Kurdish | Turkish | English | Arabic | Deutsch
 
 
   
 
ONLAR VE BİZ!
12 Temmuz 2006

Nehir

 Daha birkaç gün öncesinden güneş tenimizi yakıyordu. Neredeyse baharı soluyacaktık. Ama beyaz karlar öyle bir örttü ki etrafımızdaki dağları, bir anda kışın içinde bulduk kendimizi. Bulunduğumuz alanın yapısı çığ tehlikesini taşıdığından hepimiz olağanüstü bir hareketliğin içine girdik. Yorucu ama bol kahkahalı anları içinde taşıyan uzun bir gün... Arkadaşlarla içimizi ısıtan çaylarımızı içiyoruz,çığ deneyimi olanlar sözü kimselere bırakmadan anılarını tazelerken bir arkadaşın anısı beni çok daha uzak bir zamana ve mekana götürüyor. Bir anda çocukluk yıllarımın geçtiği köyümüzün tozlu yollarında geziyorum...
Hatırladıklarım ve gördüklerim öylesine büyük bir şaşkınlığa düşürüyor ki içinde bulunduğum bu dünyaya daha sıkı sarılıyorum. Bu dünyanın “beni”ni daha çok seviyor, onu sevdikçe “ötekini” de daha fazla seviyorum. Parçalanmış dünyaların insanları içinde kendi yüzümü görmeye çalışıyorum. Kaybettiklerimin, yabancılaştırıldıklarımın bir kez daha sorgulayan bakışları arasında şu andaki yüzüme dokunuyorum.
Ve şu anda değişen, seven, bakabilen, konuşabilen, dokunabilen yüzümle eskiye bakıyor, onları bu halimle hatırlıyorum. Onları yani bizim gibi olmayan “ötekileri”
Evet o birileri...
Bizden ayrı, biz olmayan birileri vardı. Küçük bir köyde iki köy... Bir dünyada iki ayrı dünya,
Onlar ayrı, biz ise ayrı bir dünyanın insanlarıydık. Aramızda görülmeyen sınırlar vardı. O sınırları kimler ne zaman ve neden örmüştü? Bunu o zamanlar hiç öğrenemedim. O sınırların ardına geçmek yürek isterdi geleneklerin sana bakan gözleri altında. Çünkü sınırları geçmek alayla karşılanacak bir durumdu. Onların dünyasında misafir olmak ancak delilerin, işe yaramazların işi olabilirdi.
Onlara dokunmak “kirletirdi” bizi. Bu yüzden onların çocuklarından birine elimiz değdiğinde bir iz kaldı mı diye elimize bakmak ya da hemen yıkamak kendiliğinden gerçekleşen bir davranış, alışkanlık olmuştu. Onlardan bir şey alınmayacak, nezaketten alınsa bile onlar arkasını döndükten sonra dökülecekti.
Onlar “kirli” biz ise “temizdik”.
Onlar “garip varlıklardı”, biz ise “normal insanlardık”. Onlar bizim bayramlarımıza ya da düğünlerimize katılamazlardı. Kendilerinin dışındakilerden kız alıp veremezlerdi. Çünkü onlar çingene ya da kendi dilimizde mirtifdi. Biz ancak onlara acıyabilirdik. Bunun dışında onlarla paylaşacak bir insani ve toplumsal duygumuz olamazdı.
O zamanlar tanıyamadığım bu insanları uzun bir süre sonra geldiğim yeni bir yaşamın içinde daha yakından tanıyacaktım.”Onları” tanıdıkça “bizi” de tanıyacaktım. Onlarla aramızdaki sınıra dokunacak, bu sınırın soğukluğunda ürperecektim.”Biz” ve “onlar” arasındaki dünyanın nasıl oluştuğunu öğrenecektim.
Onların “garip” bizim ise “normal” olan farkımızı görecektim.
Onların “kirli” bizim ise “temiz” olan ellerine dokunacaktım. Acımanın nasıl bir duygu olduğunu ve neye, kime acımamız gerektiğini öğrenecektim. Öğrendikçe ve tanıdıkça kendimi ve insanlığımı daha çok sorgulayacaktım. Sorguladıkça onları, o dünyanın çocuklarıyla oynayamadığım oyunları oynamayı özleyecektim. Onlardan birini bir kez daha görürsem sımsıkı sarılarak onların “kiriyle” kirlenmeyi isteyecektim. Hep bir sır olarak kalan o ayrı dünyanın arkasındaki yaşamın gizini güzelliklerini, renklerini tatmayı arzulayacaktım.
Gerçekten “biz “ve” onlar” diye ikiye ayrılan bu dünya kimin eseriydi. Bu sınırları, yasakları kimler koymuştu. Bizimle aynı olmayan bu “ötekiler” yanı başımızda nasıl bu kadar bize uzak bir dünyada yalnız yaşamaya bırakılmışlardı. Birbirimizden nasıl bu kadar yabancılaştırılmış, onları kendi dünyamızdan dışlamıştık. Bu bizim belki de çokça yabancısı olmadığımız ama farkına varmakta geç kaldığımız, yani şaşırmadan bakıp geçtiğimiz gerçeğimiz.
Onlar belki yeryüzünde büyük imparatorluklar, uygarlıklar yaratamadılar. Dillere destan kentler, saraylar kuramadılar. Yine tarihe adlarını büyük savaş ve fetih hareketleri ile yazdıracak destanlara sahip olamadılar. Ben bu güne kadar çingenelerin bir yere savaş açtığına dair bir şey duymadım. Onlar kentleşmenin ve “uygarlaşmanın” büyük nimetlerinden nasibini alamayanlar olarak “uygarlığın” içinde hep dışlanan “ötekiler” olarak yaşamaya mahkum edildiler. Bu “uygarlığın kendileri gibi olmayanları tanımayan yasasının hüküm sürdüğü bir dünyada onların tek ve sadık dostları doğa oldu hep.
Çingenelerin doğal yaşama çok yakın insanlar olduklarını öğrendiğimde onların doğal ve kaybedilen insan yüzünü neden bu kadar kolay kaybetmediklerini görecektim. Kendi sınırlarımızın içine almadığımız o yaşamın insanları, ruhlarını ve yüreklerini o kadar diri tutabilmişlerdi ki en güzel çiçekleri insanlara onlar uzatabiliyordu ancak. Doğayla sürekli bir iç içeliği yaşayan bu insanların bize çok kaba gelen, ama içinde duygu yüklü yaşamlarını görmek için onları biraz daha yakından tanımak, dünyalarına girmek gerekir. Sürekli dünyanın bir ucundan öbür ucuna göç ederek, yaşamlarını devam ettirmek isteyen bu insanların bütün zorluklara, açlıklara, dışlanmışlıklara rağmen kendi yaşam anlayışlarından vazgeçmemeleri onları bu günlere onlar olarak taşıyan yönleri.Acaba bize benzemedikleri, kendilerini unutup biz olmadıkları için mi onlar hep bize yabancı ve dışlanan “ötekiler” olarak kaldılar bilincimizde? Kendi kültürlerinin ve yaşam biçimlerinin koyduğu yasalar içinde “uygarlığın” kentleri arasında yalnız olma pahasına da olsa “onlar” olarak yaşamayı hala başardıkları için mi? Yoksa bize “kirli” görünen ellerini dünyanın ve diğerlerinin efendisi olmak için insanların kanıyla kirletmediklerinden mi?
Bu gün hala en güzel türküleri söyleyen, çalgıları çalabilen bu insanlarla aramızdaki fark belki de biz onlar gibi olamadığımız içindi. Onlar gibi her şeye rağmen gülmeyi, türkü söylemeyi başaramadığımız içindi. Onlara benzemediğimiz için onları dışlıyorduk aslında. Onlar gibi insan yüzümüzü koruyamadığımız için. Evet onlar bizim gibi olamadıkları için değil, biz onlar gibi olamadığımız için aramıza sınırlar çizmiştik. Kaybettiklerimizin öfkesinden yükselen bir duvardı aslında aramızdaki.
Şu anda bu insanları ve bu dünyayı kendime daha yakın hissediyorum. Onlar ve bizler aslında yaşadıklarımızla çok da birbirimizden uzak sayılmazdık. Şu anda onlardan bir parça kendimde bulduğumu daha çok hissediyorum.
Bunlar farkında olmadığımız o kadar çok uçurumlar yarattı ki ruhlarımızda insan yüzümüzde. Bu insan yüzümüzün uçurumlarında bir gün birbirimizi kucaklamak için kanatlanacağımız ve sınırlara takılmadan birbirimizin dünyalarında kanat çırpacağımız günlerin özlemini taşıyarak onları özlüyorum.

Gerillanın not defterinden….
 

 
 
         
   
Main Menu
ANASAYFA
GÜNCEL YAZILAR
GERİLLA'NIN YÜREĞİNDEN
ŞEHİTLERİMİZ
HPG
YJA - STAR
GERİLLA FORUM
PARASTİNA GEL
STAR
GERİLLA RESİMLERİ
KİTAPLAR
GERİLLA VİDEO
İRTİBAT
ARŞİV
HPG BAYRAĞI
YJA - STAR BAYRAĞI

WEB LİNKS

 

 

KONGRA-GEL

 

 

 

 

 
 
 
HPG (Halk Savunma Güçleri) Resmi Sitesidir.
HPG-BİM tarafından yapılmıştır.
HPG Online © 2003 - 2006 Tüm hakları saklıdır.