|
Beritan CUDİ
Bir Gerillanın
Cudi’ye Seslenişi!
Ben
gerçekte yaşadığımı ilk sende duyumsadım. İlk sevinçlerimi ve ilk
heyecanlarımı sende tattım. Beni ben yapan ilk suallerimi ve ilk
yargılarımı da sende buldum. Her şeyi sende sordum sende yanıtladım.
Sende kapıldım, kararlılığın havasındaki insani endişelere. Sende
bağırdım, beni boğazlayan o acılarla. Önceleri de vardı bu duygular,
bu hisleri öncede görmüştüm. Ama tüm o gülüşler çölde serap görmenin
kandırmacısıydı. Ve hüzünler ve ağlayışlar, bir kuruntunun
karabasanıydı. Öğrendim ki senin üzerindeyken beni hep terk etmeyen,
kanımda dolaşan, canıma can katan yeni bir duyguyla hayata
yöneliyordum.
Ne yaptığımı bilerekten yaşadım. Belki de gerçek yaşamla tanışmanın
verdiği anlamla yüklü bir gülüş, bir çığlıktı sende kopardığım.
Ondandır ki kendimi sende buldum. Onca yıldır aradığım beni,
benliğimi. Ve acımı yutkunduğumda sende mayaladım çiçeklenen
sevgime…
Bazen olur günlerce uçurumlarını arşınlarken ayak direten o
yorgunluğu hedef uğruna bedenlerimizde unuttururduk. Bazen
uykusuzluğa karşı dirençle başımızı soğuk namluya koyup ta pusularda
beklerdik. Bazen de aç, susuz koynuna sığınırken ot kaynatıp dağ
keçilerinin peşinde koştururduk. O zamanlar yaşamın pençelerinde
öyle savaşırdık.
Gün geldi bir parça naylon çadır altındaki közler başında toplanan
yoldaşların sıcak sohbetleriyle dışardan hücum eden onca soğuğu alt
etmenin keyfine varırdık. Ve orada irade bu zorlukların örsünde
dövülerek çelikleşirdi. Kendime olan güvenim olgunlaşırken, tüm
sinmişliğim sende hiddetlendi. Sonranda öncü oldum. Hani o yitik
kadının kedine güvenen ilk yol alışı. Özgürlüğünü, özgürlüğümüz
kutsayaraktan ilerledim. Tüm bunların ortak varoşunda fedailiğin o
eşsiz ruhundaki arılanmış bereketiyle sıramı bekledim sabırsızlıkla.
Gökdelenin sırrına ulaşma hasretiyle kavruldum. Yandım. Kül oldum.
Kendimi yeniden yaratmak için küllerimle savruldum. Hem de kutsal
Safine yakınlarında. Hani yer yüzü sular basmış iken Nebi Nuh’un
tufandan sonra karaya ilk ulaştığı yer. Yani insanlığın kurtuluş
zirvesi. Safine’ye dönük yüzümde saçlarım rüzgarda savrulurken
bedenim çıplak yükseltindeki göklerinde yıkandı. İşte tam o zaman
Lawkê Ğerip ile aramda bir dostluk örüldü. Yada bir yol arkadaşlığı.
O ideallerine ulaşma istemiyle yanıp tutuşan bir derviş ben gerçeğin
peşine takılmış anın gemisiyle aşkın yüzüne yol alan bir arayışçı.
Ve gönül gönüle çıldırasıya aradık. Aradıkta aradık. Bir gün değil,
bir ay değil, bir yıl değil. Uyudum da bir sonsuzluğu yaşadım Cudi
düşlerinde. İşte tam sonsuzluğun uzantısına dalar iken o düşlerimin
ortasında bir kabusla irkildim. Yer yüzünde sandığımız o bedenimizin
gafletiyle bin yıllar öncesinden suya basılmış buraların
girdaplarında boğulduğum his ettim. Bir 15 Şubat karanlığında bu
girdapta boğuluyordum. Taa ki yüreğimi, benliğimi, tüm varlığımı
sandal yapıp Safine eyleyip İmralı’ya yol alana dek. Güneşin engin
merhameti ışığında yürüdükte yürüdük.
Sonra başka bir gün geldi. Bu sefer üzerinde barış kanatlarıyla
uçuşmak için aramıza belli mesafeler ve mekanlar girmesi gerektiği
söylendi. Ve senden ayrılırken güzelliğini çepeçevre sarsın diye
taşkınlaşan ruhumu Hêzil Suyuna salıverdim. Bin yıllar süren
kutsallığına bu sefer insanlık adına adaklar adansın diye o
gizlediğim çığlığımı havana bıraktım. Diyardan diyara duyulması
için. Hani yıkılmış köyler pahasına halkımın asiliğini, o
yıkıntılarda bulurken yurtseverliğimi, harabelerinde tazelemiştim
ya; İşte oraya da yaşlarla ıslanmış kağıtlarımı ve tutukluk yapan
kalemimi bırakmıştım. Ve son el sallayışında hala duran gönlüm,
zılgıtın en içtenlisini söküverdi. Hepte o güzelim şehitler
uğrunaydı. Havarlarla, ağıtlarla çekilen o zılgıt onun içindi. Ve o
bıraktıklarımı yüreğimde sakladım. Artık onlarla birlikte yol
alıyordum. Halil’in avucunda yar eylediği bombasında, o cennet
sadeliğindeki çocuksu yüzünde öldürülen erkekliğin hoş görülülüğünü
okumuştum. İşte o yüzü kadının asırlık yüzüyle buluşturaraktan yol
aldım. Berçem ile Ferhat’ın ‘arkedaş’ diyen yüreğindeki temiz
dünyayı da el ele vererekten yürüdük. Taa ki Hamzaların öncü
direnişçiliğinde ihaneti yere çalan aşka varana dek. Ve önümüze
bentler çıkıpta coşkunca akamayınca Tekoşin’in savaşta pişmiş
öncülüğüne el uzattım. Sosin’in yol gösteren derin bilgeliğinin
erdeminde yürüdüm. Şervince gülümseyip Agiriyle hırslandım. Ve
halende onlarla yürüyoruz. Taa ki yüreğimizi benliğimizi, tüm
varlığımızı sandal yapıp Safine eyleyip İmralı’ya yol alana dek.
Anın gemisi yeni yeryüzüne aşkın, yüzüne varana dek. Güneşin engin
merhameti ışığında yürüdükte yürüdük…
Beritan CUDİ |