası gibi
insanlarının ayakları altına serildiğini söyledi. Konuşmasını
bitirdikten sonra biraz daha bana yaklaşarak kendisi için seçtiği
yıldızı göstermeye çalıştı. Rehberimden yola çıkarak her gerillanın
bir yıldızının olduğu sonucuna vardı.
Evet her
gerillanın bir yıldızı var. Bu yıldız gerillanın birçok şeyinin
sembolü. O yüzden gerillada en çok yapılan sohbetlerden biride
yıldız ve ay ışığı sohbetleridir. Gerillada yıldız sohbetleri
sırasında dünya halklarının yıldızlara ilişkin söylence biçiminde
geçen bir çok hikayesi bilinir. Sohbet sırasında sık sık onlardan
örnekler verilir.Gerillanın yıldızı ve yıldız sohbetleri onların
gece yolcuları olduklarının bir kanıtı. Yıldız gecenin içine
akmalarını anlatıyor. Kimisi bu yıldızı yön tahini kılavuzu olmak
için seçerken kimsi de gizli, gerçek dünyasının bir sembolü olarak
seçer. Rehberimle yıldız sohbetimizi biraz daha ilerleterek yolumuza
devam ettik. Gece geç saatlere doğru küçük bir gerilla grubunun
konumlandığı bir kampa vardık.
Gerillada ateş
bağdaşı!
Gündüzden
yaktıkları ateşin etrafında oturmuş, derin sohbetlere dalan ve kara
çaydanlıklarından çay içen grubun yanına indik. Sohbet seslerine
yanlarına bıraktıkları kaset çalardan yükselen müzik sesi
karışıyordu. Bizi görünce hepsi birden ayağa kalkarak ateş başında
çay içmeye davet ettiler. Ateş başında gösterdikleri yere oturduk ve
bize ikram ettikleri çayımızı içmeye başladık. Yanlarına gidişimiz
sohbetlerine ara vermelerine neden oldu. Oysa biz onların bizimle
yapacakları sohbetten çok aralarında başlattıkları sohbeti
sürdürmelerini istiyorduk. Bir süre belki yeniden başlarlar diye
bekledik. Kendiliklerinde başlamayınca, onlardan sohbetlerine
kaldıkları yerden başlamaları ricasında bulunduk. İlk önce ısmarlama
bir sohbet olduğu için suni bir şekilde geliştir. Çok geçmeden eski
sohbetlerinin havasına girdiler. Sohbetlerinden grupta bulunanların
uzun zamandan beri birbirlerini görmediklerini, her birinin bir
yerden geldiğini ve geçmişte kalan güzel ama yaşamın ta kendisi olan
şeylerden söz ettiklerini anladım. Her biri ayrı bir güzelliği
anlatıyordu. Geçmişte birlikte kaldıkları ancak daha sonra kimisi
girdiği çatışmada, kimisi düştüğü bir pusuda yaşamını yitiren
gerilla arkadaşlarından söz ediyorlardı. Birlikte geçirdikleri güzel
günleri, katıldıkları eylemleri, yaşadıkları zorlanmalara rağmen
yaşamdan aldıkları tadın doyumsuzluğundan söz ediyorlardı. Bu sohbet
bana bir kez daha son samuray filmindeki “Sana Onun Nasıl Öldüğünü
Değil, Nasıl Yaşadığını Anlatacağım” sözünü hatırlattı. Çünkü
onlarda arkadaşlarının hangi çatışma yada pusuda yaşamını
yitirdiklerini değil, nasıl, nerede, ne zaman hangi güzel duygularla
birlikte yaşadıklarını anlatıyorlardı.
Son
Samuray filminde geçen bu sözü hatırlattığımda, grup içindeki
Mardinli Brusk Masiro şunları anlatıyor , “ Ben 1989 yılında
katıldım. Birçok kahraman gerilla komutanı ve gerilla arkadaşımla
kaldım. Oturduğum her ortamda onlara yaşadığım günleri anlatıyorum.
Evet bir anlamda benimde yaptığım onların, nasıl yaşadıklarını,
nasıl mücadele ettiklerini, nasıl çatıştıklarını ve yoldaşlarına,
arkadaşlarına, Kürt halkı ile Başkan Apo’ya ne kadar bağlı
olduklarını anlatmaktır. Bizim buna ihtiyacımız var hem de her
koşulda. Çünkü onların nasıl yaşadıklarından nasıl yaşamamız
gerektiğini öğreniyoruz. Ve birde onlar hiçbir zaman bizden
ayrılmıyorlar. Hep yüreğimizde ve bizimle birlikte yaşıyorlar. O
yüzden gerilla için yüreğinde taşıdıklarının yaşamını da yaşıyor
denilir ya.” Gecenin içine doğru aktıkça sohbet koyulaşıyor, közdeki
çaydanlıkları sayıları artıyor. Gerillada bir köz ve közdeki
çaydanlığın sohbeti işte böyle yapılır diyerek bize hazırladıkları
yere gidip uyumamızı istediler.
Yataktan bir iki
debelenip ateş bağdaşında gerilla sofrası gibi kurulan sohbeti
düşünerek uyudum.
Tarihin gizli
olduğu bir yer daha: Kani Tuyê
Geç yatmamıza
rağmen serin havada yürümek için sabah erkeden uyandık. Uyandığımız
gibi gerillanın her zaman hazır olan çayından bir bardak içip yola
çıktık. Serin vadide sabah serinliğinde yürüyorduk. Sabah serinliği
vadiyi kuş sesleri dışında derin bir sessizliğe gömmüştü. Belki de
daha biz ve gerilladan başka kuşlar dışında kimsenin uyanmamasından
kaynaklıydı bu sessizlik. Nedeni ne olursa olsun henüz güneş
ışınlarının düşmediği vadi sessizdi. Vadinin içine doğru indikçe
serinliğini biraz daha yakından his etmeye başlıyorduk. Diğer yandan
da vadinin içindeki söğüt ağaçlarının yapraklarına üzerine düşmüş su
damlalarından serinliğin ne denli çok olduğunu görüyorduk.
Henüz yarım saat
yürümüştük ki rehberim ‘sana tarihi bir yer daha göstermem gerekir’
diyerek yoldan çıkıp, yolun biraz üstündeki dut ağacına doğru
yürüdü. Arkasından giderken dut ağacının biraz ilerisindeki çeşmeyi
gördüm. Salkım saçak pınarlar denir ya öyle bir çeşmeydi. Üzerinde
ise büyükçe bir incir ağacı vardı. bir yandan, burasının neden,
nasıl bir tarihi yer olabileceğini kafamda düşünmeye çalışırken öte
yandan da dut ağacından uzun süredir yemediğim dutları yemeye
başladım. Ben dut yerken rehberim çeşmenin buz gibi sularıyla yüzünü
yıkıyordu. Birkaç avuç suda içtikten sonra “evet buraya Kani Tuyê
derler. 15 Ağustosta Eruh-Şemdinli baskınlarını gerçekleştiren
gruplar burada belirlenip gittiler. Son toplantıları burada
gerçekleşti. Ve kimin baskına gideceği, kimin gitmeyeceği,
baskınları nasıl gerçekleştirecekleri, baskının Kürt halk ve hareket
tarihi açısından ne kadar önemli olduğu gibi konular son kez burada
tartışıldı. Ondan sonra da gruplar yola çıkıp gittiler. Bilindiği
gibi Kürt hareket ve halk tarihine geçtiği ilk kurşunu sıkan
gerillalar buradan çıkıp gittiler” diyerek Kani Tuyê’nin tarihçesini
kısaca özetledi.
Tarihe bu şekilde
geçeceklerini biliyorlar mıydı?
Rehberimin bu
anlatımlarından sonra çeşmenin başına geçerek önce yüzümü yıkadım.
Ardan kana kana suyundan içmeye başladım. Ve derin düşüncelere
daldım. Acaba adlarını bildiklerimizin dışında kimler vardı o
grupta, giderlerken ne düşünüyorlardı, başarıp başaramama kaygısını
ne kadar taşıyorlardı ve en önemlisi de sıktıkları ilk kurşunla
tarihe bu şekilde geçeceklerini, Kürt halk ve hareket tarihinde hep
ilk kurşunla anılacaklarını biliyorlar mıydı gibi yüzlerce soru
sordum kendi kendime…
Bu sorularda
sıyrılmaya çalışırken onlardan sonra acaba kimler geçti buradan diye
düşünerek patikanın üzerine çıkıp geçenlerin ayak izlerini arar gibi
bakmaya başladım. Evet Kürtler için yaşamın, özgürlüğün, kavganın,
sevginin, özlemin ve bir o kadarda acının olan yol buradan geçmişti.
Buraya ayak izlerini bırakarak ilk kurşunu sıkmaya gidenlerin
yolundan geçmişti. O gün bu gündür Kürt genç kızları ve
delikanlıları onların ayak izlerini takip ederek dağa çıkıp özgürlük
mücadelesini veriyorlar. Diğer halkların kurtuluş mücadelelerinde
olduğu gibi bir gün burası da Kürtlerin kutsal uğrak yeri olacak. O
günü hangimizin görüp hangimizin göremeyeceği çok önemli değil.
Ancak o gün gelecek. Çünkü ayak izleri hala o patikada duruyor. Ve
Kürt gençleri de o izlerin peşine takılmak için o patikayı
arıyorlar...
Küçük grubun köz
başındaki sohbeti ile patikada duran ilklerin ayak izleri bu tarihin
çocuklarını anlatıyordu. Dünyaya Kürt gerillasının sesini duyurmaya
çalışıyordu. Dünya bir gün bu sesi duyacak. Arkadaşları ise hala
onların nasıl öldüklerini değil, nasıl yaşadıklarını birbirlerine
anlatarak onların izindeki mücadelelerine devam ediyor….
Seyit EVRAN |