|
TOPLUM VE
İKTİDAR -1-
Atakan MAHİR
Toplum mu , İktidar mı?
Gerçekliği güncelde aradığımız kadar ve hatta daha fazla tarihin
derinliklerinde aramak durumundayız.Toplumsal tarihin diyalektiğini
doğru kurabilmek için toplumsallığın başlangıcını yeterli düzeyde
kavrayabilmemiz hayati önemdedir. Tarihi sınıflarla başlatmak toplum
olgusunu kavramada yapılmış en büyük yanlışlık olmuştur. Sınıflar
oluşmadan çok önceleri toplum oluşmuştur. Tarihsel olguların en
orijinal halleri başlangıç aşamasında anlaşılabilir. Bu nedenle
toplum olgusu anlaşılmak isteniyorsa, toplumsallığın başlangıç
aşaması olan doğal toplum aşamasının iyice anlaşılması bir
zorunluluktur. Burada doğal toplumu kapsamlı bir biçimde tartışmak
niyetinde değiliz. Fakat toplumun doğasını anlamak istiyorsak doğal
toplumu iyi anlamak zorunda olduğumuzu vurgulamak istiyoruz. Yani
toplumsal tarihimizin tezi doğal toplumdur ve aslında toplumun
kendisidir. Toplumun bu oluşum aşamasında son derece eşitlikçi ve
özgürlükçü değerlere dayandığı bütün ciddi tarihçilerin ortak
yorumudur. Toplumun doğal karakteri eşitlikçi ve özgürlükçüdür.
Dayanışma, işbirliği, ortakçılık, paylaşım, yardımlaşma vb. temel
değerlerin toplumun öz karakterini oluşturacak biçimde bu dönemde
şekillendiği ve bunun da doğal çevreyle müthiş bir uyum içerisinde,
kadının başat rolüyle geliştiği tespit edilebilir. Toplumun oluşum
tarzı komünal-demokratik niteliktedir. Toplum, doğa içerisinde var
olma mücadelesi verirken müthiş saygılıdır. Doğayla kendisini
organik bir bütünlük içerisinde görür ve öyle hisseder. Kadının
toplumsallaşmanın yaratıcı gücü olması da toplumsallaşmanın bu
karakteriyle yakından bağlantılıdır. Toplumun doğayla yine kendi
içerisindeki ilişkilerinde tahakküm ve baskı söz konusu değildir.
Kısacası toplumun oluşum tarzı veya doğası demokratik-komünal, kadın
eksenli ve ekolojiktir. Daha sonraki hiyararşik devletçi toplumun
gelişimi toplumun bu özüne karşıtlık içerisinde olmuştur. Buna
günümüzde daha genel bir tanımlama olarak iktidar diyebiliriz.
İktidar toplumun zayıflaması ile güçlenmiştir. ‘ İktidar eşittir
topluma karşı savaş’’ formülü bu gerçeği ifade etmektedir. Günümüze
doğru iktidarın yaşamı her düzeyde kontrol edecek kadar gelişimi
toplumu ciddi biçimde tehdit etmektedir. İktidar, toplumu toplum
yapan temel demokratik komünal değerlerin inkarı ve zayıflatılması
üzerine gelişim kaydeder. Yani bir nevi iktidarcı toplum doğal
toplumun antitezi olarak gelişim göstermiştir. İktidar kuşkusuz
toplumdan doğmuş, ondan beslenmiş fakat onu zayıflatıp doğasını
bozmaktan da geri durmamıştır. İktidar, toplum yaratımı olan bütün
değerlerin gaspı anlamına gelmektedir. İktidarcı toplum kendi
doğasına yabancılaşmış toplum demektir. İktidar adeta üst bir toplum
yaratmıştır. Toplumsal çelişkiyi, dar sınıf çelişkileri düzeyinde
yada kaba bir ezen ezilen çelişkisi biçiminde ele almak yetersiz
kalmaktadır. Esas çelişki toplum ile iktidar arasındadır. Daha
genişçe ifade edersek, eşitlikçi ve özgürlükçü değerler temelinde
gelişen demokratik komünal, kadın eksenli, ekolojik yönelimli toplum
ile buna karşıtlık içerisinde gelişen hiyararşik devletçi,
sınıflı-sömürülü, erkek egemenlikli, doğaya hükmeden toplum
arasındaki çelişki temel karakterdedir.
Bu genel belirlemeler ışığın da güncele ilişkin neler
söyleyebiliriz? Şunu her şeyden önce tespit etmekte yarar vardır;
çağımızın tanımlanmasına ilişkin yoğunlaşan tartışmalar bir
belirsizliğin ve arayışın ifadesidir. Böylesi arayışların kaos
dönemlerinde yoğunlaşması tipiktir. Kurulu toplumsal düzen ve
iktidar biçimleri mevcut halleriyle kendilerini sürdüremez hale
geldiklerinde alt ve üst toplumda yeni arayışlar hızlanır. İktidar
biçimleri de değişim gösterirler. Bir iktidar biçiminin
sürdürülebilir olması toplumsal ilişkileri kendine göre
dönüştürebilme kapasitesine bağlıdır. İktidar kendi toplumunu kurmak
ister. Ve bunu yaptığı ölçüde de kendisini sürdürür. Fakat toplum
doğası gereği iktidara direnir. Direndiği kadar o da kendisini var
eder. İktidar tarafından dönüştürüldüğü oranda kendisi olmaktan
çıkar. Toplumun bir bütün olarak iktidar tarafından dönüştürülmesi
toplumsallığın yitirilmesi demektir. Toplumsallığın yitirilişi
yeniden kuruluşu zorunlu kılar. Bu kuruluşun yeniden iktidarcı
biçimlerde mi olacağı yoksa demokratik-komünal temel de mi olacağı
veya bunların dengesinin nasıl kurulacağı etkin güçlerin
hareketliliğine bağlıdır. İktidarı, toplum tarafından üretilip fakat
değişim geçirerek onun bünyesini kemirerek beslenip büyüyen,
büyüdükçe bünyeyi tümden felce uğratan kanserli hücrelere
benzetebiliriz. Bünyenin felç olması kaosa işaret eder. Ya kanserli
hücreler bünyeden sökülüp atılarak bünye yenilenecektir ya da kısmi
tedavilerle bünyenin ömrü biraz daha uzatılacaktır.Yoksa ölüm
gerçekleşecektir. Modern iktidarın geldiği düzeyi bu biçimde tarif
edebiliriz. Tarihin hiçbir döneminde iktidar bu düzeyde toplumsal
yaşamı kontrol altına almamıştır. Adına bio-iktidar denen bu biçim,
toplumsal yaşamı bir bütünen denetlediği kadar üretme iddiasındadır.
Yaşamın tümden iktidar tarafından üretilmesi toplumsallığın yaşam
üreten gücünün yitirilmesi anlamına gelecektir. Toplum kendisini
üretemeyecek kadar zayıflatılmış ve iktidar tarafından
üretilmektedir. Bu tarihte yeni bir gelişmedir. Tarih bin bir çeşit
iktidar biçimlerine tanıklık etmiştir fakat iktidarın toplumu bir
bütünen üretmesi yeni bir gelişmedir. Bu da batı merkezli kapitalist
iktidarın müthiş buluşu olmaktadır.
Bu nedenle toplum demokratik komünal temelde yeniden kurulmalı ve bu
kuruluş modern iktidar da dahil olmak üzere bütün iktidar
biçimleriyle radikal bir karşıtlık içerisinde olmalıdır. Günümüzde
topluma sahip çıkmak, toplumu savunmak en birincil devrimci
görevdir. Güncel kaosta demokratik sosyalizmin temel misyonu,
topluma layık olduğu itibarı yeniden kazandırabilmek için; toplumu
eşitlikçi ve özgürlükçü özüne uygun olarak yeniden kurmanın yol ve
yöntemlerini bulup hayata geçirmektir.
>>>
2. Bölüm
|