Kurdish | Turkish | English | Arabic | Deutsch
 
 
   
 
AĞUSTOSTA YÜREĞİ ATEŞLE OLMAK
15 Ağustos 2006

Seyit EVRAN

Arkadaşlarının nasıl öldüklerini değil, nasıl yaşadıklarını anlatıyorlardı!
 

Gerilla mekanları hayat alanları demişler. Gezip gördükten sonra bunların boşuna söylenmediğini anladım. Arazinin her hangi bir yerine kurulan mangalarının yanından geçerken insan bunu daha iyi anlıyor. Her mangadan ayrı bir sohbetin sesi, ayrı bir umudun ve ruhun havası yayılıyor. Düşledikleri ve uğruna mücadele ettikleri güzel, özgür ve mutlu geleceğin söylemleri karışıyor eşsiz görsel manzaralı doğaya. Hep yaşanmış ve yaşayanlar, sürekli yaşatanların anlatıldıkları sohbetler sürüyor gerilla mangalarında. O yüzden Son Samuray filminde geçen ‘size onun nasıl öldüğünü değil, nasıl yaşadığını anlatacağım’ sözlerini hatırlatıyor gerilla sohbetleri.

 

Geçen günlerde yine gerilla asfaltı diye tabir edilen patika yollardan geçerek gerillanın üslendiği, mangalarını kurduğu bir alana gidiyordum. Yaz sıcağında sık ormanların içinden, yer yer sarp kayalıklı yerlerden geçen patika yoldan ilerleyerek zirveleri aşmaya çalışırken karşılaştığımız eşsiz doğal manzara ve dağların, toprağın, ormanların kendine has gizemi içinde yitip gidiyorduk.

 

Gecenin siyahında yıldız sohbetleri!

 

Gerilla eşittir gece ve yol demektir. Bizde bazen gündüz yürümek zorunda kalmamın dışında,  hem bu yüzden hem de sıcakların azizliğine uğramamak için gece yürüyorduk. Bahar, yaz yıldızlarıyla dopdolu mayın tarlası gibi tepemizde duran berrak gökyüzünün altında yürüyorduk. Gerillanın sesine karışan gecenin sesi altında ilerliyorduk. Çok sık olmayan bir ormanın içinden geçerken uzaklardan kopup gelen esintilerin taşıdığı limon çiçeklerinin kokusuyla mest oluyorduk. Hafif kayalıklı ve birazda dik bir yerden geçtikten sonra çıktığımız düzlükte rehberim bir mola verelim mi dedi. Ben zaten dünden hazırdım molaya çünkü gece ve serin hava olmasına rağmen ter içinde kalmıştım. Sırtımızı bir kayaya dayayarak oturduk. Sessizliği İstanbul da doğup büyüyen rehberim bozdu. Konuşmaya başladığında gökyüzünde duran yıldızlara bakarak konuştuğunu anladım. Hayatında bu kadar yıldızı bir arada görmediğini, kentlerde bir yıldız bile görmek için gecelerce beklediğini, Kürdistan dağlarında ise gökyüzü yıldız tarlası gibi insanlarının ayakları altına serildiğini söyledi. Konuşmasını bitirdikten sonra biraz daha bana yaklaşarak kendisi için seçtiği yıldızı göstermeye çalıştı. Rehberimden yola çıkarak her gerillanın bir yıldızının olduğu sonucuna vardı.

Evet her gerillanın bir yıldızı var. Bu yıldız gerillanın birçok şeyinin sembolü. O yüzden gerillada en çok yapılan sohbetlerden biride yıldız ve ay ışığı sohbetleridir. Gerillada yıldız sohbetleri sırasında dünya halklarının yıldızlara ilişkin söylence biçiminde geçen bir çok hikayesi bilinir. Sohbet sırasında sık sık onlardan örnekler verilir.Gerillanın yıldızı ve yıldız sohbetleri onların gece yolcuları olduklarının bir kanıtı. Yıldız gecenin içine akmalarını anlatıyor. Kimisi bu yıldızı yön tahini kılavuzu olmak için seçerken kimsi de gizli, gerçek dünyasının bir sembolü olarak seçer. Rehberimle yıldız sohbetimizi biraz daha ilerleterek yolumuza devam ettik. Gece geç saatlere doğru küçük bir gerilla grubunun konumlandığı bir kampa vardık.

 

Gerillada ateş bağdaşı!

 

Gündüzden yaktıkları ateşin etrafında oturmuş, derin sohbetlere dalan ve kara çaydanlıklarından çay içen grubun yanına indik. Sohbet seslerine yanlarına bıraktıkları kaset çalardan yükselen müzik sesi karışıyordu. Bizi görünce hepsi birden ayağa kalkarak ateş başında çay içmeye davet ettiler. Ateş başında gösterdikleri yere oturduk ve bize ikram ettikleri çayımızı içmeye başladık. Yanlarına gidişimiz sohbetlerine ara vermelerine neden oldu. Oysa biz onların bizimle yapacakları sohbetten çok aralarında başlattıkları sohbeti sürdürmelerini istiyorduk. Bir süre belki yeniden başlarlar diye bekledik. Kendiliklerinde başlamayınca, onlardan sohbetlerine kaldıkları yerden başlamaları ricasında bulunduk. İlk önce ısmarlama bir sohbet olduğu için suni bir şekilde geliştir. Çok geçmeden eski sohbetlerinin havasına girdiler. Sohbetlerinden grupta bulunanların uzun zamandan beri birbirlerini görmediklerini, her birinin bir yerden geldiğini ve geçmişte kalan güzel ama yaşamın ta kendisi olan şeylerden söz ettiklerini anladım. Her biri ayrı bir güzelliği anlatıyordu. Geçmişte birlikte kaldıkları ancak daha sonra kimisi girdiği çatışmada, kimisi düştüğü bir pusuda yaşamını yitiren gerilla arkadaşlarından söz ediyorlardı. Birlikte geçirdikleri güzel günleri, katıldıkları eylemleri, yaşadıkları zorlanmalara rağmen yaşamdan aldıkları tadın doyumsuzluğundan söz ediyorlardı. Bu sohbet bana bir kez daha son samuray filmindeki “Sana Onun Nasıl Öldüğünü Değil, Nasıl Yaşadığını Anlatacağım” sözünü hatırlattı. Çünkü onlarda arkadaşlarının hangi çatışma yada pusuda yaşamını yitirdiklerini değil, nasıl, nerede, ne zaman hangi güzel duygularla birlikte yaşadıklarını anlatıyorlardı.

Son Samuray filminde geçen bu sözü hatırlattığımda, grup içindeki Mardinli Brusk Masiro şunları anlatıyor , “ Ben 1989 yılında katıldım. Birçok kahraman gerilla komutanı ve gerilla arkadaşımla kaldım. Oturduğum her ortamda onlara yaşadığım günleri anlatıyorum. Evet bir anlamda benimde yaptığım onların, nasıl yaşadıklarını, nasıl mücadele ettiklerini, nasıl çatıştıklarını ve yoldaşlarına, arkadaşlarına, Kürt halkı ile Başkan Apo’ya ne kadar bağlı olduklarını anlatmaktır. Bizim buna ihtiyacımız var hem de her koşulda. Çünkü onların nasıl yaşadıklarından nasıl yaşamamız gerektiğini öğreniyoruz. Ve birde onlar hiçbir zaman bizden ayrılmıyorlar. Hep yüreğimizde ve bizimle birlikte yaşıyorlar. O yüzden gerilla için yüreğinde taşıdıklarının yaşamını da yaşıyor denilir ya.” Gecenin içine doğru aktıkça sohbet koyulaşıyor, közdeki çaydanlıkları sayıları artıyor. Gerillada bir köz ve közdeki çaydanlığın sohbeti işte böyle yapılır diyerek bize hazırladıkları yere gidip uyumamızı istediler.

 Yataktan bir iki debelenip ateş bağdaşında gerilla sofrası gibi kurulan sohbeti düşünerek uyudum.

 

Tarihin gizli olduğu bir yer daha: Kani Tuyê

 

Geç yatmamıza rağmen serin havada yürümek için sabah erkeden uyandık. Uyandığımız gibi gerillanın her zaman hazır olan çayından bir bardak içip yola çıktık. Serin vadide sabah serinliğinde yürüyorduk. Sabah serinliği vadiyi kuş sesleri dışında derin bir sessizliğe gömmüştü. Belki de daha biz ve gerilladan başka kuşlar dışında kimsenin uyanmamasından kaynaklıydı bu sessizlik. Nedeni ne olursa olsun henüz güneş ışınlarının düşmediği vadi sessizdi. Vadinin içine doğru indikçe serinliğini biraz daha yakından his etmeye başlıyorduk. Diğer yandan da vadinin içindeki söğüt ağaçlarının yapraklarına üzerine düşmüş su damlalarından serinliğin ne denli çok olduğunu görüyorduk.

Henüz yarım saat yürümüştük ki rehberim ‘sana tarihi bir yer daha göstermem gerekir’ diyerek yoldan çıkıp, yolun biraz üstündeki dut ağacına doğru yürüdü. Arkasından giderken dut ağacının biraz ilerisindeki çeşmeyi gördüm. Salkım saçak pınarlar denir ya öyle bir çeşmeydi. Üzerinde ise büyükçe bir incir ağacı vardı. bir yandan, burasının neden, nasıl bir tarihi yer olabileceğini kafamda düşünmeye çalışırken öte yandan da dut ağacından uzun süredir yemediğim dutları yemeye başladım. Ben dut yerken rehberim çeşmenin buz gibi sularıyla yüzünü yıkıyordu. Birkaç avuç suda içtikten sonra “evet buraya Kani Tuyê derler. 15 Ağustosta Eruh-Şemdinli baskınlarını gerçekleştiren gruplar burada belirlenip gittiler. Son toplantıları burada gerçekleşti. Ve kimin baskına gideceği, kimin gitmeyeceği, baskınları nasıl gerçekleştirecekleri, baskının Kürt halk ve hareket tarihi açısından ne kadar önemli olduğu gibi konular son kez burada tartışıldı. Ondan sonra da gruplar yola çıkıp gittiler. Bilindiği gibi Kürt hareket ve halk tarihine geçtiği ilk kurşunu sıkan gerillalar buradan çıkıp gittiler” diyerek Kani Tuyê’nin tarihçesini kısaca özetledi. 

 

Tarihe bu şekilde geçeceklerini biliyorlar mıydı?

 

Rehberimin bu anlatımlarından sonra çeşmenin başına geçerek önce yüzümü yıkadım. Ardan kana kana suyundan içmeye başladım. Ve derin düşüncelere daldım. Acaba adlarını bildiklerimizin dışında kimler vardı o grupta, giderlerken ne düşünüyorlardı, başarıp başaramama kaygısını ne kadar taşıyorlardı ve en önemlisi de sıktıkları ilk kurşunla tarihe bu şekilde geçeceklerini, Kürt halk ve hareket tarihinde hep ilk kurşunla anılacaklarını biliyorlar mıydı gibi yüzlerce soru sordum kendi kendime…

Bu sorularda sıyrılmaya çalışırken onlardan sonra acaba kimler geçti buradan diye düşünerek patikanın üzerine çıkıp geçenlerin ayak izlerini arar gibi bakmaya başladım. Evet Kürtler için yaşamın, özgürlüğün, kavganın, sevginin, özlemin ve bir o kadarda acının olan yol buradan geçmişti. Buraya ayak izlerini bırakarak ilk kurşunu sıkmaya gidenlerin yolundan geçmişti. O gün bu gündür Kürt genç kızları ve delikanlıları onların ayak izlerini takip ederek dağa çıkıp özgürlük mücadelesini veriyorlar. Diğer halkların kurtuluş mücadelelerinde olduğu gibi bir gün burası da Kürtlerin kutsal uğrak yeri olacak. O günü hangimizin görüp hangimizin göremeyeceği çok önemli değil. Ancak o gün gelecek. Çünkü ayak izleri hala o patikada duruyor. Ve Kürt gençleri de o izlerin peşine takılmak için o patikayı arıyorlar...

Küçük grubun köz başındaki sohbeti ile patikada duran ilklerin ayak izleri bu tarihin çocuklarını anlatıyordu. Dünyaya Kürt gerillasının sesini duyurmaya çalışıyordu. Dünya bir gün bu sesi duyacak. Arkadaşları ise hala onların nasıl öldüklerini değil, nasıl yaşadıklarını birbirlerine anlatarak onların izindeki mücadelelerine devam ediyor….


Seyit EVRAN

 
 
         
   
Main Menu
ANASAYFA
GÜNCEL YAZILAR
GERİLLA'NIN YÜREĞİNDEN
ŞEHİTLERİMİZ
HPG
YJA - STAR
GERİLLA FORUM
PARASTİNA GEL
STAR
GERİLLA RESİMLERİ
KİTAPLAR
GERİLLA VİDEO
İRTİBAT
ARŞİV
HPG BAYRAĞI
YJA - STAR BAYRAĞI

WEB LİNKS

 

 

KONGRA-GEL

 

 

 

 

 
 
 
HPG (Halk Savunma Güçleri) Resmi Sitesidir.
HPG-BİM tarafından yapılmıştır.
HPG Online © 2003 - 2006 Tüm hakları saklıdır.