|
BÜYÜK KOMUTAN ENVERİ OMYANİSİ
(AHMET TEKME) YOLDAŞ ANISINA |
ESPRİSİ VE
SEVECENLİĞİYLE YOLDAŞLARIN EN NARİNİ
Kürdistanlı
olup ta bu topraklardan uzak yaşamak olur mu? Tarihin
derinliklerinden süzülerek gelen bu toprakların insanları hep
biraz da buralara bağlı yaşamasını bilmiştir. Hani var ya “kuş
uçmaz, kervan geçmez” diye memleketler, öyledir Kürdistan diye
tabir edilen topraklar.
Botan ülkesi genelde böyle olmakla birlikte Botan’da Besta bir
daha fazla bu böyledir. Adeta dağların rahmine çekilerek, bu
olup biten her şeyden uzaklarda yaşamak, bu medeniyet denen dişi
dökülmüş canavarın kirinden pasından ırak kalmakta demektir.
Öyle ki hep biraz da kendi kendine yetinen bir kültürleşmeyle
ayakta kalma direnişinin de ötesinde, bir yaşam geleneği
yaratarak, biraz da tarihin özgün yerleşikleri olarak yer almak,
bura insanının özelliğidir.
Besta öyle bir yerdir ki, kuzeyi Herekol’la örülü, doğusu
Kato’larla çevrili, güneyi Kela Memeyle surlu, batısı ise Çela
Nimeja silsilesiyle dört tarafı çepeçevre dağlarla nakış edilmiş
bir mekândır. Buna bir de Besta’nın göbeğinden akan Hezil'i
katın, mavi-yeşilimsi suyuyla Avyan çayını ekleyin, Geli Tırşine
de Kela Meme eteklerinde tüm şiddetliyle akan suya Besta’nın
daha kuzeyinde bulunan Besta Blucina'yla Çalan çayların yanı
sıra isimlerini vermekte zorlanacağımız birçok su dere
yataklarını sayabilirsiniz. İsterseniz Piro dağının labirentli
çıkıntılarına çıkarak yukarılarda Besta “ovasına” bakın,
göreceğiniz tümden bir su cennetidir. Olurda ikna olmazsanız, o
zaman çıkın Serki Deryana ve yahut Serki Mehemede Uso'ya orada
Kani Gundikte ve Deryan köyünde bir bardak su içerken Besta'ya
bakın. Diyeceksiniz ki bu kadarı başka yerde de vardır. O zaman
deriz ki çıkın Kaplan’a, çıkın Gıre Meşe’ye, çıkın Serki Hiryana,
çıkın Gıre Eşet'e, çıkın Gıre Sevo'ya, çıkın Mergumar'a,
Mevişke'ye eğer halen ikna değilseniz gidin çıkın Kor
Kandile-yani Bedirxanların-direniş kalesine.
Evet, Besta bir su cennetidir. Bunun yanı sıra da kendilerini
zulmün şerinden korumak isteyenlerinde memleketidir. Mehre de
kayalıklara oyulmuş yaşam mağaralarının yanında, daha yüksekte
dağa işlenmiş Kiliseyi gördüğünüz de, insanların yaşamak ve
inançlarını korumak amacıyla neleri göze aldıklarını
göreceksiniz.
Evet, Besta gizlenenlerin yurdudur. Direnişçilerin yeridir.
Egemenlerin hükmünden kaçanların diyarı ve mekânıdır. Boynu
bükük yaşamak istemeyenlerin de yurdudur buralar. Başı dik ve
onurlu yaşamak isteyenlerin ve tabii ki kendi kimliklerini
koruyarak yaşayanlarında yeridir.
Sorun sadece işgalcilere karşı bir direniş geleneği yaratmanın
da ilerisinde, her türlü baskıya ve egemenlerin hükmetmesine
karşı başkaldırış ve boynunu bükmeme gerçekliğidir.
Kürdistan tarihinde belki de direnişlerin kesintisiz olarak
sürdüğü yerlerin başında Botan gelir. Mezra Botan diye tarihe
geçen bu direniş kaleleri, aşiret yapılanmalarına geçişle
birlikte hep dış işgalci ve istilacılara karşı ayakta kalma
direnişleriyle de anılırlar. Belki de Biz Kürtler açısından en
eski olan belgelerinden biri “On Binlerin Dönüşü” yani “Anabasis”’tir.
Anabasis kitabında Ortadoğu ya, Dariyus'un kardeşinin peşine
paralı askerler olarak takılan yunan askerleri, esas olarak
Dariyus'u devirerek onun kardeşini iktidarın başına getirmek
isterler. Ancak talihleri iyi gitmez ve çok kötü bir şekilde
Dariyus gelenleri yener ve teslim olmalarını ister. Yunanlar
teslim olmazlar ancak askeri bir kurnazlık ustalığıyla geceden
kamp ateşleri yakarak ve karşıdaki düşmanlarını da “kamptalar”
süsü vererek oradan gece yarısı kaçıp giderler. Hedefleri kendi
memleketleridir. Yani Yunanistan’dır.
Yola çıkarlar. Yol bilen yoktur. Kürdistan ovasında sert ve
yüksek Kürdistan dağlarına yaklaştıklarında onlara, yerliler
“buraya-yani Medya topraklarına-gidenler geri dönmemiştir”
derler. Yunanlar gitmek zorundadırlar, çünkü başka gidecekleri
yer yoktur. Ya Dariyus’a teslim olacaklar ya da ileriye doğru
adım atacaklar.
Anabasis’te anlatılan-kitaba göre-bir haftalık Botan
yolculuğudur. Önceleri buraların yerleşik ve yerlileri gelen
yabancılarla direk geçmeleri için görüşürler ve gereken
kolaylığı sağlarlar. Ne zaman ki gelen “misafirler” köy yakmaya
başlarlar burada yaşayan-kitaba göre-Kalderler-bize göre
Kürtlerin ataları kendilerine has direniş tarzlarını
geliştirirler.
Bu direniş ölümüne de olsa işgalcilere ve yabancılara boyun
eğmeden mücadele etmektir. Pusular atarak, düşmanın kuyruğundan
tutarak, yollarına taşlar yığarak, daracık geçitleri geçerlerken
başlarına kayalarla saldırarak ve ayrıca geçiş hatlarını
boşaltarak, aç bırakarak ve susuz bırakarak art niyetli
yabancıları perişan ederler. Lafı uzatmadan yabancılar bir
haftalık zaman diliminde bu coğrafyayı aşarak Ermenilerin
topraklarına geçerler, yani Botan suyunu aşarak kendilerini
güvene alırlar. İşte en son hamleleri olacak Botan suyunu
geçmeden geçecekleri yer Besta'dır. Herekol'dur, Katolardır.
Hani var ya meşhur kavramlaştırmayla; “lanetli” dağlar.
Ama yaşadıkları korku ve ruh tedirginliği onlara fazladan
yetmişe benziyor. Bugün dahi Anabasis’i okuduğunuzda bunu his
edersiniz.
İşte yabancılara tarihin kaçıncı İsa’dan önceki yüzyılında da
Kürtler hep direnmişlerdir. Özelde Botan denilen bu topraklarda
direniş kesintisiz hep sürmüştür. Denile bilir ki; Kürdistan
tarihinde zapt u rapt altına alınmayan ve alındığında da hep
düşmanlarına zorluklar çıkarmış toprak parçası Botan’dır.
Tüm bu gerçeklikleri değerlendirdiğimizde, buralı insanların
daha dik başlı ve onurlu olmalarına yol açmasının yanı sıra daha
fazla yetenekli ve inisiyatifli gelişmelerine yol açıyor. Daha
kararlı ve keskin oluyor. Girişken oluyor. Pısırıklık yoktur.
Hep bir canlılık ve hareketlik ve dinamizm vardır. Kendi ağası
kendisidir. Bu oldukça sert bir kişilik yapılanmasına yol
açıyor. Özelde sosyal olarak dağların içlerine çekilerek,
“uygarlıktan” uzak olmak, hatta isteyerek bunu yaşamak
gerçekliğine, buralarda ki dağların sarplığı, ulaşılmazlığı,
yaşam koşullarının zorluğuyla birleşince, yaşama karşı direnişçi
ve inatçı ve tavizsiz bir kişilik yapılanması yaratıyor.
Botan Kürdistan tarihinde düşmanlara her zaman uzak kalan bir
saha olmuştur. Tersten ele alacak olur isek düşmana karşı
direnişin sönmeyen kalesidir Botan.
Kürdistan topraklarının düşman tarafından en son fethedilen
parçalarıdır buralar. Öyle olunca Kürtlüğünde en derin yaşandığı
sahalar olması yadırganamaz. Düşmanın tüm hışmına rağmen buralar
Kürtlüğün atan atardamarlarıdır. Botan daha doğrusu. Mezra Botan
hep kendi kendine yeten, kimseye ihtiyaç duymadan ayakta kalan
bir halkın toprağına verilen addır.
Mezra Botan bunun için tarihinde düşmanlarının dikkatini ve
öfkesini üzerine çekmiştir. Botan, a gelip hükmetmek isteyenler
öncelikle kendi kendini idare eden yaşam tarzını, tek başına
ayakta kalan bu halkın ayakta kalışını yok etmeye
çalışmışlardır.
Mezra Botanlılar coğrafik koşulların ağırlığı, düşmanlarının
onları çepeçevre kuşatmaları ve dünyayla bağlarını
koparmalarından dolayı birazda setleşerek büyümüşlerdir. Birazda
her şeye yetecek yetenekle donatılarak büyümüşlerdir onlar.
Doğal olarak yaşamın en ağırına cevaplar üreterek, çözerek,
yaşam yollarını çizmişlerdir.
Tüm bu gerçeklikleri değerlendirdiğimizde, buralı insanların
daha dik başlı ve onurlu olmalarına yol açmasının yanı sıra daha
fazla yetenekli ve inisiyatifli gelişmelerine yol açıyor. Daha
kararlı ve keskin oluyor. Girişken oluyor. Pısırıklık yoktur.
Hep bir canlılık ve hareketlik ve dinamizm vardır. Kendi ağası
kendisidir. Bu oldukça sert bir kişilik yapılanmasına yol
açıyor. Özelde sosyal olarak dağların içlerine çekilerek,
sosyallite den uzak olmak, hatta isteyerek bunu yaşamak
gerçekliğine, buralarda ki dağların sarplığı, ulaşılmazlığı,
yaşam koşullarının zorluğuyla birleşince, yaşama karşı direnişçi
ve inatçı ve tavizsiz bir kişilik yapılanması yaratıyor.
Ahmet Tekme çok ilginç bir birleşimi olan Omyanis köyünde
dünyaya gelecektir. Bu köyde bir kısım Şırnaklı bir kısım guyi
iç içe yaşamaktadır.
Başka ilginçlikte ne kadar doğrudur bilinmez ama-lakin somut
veriler açıktır-Omyanis isminin yunanlarda kalmasıdır. Büyük
İskender Ortadoğu’yu işgale gelirken büyük bir hızla her yeri
fethi edecektir. Kürdistan’ın güneyini bizatihi kendisi ele
geçirirken, Kürdistan’ının derinliklerini ise İskender’in
ölümünden sonra onun imparatorluğunu kendi aralarında bölüşen
dört komutanından biri olan Seleifkones Kürdistan’a yaklaşık iki
yüzyıl hükmedecektir. İşte bu süreçte Kürdistan’ın birçok
yerinde yerleşim merkezi isimlerinin birçoğuna “is, ke, nus, mus,
yan” gibi ekler ekleneceklerdir. Birçok tarihçi ise bu ekleri
Ermenilere bağlayacaktır. Ancak asıl olan bu toprakların bu
şekliyle de olsa renga renk bir mozaik oluşturmasıdır. Örneğin
gunde Mehre bir Süryani köyü olup Hıristiyan’dır. Ve Besta’nın
göbeğinde Müslümanlarla kardeşçe yaşayacaklardır. İşte bu
Kürtlerin tarihi süreç içerisinde süzülerek gelen hoşgörü
kültürüyle bağlantılıdır.
Ahmet Tekme işte böylesine bir ortamın içerisinde olarak dünyaya
gelecek ve büyüyecektir. O bir taraftan düşmana hiçbir gün boyun
eğmeyen bir karakteri kendisine ekerken, diğer taraftan ise
hoşgörünün zirvesini yaşayarak halklar arası kardeşliği
öğrenecektir.
O ağırlıklı olarak hayvancılıkla geçinen bir aileye sahip olsa
da tarıma ve bahçeciliğe de yabancı değildirler. Ailesi yörede
sakin, kendi halinde ancak kendi emeğiyle geçinen temiz insanlar
olarakta bilinir. O dünyaya evin ikinci evladı olarak gelse de,
Kürdistan şartlarında erkeğin dominant olmasından kaynaklı o bir
nevi evin büyüğüdür. Ailenin büyüğü olmak genel anlamda erkenden
insana sorumluluklar yüklemektedir. Toplumun dayatıcılığından
dolayı erkenden evlenecektir. Ahmet arkadaşta erkende
sorumluluklarla tanışacak ve hızla olgunlaşacaktır. Çevresinde
serbest ve rahat büyüyen bir gençtir. Sevilendir. Sayılandır.
Güleçliğiyle cazip ve etkileyen bir kişiliktir. Mütevazıdır.
Yumuşak başlıdır. Bu özellikleri gelecekte yer alacağı devrim
saflarında daha belirginlik kazanacaktır.
Kürdistan Özgürlük Hareketi Botan’a yöneldiğinde ilk gidecekleri
yerlerden birisi de Besta olacaktır. Besta da ise ilk gidilen
yerlerin başında ise Omyanis gelecektir. 1983 de gerilla Botan’a
açıldığında o onlarla erken tanışacaktır. Haşır neşir olacaktır.
Belki de toplumsal arka perdesi bu kadar direnişle örülmüş olan
bir karakter yapısının genlerinde vardır egemenlere karşı
muhalif olmak. Bundandır ki hangi Kürt örgütü ya da devrimci
örgüt alana gelirse gelsin ilk elden bunlarla ilişkilenecek olan
Omyanis'tir.
Büyük komutanlarımızdan Mahsum Korkmaz başta olmak üzere Erdal,
Bedran, Abbas arkadaşlar hepsi buralardan geçecek ve
kalacaklardır. Köyü etkileyen gerillalara yörenin erken
katılımları da bu alandan ve bu köyden olacaktır. 1984 yılında
15 ağustos eylemi öncesi Ahmet Rapo, Xwunrej ve Edip arkadaşlar
katılacak ve katılımların önü açılacaktır. Ayrıca, onlarca milis
düzeyinde insan dağa çıkacak ve dağda yıllarca kalacaklardır.
Çünkü düşman henüz 1984–85 yılından sert yönelerek ta o
dönemlerde birçok evi yerle bir edecektir. Böyle ailelerden
birisi Haşim ailesidir. Dört kardeş-ki çoğu evlidir-düşman
baskınlarından dağa çıkacaklardır ve yıllarca gerillacılık
yapacaklardır. Yine onlarca genç katılacaktır. Bunlar; Ahmet
Rapo, (sonra da kardeşi de katılacak aynı ismi alacaktır) -Edip,
Xwunrej, Avdullah, Agit, Emin, Hogir, Mehmet Ali, Hazım, Xelil
ve bacası, Şivan, Eşref her iki Enver-yani Ahmet Tekme ile sonra
da katılan kardeşi ile yeğeni-ve burada ismini sayamadığımız
birçok genç en aktif ve erken zamanlarda dağa özgürlük dağlarına
çıkacak ve özgürlük türküsünü hiç kimse söylemeye cesaret
etmezken onlar söyleyecek ve halkımızın bağrında
bayraklaşacaklardır.
Ahmet Tekme yoldaşta 1985 yılının kışında katılacak ve Şiyar
ismini alacaktır. Sonra da O ilk eğitimini aynı yılın kışında
Çiyaye Spi’nin Geli Haruna’sında 60 yoldaşıyla görecektir. O
zaman o ilk devrelerde yer alan kimi yoldaşın ismi; Pılıng-Kıçi–1998
yılında Gevaş’ta, Ferhan-Hole–1992 Avyan karakolunda, Welat-Gırek,
Cemil-Deşta Lala-komployla, Agit-Omyanis-Çukurca 1989, Emin-Omyanis–1992
Besta da şehit düşeceklerdir. Şahine Gırek'e, Zeydin Omyanis ve
başka yoldaşlarda bu eğitimde yer alacaklardır.
Eğitim devresinin sorumlusu sonra dan işbirlikçilerce tutsak
iken kaybedilerek katledilen Cemal Zedayi yoldaştır. O
dönemlerde teorik eğitim olarak; Kürdistan tarihi, yurtseverlik,
Parti Tarihi, Sosyalizm ve Parti Tüzüğü verilecektir. Askeri
eğitim olarak silah kullanımı ve gerillanın eylem taktikleri
öğretilecektir.
O devrede hem teorik hem de askeri derslerde en etkin katılan
odur. O evde daha rahat büyüdüğü için rahat kalkıp konuşacak,
önceden iyi bir silah kullanıcısı olduğu için öne çıkacaktır. Ve
devre sonunda herkese ağır silah verilmezken o BKC’ yi
kaldırarak ilgi odağı olduğunu gösterecektir. Size tuhaf
gelebilir ama özgürlük hareketi saflarında silahlı mücadelenin
başlangıç yıllarında ağır silahlar en sağlam olan ve en öne
çıkanlara yani komutanlara verilirdi. İşte Enver arkadaş henüz
devreden yeni çıkarken böyle bir sağlamlık gösterecektir. Yine
verilen okuma yazma kursundan en erkenden sivrilen odur. Yıllar
sonra göreceğiz ki o sol eliyle yazacak, sol eliyle nişan
alacaktır. Özcesi solaktır.
1985 yıllında IKP-Irak Komünist Partisiyle-çıkan çatışmalardan
dolayı Çiya Spi terk edilerek Zap’a gideceklerdir. Ki o zaman
IKP Hezil suyunu geçmek isteyen bir grup yoldaşımıza komplo
kurarak katledecek ve gergin ve çatışmalı bir ortama zemin
hazırlayacaklardır.
Zap alanında-bugün Zeve ya da Lak 1 diye bilinen alana
geldiklerinde-onları Abbas arkadaş karşılayacak ve 60
arkadaşa-toplantı yapacaktır. Türkçe konuştuğu için ve yeni
savaşçı devresini bitirenlerin ağırlıklı olarak Botan'lı
olmalarından dolayı çok az arkadaş ne söylendiğini anlayacaktır.
Ancak buna rağmen herkes yapılan konuşmanın IKP, yeni süreç ve
düzenlemeye dönük olduğunu anlayacaktır.
Bu düzenlemede Enver yoldaş Abbas arkadaşla Lolan’a geçecek ve
yaz ortasında Sadun-yani bilinç düzeyiyle büyük bir ayaklı
kütüphane olan İsmet Doğru arkadaşın-komutasında Haftanin’e
gelecektir.
İsmet Doğru yoldaşın sonradan kaleme alacağı Bager adlı yazısı
devrim saflarına katılımda epey etki yapacaktır. Çünkü öyle bir
olay ki kimsenin unutamayacağı bir olayı yazısında anlatacak. O
bir grup arkadaşla Zagrosları geçerken donacak, arkadaşlar onu
karın altına mecburen bırakacaklar-sonra da almak üzere
saklayacaklar-ancak bir müddet sonra almaya geldiklerinde sağ
olduğunu göreceklerdir ve onu kurtaracaktırlar.
O dönemlerde KDP ile de ilişkiler özelde Lolan'daki komplocu
yaklaşımları ve TC’yle olan ilişkilerinden dolayı iyi değildir.
Zaten Saddam’la kanlı bıçaklı bir durum vardır. Terörist Türkiye
devletini söylemeye gerek, yoktur. Bu durumdan dolayı adeta
arkadaşlar sınırın sıfır noktasında kalarak çalışmalarını
yürüteceklerdir. Sınat gibi, Nizor gibi sınır hatlarında kalarak
geleceğin dinamik gücünün temelleri atılacaktır.
Lolan'dan Haftanin’e gelen Enver yoldaş aynı yıl Botan’a
geçecektir. Büyük komutanları olarak; Bedran-Mehmet Sevgat-,
Agit-Mahsum Korkmaz-Şiyar Munzur-Kazım Kulu ve Erdal-Mustafa
Yöndem-yoldaşları bundan sonra tanıyacak ve Botan da başta Besta
olmak üzere, Pervari, Zozanlar, Çatakta çalışmalara
katılacaktır.
Enver arkadaşın yürüyüşü bulunduğu alanlarda meşhurdur. O
yürüyüşe kalktığında bir rüzgâr kalkar gibidir. O Bestalıdır,
bunun için araziye muazzam hakimdir. Belki bu özelliğinden
dolayı ilk günden başlayarak hep önde yer alacaktır. Hele hele
yeni bir alana gelinmişse burada araziyi iyi tanıyanlar daha
fazla rol alacaktır. Şu unutulmamalıdır; işleyen demir pas
tutmaz derler. İnsan içinde bu böyledir. İnsan işletildikçe, o
insanın içerisinde bulunan cevher açığa çıkacak ve o umulmayacak
pratikler sergileyerek tarihe dipnot düşecektir.
Enver henüz yenidir ancak hızla komutanlaşacaktır. Sevecenliği,
ince esprisiyle sevilen biri olmasını bilecektir. Güleçliği,
çalışkanlığı ile yeniye açık olması onu her zaman büyük
kılacaktır. Birde Enver diyince bireysel cesaretin en öndesi
akla gelecektir.
O bir insan sevdalısıdır. Duygusaldır. Dokunaklıdır. İncedir.
İnsanı kolay kolay kırmayan biridir. Bundan olmalıdır ki bir gün
Bedri Evrak (1992 yılında bölük komutanıdır) Uludere de bulunan
Böceh askeri tepesine yapılan saldırıda tepeyi düştükten sonra
yaralı bir askerin attığı kör kurşunla kafasına isabet alarak
şehit düşecektir. Bir gün Enver arkadaş görevden geç döndüğünde
ve uzun uzadıya uzanınca gizliden-Enver yatmışken-ayağına bir
iplik bağlayarak onu ağaca bağlayacaktır. Sabah olduğunda da
“yönetimler bizi kontrol etmek ve denetlemekle görevlidir,
bizde-yapı-komutanlarını denetlememiz gerekiyor” diyerek Enver
arkadaşa karşı yaptığı espriyi savunacaktır. Böylesi esprilerin
yapılabilmesi için size-sizin komutanınız-buna izin vermelidir,
ya da o komutanın alçak gönüllü ve sevecen yaklaşımlarından
cesaret alarak bunu yapabilmelisiniz. İşte Enver yoldaş bu
sevecen olan insandır.
1986 yılında Çemke Talo köyüne 60 asker gelip yerleşecektir. Üç
koldan girilecektir, birde tepe kolu vardır. Tepeye Enver
gidecek ve tepeyi düşürecektir. Köye yerleşen askerleri
arkadaşlar vuracak ancak hızla köyün içine kaçarak bir kısmı
kendilerini kurtaracaklardır. Bu eylemde Hole-Kaleli Azat ve
Xoşnav, Pılıng Kıçi, Sait Serdale arkadaşlarda vardır. Sait,
Azat ve Xoşnav yoldaşlar Orhan arkadaşla birlikte Uludere’nin en
azılı çeteleri tarafından Babat'larca komployla sonraları şehit
edileceklerdir.
Aynı yıl alanın en azılı devlet ajanı olan Amoye Biryaneyi
arkadaşlar cezalandırmak için gideceklerdir. Bu öyle bir ajandır
ki bizim bir milisimizi vahşice kafasını keserek katledecek ve
sonrada başını düşmana teslim edecektir.
Şu bir gerçektir ki; eğer Kürdistan da bir alanda milis
örgütlülüğü yaratılamamışsa gerilla hep zorlanmıştır. Hani
vardır ya “balıkla deniz misali” gerilla balık, halk deniz ise,
miliste kocaman denizde yol gösterendir. Bundandır ki
mücadelenin önemli gelişme kayıt ettiği yıllarda terörist
Türkiye devletinin ilk faşistçe yöneldiği kesim milislere
olmuştur, ileri düzeyde yurtseverlere olmuştur. 1993–1994
yıllarındaki Hizbul-Kontra hareketinin faşizan ve vahşet dolu
saldırıları hep bu halkın bağrından çıkmış en fedakâr, en
cesaretli, en seçkin ve en dürüst insanlarına olmuştur. Bunlarda
ağırlıklı olarak gerillanın göz bebeği olan yurtsever ve
milislerdir.
Milis gerillanın gözü kulağıdır, yol gösterendir, o öncüdür, o
kuryedir, o gerillaya lazım olacak erzakı getirendir,
gözetleyicidir, o düşmana ilişkin bilgi getirendir ve o
gerektiğinde düşmana karşı en ön saflarda eylemlerde yer alan
biridir. Faşist devlet çok erkenden bize milislik yapan
insanlarımıza yönelerek balığı sudan bunun için koparmak
isteyecektir.
Bu milisimizi katleden ajanı vurmak için köye girerler, bir grup
yol keser diğer grupta eve yönelir. Evde devletin örgütlediği
ajanların bir toplantısı da yapılmaktadır. Arkadaşlar bombalarla
vurarak ve de tarayarak eylemi yaparlar. O hengâmede içeri girip
bir kleş, üç telsiz ve iki telefon ile birçok daha malzeme alıp
gelirler. Geri döndüklerinde Bedran yoldaş düşmanın yazılı
dokümanları olabilir ihtimalliyle arkadaşları tekrar gönderir.
Her taraf daha toz dumandır. Eve tekrar yönelirler. Eve
girdiklerinde Amoye Biryane ölmemiş kendisini gizlemiştir.
Sonradan Mayıs 1988 yılında en azılı olan ajanlardan Amoye
Biryani’yi ve yanında bulunan diğer iki ajanı Adil Aslan Baran
yoldaş vuracaktır. O dönemler bu o alanda yer sarsıntısına yol
açacaktı. Kimsenin Amo Biryani gibi birisine kış diyemediği bir
yerde Baran arkadaş halk adına onu ve onun gibilerini
meydanlarda halkın gözü önünde infaz edecektir. Bu halkta müthiş
bir moral ve motivasyon yaratacaktır. Biz o zaman bu olayı BBC
radyosunda Çırav da dinleyecektik. Ve bu eylemle PKK’nin bir
ilkesi daha uygulanmış olacaktı oda; ihanet hiçbir zaman cezasız
kalmayacaktır ilkesidir.
Materyalleri ararken kargaşa çıkar. Enver bu kargaşada kleşini
kullanacak kendi arkadaşı olan komutan Selime Guyina kazaen 7
mermiyle vuracaktır. O tarama da elini kaldırmadığı için
mermiler taramada Selimi vuracaktır. Selim arkadaş ona “sen ne
yaptın” diyecek, Enver de “ben seni şehit ettim” dedikten sonra
bağıracaktır.
Selim arkadaş ağır yaralıdır. Birde buna dev cüssesini ekleyin
onun kaldırılması çok zor olmaktadır. Ayrıca o dönem birçok
eylemde en önde yer alan biri olduğu için herkes daralacak ve
üzülecektir. Onu-yani Selim arkadaşı-ancak üç hafta içinde
Sınata getireceklerdir. Yolda Emin Omyanis’i yoldaşı yılan
sokacak Dr. Baran yoldaşta ellinde ki imkânlarla Selim arkadaşı
iyileştirmeye ve düşmesini engellemeye çalışacaktır.
Enver üzgündür, yıkılmıştır. O bir yoldaşını kazayla vurmuştur.
Konuşmamaktadır. Utanmaktadır. Arkadaşlar ne düşüneceklerdir.
Bir gün Selim arkadaş onu çağıracak ve ona “düşman yıllardır
bana bir mermi vuramadı sen tam yedi mermi vurdun sana, helal
olsun” diye takıldıktan sonra “üzme canını bilinçli olmamıştır,
kazadır bu. Ve eğer ben şehit düşecek olursam sen benim
silahımı, tabancamı ve rahtımı alırsın” diyerek teselli etmeye
çalışacaktır.
Komutanlaşmasının önemli mertebelerinde biri bu olay olacaktır.
O bundan sonra hep pür dikkat kesilecek ve duyarlı olacaktır.
Yine Gundik ile Biryan arasında Kron mıntıkasında arkadaşlar
düşmana pusu atacak ve beş askeri vuracaklardır. Düşman müdahale
ettiğinden dolayı düşmanın üzerine gidemeyeceklerdir. Pusu kol
komutanı Enver yoldaştır. Tuhaf olan sonradan köylülere” devlet
bizi kandırdı, birkaç çocuğu vurmaya gelmiştik, bunlar çocuk
değil, ciddi ciddi bizi vuruyorlar” diyecek olan bir subaydı.
1988 yılında Besta, Cudi, Garisa ve Gabar güçlerinin katılacağı
bir toplantı için Bestaya geleceğiz. 1988 yılında büyük Şiyar
Bestaya gelince o Enver ismini alarak yeni bir sayfa açacaktır.
Ben Enver arkadaşı ilk kez burada göreceğim. Onu burada kısmen
tanıyacağım. O artık etkili bir komutan olarak, cesareti ve
sevecenliğiyle biliniyor. Bende esprisi, mütavizi ve
güleçliğiyle burada tanıyacağım.
Tarihe not düşmek açısından o zaman burada; Mahire Zer-önderlik
sahasında yeni görevli gelmişti-Serbeste Kıçi, Fadıle Deşta
Lala, Saidi Guyina, Yaşare Evrake, Yusuf ve Erdale Nıheki-ki
Erdale Nıhoki önderlik yakalandığında kalp krizi geçirerek şehit
düşecektir.
Biz yaklaşık yüz arkadaş bir araya gelmişiz. Epey burada
kalıyoruz. Yaklaşık 15 gün. Düşman fark ediyor, bilgi alıyor.
Üzerimize geliyor. Biz o zaman Gıre Heliz’deyiz. Gabara
geçeceğiz. Ancak Gıre Xane ve civarlarında çıkan çatışmada altı
asker, bir astsubay ve birde çavuş öldürülecek. Bizde bir kayıp
yok. Basın genişçe bu olayı işleyecektir. Ki bu çatışmalarda o
yani Enver önemli rol oynayacaktır. Sonradan gelişen çatışma
kültürünün bu olaydan etkilenerek geliştiğini söylemek çokta
yanlış olmayacak herhalde. Gündüz süren çatışmada kayıp yok,
yaralı yok bu öz güvene yol açacak. Ancak gerilla gündüz çatışan
bir güç değildir, gerilla gizli eylem koyup geri çekilen bir
güçtür. Ancak insan öyle bir yaratıktır ki gözüyle gördüğüne
inanır. Bu gündüz çatışmasındaki başarı kimi arkadaşta gelecekte
bir tarz olarak şekillenecek ve bize epey kaybettirecektir. O
dönemlerde dahi Cuma arkadaş bu gündüz çatışma tarzını yoğun
eleştirecektir.
Enver yoldaş 88–89 kışını Besta da geçirecektir. Orada sorumlu
olarak Şiyar Munzur, Hayri-sonrada çığ altında kalarak şehit
düşen PKK merkez üyesi Sinane Sor vardır. Newrozu kutlamak için
erkenden Newroz öncesi kampları arkadaşlar terk edecek ve üç
ayrı yere ateş yakarak ve düşmanın müdahalesini de bekleyerek
yollara mayınlar döşenecektir. O zaman bu mayınlardan bir
tanesini döşeyecek olan Enver yoldaş olacaktır. Düşman ateşleri
söndürmek için geldiğinde mayınlar onlarda patlayacak ve çok
sayıda asker ölecektir.
Aynı kış düşmanın üç timi o kışın ortasında gelip Çalan köyüne
yerleşecektir. Köy boştur. Ancak düşman yağan yoğun yağmurdan
dolayı evlere üşüşecektir. Arkadaşlar-ki bir saldırı komutanı
yine Enver yoldaştır-bu üç time yöneleceklerdir. İki timi
tasfiye ederlerken bir diğer tim kaçmayı başaracaktır. Sonradan
ama çok sonradan buraya ait arazide hayvanlarını otlatan Abdul
Celil ismindeki bir köylü gelip askerlerin geride bıraktıkları
kimi kanlı çadır madırlarını alarak evine götürecek ve düşman
başka bir seferde operasyonda bu kanlı malzemeleri görecek ve bu
fakir köylüyü alıp yıllarca zindanlarda tutacaktır.
Başka bir zaman da Sergazeya kömür ocağında alınan yirmi gençle
Besta’ya gelecekler. Cudi de bulunan hareketli birlikte bu
eyleme katılacak. Erdale Heyştani ile Otomatik Mervan
yoldaşlarda var. Hem kömür ocağında bulunan askeri güce
vuruyorlar hem de Şırnak’ta bir kontrol noktasını aynı gece
vurarak geri gelmişlerdir. Cudi de gelen hareketli birlik yerine
dönüyor.
Yeni askeri kanunla alınan gençlerden biri kaçınca düşman üç
koldan Enver komutasında bulunan alana, düşman hareket
edecektir. Enver arkadaş hızla bir planlama yaparak üç ayrı yere
pusu grupları yerleştirecektir. Xırbek Beste den gelen güce
atılan pusuda bir araç imha edilecek içerisinde Xırbek Beste
tabur komutanı bir binbaşı ölecektir, bir sürü askerde birlikte
onunla gidecektir. Yine Şırnak’tan gelen gücün komutanı çok
fazla ısrarlıdır saldırıya. Askerlerine “saldırın” talimatları
boşa çıkınca o saldırıya geçecek ve bir mermiyle anlından
vurulacaktır. Görülen odur ki bu komutan Köroğlu’nu okumamıştır.
Hâlbuki delikli namlunun üstüne üstüne öyle de gidilmez ki!
Akşama doğru düşman kendisini toparlayarak tekrar saldırıya
geçecek, kıran kırana yaşanan çatışmada Musa isminde bir arkadaş
şehit düşerken düşman günü tam bir hezimetle kapatacaktır. O
zaman nereden öğrendiler bilmiyoruz ama İran radyosu 50 ölü
askerden söz edecek. Belki bu kadar asker ölmemiş olabilir ancak
çok sayıda askerin öldüğü-hem de komutanlarıyla
birlikte-kesindir. Tüm eylemi ve çatışmayı baştanbaşa koordine
eden Enver yoldaştır.
O sadece askeri anlamda yetkin değildi, o aynı zamanda yerinde
durmayan bir emekçiydi. Ya askeri kanunla savaşçı alacak, ya
köylere gidip toplantı yapacak, ya çetelerin mallarına el
koyarak kamulaştıracak ya da peşinde koşarak bu halka düşmanlık
yapanları cezalandıracaktır. Bunları yapmadığında gücüyle
tartışacak, eğitim görecek, araziyi daha derinlikli tanımak için
girişimlerini daimileştirecek ve gelecek için erzak
hazırlayacaktır.
Artık 1989 yılının haziran aylarına doğru gidiyoruz. Garisa da
Mıxes köyüne gündüz saat ikide, Türk ordusunun askeri
elbiselerini giyerek, çete köyüne giriyoruz. Tümünü
silahsızlandırarak, 10 adet G–3 silahlarını alarak geri
çekiliyoruz. Bu arada Bestaya gelmişiz. Omyanis’ten alınan
gençlerden dolayı araziye operasyon için çıkacak düşman gücünü
biz vuracağız ve ben Enver arkadaşı artık bundan sonra daha iyi
tanıyacağım.
1989 yılının haziran ayında Besta’nın Kani Botki
mıntıkasında-sonradan meşhur olan Kani Botki-toplantısı yapılır.
Bu toplantı da yapısıyla birlikte 550 arkadaş hazırdır. Harun-Şexmus
Yiğit-yoldaş önderlik sahasından yeni müdahale olarak gelmiştir.
Yeni düzenlemeler yapılır. Bu düzenlemede o Gabar’a verilir.
Şiyar-Kazım Kulu-yoldaş Cudi’ye atanır.
O-Enver-orada terfi edecektir. Ve o artık Garisa sorumlusu
olacaktır. Yanına da Zeydin Omyanis'li Saide Heyştani
arkadaşlar–1991 Garzan da şehit düşecektir-takım komutanı olarak
yardımcı siyasi komutan olarakta Dr. Kemal-sonra GAP eyaletinde
şehit düşecek-arkadaşlar verilecektir.
Bu toplantıdan sonra ben hareketli birliklerde takım komutanı
olacağım. Bölük komutanımız Munzur-sanırım Dersimli bir
yoldaştı-olacak, Erdal Heyştani birinci takım komutanımız
olacaktır. Garisa güçleriyle eyleme gideceğiz.
Kaniya Kaymakam mevkiindeki düşmanı vuracağız. Burası Şırnak ile
Mıle Kere arasında bulunuyor. Sonra da şehit düşecek olan Şoreş-Konyalı-eylemimizi
kameraya alacaktır. Ki Şoreş yoldaş bizim ilk
kameramancılarımızdan biri olarak tarihe geçecektir. Eylem
öncesi Enver hep güleç yüzlüğü ve atikliğiyle Erdal Heyştani
yoldaşla Botan halayını gür türkülerle söyleyerek
oynayacaklardır.
Düşman mevzilerine yaklaştığımızda bizim seslerimizi-yer sarptı,
onlar altımızda kalmışlardı-fark etmiş olmalıdır ki komutanları
“köy korucuları dikkat teröristler geldi” diyerek bağıracaktı.
Bizde bu bağırmayla birlikte tüm hışmımızla roketlerle vuracağız
ve düşmanı tarumar edeceğiz. Size tuhaf gelebilir ama bende
böylece ilk Türkçe sözcüklerimi öğrenecektim.
Yerimiz uygun olmadığı için savunmada kalan Erdal ve Enver
yoldaşlar BKC ve M G-3’le bizi kollayarak geri çekiliyoruz.
Bundan sonra hareketliğimiz devam edecek. Onun, Enver Omyanis'i
arkadaşın, sorumlu olduğu sahadayız. Onunla birlikteyiz. Gelen
bilgiler arasında Hot köyünde bir kol Şırnak Siirt yoluna doğru
kendisini bırakıyordu. İlk yapılan vurmak olacaktı. Hemen
planlama yaparak ben görevlendirildim takımımı alarak düşman
kolunun önüne pusuya yattık. Erdal’da savunmada elinde BKC’yle
bekliyor. Gelen düşmanı vurduk. Henüz sabah saat dokuzdu. Ancak
yanımda bulunan henüz bir aylık yeni katılmış genç Seyfi Gurdeli
arkadaşı 17–18 yaşında-acemilikten ve tez canlılıktan isabet
alıyor. Ağır yaralanıyor. Hatırlıyorum o zaman yaralı yoldaşı
yaklaşık iki kilometre sırtımda taşıyacaktım ancak yine
kurtaramayacaktık.
Bizde ilkeydi hiçbir yaralı yoldaşımızı ve şehidimizi düşmana
bırakmıyorduk. Şehit düşecekti. Ben yaralı yoldaşı taşırken
Erdal BKC’yle düşmana aman vermeyecekti. Ertesi gün görkemli bir
şehit töreni yaparak saklayacaktık yoldaşımızı. Ve o saklandığı
yeri halen bir ben biliyorum. Geri çekilerek Bestaya geliyoruz.
Yapılan toplantıda düşmanın elinde tepeyi tekrar alan Saidi
Heyştani arkadaş ve dört başka arkadaş ödüllendirilecektir.
Enver arkadaş bir bölük komutanı olarak, bellinden tabancasını
çıkararak bizatihi kendisi Saidi Heyştani yoldaşa ödül olarak
verecektir.
Çalışmalarımız devam ediyor. Biz Şavare-Şukale köyünü
silahsızlandırmaya gidiyoruz. Gittiğimizde köyün dışında düşman
pusuya yatmış. Bizi gördükleri halde ses çıkarmıyorlar. Geri
dönüşte zomlarda bulunan köylülerle toplantı yaparak ve birkaç
genç alarak geri dönüyoruz.
Noktaya gençlerle geliyoruz. Düşmanda bizi görmüş. Yarın
muhtemelen renkli bir gün olacak. Yine çatışacağız. Geceden
mevzilenmedik. Yerimizi de değiştirmedik. Ancak arkadaşlar olası
bir durumda nasıl konumlanacaklarına dâhil bir plan yapmışlar.
Ben yorgun olduğum için yatıyorum. Gıre Meşe civarındayız. Sabah
erken düşman araziye çıkıyor. Beni uyandırıyor Erdal arkadaş. Ve
takımımı alıp mevzilenmem gereken yere mevzileniyorum. Ve
çatışmalar başlıyor. Çok şiddetli geçiyor. Bu arada Erdal elinde
BKC’yle koşarak diğer uzak tepeden yanımıza geliyor. “Aşağıdaki
tepemiz düştü planımızı değiştirmemiz ya da tekrardan o tepeyi
almamız gerekiyor” diyerek ağır silahıyla elimizden çıkarılan
tepeye doğru harekete geçiyor bile.
Henüz tepeye yetişmeden Enver Omyanis'i yoldaş bir grup
arkadaşla tepeyi tekrar düşürüyor bir M G–3 namlusunu almış
rahat rahat bize doğru gelirken onu göreceğiz.
Her zaman soğukkanlı olan Enver burada da hiç istifini bozmadan
elimizden çıkarılan tepeye yönelecek ve tepeyi geri bizim
elimize alacaktır. Ve tekrar güvendeyiz. Ancak ondan önce tepe
düştüğünde dört yoldaşımız şehit düşecektir. Şehit arkadaşlar
Zınar-Mardinli, Haki-Şırnaklı, Talan-Şırnaklı ve Mazlum-Kobanili.
Onları hızla saklayarak geceden yararlanarak çemberlerden
çıkmamız gerekiyor. Üç dört çember üst üstü atan düşmanın
içinden susuzluktan, açlıktan ve önemlisi o kadar barut
kokusundan çıkmak ve uzun yol almak önemlidir. Neyse ki sağlam
çıkıyoruz. Bir iki pürüz dışında bir şey yoktur.
Bu arada Gundik Mele köyüne ait bazı köylülerin kontralarca
kaçırılıp katledilmesi ardından köy Şırnak yolunu keserek oturma
eylemi yapacak ve silahlı mücadele tarihimizde serhildanların
ilk adımı atılacaktır.
Yine aynı döneme denk gelen bir serhildan daha vardır. Tahta Reş
toplantısından dolayı Cudi de hazır çok deneyimli komutanlar
yoktur. Adil Bilika arkadaşın grubu pusuya düşecek 9 yoldaş
şehit düşecektir. O zamana kadar olmamış bir olay yaşanır. Halk
şehitleri üstlenerek köylerine
Götürür. Ardından Silopi Gıre Çulya da 5000 kişinin katıldığı
bir oturma eylemiyle kapsamlı bir serhildan başlatılmış ve genel
anlamda da Kürdistan da serhildanlara start verilmiş olacaktır.
Bundan sonra biz kendi alanımıza gideceğiz Enver arkadaşlarda
kendi çalışmalarını yürüteceklerdir. Bu arada-hoş olmasa
da-Enver yoldaşla Dr. Kemal yoldaşların arası açılacak ve
verimli yürütülen çalışmaların hızı kesilecektir.
Parti tarihimizde her zaman aydın köylü çatışması olagelmiştir.
Kimisi kendisini çok bildik bilmiş, kimisi de kendisini çok
pratik yetenekli bilmiş, kimisi de olup bitene karşı kendisini
geri çekerek çalışmalara lakayt kalmıştır. Diğer böyle feodal
toplum kökenli devrim hareketlerinde de böylesine örnekleri
görmek mümkündür. Teoriyle pratik yeteneklerin karşılıklı
birbirini güçlendirmesi yerine karşıtlaşma, zıtlaşma,
anlaşmamayı doğurarak epey de talihsizlikler olmuştur. Hâlbuki
büyük Önder Başkan Apo her zaman beyin ile pratik yeteneği
birleştirmek için çok uğraşmıştır. Pratik yeteneği olupta teorik
ideolojik yönü zayıf olana aydın arkadaşları yanına vermiş,
teorik düzeyi güçlü olana ise askeri pratik tecrübesi bol olanı
vermiştir. Dediğimiz gibi tüm bu çabalara rağmen bu sorun her
zaman ortada kalkmamıştır. Maalesef bugünde bu sorun şöyle ya da
böyle varlığını korumaktadır. Komple kişilik olunamıyorsa
bireyin kendisini tamamlayacak öğelere yer vermesi her sosyalist
insanın görevi olmalıdır. Aksi takdirde yaşanan sadece ve sadece
bir bireyciliktir. Başka da anlamlandırmak olamaz.
Tahta Reş toplantısına Enver ve Dr. Kemal yoldaşlar gidecek
ancak dönüşte Sarı Hüseyin yoldaş alan sorumlusu olarak dönerken
Enver de yardımcısı olacaktır. Dr. Kemal yoldaşta sonra dan GAP
denen alana gidecektir.
Bundan sonra bir müddet Herekol da takılı kalma aşılacak ve
gerçekten yine Garisa ya ineceklerdir. Rubarya denen bir köyde
toplantı yaparken bir ihtiyar “elimden gelse hepinizi şu
ağaçlara asırım” diyecek arkadaşlar yönelmek isterlerken büyük
ve mütevazı insan Sarı Hüseyin bırakmayacak ve gülüp geçecektir.
O dönemlerde kaçıp oldukça fazla zarar veren Mustafa Çimen
adındaki hain yurtsever birçok insanı tutuklattığı için çok
değerli ailelerimiz perişan olmuştu. Sarı Hüseyin yoldaş
Enver'le birlikte bu aileleri ziyaret ederek maddi yardımlarda
bulunarak destek sunmaya çalışacaklardır.
Sarı Hüseyin-Süleyman Aslan yoldaşın ayrı bir güzelliği vardır.
Hem fiziki güzellik hem de ruh güzelliği onda birleşmişlerdir. O
sade, mütevazı, yumuşak, her zaman iknacı, rahat, içiyle dışı
bir, sevecen, emeğiyle bir sosyalist. Sözün tam anlamıyla o bir
insandı. Bunun içindir ki o nerede olursa olsun hep sözü
dinlenen biridir.
Aynı yıl Osman Ağa ve köylüleri-çete olmamasına
rağmen-çifteleriyle düşmanla birlikte arkadaşların üzerine
gelecektir. Üstelik ”bugün Müslümanlarla gâvurların savaşıdır”
diye nara atacaklardır. O kadar uyarılara rağmen işbirlikçi
tutumundan vazgeçmeyeceklerdir. Sonraları 1990'larda evine
yapılan baskında Osman Ağa vurulacak ve eylem sonrası gelinen
Bire Xerxol noktasına Derye Osman Ağa denilecektir. Bu öyle bir
ailedir ki köylüleri tehdit, işkence ve zulüm yapmaktan
çekinmeyen bir işbirlikçi ailedir aynı zamanda. Buna rağmen evi
basılırken-ev yakılacak-içeride ihtiyar Osman Ağa’nın babası
var, o da alınacaktır. Alınırken ihtiyar “nereye götürüyorsunuz
beni” dediğinde sonra dan şehit düşecek olan Salman Kobanili
arkadaş “bir şey yapmıyoruz, sadece yerini, noktanı
değiştiriyoruz” diyerek dışarı çıkararak inceliklerini
göstereceklerdir.
89’un son aylarıdır. Bir ara Enver arkadaşlarla Gıre Dem’de
operasyona çıkan düşman koluna vurarak 2 G–3 kaldıracaklardır.
Arkadaşlar Kemaloko da bir araya geleceklerdir. Çok sayıda
arkadaş hazırdır. Toplantı olacaktır. Şehit Gazi, Şehit Kara
Ömer, şehit Sarı Hüseyin, şehit Kawa, Şehit Mahmut Aforof ile
Ahmet Rapo arkadaşlarda vardır. O güvenlik sorumlusudur.
Toplantı sonrasında birlikte Ramuran alanına kayacağız.
Ondan önce Tahta Reş'te yapılan ülke içi konferansı önderlik
feodal çizgi ve gerilladan uzak duruşundan dolayı ret edecek ve
yeniden konferansın toplanması için Sınata geçeceğiz.
Enver o kış–89–90 kışını-Besta da geçirecektir. Baharın yine
birleştiğimizde o tekrar Garisa sorumlusudur. Sarı Hüseyin
yoldaş Cudi’ye atanacaktır.
Bu arada Oysan ve Pervari arasında bulunan Çemekare mevkiinde
arkadaşlar yol yapan düşman güvenliğine vuracaktır. Dozerlerin
önünde gelen panzeri vurarak imha edeceklerdir. Sonra dozerleri
de yakacaklardır. Burada bir yüz başı öldürecektir. Düşman
eyleme müdahale edecektir. Gelişen çatışmada iki helikopter
darbe alacaktır. Arkadaşlar eylem ve çatışma sonrası sağlam
yerlerine döneceklerdir.
Bir grup arkadaş Garzan’a geçmek için keşif amaçlı hazırlık
yaparken, Tahta Reş’te bulunan yoldaşlara düşman yoğun
yüklenecektir. Bunun için hızla bir şeylerin yapılması
gerekiyor. Arkadaşlara yönelimi azaltmak gerekiyor Arkadaşları o
saldırılardan korumak gerekiyor. . Pılıng Kıçi arkadaşın
koordinesinde bir eylem yapılacaktır. İşte bunun için Pervari de
köye toplantı yapmaya gelen binbaşıya pusu atarak vurulacak, 9
G–3 kaldırılacak ve binbaşının telsiziyle bir sürü malzemesine
el konulacaktır. Bu pusuda Cabar Mardin yoldaş şehit düşecektir.
Birçok eylemde olduğu gibi o hep önde olan biriydi. Cesareti ve
soğukkanlılığı onun arkadaş yapısına güven aşılamasına yol
açıyordu. O oldu mu moral demek oluyordu. Çünkü yanınızda
dayanacağız bir kaya bulunuyor demekti. Bilinen atik ve
girişkenliğiyle birleştiğinde doğalında bu positiv enerji yayma
yaşanıyordu.
Bir seferinde bir köye gireceğiz. Köy yurtseverdir. Ama bilgide
düşmana kesin gideceğinden “gidin düşmana geldiğimizi siz
söyleyin ki size zarar gelmesin “diyerek yükseklere çıkacaktık.
Yüksekler Herekol’du. Yani ulaşılması güç olan dağlar. Yüksek ve
sarp dağlar. Hani var ya başı dik dağlar. Aynen öyledir bu
dağlar.
Erkend köyünden çıktıktan sonra Gezenge'ye gelecekler. Düşmanda
araziye çıkacak. Qıre Kere noktasına geçtikten sonra çatışma
çıkacak bir teneke helikopter darbe alarak kaçacaktır. Derya
Agidan'a geçtiklerinde düşmana 500 metre mesafede bir
konumdalar. Daha üst düzey bir komutan saldırılmasını
istediğinde, onlara yakın duran düşman gücü "en az 8 km
uzaktayız" diyerek korkularını göstereceklerdir. Arkadaşlar ise
düşmanı her tarafı karla kaplı Herekol’da bekleyeceklerdir. Bu
çatışmalarda toplam üç değerli yoldaş şehit düşecektir. Hasan,
Haki ve başka bir arkadaştır şehit düşenler.
Bu arada çeteleri çetecilikten caydırmak için girişimlerinin
yanı sıra mayınlamalarda bulunacaklardır.
Yine Ormane Beşan'da düşmana pusu atıyorlar. Düşman gelmiyor.
Enver arkadaşlar üç gün bekleyeceklerdir. Düşmana gelen erzaka
el koyarak kendileriyle götüreceklerdir. Götüremediklerini
yakacaklardır. Eylem yerinde bırakacakları bir mayın düşmanda
patlayacak ve 5 asker ölecektir.
Devrimcilikte önemli olan ısrardır. Söküp almaktır. Sabırdır.
Tahammüldür. Bu topraklar yüz yıllarca düşmanın zulmüne maruz
kalmışken onun intikamını almak için inat ve sonuç alan tarzdan
dayatmak olmazsa olmaz kabilinde bir ilkedir bizler için.
Artık 90'ların sonlarına geliyoruz. Biz Haftanin'in Şive-Meze de
buluştuğumuzda biz önderlik sahasına 17 arkadaşla yola çıkarken
o kongreye katılarak sonradan önderlik sahasına gelecektir. Hem
de 4.Kongre grubuyla!
Önderlik sahasında yine birlikte olacağız. Orada erkenden göze
batacaktır. Özelde girişimciliği, sevecenliği ve güleçliği onun
sevilmesine yol açacaktır. Birçok askeri dersi akademide
komisyon olarak verecek ve yılların birikimini arkadaşlarına
aktaracaktır. Bunun yanı sıra o akademinin genel cephanecisi
olarak pratik emekten kopmayacak gittiği her yerde olduğu gibi
bir şeylerle uğraşacaktır.
Onun önderlikle de diyalogları olacaktır. Bizden daha kıdemli
biri olarak önderlik zaman zaman ona dokunarak eleştirecektir.
Avare asi pratiği değerlendirirken doğalında bizi önderlik
içerisine alarak ele alacak ve bize gerillanın daha iyi nasılına
cevap aramaya götürecektir. Hepimiz bir arayış içerisindeyiz.
Önderlik bu arayışlarımıza ışık olacak ve aydınlatacaktır.
O akademide göze batan birisidir. Sessiz değildir.
Tartışmacıdır. Her zaman olduğu gibi katılandır. Bir keresinde
özeleştiri raporları yazılacak o da kendi raporunu sonra da 1998
yılında şehit düşen Dr. Dara yoldaşa yazdıracaktır. Ne var ki
rapor okunduğunda raporda özeleştiri az olmuştur, kendini görme
yerine deyim yerindeyse biraz da övgü vardır. Önderlik sahasında
eğitim almış hangi bir militan böylesine bir raporu kabul
edecektir ki! Böyle olunca çok yoğun eleştiriler gelecek ve
Enver yoldaş söz alarak "bu rapor eğer böyleyse ben böyle
söylemedim. Bu benim raporum değildir" diyecektir. Herkes
gülecek ama en az Dara yoldaş gülecektir. Çünkü neredeyse Dara
yoldaş yanlış ve eksik rapor yazmadan dolayı tutuklanacaktır.
Şansı vardır ki o akademide yenidir. Yeniliğine bağışlanacaktır.
Enver yoldaş belli bir gelişmeyi yaşarken, Ağustos 1991 yılında,
o, akademi yönetimine alınarak önderliğin onunla daha fazla
ilgilenme zemini doğacaktır. O yönetimdedir. Daha fazla
katılacaktır. Devrede 400 arkadaş vardır. Ama o şunu bilmektedir
ki; PKK'de eğitim sahalarındaki yöneticilik daha fazla çaba ve
daha fazla kendini çözerek açma ve aşma yerleridir. Bunu bilerek
hep emek sarf ederek kendisini donatacaktır.
Onun yer aldığı devrelerde çok değerli arkadaşlar bulunacaktır.
Başta Ahmet Güler, Serhat'ın ölümsüz komutanı Erzurum-Hınıslı
büyük komutan Şükrü, Karakoçanlı Cihat, büyük kadın komutanı
Azime Muş ve nice değerli halk evladı da hazırdır orada.
O önemli gelişmeler kayıt ederek ülkeye yönelecektir. Ben o’nu
ekim ayında Osman Ağa'da-Herekol da-yeniden göreceğim. Tüm
sıcaklığıyla, moraliyle ve dopdolu coşkusuyla onunla
karşılaşacağız. Bizde önderlik sahasında yeni gelmişiz, ancak
bir sürü zorluklardan geçmişiz yine. Anlayacağınız hafiften
yıpranmışız. O, Garzan eyalet komutan yardımcısı olarak gelmiş
ve enerji doludur. Onun enerjisinden yararlanacağız.
Bizde önderlik diyalektiği hep böyle işlemiştir. Önderlik
bireyleri en üst düzeyde moralle hazırlayıp gönderecek ve
gittikleri alanlara da bu morali aşılayarak biraz moral
eksikliği yaşayanları harekete geçireceklerdir. Ve tabii yer yer
de ciddi zorlananları önderlik yanına alarak, taptaze gençler
olarak tekrar özgürlük dağlarına gönderecektir. Özcesi önderlik
sistemi tam bir dinamizmdir. Canlılıktır. Harekettir. Coşkudur.
Değişerek dönüştürmedir. Böyle olunca kimsenin anlamayacağı ve
yüzyıllarca da çözemeyeceği enerji potansiyeli yaratan bir
kaynaktır. Ne zaman ki bu kaynaktan yararlanılmışsa başarı
sağlanmış ve ne zaman ki kaynaktan uzaklaşılmışsa orada kayıp
edilme yaşanmıştır. Bu bir ilke hem de Önderliksel bir ilkedir!
Gelen grupta Serbeste Kıçi, zindan çıkışlı Soro, Cizreli Dılxwaz
ve birçok arkadaş bulunuyor. Toplam 40 arkadaş önderlik
sahasında gelip Garzan'a geçeceklerdir.
Bizim pratiğimiz o zaman çok başarılı olmadığı için moralimiz
bozuktur. Gelen yoldaşlar bize moral aşılayacaklardır. Metine
Akeri, Xebat Derik ve birçok başka arkadaş toplam 150 arkadaş
olmuşuz. Şehit Kemale Zorava Şırnak’ta yaklaşık iki yıllık erzak
çıkarmıştır. O kadar güç bir araya gelmişken, eylem yapmamak
olmaz. İki eylem planlaması yapıyoruz. Bir Tal karakolunu
vuracağız, bir de Eşet karakolunu hedef almışız. Biz Tal'ı,
Pılınge Kıçi, Delil ve Metin'e Akeri, Emin-Omyanis’i yoldaşların
komutasında Eşet karakolu hedefleyeceklerdir.
Gruplar ayrılmadan şehit Pılıng Kıçi benim önderliğe bireysel
raporumu yazacaktır.
Bizde ilkedir rapor yazmak. Belki karardır da. Ancak bir militan
hem kendi pratiğini, hem olup biteni, hem genel gelişmeleri hem
de düşmanın durumuna ilişkin önderliği bilgilendirir. Her yerde
akan bilgi önderliğin sağlıklı analiz yapmasını sağlayarak dönem
talimatlarının oluşmasına yol açacaktır. Eğer bu ilke
işletilmezse-ki tüm ihanetçi ve provokatörlerin yaptığı ilk
iş-talimat rapor-sistemini felç etmek olmuştur, ya da bunun için
caba sarf etmişlerdir. Bu ilkenin uygulandığı alanlarda önderlik
örgüt adına her zaman sağlam pratiklerin oluşmasını sağlamış ve
eksik pratikleri erkenden çözerek deşifre etmiştir. İşte
böylesine bir raporu o zaman Pılıng arkadaşa yazdıracaktım.
Biz karakol keşfimizi yapacağız. Ancak yağmurlardan dolayı
birkaç gün sonra eylemi yapma kararı alıyoruz. En son tekrardan
keşfi yapacağız Enver yoldaşlar, birkaç gün içinde yola
çıkacaklardır.
Biz keşifteyken düşman sabah erkenden araziye çıkacaktır. Enver
Gerzenge'ye grup çıkaracak, düşman Gerzenge’yle Derya Qure Kere
arasına asker çıkaracaktır. Yani bizimle Enver arkadaşların
arası kesilmiş olacak bu durumda. O bulunduğu yerde herkesi
mevzilendirdikten sonra, Gerzenge boğazına doğru yola çıktığında
görevlendirdiği grubun gitmediğini görecek, o durumun daha büyük
tehlike yaratacağını bildiği için hızla "haydi gelin boğazı
tutalım" diyerek öne fırlayarak, önden gidecektir. Sırt sırt
ilerleyerek düşmanın çıkan bir kolunu vurarak geçecektir. Hedefi
Gerzenge boğazıdır. Çünkü orası tutulursa bir çember oluşmuş
olacaktır. O hızla devam ederken, Gerzenge boğazında düşmana
rast gelecek burada silahına sarılarak tarayacaktır. O daha
fazla ilerlerken bir kurşun kafasına isabet alarak talihsizce
yere düşürecek ebediyete veda edecektir.
Biz sonra da buluştuğumuzda, onun, yani Enver yoldaşı şahadetini
öğreneceğiz. Biz yerle bir oluyoruz. Tam bir moral bozukluğudur
yaşanan. Önderlik sahasında geçmek için gelmiş, yılların pişmiş
militanı bir kurşunla gidecek ve o giderken bizde onunla
gideceğiz. Çünkü o hepimiz üzerinde etkisi olan güleç ve sevecen
olandı. Herkese bir şeyler katan biriydi. Herkesin gönlünde taht
kurmuş eski bir Botan cengâveriydi.
Biz üzgün üzgün Bira Hınceye çekildikten sonra Enver yoldaşın
anısına bir toplantı yapıldı. Onun yaşamı anlatıldı, hepimiz
ağlamaklı olsak ta asıl içimize düşen kin bilemekti. Ve bu olay
kinimizi daha fazla bileyecekti.
Biz ay ışığından dolayı eylemi iki gün ertelesekte eylemimizi
Tal karakolu üzerine yapacaktık. Bir esir asker, 1 M G–3, 5 G–3
ile birçok malzeme kaldırdık. Karakol yanmıştı ancak bir yeraltı
mevzisi düşmeyecekti. Bu düşmeyen mevziden dolayı Kahramane
Heyştani, Zerdeşt Navyana Şexhan ve Garzanlı Kendal arkadaşlar
şehit düşeceklerdi. BBC bu eylemde 8 asker ve bir astsubayın
öldürülmesinden bahsi edecekti. Bu Kemal ismindeki esir askeri
sonradan 6 esir askerle birlikte serbest bırakarak kızıl haça
vereceğiz.
Biz burada edindiğimiz tecrübelerimizi Çatak gücümüze yazılı
olarak ileteceğiz, onlar da kendi karakollarını vurarak 1 M G–3,
3 G–3 ile başka askeri malzemeler kaldıracaklardı. Karakolda
etkili vurulmuştu. Bu eylemlerle bir nebze de olsa Enver
yoldaşın intikamını almış olacaktık.
Enver yoldaşın şahadetinden sonra 1995 yılında küçük kardeşi
Bestaya gelecek ve yıllarca çok büyük emek sarf ederek
çalışacaktır. O zaman Besta da Serki Memedi Uso da onunla Cemal
arkadaş çağırıp konuşacaktır. Gelen büyük bir komutanımızın
kardeşidir. İlk elden onun gibi olunmasını isteyecekti. O,
zindanda kaldığı için devrimi az çok tanıyan biri olarak büzük
olma yerine oldukça bizimle çok rahat konuşacaktır. Hatta Cemal
arkadaş bu rahatlığı için “belli bir birikimin ve tanımışlığın
var arkadaşları küçümsemeden iyi tanıman gerekiyor” diyerek
geleceğe dönük mesajlar vermek isteyecektir.
Terörist devletin Güney Kürdistan’a yaptığı hava saldırılarında
o yani küçük Enver arkadaş 16 Aralık 2007 yılında şehit
düşecektir. Buda şunu gösteriyor ki düşman ne kadar yönelirse
yönelsin, bir Enver gitse de yerine her zaman onlarca Enverler
gelecektir. Kürdistan Özgürlük Hareketinin sönmeyen dinamizminin
kaynağında yatan bir neden ise işte budur. Şehitlerinin
yarattığı gelenek!
Güzel yoldaş, seni bugün yıllar sonra da anıyoruz. Seni
sıcaklığınla, yoldaşlığınla, emekçiliğinle, sevecenliğinle,
coşkunla, ince esprilerinle anıyoruz. Seni gözü pekliğinle,
cesaretinle ve bağlılığınla anıyoruz. Seni içiyle dışı olan biri
olarak, mütevazı, sade kişiliğinle anıyoruz. Seni Enver olarak,
seni yoldaşların en parlak olanlarından biri olarak anıyoruz.
Seni hep önde yürüyen ve yürüdüğünde de yorulmayan yapılanla
birlikte her zaman bir şey yapmak isteyen duruşunla anıyoruz.
Güzel yoldaş, seni yıllar önce de “her ne ser kar” ilkesini
uygulamanla anıyoruz. Seni hep böyle de anacağız.
Herekol’lara yaraşan militan, seni mutlaka ama mutlaka Herekol’a
abide olarak dikeceğiz. Orada her geçen seni görecek, seni
anacak ve o geçmiş günlerin anılarını tazeleyerek geçecektir.
Ruhun şad olsun güzel yoldaş, ruhun şad olsun.