| Main Menu | |||||
|---|---|---|---|---|---|
|
|
2008 ŞEHİT KÜNYELERİ |
|---|
|
2007 ŞEHİT KÜNYELERİ |
|---|
Şairin “Dünyanın cesur ulusları yoktur, cesur insanları vardır” tabiri bu gerçekliği biraz da olsun açıklar niteliktedir. Bu halkın en cesur ve en güzel evlatlarının sergilediği bu ruh; Nirvana katına ulaşmanın en anlamlı ifadesidir. Acıyı yenmiş veya acıdan arınmış bir ruhla, böylesi bir şanlı direniş sergilenir. Anlamıyla da kendi benliğini aşmış kahramanların, kendisi olmak ile yaşanan bir ruhtur. Yaşam ve insan olgularının içini doldurmaktır, olguyu olması gerektiği gibi yaşamak için, mücadeleyi üst düzeyde vermektir. Bu zor koşullarda bile, gelecek kuşakların özgürce yaşaması için, kendinden vazgeçme bilinci ve adıdır. Gabar’ın destanı ve direnişi Gülbaharların haykırışı idi.
Tarihimizde direniş kültürü, süregelen bir
gelenektir. Şehitlerin yarattığı fedailik ve kahramanlıklar
ancak o dönemin koşulları içerisinde ele alıp değerlendirirsek
doğru anlamlandırmış oluruz. Onurlu bir yaşam için bir iğne ucu
kadar yaşama inkanı olsaydı, arkadaşlar böyle bir eyleme
girişmezlerdi. Tüm insanı değerlere saldırının olduğu bir yerde,
direnmemek onursuzluktur. Onuruna sahip çıkmak için bedel
ödemekten, en değerli varlığı olan canlarını ortaya koymaktan
kaçınmadılar. Bedenlerini ölüme yatırarak bu şanlı tarihi
yarattılar. Çünkü onlar başladıkları maratona kendilerini komple
adamışlardı. Onurlu yaşamı uğruna ölecek kadar seven en değerli
varlıkları olan canlarını verirken bile, mezar taşıma borçlu
yazın, önderliğe, halkıma, yoldaşlarıma, şehit düşen babama ve
kadın yoldaşlarıma borçlu yazın diyecek kadar alçakgönüllü,
mütevazi ve erdemli bir yaşama ve kişiliğe sahipti. Bazı dönemler vardır ki, militanlığımızın sınandığı dönemlerdir. Bugün böylesi bir dönemden geçiyoruz. Bize yine teslimiyet ve onursuzluk reva görülüyor. İşte bugün Gülbaharların fedai ve kahramanlık ruhlarını içselleştirme ve yaşamsallaştırma günüdür. Bu günü beyni ile, yüreği ile her şeyi ile kendini komple özgürlük mücadelesine adayan fedailere, şehitlerimizin ruhunu yaşamaya ihtiyacımız her zamankinden daha fazladır. Kendimizi borçlu hissetmeli önderliğe, halka ve şehitlere karşı borcumuzu ödemek için var olan geleneksel, yetmez, yetersiz yanlarımızı aşmalıyız. Önderlikle doğru bir buluşmayı sağlamak için, küçük bencilliklerimizi, bireysek kaygılarımızı, takıntılarımızı aşmalı ve kendimizi komple adamalıyız. Önderliği, şehitleri ve halkı komple yaşamalıyız. İşte Gabar’ın direnişi, Gülbaharların ruhu bu gerçek değerlerimize davet ve çağrısıdır. Düşüncelerimizle, yaşamımız arasındaki uçurumlara köprü kurmalıyız. Tüm geriliklerimize karşı, kendimizde Gabar’ın semalarında dolaşan, Gülbaharların direniş ruhunu yaşatan, tüm manevi değerlerimizin bileşkesi olan önderlik ve şehitler etrafında kenetlenerek, önderliği, şehitlerimizi an be an hissederek yaşamalı, militanlık sorumluluklarımızı yerine getirmeliyiz. Yaptıkları işlerde her zaman başarılı, coşkulu, heyecanlı, moralli ve gittiği her ortamın rengini-havasını değiştiren özelliklere sahipti Gülbahar arkadaş. Yetkiye dayanarak değil, doğal sorumluluk anlayışıyla öncülük rolünü oynuyordu. Önderlikle sonsuz bir inanç ve bağlılıkla bütünleşmişti. Önderliği gerektiği yer ve mekanda uygulama heyecanını ve coşkusunu yaşamın her anında his eden, sorumluluğunu gösteren ve yaşanan baharların müjdecisi idi. Militan olmanın gereklerine göre yaşayan, önderlikle gerçek yoldaşlığın somut ifadesi idi. Onurlu ve özgür yaşama gönül vermiş, kendini adamış erdemli bir kişilikti. Yaşama büyük bir tutku ile bağlı idi. Özgür ve onurlu bir ölümü, özgür ortamın yaratımında gören, bununda bedel istediğini çok iyi bile bir arkadaştı. Hep şunu söylerdi; “Kahramanlar gerçek zamanlarını ve ölünmesi gerektiği yeri belirleyen erdemliliğe sahip olurlar. Gerektiği yerde ölmesini de bilmek, mücadelemiz açısından erdemliliktir ” Tüm bunlarla bağlantılı olarak söylenecek özlü söz şu olmalıdır. Tüm zamanlara yayılmış Gülbaharların ruhu, yenilmezliğin ve zaferin garantisidir. Düşman bütün silahlarıyla, tekniğiyle, sayı üstünlüğü ile yüklendiği bir mevzide çıplak bedenleri ve çelikten irade ve inançları dışında hiçbir silahı olmayanların zaferleri yaratması açıktır ki kolay değil ve sıradan bir çaba ile başarılamaz. Ancak tarihin kanıtladığı bir gerçek daha var ki, o da şehitlerimizin yaratımlarıdır. Bunun karşısında, hiçbir güç dayanamaz ve insanlık adına hiçbir çıkış imkansız görülemez. Soylu değerler uğruna savaşmakta işte burada ifadesini bulur. Yaşama dayatılan ölümse, ölümü bir silaha dönüştürmek gerekecektir. Yaşam için yani, “ölümde yaşamı yaratmak..” yaratılacaksa ölümde yaşam, yaşamı ölümüne sevmek gerekecektir. Yaşamı ölümüne sevenlerin, ılık nefesleri üflenecektir. Özgür yarınlarımıza, umutlarımıza, yüreklerimizi Gabar’ın kavurucu Gülbaharlar sıcaklığı, ılık nefeslerin direnmenin güzelliğini dile getiren, “Direnmek ne güzel” Gülbaharların sadeliğinde bir rahatlama ifadesine dönüşecektir. Gülbaharlar sıcaklığında, “Direnmek ne güzel!” diyenler, direnmenin yetmediğini, direnişin her bedende ayrı ayrı olarak, an an, gün gün süreklileştirilerek bir çizgi haline dönüştürülmesi gerektiği bilincindedir. Yaşamın ölümle girdiği bu kavgada, kavgayı nefes nefese vermek gerekecektir. Ölümün karşısına ölümü çıkararak, yaşamı dirilmeyi çalışanların tutuştuğu kavga ölümü usandırır. Parça parça, nefes nefes yenilgiye uğratır. İşte Gabar’ın semalarında yıldızlaşan ölümsüz yoldaşlarımız, “Direniş bayramı” adını yazar.
Halk sevgisi ve halkın temel sorunlarını çözmeyi
kendi var olma gerekçesi sayacak kadar halkın değerlerini seven,
sevgisini şahadetin zirvesinde yaşattı. Halkın acılarını,
sıkıntılarını hissetmede yaşadığı duygu derinliği, bağrında
taşıdığı halk sevgisini, halkımızın kahramanca serhıldanları ile
birleştirmeyi kendisi için sürekli erdem sayardı. Bugün bunun
mutluluğunu yaşayan Gülbahar arkadaş, halkımızla onun baharında
şaha kalkmış duygu ve düşünce birikimi ile direnişlerini
selamlıyor. Kürdistan dağlarında, halkımızın kahramanca
serhıldanların sıcaklığına doğru yürümenin özlemini hep duyan,
yüreğinde hisseden, bütün umut ve amacı herkes gibi halkımızla
barışçıl ve özgür bir ortamda; dil, kültürümüz ve ulusal
kimliğimizle yaşamamız için mücadele ister. Bu bilinçle cesur ve
onurlu bir halk direniş var. Gülbahar arkadaş bunu selamladı ve
yeni baharlara vesile oldu. Özgür baharların adı oldu. Doğayla uyum içerisinde, Kürdistan dağlarının güzellikleri ile buluşmayı bilmiştir. Oldukça sempatik, sevecen, coşkulu, yaşamı detaydaki güzellikleri ile seven, her anda bir güzellik bulabilen, hayatı dolu dolu ama bir o kadar da, anlam yükleyerek yaşamak isteyen bir kişiliğe ve yaşam anlayışına sahip olmuştur. Gülbahar arkadaşın kuzeye gitme iddiası yaşamı ve örgüt içindeki gelişimi, yürüyüşü istikrarlı olan, farkını her ortamda ortaya koyan, zorluklar karşısında geri çekilmeyen, aldığı her görevin hakkını emeğiyle vermesini bilen, her zaman kendini doğal sorumluluk bilinciyle görevlere hazır tutan, değerleri korumada her zaman olabildiğince duyarlı yaklaşan ve bu duruşu ile herkes tarafından güven duyulan, tutarlılığı ile örnek alınan bir arkadaş olmuştur. Yürekten bir özgürlük militanı olmanın çabası, iddiası ve sorumluluğu ile hareket ederken, ideoloji kimliğinin bilinciyle hem kendini hem de anın militanlığının bilinç ve örgütlülüğünü kendi şahsında yaratabilmiştir. Bu yönüyle önderlikle doğru buluşmayı sağlayan, özgür kimliği yaratmada, hem kendisiyle hem de çevresindekilerle süreklileşen bir ilke mücadelesi veren, özgür yaşam temelinde ve örgütsel bakış açısıyla, ilişkilerindeki ilkeleri belirleyen, örnek bir kişilik, bu kişiliğiyle sevilen ve gerçek yoldaşlık timsaliydi. Bu anlamda Gülbahar arkadaş, devrimci bir kişilik ve özgürlük aşkıyla Gabar’a yönelmişti. Bunu ruhunda yaşıyordu. Amacına ulaşmada hiçbir engel tanımıyordu. Düşüncelerinde, sürekli özgür idi. Sınır tanımıyordu. Yenilgiyi, köleliği tanımadığı gibi asla kabul etmiyordu. İsteklerinde sadece hayaller değil, gerçekleşecek şeylerdir. Sürekli bir mücadele ile bu hayallerinin gelişeceğine, gerçekleşeceğine derinden inanıyordu.
Pratik sahanın büyük devrimci kişilikleri
yarattığının geliştirdiğinin derin bilincindeydi. Bunun için, en
iyi yaratım yerinin de, Agitlerin diyarı Gabar olduğunu ruhunda,
yüreğinde, beyninde her zaman hisseden, bir de borçlu olduğu
güneşimize, şehitlere, halka ve şehit düşen babasına layık
olmanın yolunda ilerlerken, hayallerin ulaşmak için, istek ve
ısrarı zirvedeydi. Çünkü onun felsefesinde çocukluk hayallerine
ihanet etmeye yer yoktu. Özgürlük ve onur sevdası idi. Özgürlüğe
aşıktı. Onun kişiliği inançlı, iradeli, kararlı ve başarılı bir
kişilikti. Gabar’da yücelen gül, Çırav’da ölümsüzleşen bahar,
yılların acısı, öfkesi ve kiniydi. Volkanlaşan yüreklerin
zirvesiydi. Kendisini dışa vurmanın, adı yüzünde hiç gülücükler
eksik olmayan yoldaşın çığlığı, kavgası Aralığın altısı oldu.
Direnişin simgesi, volkanlaşan yüreklerin sözcüsü, öncüsü,
geleceğe umut bahşeden yoldaşların çığlığı, kini, öfkesi,
yılların hesaplaşması idi Gabar’ın kalbinde kopan sekiz gencin
adı oldu. Gülbahar, baharlarımıza bahar katan, yoldaşların
baharında yaşamak ne güzel. Amacımın kavgasında ölümsüzleşen
yüceliğin Gabar dağında direnişe, onura, gerçekliğe çağrıdır.
Bunu hisseden yürekler, beyinler, kavgamıza sevdalı olan
yoldaşlığın inancıdır. Bizi bugünlere getiren haklı kavgamızın
kutsallığıdır. Geleceğimize sıkılan her bir kurşun, umudumuza
umut katan, amacımızın büyüklüğünü hisseden irademiz karşısında
varlığını yitiren kurşunlardır. | |||