|
15 Ağustos'ta
Neden Şemdinli? (1)
15 Ağustos Atılımının 22. yılına girerken Duran Kalkan arkadaş ile
yaptığımız röportajı sunuyoruz.
Neden
Şemdinli?
“Neden Şemdinli”
önemli bir soru.
Şemdinli’nin jeostratejik yeri ile bağlı. Zagrosların en derinliğine
gömülmüş bir saha. Dolayısıyla neden Şemdinli’de başlandı sorusuyla
Zagrosların Kürt halk yaşamında, Kürt halkının yaşamında ve özgür
gelişiminde ve son olarak da Kürdistan özgürlük mücadelesinin
Şemdinli’de başlamasındaki anlamını bilmek gerekiyor.
Zagroslar
araştırılıyor, tartışılıyor. Bu konuda birçok tez var; çok büyük
olasılıkla büyük doğuş anlamına geliyor. Efsaneye göre insanlık
Zagrosların düğümlendiği yerde doğmuş, oradan her ovaya, farklı
alanlara yayıldığında onu kötülükler, zalimler karşılamış tekrar
Zagroslara itilmiş oradan yeniden çoğalıp bütün dünyaya yayılmışlar.
Bu efsane ne kadar gerçek bilinmez ama Zagrosların eteklerinde onun
derinliklerinde derin akarsuların yardığı vadilerde, akarsu
kıyılarında yaşamı yerleşik hale getirdiği, yeniden üretimi
gerçekleştirdiği, bir kültür birikimine yol açtığı bir gerçek. Bu
bilimsel olarak kanıtlanan bir durum oluyor. Efsane ile bilim bir
yerde benzeşiyor.
Zagrosların Mücadele tarihimizdeki yeri ve önemi nedir?
Zagrosların
mücadelemiz içinde yeri önemi nedir sorusuna yönelik en başta
Zagrosların yerküredeki anlamına, konumuna, insanlık tarihi içindeki
yerine bakmamız gerekiyor önce. Bir defa Zagros’un yerinin tarihin
derinliğine dayandığı bir gerçek. Elbette eğer insanlık buradan,
Zagroslardan doğmuşsa yada bilimin ifade ettiği gibi insanlık burada
yerleşik hayata geçmiş, yeniden üretimi gerçekleştirmiş, kültür
birikimine yol açmış ve giderek uygarlık yaratmışsa o zaman elbette
ki Zagroslar daha sonraki gelişmelerde de her zaman belirleyici konu
olacaktır.
Bu nedenle burada
yaşamak kuşkusuz bir avantaj ve elbette dezavantajı da var. Çünkü
insanlığın sürekli dikkat ettiği, ilgisinin uyarıldığı bir konum
oluyor. Nasıl ki bütün çocuklar analarına çok bağlılarsa ve bütün
yaşlarda her zaman anayı hatırlarlar, onu duyar, duyumsar ve onunla
olmak isterlerse insanlık için Zagroslar böyle bir önem, arz ifade
ediyor. Dolayısıyla da bütün insanlık her zaman, çocuğun anasına
bağlılığı gibi Zagroslara bağlılık hissediyor.
Bu tabi Zagrosları
ele geçirmeyi ve oraya sahibi olmayı da gündeme getiriyor. Özellikle
sınıflı ve cinsiyetçi toplum uygarlığına geçildikten ve hiyerarşik
devletçi sistem geliştikten sonra bu tutku çok daha fazla artıyor.
Bunun Zagrosların güneyinde Zagroslardan doğup akan Dicle ve yine
Kuzey Kürdistan dan gelen Fırat ırmaklarının arasındaki sahada
sınıflı toplum uygarlığının doğduğu biliniyor, devletleşmenin
geliştiği biliniyor. Bu tarihsel açıdan Sümerlerle kendisini gün
yüzüne çıkarıyor. Sümerlerin sürekli kuzeye yayılmak istediği,
yukarı Mezopotamya’yı yani Kürdistan’ı ve esas olarak da insanlığın
kültür birikim merkezi olan Zagrosları ele geçirmek istediği bilinen
bir gerçek.
O gün bugündür her gelişen sınıflı cinsiyetçi toplum uygarlığı, her
güçlenen iktidarcı devletçi sistem, her fatih bu coğrafyaya egemen
olmak istiyor. İnsanlığa egemen olmak onun tarihine egemen olmakla
özdeşleşiyor. Çünkü insanlığı kendisinden başlatması gerekiyor.
İnsanlığı kendisinden başlatabilmesi için de insanlığın doğuş
merkezini ele geçirmesi gerekiyor.
Bu da Zagrosları
ele geçirme amacına dönüşüyor, dolayısıyla Zagrosları ele geçirmek
için savaşlar başlıyor, fetihler gündeme geliyor, Zagroslar sürekli
savaşların yaşandığı, işgallerin – istilaların gerçekleştiği bir
alan oluyor. Bu da Kürt halkının yaşadığı dramın bir parçası oluyor.
Bir yandan
herkesin ele geçirmek istediği büyük bir coğrafyaya sahip olması ama
diğer yandan da ele geçirmek için sürekli savaşlarla, işgal –
istilalarla karşılaşması tabi avantajla dezavantajın bir arada
yaşandığı bir durum olarak tarih içinde ortaya çıkıyor. Kürt
halkı iktidarcı, devletçi sistem tarafından her zorlandığında,
sistem onun üzerine her saldırdığında kendini korumak ve özgür
kalmak için anaya sığınıyor, Zagroslara çekiliyor. Dağların
derinliklerine giriyor orada hem varlığını sürdürüyor hem de
özgürlüğünü koruyor. Bu bakımdan Kürt toplumu tarihin özgür kalmak
isteyen en büyük toplumlarından birisi olarak tanımlanabilir.
Devletçi hiyerarşik sistem dışında en fazla kalan, ona teslim
olmayan, onun karşısında en çok direnen, dolayısıyla özgür
topluluklar içinde kalabilen bir toplum.
Bu
durum sınıflı cinsiyetçi toplum uygarlığının dışında kalmayı da
getiriyor, Kültür bakımından büyüme ve derinleşme de giderek atıl
bırakılmasına yol açıyor, kültürel birikimlerinin yağmalanmasına yol
açıyor. Yani yaşamı biraz da yüzeysel kılıyor, kültür birikimi
olarak ortaya çıkan imkanların Kürdistan açısından heder olmasına
yol açıyor.
Hiyerarşik toplum
sistemleri boyunca yani sınıflı cinsiyetçi toplum uygarlığının
gelişimi boyunca Zagroslar uygarlık alanını ortadan ikiye bölen
büyük bir kütleyi ifade ediyor. Bir ucu Kuzey buz denizine bir ucu
ise Basra körfezine iniyor ve dünyanın en büyük okyanusu Hint
okyanusu ile birleşiyor. Böylece Asya ile Avrupa’yı birbirinden
ayırıyor. Dicle – Fırat havzasından doğup yayılan sınıflı cinsiyetçi
toplum uygarlığının ilk adım attığı saha Zagrosların doğusu oluyor.
Sınıflı uygarlık bilindiği gibi Dicle – Fırat havzasından sonra
batıda Nil havzasında, doğuda İndus ve Sarı ırmak havzasında
gelişiyor. Yani Hindistan’a ve Çin’e yayılıyor. Dolayısıyla
Afrika’nın Kuzey’inden Asya’nın doğusuna kadar uzanan büyük anakara
sınıflı cinsiyetçi toplum uygarlığının en başta gelişip yayıldığı,
kökleştiği, bir çok devlet sisteminin kurulup yıkıldığı, bir çok
uygarlık adımlarının atılıp yine tahrip edildiği bir saha oluyor.
Bütün bir tarih boyunca Zagroslar bu uygarlığı ikiye bölüyor.
Doğu ile Batı uygarlıkları arasında temel geçiş alanı oluyor.
Zagroslara sahip olanlar Zagros geçitlerini elinde tutanlar bir
yerde uygarlığın akışını kontrol ediyorlar. Doğu’dan Batı’ya
Batı’dan Doğu’ya ve yine bir ucu olarak Kuzey akışını da kontrol
ediyorlar. Doğu – Batı ve Kuzey – Güney akışının kontrolü Zagros –
Toros silsilesi üzerinden sağlanıyor. Zagrosların sayılı olan
geçitlerini kim elinde tutuyorsa uygarlık akışını kontrol ediyor,
uygarlık sistemini belirliyor. Dolayısıyla tarihi Doğu – Batı
ayrımı, çelişkisi, çatışması da buradan başlıyor, gelişiyor.
Med – Pers
organizasyonu ile karşısındaki Grek sistemi arasındaki çelişki –
çatışma giderek günümüze kadar yayılan Doğu – Batı çelişkisini –
çatışmasını ortaya çıkarıyor. Zagrosların böyle bir özelliği de var.
Şimdi Kürtler açısından ise; insanlığın çocuğun anaya bağlı olması
gibi bağlı olduğu bir saha olması itibariyle bu bağlılığı sürdüren
bir topluluk olma durumu bulunuyor. Ne kadar insanlıkla iç içe ne
kadar tarihin derinliklerinden geliyor, bunu bu tanımlamada görmek
mümkün. Dolayısıyla Kürt toplumunun insanlık tarihi içindeki yerini
de bu duruma bakarak daha iyi anlayabilir ve çözümleyebiliriz.
Bütün hiyerarşik devletçi toplum sistemleri içinde bu coğrafya,
Zagroslar ve onun kolları Kürt halkını koruyan, kol kanat gerip onun
yaşamasına, bir halk olarak varlığını sürdürmesine, özgür kalmasına
imkan veren, fırsat veren bir saha oluyor.
Köleci devletçi
sistem boyunca da böyle. Bu Sümer’den başlıyor. Daha sonra Grek
uygarlığına kadar yayılıyor. Feodal devletçi uygarlık sistemi
açısından da böyle. Kapitalist devletçi sistemin dünyaya egemen olma
mücadelesinin de Zagrosları ele geçirme mücadelesi olarak
yaşandığını biliyoruz. Sadece Zagroslar olarak daraltmak belki doğru
olmayabilir ama genelde Ortadoğu’yu ele geçirme savaşı ile
kapitalist devletçi sistemin bir dünya sistemi haline geldiği
bilinen bir gerçek. Ortadoğu’nun merkezi de her zaman Zagros
silsilesidir, bunu bilmemiz gerekiyor. Çünkü kapitalizm öncesi
dönemde İran ve Osmanlı İmparatorlukları biçiminde Ortadoğu’nun iki
siyasi sisteme ayrıldığı ve bunun da sınırının Zagroslar olduğu
bilinen bir gerçek. Böylece Zagroslar adeta dünyanın merkez
sahasında yer alan büyük feodal imparatorluğu birbirinden ayırıyor.
Kapitalist devletçi sistem dünyaya hakim olmak isterken burayı ele
geçirmek istiyor.
Bilinen Birinci Büyük Dünya Savaşı aslında bu sahayı ele geçirme savaşı
oldu.
Avrupa’nın
büyüyen, güçlenen kapitalist devletleri arasındaki savaş gerçekte
Ortadoğu’nun ele geçirilmesi ve paylaşım savaşıydı. Dolayısıyla
Zagrosların ele geçirilme savaşı oldu. Dünya savaşı bitti, Zagroslar
üzerinde kavga bitmedi. Daha sonraki süreç boyunca da bu kavga devam
etti. Zaman zaman alevlendi, zaman zaman bu alev söner gibi oldu ama
hiçbir zaman uzlaşma olmadı, anlaşma olmadı. Örneğin Musul – Kerkük
sorunu hiç çözüme ulaşmadı, İran – Irak hiç – bazen ateşkes
anlaşması yaptılar fakat çoğu zaman da çatıştılar, savaştılar, bu
savaşın önemli bir yanı da Zagroslara hakim olma savaşıydı -
dost olmadılar.
Ortadoğu’ya hakim olmak isteyen devletin güçlü bir dayanağa sahip
olması gerekiyor, bu noktada da Zagroslar büyük önem arz ediyor.
Türkiye – İran
arasındaki çelişkinin önemli bir alanı da burası. Ortadoğu’ya hakim
olmak isteyen devletin güçlü bir dayanağı sahip olması gerekiyor, bu
noktada da Zagroslar büyük önem arz ediyor. Tarihte olduğu gibi
kapitalist devletçi sistemin Kürt halkına saldırı yönelttiği dönemde
de Kürt halkı Zagroslara sığınarak, saklanarak aşiretler, kabileler
biçiminde kendini korumaya, varlığını sürdürmeye çalıştı. Bunu 1925
– 50 arasında Kuzey Kürdistan’da, Doğu Kürdistan’da gördük. Amed’de,
Dersim’de, Ağrı’da Zagros’un açılan, yayılan parçalarına sığınarak
halk katliamlardan kendini kurtarmaya çalıştı. Yine Doğu
Kürdistan’da saldırıya uğrayan halk Zagrosların doğusundan
katliamlar karşısında kendini korumaya çalıştı. Hem o tarihte hem
daha sonraki süreçte özellikle Güney Kürdistan’da Irak yönetiminin
saldırıları karşısında Kürt aşiretleri Zagroslara sığınarak,
dayanarak varlıklarını sürdürdüler, özgür kalabilmeye çalıştılar.
Fırsat bulunca biraz ovalara doğru, düzlüklere doğru açılım
sağlarken oralara yönelen her saldırı karşısında varlarını,
yoklarını toplayıp dağların derinliklerine, gerektiğinde zirvelerine
taşındılar, göç ettiler, kaçıp sığındılar. Böylece varlıklarını
korudular.
1945 sonrası gelişmeler biliniyor; 2. Dünya Savaşı ardından ABD –
Sovyet uzlaşmasına dayalı olarak Ortadoğu’da yeni bir sistemin
kurulması, Doğu Kürdistan’daki katliam, Mahabad Kürt Cumhuriyetinin
yıkılmasını gündeme getirdi.
Güney
Kürdistan’daki Kürt aşiretlerinin Zagroslara sığınıp kendilerini
koruma çabasını gündeme getirdi. Bu olmayınca Rusya’ya, Moskova’ya
kadar bu aşiretler gitmek zorunda kaldılar. Daha sonra yine bu
alanlarda yerleşerek BAAS yönetiminin saldırılarından kendilerini
korumaya, ona karşı direnmeye çalıştılar. En son İran – Irak
uzlaşmasının 1975’de ağır bir yıkımı getirdiği, bu ittifaka dayalı
olarak Güney’deki Kürt aşiret direnişinin de yıkımla, katliamla,
ezilmekle yüz yüze kaldığı bilinen bir gerçek.
Kürdistan
Özgürlük Mücadelesi, Apocu Hareket Ankara’dan başlayıp Amed’e gelen
Amed’den Şam’a, Beyrut’a giden yürüyüşe döndü Zagrosların düğüm
noktasında kendini çiviledi, toprakla buluştu, yere bastı. Zagros –
Toros silsilesinin gelip düğümlendiği Şemdinli’nin, Urmiye’nin diğer
taraftan Hacı – Umran – Diyana kasabalarının ortasında kalan Zagros
düğümünde kendisini konumlandırdı.
Kürdistan özgürlük
mücadelesi, Apocu hareketin gelişimi, PKK’nin doğuşu - daha çok
ideolojik, felsefik bir doğuş Kürt Aydın gençliğine dayalı olarak
bir gelişme – bu nedenle aydın gençliğin bulunduğu, geliştiği
okullarda, büyük metropollerde bir ideolojik doğuş olarak
yaşanmıştır.
Ankara başta olmak
üzere Türkiye’nin metropolleri Kürdistan özgürlük hareketinin
ideolojik doğuş sahaları oldu. Yetmişlerin başlarında gelişen bu
ideolojik doğuş yetmişlerin ikinci yarısında Kuzey Kürdistan’ın
şehir ve kasabalarına yayılarak bir özgür gençlik hareketi olarak
gelişme gösterdi. Devrimci gençlik hareketi halini aldı. Yetmişlerin
sonunda özellikle 12 Eylül 1980 askeri darbesi ile birlikte Filistin
direnişinden belli bir güç alarak, onunla bir dayanışma içerisine
girerek Kürdistan’ın toplum olarak da, coğrafi olarak da
derinliklerine doğru bir yürüyüşü gerçekleştirdi. Ankara’dan
başlayıp Amed’e gelen Amed’den Şam’a, Beyrut’a giden yürüyüş döndü
Zagrosların düğüm noktasında kendini çiviledi, toprakla buluştu,
yere bastı. Zagros – Toros silsilesinin gelip düğümlendiği
Şemdinli’nin, Urmiye’nin diğer taraftan Hacı – Umran – Diyana
kasabalarının ortasında kalan Zagros düğümünde kendisini
konumlandırdı.
Hiyerarşik
devletçi sistemin – despotik zulüm sistemin – Kürdistan’ı bölüp
parçalayan, Kürt toplumunu inkar ve imha sürecine alan sistemin var
olmak isteyen, özgür olmak isteyen Kürt insanını dünyadan yok etmek
için yönelttiği saldırı karşısında ayakta kalabilme, direnebilme,
mevzi tutturabilmenin en önemli halkası, en güçlü halkası işte bu
alanda, Zagroslarda oldu. Ancak Şemdinli burnunda bu katliamcı
saldırılar karşısında özgür iradeli Kürt kendini yaşatma imkanı
buldu. Tıpkı ilk insanlığın doğuşu gibi, efsanenin insanlığın
doğuşunun burada olduğunu söylediği gibi, veya birinin insanların
yerleşik hayatı bu alanlarda geliştirmesi gibi, Kürdistan Özgürlük
Hareketi de kendisini burada despotik zulum sistemi karşısında
ayakta tutabildi, bir stratejik duruş kazanabildi, kendisini
koruyabildi, yaşatabildi. Hiyerarşik devletçi sisteme karşı mücadele
etme imkanı, gücü kazanabildi. Burası böyle bir önem arz ediyor.
Tarih bir kere daha tekrarlanmış oldu. İlk insanlığın doğuşu gibi, yada
insanlığın yerleşik hayata geçişi gibi. İnsanlığın iktidarcı,
devletçi sisteme karşı özgürlükçü demokratik doğuşunun da sağlam
toprağa basan ilk adımı burada atıldı, özgürlük kuvvetleri burada
kendilerini düzenleyip planlayabildiler. Tıpkı insanlığın bu
alanlarda çoğalıp ovalara, düzlük alanlara yayılmış olması gibi
özgürlük kuvvetleri de gerilla birimleri halinde burada düzenlenerek
Kürdistan’ın diğer sahalarına; Kuzey’ine, Güney’ine, Doğu’suna
yayılım gösterdiler.
Dolayısıyla
öncelikle Şemdinli’de neden eylem olduğundan önce tabi neden
Şemdinli ucunda, Zagros düğümünde hareketin ilk özgürlük
üstlenmesini gerçekleştirdiğini, gerillanın ilk düzenlenişinin neden
burada olduğunu böyle anlamak, tanımlamak gerekiyor. Bir kere bu
böyle anlaşıldıktan sonra bu mücadelenin geliştirilmesinde -
sadece Şemdinli alanı ile bu alan ölçülemez, Şemdinli eylemi bu
gelişmenin doğal bir sonucu oldu – esas olarak gerilla bu Zagros
düğümünde doğup gelişmiş oldu. Diğer alanlarda ön birikimler olarak
halka halka gelişen özgürlük kuvveti; geldi burada bir sisteme,
örgütlenmeye, düzenlenmeye kavuştu. Buradan parça parça, birlik
birlik Kürdistan’ın diğer alanlarına yayıldı.
Özgürlük mücadelemiz Zagroslardan doğup yayılan bir mücadeledir.
İnsanlığın buradan doğup yayılması gibi insanlığın özgür doğup
yayılışı da Özgürlük Mücadelemiz ile Zagroslardan başlamıştır.
Dolayısıyla ekolojiye ve kadın özgürlüğüne dayalı demokratik
toplumcu sistemin doğup bütün Kürdistan’a ardından da dünyaya
yayılma süreci bu biçimde 1980’lerin başında Zagroslardan başlamış
oldu.
Bu coğrafi düğüm
günümüzde Birinci Dünya Savaşı ardından oluşan Ortadoğu siyasal
statükosu içinde üçgen konumunu da arz ediyor, siyasal bir üçgendir
biliniyor. Türkiye – İran – Irak devletlerinin kesiştiği bir üçgen.
Hem bu coğrafik konum hem de bu siyasi üçgen olma durumunun
yarattığı büyük avantaj – imkan özgürlük güçlerinin buradan
gelişmesini sağladı. Başka hiçbir yerde tutunamayan inkar imha
sistemi karşısında iktidarcı, devletçi sistemin saldırıları
karşısında özgürce varlığını koruyamayan Özgürlük Kuvvetleri
varlıklarını burada koruyabildiler. Hem coğrafi konum, hem siyasi
konum Özgürlük Kuvvetlerin kendilerini burada yaşatmasına fırsat ve
imkan verdi. Bu kadar güçlüdür, başka hiçbir siyasi ortam bu imkanı
ve fırsatı veremedi. Dolayısıyla Özgürlük Mücadelemiz Zagroslardan
doğup yayılan bir mücadeledir. İnsanlığın buradan doğup yayılması
gibi insanlığın özgür doğup yayılışı da Zagroslardan başlamıştır.
Dolayısıyla Ekolojiye ve Kadın Özgürlüğüne dayalı demokratik
toplumcu sistemin doğup bütün Kürdistan’a ardından da dünyaya
yayılma süreci bu biçimde 1980’lerin başında Zagroslardan başlamış
oldu.
İran Irak - savaşının bu sınır hatlarında yarattığı askeri boşluk,
Kürdistan üzerindeki dört devletin ittifakının parçalanması,
Türkiye’de de tek ideolojinin kırılıp ideolojik açılımların
sağlanması ve böylece Kürdistan özgürlük ideolojisinin oluşması ve
bütün bu üç öğe birleşince sonuçta Botan ve Zagros alanında
Kürdistan Özgürlük Kuvveti olarak gerillanın yerleşmesine ve
gelişmesine yol açtı.
Zagrosların
bir kere Özgürlük Hareketimizin gerillanın gelişimi açısından böyle
bir konumu, önemi ve anlamı var. Hem coğrafi hem siyasi bakımdan
böyle bir rolü bu alan oynadı. Doğal olarak bu doğuş ilerleyip
eyleme geçtiğinde bir ucu Şemdinli oldu. Zaten orada üstlenmişti.
İlk eyleme geçiş de orada oldu. Şemdinli’den Eruh’a kadar uzanan
saha aslında Zagros düğümünün Toroslara doğru açılım sahasıdır.
Genel bir coğrafi gücü de ifade ediyor. Çeşitli tarihlerde aşiret
topluluklarının sığındığı, özgür kaldığı ve özgür bir biçimde
yaşadığı bir saha oluyor. Günümüzde coğrafya açısından da en
elverişli coğrafyayı ifade ediyor. Diğer yandan İran, Irak, Suriye,
Türkiye sınırlarının kesiştiği saha oluyor. İki üçgenin arasındaki
saha; bir taraf Irak, Türkiye, Suriye üçgeni bir taraf Türkiye,
Irak, İran üçgeni bunlar arasındaki kalan sahanın coğrafi
elverişliliği ile de birlikte böyle bir siyasi elverişlilikle
birleşince tabi özgürlük mücadelesinin, gerillanın en çok
gelişebilme sahası oluyor. Diğer yandan İran, Irak savaşı da bununla
bağlantılı gelişti. İran Irak - savaşının bu sınır hatlarında
yarattığı askeri boşluk, Kürdistan üzerindeki dört devletin
ittifakının parçalanması, Türkiye’de de tek ideolojinin kırılıp
ideolojik açılımların sağlanması böylece Kürdistan özgürlük
ideolojisinin oluşması ve bütün bu üç öğe birleşince sonuçta Botan
ve Zagros alanında Kürdistan Özgürlük Kuvveti olarak gerillanın
yerleşmesine ve gelişmesine yol açtı. Böylece Şemdinli temel
mücadele alanı haline geldi.
Eylemliliğin
Şemdinli ile başlaması böyle bir konumla bağlıdır. Askeri açıdan ise
– askeri yaklaşımla baktığımızda da – güncel planda bu sahayı
savaş alanı ilan etmekle bağlı. Bir tarafı Eruh, bir tarafı Çatak
bir tarafı da Şemdinli. Bu dört devletin sınırları arasında kalan
bir üçgeni ifade ediyor. Bu elverişli coğrafya üçgenini sınırlar
olması itibariyle de siyasi egemenliğin, askeri egemenliğin en zayıf
olduğu ve Kürdistan’da denetimin sağlanamadığı bu alanın özgürlük
savaşının geliştirilme alanı olarak ilan edilmesine dayanıyor.
Son olarak Zagros coğrafyasının üzerinizdeki etkileri nelerdi?
Zor ve kolay bir
soru. Zagros coğrafyası bir heybettir, bir yükselti, bir büyüklük,
dağdan korkanlar için büyük bir yük. Dağı anlayanlar,
değerlendirebilenler için büyük bir kuvvet, sığınak, üretim merkezi,
güvenlik gücü, koruyucu güç, böyle bir heybeti ifade ediyor. Benim
açımdan Zagros bir güvenlik sahası tabi. İnsan Behdinan, Zagros
bileşim hattına girdiği zaman kendine güvenini bir kat daha
arttırıyor. Kendine dair inancı artıyor, iradesi güçleniyor, öyle
ki; hiçbir saldırının kendini alt edemeyeceğini düşünüyor. İnsanın
ruhunu, bilincini etkileyen özelliğe sahip. Coğrafyası üretken bir
saha, suyu, toprağı bol, böyle bir güvenlik sağladığı kadar üretimde
de çok verimli bir saha. toprağı kuvvetli, her türlü meyve, sebze
için elverişli bir saha. Hayvancılık kadar tarım ve sebzecilik için
de elverişli bir saha.
Tabi
Zagros’ta yaşamak zordur. Zagroslar yorar insanı, ter ister, irade
ister, direnç ister, dayanma gücü ister ama bunu yapanlar için de
her şeyi verir. Nasıl insanlığı doğurttuysa özgür yaşamın bütün
özelliklerinin ortaya çıkması için gerekli veriyi de içinde taşır,
yeter ki; insanlar bunu anlayabilsinler, görebilsinler, bu
potansiyel verileri işletip özgür yaşamı bütün canlılığı ile
zenginliği ile, derinliği ile ortaya çıkarabilsinler. Nasıl ki
insanlık Zagroslardan doğdu ve dünyaya yayıldıysa özgür insanlık da
Zagroslardan doğuyor, gelişecek ve bütün dünyaya yayılacak buna
sonuna kadar inanmak ve bunu gerçekleştirmek için de bütün azim,
gayret, cesaret ve fedakarlıkla çalışmak gerekiyor. Özgür insan
olmanın en temel koşulu çalışma yapmak ve bunu başarmaktır.
>>>
2. Bölüm
|