|
Savaşın ve
tarihin izinde bir Güney Kürdistan yolculuğu…
Seyit EVRAN / Laşer TEKOŞİN
Yol Notları….İzlenimler….
Cennet Manzaralı Cehennem Tepesi!
Yola
çıktıktan dört saat sonra cehennem tepesi diye bir yere vardık. Yol
boyunca doğanın sunduğu güzellikleri izlemekten kendimizi alamadık.
Cehennem tepesinin bütün heybetiyle karşımızda durduğu, ürkütücü
aynı zamanda çekiciliğini izleyebileceğimiz bir yerden aşağıya doğru
indik. Yolun bir yerinde yavrularıyla birlikte bir ana keklik
karşımıza çıktı. Yavrularından bazılarını yakalamak için kovalamaya
başladık. Kılavuzumuzla birlikte dört kişi olmamıza rağmen ancak bir
tanesini yakalayabildik. Yanımızda vadinin içindeki su kıyısına
kadar indirdik. Biraz oynayalım derken Serhat adındaki arkadaşımızın
elinden kaçtı. O günden sonra kekliğimizi kaçırdığı için Serhat’a
birlikte olduğumuz sürece her gün vaktinde kekliğini yerine bize
kendisinin ötmesi gerektiği biçiminde takılmaya başladık.
Tepenin
yüksekliği, heybetli duruşu ve asi kayalıkları dikkatimizi çekti.
Adının da cehennem tepesi olduğunu daha bilmiyoruz tabii. Tepenin
yakınlarında bulunan gerilla kamplarında bizi karşılayan gerillalara
sorduğumuzda, Deniz Amed adındaki gerilla komutanı onun adı cennet
manzaralı cehennem tepesidir diyor. Adının nerden geldiğini
sorduğumuzda ise eteklerinde bulunan köylülerce Girê Mariya olarak
bilinir ancak biz gerillada da cehennem tepesi olarak bilinir diyor.
İsmine göre birçok hikayesinin de olduğunu söyleyen Amed,
hikayelerini isimlerinden alıyor ancak hepside gerçek diyor.
Köylülerce bilinen hikayesi Mariya adındaki bir Asuri kızı
sevdiğine verilmediği için çıkıp oradan intihar etmiş. O yüzden Girê
Mariya denmiş. Gerilla tarafından cehennem tepesi adının konmasının
nedeni ise 1992 yılında tepesinde bulunan gerillaları darbelemek
için tırmanmaya çalışan Türk askerleri bir türlü çıkamamışlar. Onlar
her tırmandıklarında gerilla tarafından vurulup geri
püskürtülmüşler. Askerlerin komutanlarından biri telsizinden
üstlerine ‘komutanım buraya çıkamıyoruz. Cehennem gibi bir yerdir.
Çok kayıp verdik ancak bir türlü çıkmayı beceremedik’ diye
bildiriyormuş. O yüzden o gün bugündür gerillada cennet manzaralı
cehennem tepesi deniliyor diye anlatıyor Amed.
Tepeye çıkmak
istiyoruz. Boğazına doğru yola çıktığımızda yol boyu birçok doğal
kaya yarıkları ile mağaralara rastlıyoruz.
Tepeye bizimle
kılavuz olarak çıkmasını istediğimiz Dicle adındaki kadın gerilla
şunları söylüyor, “çıkana kadar cehennem gibidir. Çıktıktan sonra
cennet olur” diyor.
Çıkana kadar
cehennem gibidir demesinin nedeni, sarp, asi ve çok mayınlı
olmasından ileri geliyor. Her gelen güç tepe ve çevresine mayın
döşemiş. O yüzden çıkışı öyle kolay değil. Çıkıp zirvesinden Güney
Kürdistan’ın manzarasına izlemek öyle dolay değil. Çıkıp güneşin
doğuşu ile Güney Kürdistan’ın manzarasını isterken bir mayına
basarak ayağınız ya da canınızdan olabilirsiniz diyen Dicle, o
yüzden gündüz ve gidilebilen tek yol olan patikadan gitmek
gerektiğini belirtiyor. Bu yüzden geceden çıkıp güneşin doğuşunu
cehennem tepesinden izlemekten vazgeçiyoruz.
Köy mezarlığı Zap vadisi
Oradan ayrıldıktan
sonra Zap suyuna doğru yürüyoruz. Yer yer patika, yer yer araba
yolundan ilerlerken yol boyunca boşaltılmış, yıkılmış, harabeye
dönmüş köyleri görüyoruz. Zap suyu üzerindeki köprüden
geçtikten
sonra karşılaştığımız ve 78 yılında boşaltılmış Spindarê köyünden
olan Hasan Muhammed bize boşaltılan köylerin isimlerini söyleyerek
boşaltma tarihlerini söylüyor. Hasan Muhammed’in söylediğini göre
Zap vadisi ile Tırvanış arasında kalan bölgede 75 yılından 88 yılına
kadar 100’e yakın köy boşaltılmış. Bu köylerin boşaltılma nedenleri
ve tarihlerini şöyle sıralıyor Hasan Muhammed, “Bu köylerin hepsi
1975-88 yılları arasında KDP ile Irak hükümeti arasında yaşanan
savaşlarda boşaltıldı. İsimlerini hatırladığım kadarıyla Sarnê,
Sêvê, Başê, Elê, Gundê Fıla, Nêrve, Ditaxa, Baluka, Kare, Spindarê
ile Zêvê, Melexte, Avasorkê ve Tırvanış civarındaki köyler
boşaltıldı. Yükseklerdeki köylerden başlayarak boşalttılar. Hepimizi
vadinin içine topladılar önce. Sonra Begova ve Kadişe’ye götürdüler.
Köylerin bir kısmı 83’te geri gelerek buradaki peşmergelere
sığındılar.
Hasan Muhammed 28
yıldır uzak kaldığı köylerinin hasretini yaz aylarında eşi ve
çocuklarıyla Zap kıyısına gelerek biraz da olsa giderdiklerini
söylüyor. O konuşmasını bitirdikten sonra eşi Sabiha Ahmet ‘88’den
beri gerillayı tanıdığını ve tanıdığı günden beri gerillaya hizmet
ettiğini söyleyerek başlıyor eski gerillaların adlarını saymaya.
Gerillalar evindeyken defalarca KDP peşmergeleri tarafından
basıldığını, ancak hiçbir gerillaya bir şey olmamasından övünerek
bahseden Sabiha Ahmet gerillaya şu ana kadar hizmet etmeye devam
ettiğini söylüyor. Sabiha Ahmet eliyle bize gösterdiği vadiyi işaret
ederek, “Şu gördüğünüz vadi yüzlerce kez Saddam rejimi tarafından
bombalanmıştır. Uçaklar durmadan vuruyordu. Buralarda büyük savaşlar
yaşandı. Bu tepelerin başında ateş yağıyor gibiydi” diyor.
Zap
kıyısına gecenin katran karası siyahında yürüyerek iniyorduk.
Geçtiğimiz yerler sınırlara çok yakındı. Zirvelere kurulmuş Türk
askeri tepelerinin ışıkları altında yürüyorduk. Birbirine 500 metre
ile 1 km arasında değişen aralıklarla dizilmiş tepeler boydan boya
sınırı kaplıyordu. İlk gün henüz Zap kıyısında iken ışıklarını
gördüğümüz tepeleri gerillalar Tepe Ortê, Tepe Sor, Maruka, Girê ve
Elemün tepesi olarak adlandırıyorlar.
Yıkık Asuri ve
Müslüman köyleri, yanmış ormanlar, sadece duvarları ayakta kalmış
kiliseler ile ıssız kayalıklı tepelerden geçiyorduk. Geceyi gerilla
kampında geçirdik. Yerlerini değiştirecekleri için gerillalardan bir
kısmı yeni gidecekleri yere gitmişti. Geriye kalan kısmı ertesi gün
bizi yeni kamp yerlerine götürecekti. Ne yapmak istediğimizi
sordular. Yapacaklarımızı anlattıktan sonra bize hazırladıkları
yerde akşam erkenden uyumaya başladık.
Kaldığımız gerilla
kampından saat altıya doğru yola çıktığımızda gerilla
komutanlarından 1989 yılında gerillaya katılan Harun Hınıs adındaki
eski gerilla bize kılavuzluk yaptı. Bizi arazide bulunan ‘92
yılından bu yana Türkiye uçakları tarafından atılan henüz patlamamış
kazanların, havan mermilerinin, obüs toplarının olduğu yerlerden
götürerek göstereceğini söyledi. Yol boyunca çok sayıda patlamamış
kazanlar, havan mermileri, uluslar arası savaş kurallarına göre
yasak olmasına rağmen Türkiye ordusu tarafından kullanılan obüs
topları ile lav silahlarına rastlıyoruz.
Dağ keçilerinin yolundan geçiş…
Gerilla
komutanı Harun bize patlayıcı maddeleri gösterdikten sonra artık
yeni kampımıza gidebiliriz diyerek önümüze düştü. Geçtiğimiz yerler
cehennem tepesinin uzantıları olduğu için sert ve keskin
kayalıklarla doluydu. O yüzden yürümekte oldukça zorlanıyorduk.
Yarım saat kadar yürüdükten sonra gerilla Harun bize sert ve yüksek
kayalıklarla dolu bir yarığı göstererek buradan ineceğiz dedi.
Gözlerimiz fal taşı gibi açılmıştı, ancak inmek için de hazırlık
yaptık. Gösterdiği yerin başına geçtiğimizde bazı izlerin olduğunu
gördük. Gerilla Harun’a gösterdiğimizde gülerek dağ geyikleri ile
keçilerinin izi olduğunu söyledi. Biz o yoldan inemeyeceğimizi
anlayarak yolumuzu değiştirip devam ederken gerilla Harun kalkan dağ
keçisinin yolundan indi. İki buçuk saatlik zorlu yürüyüşten sonra
kampa ulaştığımızda Harun’un bizi beklediğini gördük. Gülüyordu.
Kamptaki gerilla arkadaşlarına Harun’un bizi dağ keçilerinin
yolundan indirmek istediğini söylediğimizde hepsi birden gülerek,
“kendisi dağ keçisi gibidir. İnsan hiç ona uyar mı” diyerek bize
takılmaya başladılar.
| >>>>
İkinci Bölüm
|