Kurdish | Turkish | English | Arabic | Deutsch
 
 
   
 
NEDEN ŞEMDİNLİ? (2)
16 Ağustos 2006

15 Ağustos'ta Neden Şemdinli? (2)

 


15 Ağustos Atılımının ilk yankıları nasıl oldu? Sonrası gelişmeler ne idi?

 

Üç beş çapulcu dediler. Tarihlerine baksınlar başlarına gelecekleri anlayacaklar dediler. 48 saatlik ömürleri olduğunu, arkasından 72 saatlik ömürlerinin olduğunu belirttiler. İki alanda da kapsamlı bir operasyon eylemci güçlere yönelik geliştirdiler. Yanlış hatırlamıyorsam, Güneş Operasyonu diyorlardı. Birkaç gün sürdü bu operasyon. 72 saat sürdürdüler. Sonuçta başarısızlıkla sonuçlandı.

 

Eruh ve Şemdinli eylemleri ardından Türkiye yönetiminin, yine ordunun açıklamaları vardı. Zaten askeri yönetim işbaşındaydı. Kenan Evren hem genelkurmay başkanıydı hem de cumhurbaşkanıydı. Hükümet üzerinde de çok fazla etkisi vardı. Temel politikaları devlet yönetimi adına o çiziyor, dillendiriyordu. Kılıç artıklarıdır dediler eylemciler için. Üç beş çapulcu dediler. Tarihlerine baksınlar başlarına gelecekleri anlayacaklar dediler. 48 saatlik ömürleri olduğunu, arkasından 72 saatlik ömürlerinin olduğunu belirttiler. İki alanda da kapsamlı bir operasyon eylemci güçlere yönelik geliştirdiler. Yanlış hatırlamıyorsam, Güneş Operasyonu diyorlardı. Birkaç gün sürdü bu operasyon. 72 saat sürdürdüler. Sonuçta başarısızlıkla sonuçlandı. Ardından eylemlerin devam etmesi bu tür açıklamaları arttırdığı gibi ordunun, TC yönetiminin Kürdistan’a daha fazla gelmesine yol açtı. Bizzat Kenan Evren savaş alanına geldi. 84 Ekim’inde Şemdinli’ye kadar geldi. Gözdağı vermeye, eylemlerin halk üzerindeki olumlu etkilerini silmeye çalıştı.  Özgürlük güçlerini, halkı korkutmak istedi. Kenan Evren’in konvoyu da vuruldu. Bu önemli bir eylemdi. Onun konvoyundan birkaç asker de öldü. Amaçları tersine çevrilmiş, boşa çıkartılmış oldu. Korkutmak isteyen, gözdağı vermek isteyen çevreler tersine darbe yemiş oldular, Kenan Evren’in konvoyunun da vurulması hem halk üzerinde, hem de güçlerimiz üzerinde oldukça olumlu bir psikolojik etkide bulundu,  İnanç, kendine umut arttı. Düşman 85 baharında büyük bir operasyon yaptı. Tekniğini kullanarak, kış mevsimini kullanarak – baharda kar yağışının fazlalığına dayanarak – Botan’da, Zagros’ta ayaklanmayı bastırma amaçlı çok sayıda askeri gücü, tekniği sevk eden, seferber eden bir operasyona girdi, 85 güzüne kadar bu durum sürdü.

 

Botan’da da, Zagros’ta da bu saldırılara karşı direnişler oldu, mücadeleler oldu. 85 yazında Yüksekova, Şemdinli yolu üzerinde bir askeri aracı bir grup arkadaş vurdu. Bu, düşmanı çok zorladı. Yine Çukurca hattında eylemler oldu. 85 sürecinden itibaren bir savaş konumuna girildi. Devlet, ordu tüm konumlanışını savaşa göre düzenledi. Var olan - özellikle Kıbrıs’ta edindikleri - tecrübeyi Kürdistan’da uygulamaya çalıştılar. Şunu umut ediyorlardı; siyasi açıdan da, psikolojik açıdan da, askeri açıdan da gerillanın konumu mücadeleyi uzun süreli kılmaya yetmez, nefesleri kesilir ve biterler, biraz bastıralım, vuralım, kısa sürede çözülürler, mücadeleyi sürdüremezler, mücadeleyi sürdürmeye güç bulamazlar, imkan bulamazlar, mücadeleyi sürdürme iradeleri olmaz, dayanamazlar, savaşamazlar, direnemezler savaşın uzun süreli zorlukları altında ağır sorunlarını çözemezler,aslında hesapları, beklentileri buydu.

 

Biraz da geçmişteki Kürt isyanlarını değerlendiriyorlar,  böyle bir sonuca ulaşıyorlardı. İsyanlara yönelik bir kuşatma yapıp bazı darbeler vurunca dağıtıyorlardı. Zaten bu isyanlar birkaç aylık oluyordu. Oradan öteye bunu yıllara yayma, bunu askeri bir örgütlenmeye dönüştürme gibi bir sonucu isyanlar vermiyordu. Zaten bir yaşam içindeki halka dayanan olaylardı. Dolayısıyla sonunda ezilme, teslim olma gelişiyordu. Tekrar öyle bir duruma girilebileceği beklentisi, umudu, hesabı çok vardı. Her ne kadar bir örgütlenme olsa, gerilladan söz edilse de - ki parti bunun propagandasını çok yapıyordu -  PKK öyle dese de bu öyle sürmez umudundaydılar.

 

87 baharında atılımın, 3. kongre ardından daha da gelişerek sürdüğünü görünce, bu umutları, hesapları, beklentileri yıkıldı. Dolayısıyla 14 Temmuz 1987’de OHAL ilan ettiler. Kürdistan’a vali atadılar, olağanüstü vali. Kürdistan’da savaşı yürütmek üzere özel kolordu örgütlediler. Kürdistan’ın yönetimini Ankara’dan ayırdılar. Diyarbakır’ı bir özel yönetim merkezi haline getirdiler. Bir özel savaş yönetimi kurdular. Artık Kürdistan Ankara’ya bağlı değil, Ankara Diyarbakır’a bağlı hale geldi.

 

Hükümeti yönlendiren bir özel savaş yönetimi Diyarbakır merkezli olarak oluştu. Bununla da kalmadılar, Kürdistan’daki savaş durumunu NATO gündemine taşıdılar. NATO bunun üzerine çeşitli toplantılar yaptı. OHAL ilanı ile birlikte kapsamlı bir saldırı planı da ortaya çıkardılar ve 88’de bu planı uygulamaya koyuldular. İran – Irak savaşının sona erdirilmesi bununla bağlantılıdır. Tek nedeni bu olmayabilir ama Kürdistan’daki gerillanın gelişimi ile bağının olduğu tartışma götürmez bir gerçek. Humeyni ateşkesi imzalarken zehir içmekten daha zor demişti. Zorlanarak yapıyordu, isteyerek değil. Zorlayan kuvvetler vardı, dış dünya, Avrupa, Amerika bunu zorluyordu. Amaçlardan bir tanesi İran – Irak savaşının Kürdistan’ı bölen sınırlar üzerindeki askeri egemenliği zayıflatma durumuna son vermekti. Bundan gerilla yararlanıyor, ister Türkiye Irak, ister Türkiye İran olsun iki sınırdaki boşluktan da gerilla yararlanıyor, Kuzey’deki NATO’ya bağlı orduya karşı etkili bir savaş geliştiriyordu. Bu savaşı zayıflatmanın, gerillayı bu savaşta zayıf bırakmanın önemli bir yolu olarak bu sınırlar üzerindeki devlet egemenliğinin güçlendirilmesini gördüler. Savaş durunca hem İran, hem Irak kendi sınırlarını kontrol etmek üzere yoğun bir askeri harekete giriştiler, yollar yaptılar, birlikler taşıdılar. Böyle sandviç hareketi denen biçimi ile kuzeyden Türk ordusu, güneyden Saddam kuvvetlerinin sınırı kapatması ile gerillayı arada ezmek istediler. Böyle büyük bir operasyon 88 baharından itibaren gelişti.

 

Önderliğe yönelik saldırılar geliştirdiler, tutuklamak istediler. Özellikle Almanya bir dava açtı, NATO çerçevesinde açılan bir davaydı. PKK yönetimi tutuklandı. Önderliği de o dava kapsamında tutuklamak istediler.

 

Böylece gerillayı zayıflat, Önderliği etkisizleştirmek, PKK yönetimini tutuklatmak istediler, bir de bunların üstüne provakatif bir örgüt kurdurdular. Fatma ve avukat Hüseyin Yıldırımın başını çektiği PKK devrimci birlik adı altında bir de örgüt kurdurdular. Gerçek PKK’yiz diye bu güçler çıktılar. PKK’nin kitle tabanını, gücünü de onların denetimine alarak sistemin içine çekmek istediler. Böyle kapsamlı bir planlama ile hareketin üzerine gelindi.

 

Buna karşı da direnildi. Gerilla direndi, savaş her tarafa yayıldı. Gerçekten de gerilla savaşı kökleşti. Gerillanın askeri okulu olarak Mahsum Korkmaz Akademisi gelişti. Gerillanın kitle ile ilişkileri adım adım gelişmeye başladı. İçten gerillayı zayıflatan çeteciliğe karşı, feodal komplocu anlayışlara karşı yoğun bir ideolojik mücadele yürütüldü. Parti öncülüğünün gerillada hakim kılınması için Önderlik çok kapsamlı çalışmalar içinde oldu, önemli adımları da attırdı. Bütün bunlar 89’un sonundan başlayarak 90’ın başlarında büyük halk serhildanlarını gündeme getirdi.

 

Ulusal diriliş devrimi dediğimiz bir devrimci yükseliş halk serhildanları temelinde ortaya çıktı. Bu durum Güney’de de körfez krizi ve savaşı ile birleşince körfez savaşı ardından Saddam güçleri Bağdat’a çekilip Güney Kürdistan tümüyle boşalınca Kuzey’de, Güney’de oldukça elverişli bir ortam meydana geldi. Buna dayalı olarak gerillanın büyümesi, halkın serhildanının büyümesi 91, 92 yılında çok ileri düzeyde gelişti.

 

Önder Apo bu yıllara devrim yılları diyor. Türkiye genelkurmayı da böyle tanımladı. Doğan Güreş ile Tansu Çiller’in iddiası şudur; 91 – 92 de Türkiye Kürdistan’ı kaybetmişti, daha sonra biz savaştık ve yeniden ele geçirdik diyorlar. Onun için kendilerine yönelik baskı uyguladıklarına dair eleştirileri geri çeviriyorlardı. Kendilerini Kürdistan’ın yeni fatihleri olarak ifade ediyorlardı.

 

Gerçekten de bu gelişmelere karşı öyle bir topyekün savaşı Doğan Güreş, Tansu Çiller ikilisi yürüttü. 92 Ekimindeki Güney savaşı ile başladı bu. KDP, YNK’ye de federe devletçik kurma temelinde verilen tavize dayalı olarak onların gücü de seferber edilerek, yine NATO’nun gücü de arkaya alınarak PKK’ye ve gerillaya karşı çok kapsamlı bir stratejik saldırıyı 92 Ekim’inde Türkiye geliştirdi. Bu önemli bir savaş durumu idi. 88’de sonuç alamayınca 92’de daha kapsamlı bir uluslar arası ittifak temelinde topyekün bir savaş planı çerçevesinde yürüttükleri saldırı ile sonuç almak istediler. Gerilla bunlara karşı da direndi. Bazı darbeler yediyse de ezilmedi, tasfiye olmadı.

 

93 baharındaki ateşkes hareketin konumunu biraz daha güçlendirdi, askeri çatışmayı siyasi plana taşıdı. Çözüm süreçlerini gündeme getirdi. Aslında yepyeni bir stratejik durumunun başlangıcıydı bu. Kalıcı ateşkese gitme, demokratik çözümü geliştirme ihtimali de vardı. Fakat bu topyekün savaş yanlıları bunu engellediler, süreci provake ettiler.

 

Gerillaya yönelik saldırıları ateşkes sürecinde de devam ettirdiler. Bu provakatif bir yaklaşımdı, gerillayı oldukça tahrik etti. Gerilla içinde de çeteci eğilim taşıyanların benzer biçimde tahrik edici karşılık vermeleri ateşkesi başarısızlığa uğrattı, boşa çıkarttı, yeniden çatışma durumunu gündeme getirdi. 93 – 94 yılları çok amansız çatışma yılları oldu. Devlet bütün ordusunu seferber etti. Bütün kuvvetler seferber oldular. Bütün silahlarını devreye koydular, tankları, topları, uçakları, helikopterleri ile Kürdistan’ın her tarafına saldırdılar. Bir yandan şehirlerde kontrgerilla ve hizbikontraya dayalı faali meçhuller ile binlerce insan katledildi bu temelde. Diğer yandan köy boşaltmalar, yakmalar, yıkmalar ile binlerce köy yakıldı, yıkıldı, boşaltıldı. Bir şekilde katliam uygulandı. Aslında gerillanın zemini kurutulmak istendi. Balığı avlamak için suyu kurutma taktiği uygulandı. Bununla amaçlanan Kürdistan’ı yaşanmaz hale getirmekti, halkı Kürdistan’dan uzaklaştırmaktı. Buna karşılık gerilla direndi, Kuzey’de direndiği gibi Güney’de de direndi. Güneydeki güçlerin Türkiye ile ittifakları eskisi gibi sürmedi. 92’de KDP ve YNK’nin ittifakı 94’de dağıldı. Birbirleri ile çatışmaya girdiler. Bu güneyde yeni bir durum ortaya çıkardı dolayısıyla gerillanın Güneyde de savaşması için elverişli bir zemin oluşturdu.

 

Bu durumu ortadan kaldırmak için 19 – 20 Mart 95’de Çelik operasyonunu başlattı Türkiye. Genelkurmay bunun amacını şöyle tanımlamıştı, PKK’yi ezmek, KDP ile YNK’yi de kontrol altına almak. İkili bir amaç güdüyordu.

 

Gerçekten de Türk ordusu Behdinan’a bu operasyon ile yerleşti. Birçok alanda mevzilendi. KDP’yi böyle bir mevzilenmeyi kabul etmeye zorladılar. Türkiye’nin hala da bu askeri varlığı devam ediyor. Buna karşı direnildi, KDP’nin Türkiye ile böyle anlaşmasına, yine Amerika ve Türkiye’nin anlaşarak 92 deki gibi yeni bir saldırı geliştirme eğilimine karşı 95’in ikinci yarısında KDP ile Güney Savaşı oldu. KDP bu noktada biraz zorlandı. Tümden devreden çıkarılamadı ama en azından o ittifak önlendi veya 97’e ertelendi. Bu 95 Güney Savaşı ardından Önderlik yine ateşkes ilan etti. Kalıcı bir ateşkese ulaşmak, siyasi bir diyalogu başlatmak ve böylece demokratik çözümün önünü açmak istiyordu. Biliniyor buna karşı 6 Mayıs 96’da Önderliğe yönelik suikast girişimi ile karşılık verildi. Kontrgerillacılar, Yeşil yapmış dediler, basın sonradan yazdı. Türkiye’den patlayıcı dolu bir minibüsü götürüp Parti Merkez Okulu önünde patlattılar. Bu durum ateşkesi yeniden bozdu. Yeni bir çatışma süreci gündeme geldi. Önderliğe yöneltilmiş böyle bir saldırıya karşı daha etkili direnme zorunluluğu ortaya çıktı.

 

30 Haziran 1996’da Dersim’de Zilan arkadaşın fedai direnişi gündeme geldi. Gerillanın bu saldırılar karşısında yeni bir açılımla direnme gücünü arttırma anlamına geliyordu. Yeni bir taktik açılımı ifade ediyordu. Dolayısıyla 96 direnişi 97’de de sürdü. Önderlik bir kurtarılmış alan yaratarak Türkiye karşısında siyasi diyalogun buna dayalı bir biçimde önünü açmayı hedefledi.

 

Bazı gelişmeler olduysa da tam sonuca gitmedi bu taktik. 14 Mayıs 1997 de düşman anakarargaha saldırdı. Anakarargah ile Zagros eyaleti birleşerek bu saldırıyı püskürttü. Güney’deki gelişmeler bu temelde daha da hızlandı. Bütün sınır hattında gerilla denetimi arttı. Bunu sınırlandırmak için Türk ordusu 1997 sonunda büyük operasyonlar başlattı. Metina’da, Zagros’ta, Zap’ta yaptı. 98’de kaçan Şemdin Sakık’ın verdiği bilgilere de dayalı olarak operasyonlarını sürdürdü. Botan’da, Amed’de, Dersim’de ve ardından Güney’de yaptı. Amacı gerillayı ezmekti, tümden yok etmek istedi. Bazı darbeler vurduysa da bunu başaramadı. Gerilla da buna karşı direndi, taktik olarak siyasi diyalogun önünü açacak, ateşkesi gerçekleştirecek bir adımı yaratamadı ama düşmanın ezme, imha etme amaçlı saldırılarını da başarısız kıldı, boşa çıkardı. Böylece savaş bir pata durum ifade etti, tıkanma ortaya çıktı. Savaşta tekrar gündeme geldi. Artık o tarz bir mücadele ile, savaşla ne ateşkese ulaşılabilecek ne de bir çözüm gelişebilecekti.

 

Önderlik bir değişim, yenilenme gereğini hissetti. Böyle bir yaklaşım temelinde 1 Eylül 1998 ateşkesine gidildi. Aslında bu bir stratejik değişim süreci idi. Buna karşı düşman daha kapsamlı bir uluslar arası saldırıya yöneldi.

 

88’de, 92’de oluşturduğu uluslar arası ittifakla sonuç alamaması ardından 98’in 9 Ekim’inden itibaren Önderliğe yöneltilmiş bir saldırı olarak uluslar arası komplo dediğimiz ittifak gücünü ve onun saldırısını ortaya çıkardı. Bütün dünyayı buna bağladı, kendi imkanlarını seferber etti. Bütün Ortadoğu’daki güçleri kattı. Kürt işbirlikçiliğini böyle bir komplonun içine kattı. Dolayısı ile barış ve demokratik çözüm amaçlı tek yanlı ateşkese uluslar arası komplo temelinde saldırı ile cevap verip PKK’yi ezmek istediler. Buna karşı Önderlik ve hareketimiz 15 Şubat’ı önleyemediyse komplonun tümden başarısını engelledi. Komploya karşı mücadele etme, direnme gücünü gösterdi. Bunu sürdürecek şekilde ideolojik olarak kendisini yeniledi. Siyasi programını yeniden geliştirdi. Stratejik değişim yaptı, yeni taktikler belirledi. Örgütsel yeniden yapılanmayı yaşadı. Komploya karşı mücadelenin olduğu kadar hiyerarşik devletçi sisteme karşı mücadelenin ideolojik siyasi çizgisi olarak demokratik konfederalizm çizgisini geliştirdi. Bu ideolojik bir yenilenmeyi ifade ediyordu, yeni bir siyasi programdı. Yeni bir strateji ve taktikleri, yine örgütsel yeniden yapılanmayı içeriyordu.

 

Bu temelde mücadele sürdü. Demek ki; çok değişik aşamalardan geçti mücadele. Bunun Kürt Halkı üzerinde derin etkileri var. Kürt Halkı için yeni bir yaşamı ifade etti. Kölelik, teslimiyet psikolojisini kırdı. Ulusal kimliğin, ruhun, psikolojinin, bilincin gelişmesine yol açtı. Halkın kendine güvenini ortaya çıkardı. Örgütlenmesini yarattı. Birlik olma bilincini geliştirdi. Gerçekten de demokratik ulus çerçevesinde yeni bir toplumun ortaya çıkmasına yol açtı. Önce Kuzey Kürdistan’da bu gelişti, ardından Güneybatı Kürdistan’a yansıdı, sonradan Güney’de, Doğu’da bunun uzantıları biçiminde Kürt Halkının demokratik örgütlenme sistemi ve özgürlük ve demokrasi mücadelesi böylece gündeme geldi. Türkiye açısından ise devlet ciddi bir darbe yedi. Aslında 90’ların başında devlet egemenliği Kürdistan’da köklü bir biçimde sarsılmıştı. Bu bir gerçek. Eğer konjonktür ters düşmeseydi, Türkiye bir NATO sistemi içinde olmasaydı Türkiye devleti parçalanabilirdi, yıkılabilirdi. Yerine yeni demokratik bir devlet yapısı gelebilirdi. O kadar ağır bir sarsıntı yaşadı. Yine Türk ordusu da ciddi bir sarsılmayı yaşadı. Kendini hep dünyanın bir numaralı ordusu sayan, dünyanın en iyi askeri sayan, gittiği her yerde zafer kazanacağını, başarı kazanacağını sanan bir ruhla, psikoloji ile dolu olan ordu, asker gerilladan darbe yiyince, gerillayı ezemeyince, gerilla karşısında başarı sağlayamayınca ciddi bir psikolojik gerilemeyi yaşadı. O yerim, yutarım psikolojisi ortadan kalktı.

 

Şimdi hala diyorlar PKK askeri olarak yenilmiştir, bilmem siyasi olarak kazanmak istiyor, uydurmadır. O bazı softa niteliğindeki Türk yazarlarının uydurması oluyor, orduyu kışkırtıyorlar aslında. Öyle PKK karşısında askeri zafer filan kazanmış değil, kazanamadı Türk ordusu. Bu gerçeği itiraf etmeleri gerekir. Kazanamadığı için de ilk defa başarısız düştü. Bu böyle bir psikolojik etkiye yol açtı, bir aşağılık kompleksi gibidir. Her girdiği yerde feth edeceğini, zafer kazanacağını sanan ordu Kürdistan’da bunu elde edemeyince bu büyük bir psikolojik kırılmaya yol açtı. Şimdi Türk ordusu abartılı durumu biraz aştı, biraz gerçeğe geldi.

 

Aslında biraz demokratik yaklaşım; ideolojide, siyasette, - aydınlar, yazarlar, siyasetçiler -  gelişse ordu yönetimi aşılabilir. Türkiye yönetiminde militarizmin etkisi zayıflatılabilir. Ama öyle bir siyasetçi, yazar, çizer tayfası var ki orduyu şovenizmle doldurmaktan başka bir şey bilmiyorlar, tahrik ediyorlar. Tabi bu da ordunun üst komutasının hesabına geliyor. Devlet yönetimindeki etkinliğini buna dayalı olarak sürdürüyor. Böyle bir konum var.

 

Diğer yandan psikolojik durum etkilidir. Türkiye toplumunda bu psikolojik durum etkili oldu. Bir PKK sendromu Türkiye’de var ve bu kesindir. Aslında Kürt ve Kürdistan sendromu var. Ama öyle ifade etmiyorlar. Kuzey Kürdistan’ı kabul etmedikleri için söylemiyorlar ama bir PKK sendromu var. Basına bakın bunu hemen anlarsınız. Askerlerinde oldu bu. Çoğu, Vietnam’da dengesini kaybeden Amerikan askerlerine benzedi. Çıldıranlar, dengesini kaybedenler, kendini, çevresini vuranlar o süreçte çok çıktı ortaya. Toplumda da var bu sendrom. Yani toplum hala dengeli düşünemiyor. Toplumun çok şoven milliyetçi duygusu, ruhu da kırıldı. Bu önemli bir psikolojik değişimdir. Hala tam olarak sonuçları tam ortaya çıkmış değil ama ciddi bir psikolojik kırılmayı Kürdistan’da, gerilla karşısında Türk ordusunun başarısızlığı ardından Türkiye toplumu yaşadı. Bu kesindir. Şoven milliyetçi ruh önemli ölçüde darbe yedi. Bunu aşağılık kompleksini andıran yaklaşımlarla kendi kendilerini pohpohlayan yaklaşımlarla önlemeye çalışıyorlar. Mezarlıktan geçerken birinin korkudan ıslık çalması gibi gece – gündüz radyolar, televizyonlar, gazeteler hep moral üstünlük empoze etmeye, şovenizmi canlandırmaya çalışıyorlar ki bu durumu önleyebilsinler. Halbuki bu boşunadır, gerekli de değil. Gerçekçi olsalar, daha doğru yaklaşsalar, daha çözümleyici olurlardı. Kendi gerçekleri ile daha iyi bütünleşirlerdi. Daha demokratik bir zihniyete ve politikaya ulaşırlardı. Bu herhalde bazılarının çıkarına değil. Bazı rantçı çevreler şovenizmden, savaştan çıkar elde eden, rant sağlayan çevreler böyle bir gelişmeye izin vermiyorlar. Milliyetçiliği, ırkçılığı, şovenizmi, şiddeti tahrik ederek, propaganda ederek toplumu sürekli, şoven saldırgan bir konumda tutmaya çalışıyorlar. O aşağılık kompleksini yenmek istiyorlar. Daha demokratik yaklaşıma ulaşsalar, aşağılık kompleksine de düşmezler, o üstünlük hayallerini de aşarlar aklı başında ayakları yere basan insan ve toplum haline gelirler. Türkiye’nin böyle bir dengesini bulmaya ihtiyacı var. iç denge yaratmaya ihtiyacı var. Mevcut durumu ile gerçekten de biraz hastalıklı bir durum arz ediyor. Aslında hastalığa neşteri PKK ve Kürdistan’daki gerilla bir biçimde vurdu. O kötülükleri açığa çıkardı ama onların doğru bir şekilde tedavi edilip toplumun sağlıklı bir yapıya kavuşturulması gerekiyor. Yani Türkiye toplumunun demokratik bir zihniyete ve politik bir yapılanmaya ulaştırılması gerekiyor. Bundan sonra, mücadelenin sağlaması gereken sonuç da budur. Bundan sonraki mücadele bu hedefi başarırsa Türkiye toplumunu da demokratik bir yapıya kavuşturur, Kürt sorununun çözümünü de gerçekleştirir.

 

1. Bölüm <<<<

 

 
 
         
   
Main Menu
ANASAYFA
GÜNCEL YAZILAR
GERİLLA'NIN YÜREĞİNDEN
ŞEHİTLERİMİZ
HPG
YJA - STAR
GERİLLA FORUM
PARASTİNA GEL
STAR
GERİLLA RESİMLERİ
KİTAPLAR
GERİLLA VİDEO
İRTİBAT
ARŞİV
HPG BAYRAĞI
YJA - STAR BAYRAĞI

WEB LİNKS

 

 

KONGRA-GEL

 

 

 

 

 
 
 
HPG (Halk Savunma Güçleri) Resmi Sitesidir.
HPG-BİM tarafından yapılmıştır.
HPG Online © 2003 - 2006 Tüm hakları saklıdır.