| Main Menu | ||||||||
|---|---|---|---|---|---|---|---|---|
|
|
2007 ŞEHİT KÜNYELERİ |
|---|
1997 yılının Mayıs ayında Eskişehir Anadolu Üniversitesinde okuyan 14 arkadaş daha önceden birbirimize verdiğimiz sözü pratikleştirerek partiye katıldık. Bu arkadaşlardan Zelal (Nebahat Karataş), Merwan (Mustafa Yılmaz), Ferhat, Renas, Bawer arkadaşlar 1999 yılında daha ülkeye yeni ulaşmış ve daha bu cennet topraklara merhaba bile dememişken şehit düştüler. En son Mahir (Zakir Taş) Arkadaşın şehit düştüğünü duydum. Bu arkadaşların anısına yazı yazmak gerekiyordu, fakat yazmanın kendisi kolay olmuyordu. Kolay değildi, çünkü kısa zamanda onlarla mekânı olmayan bir zamanda buluşulunacaktı, zaman kısa olacak ve bir anda yaşama kapanan gözler, yeniden açıldığında ilk önce onların yüzleriyle karşılaşacaktı. Fakat bu olmadı, her geçen zaman, anılarına karşı bağlılıkta kendini sorgulattığında, vicdan sızlatan anlar yaşandığında, yazı yazmak büyük bir yük oluyordu. Suç ağır ve tek bir savunulacak yan kalmadı. Mahir arkadaş şahsına yazacağım bu yazı bir anlamda bu yıllarda birlikte olduğum ve beraber partiye katıldığım o güzel yoldaşların anısınadır. Mahir arkadaş Muş doğumlu, yurtsever ve ekonomik anlamda orta halli bir ailenin üyesiydi. Kendisiyle 1996 yılında üniversitede tanıştım. Belli bir süre sonra aynı evlerde kaldıkça kişilik anlamında Mahir arkadaşı tanımam gelişti. Okulda Kürdistan Gençlik Birliği (YCK) örgütlenmesi içinde aktif olarak yer alıyordu. O zamanlar YCK daha çok Türkiye Metropollerinde var olan Kürt gençliği içinde örgütlenmeye gidiyordu. Bir anlamda Gerillanın dağda yaptığını YCK metropollerde yapıyordu. Var olan Kürt gençliğini mücadeleyle, Kürdistan'la, önderlikle, buluşturuyordu. Bizlerin Gerillaya katılmasına ve Kürdistan halkı için mücadele etmeye götüren örgütlenmenin adıydı YCK.
Bu anlamda Mahir arkadaş mücadeleyle bizden önce
tanışmış ve aktif olarak ta katılmıştı. Bu okul yıllarında ülke
üzerine, önderlik üzerine ve uğruna milyonlarca insanın seve
seve ölüme gittiği Sosyalizm üzerine tartışmalarımız oluyordu.
Hepimizi en fazla heyecanlandıran ve hayallerimizi süsleyen
gerçeklik ise gerillaydı. Bizler için Gerilla ulaşılmaz olunanın
adıydı, ancak güzel ve iyi olanların oluşturduğu bir topluluktu.
İnatlaşma denilince aklıma Mahir arkadaş geliyor. Birikimi olan ve kendine güvenen bir yapıya sahipti. Bulunan ortamda söz söyleyen ve kendisini kabul ettiren yanı yanın da, birde duygusal ve kırılgan olan, her an küsmeye hazır duruşuyla ortamın havasını değiştiren davranışları vardı, ama herkes gibi bu özellikleri onun daha da mücadeleci olmasını gerektiriyordu. Mahir arkadaşın yönlendirme ve örgütleme yanları da vardı. Evet, Mahir yoldaş büyük bir askeri komutan adayıydı. Bu abartı değil, var olan gerçekliğin sadece dile gelişidir. Zaten daha sonra parti içinde hep askeri alanlarda kalmasının bir nedeni de bu özelliğinden kaynaklıdır. Teorik anlamda da kendini yetkinleştirme fırsatları varken o askeri yönü tercih etti. Bu bizim bir birimize verdiğimiz sözlerin ne kadar bağlayıcı olduğunu gösteriyor. Gerilla yaşam biçimi en güzel yaşam biçimiydi. Evet, zordu, büyük bir sabır, fedakârlık, inanç ve amaca bağlılık istiyordu, ama biz gençliğin hayallerini süslüyordu. İçinde bulunduğumuz ortamlar, aile, okul, arkadaş çevresi vb. ilişki biçimleri yeterli değildi. Gençlik yılları arayış yıllarıydı ve bizim arayışlarımızın yönü belirlenmişti. Gençlik yıllarında verilen sözler unutulmaz olur, sözden dönmek o heyecanlı ve ateş gibi yakıcı, bir güzel rüya ya da tatlı bir seher vakti gibi kuşatıcı yıllara anlamsız bir bakışla ve ihanet dolu sözlerle yaklaşmak olur ki, bu bizden uzaktı. Sürükleyen sözün kendisiydi. Sürükleyen sözün kendisinde gizliydi. Verilen sözün anlamı bilinerek verilmişti ki gerekleri yerine getirilmeliydi. Bizlerde öyle yaptık. 1997 yılının Mayıs ayında partiye katıldık. Daha sonra 14 arkadaşın hepsi aynı alanda, eğitim sahasında tekrar bir araya geldik. Özellikle Yunanistan eğitim sahasında partiyi tanıtma, Gerillaya hazırlama amaçlı verilen eğitimlere aktif olarak katılım gösteriyorduk. Yaşama katılımda, görevleri yerine getirme, eğitimlere katılma da her kes gerekenleri yapmaya çalışıyordu. Bu esnada kişiliklerimizi de yavaş yavaş tanımamız gelişiyordu. Mahir arkadaşın bu dönemde arkadaş yapısı içinde hem tartışmalarıyla ve hem de askeri duruş ve görevlere yaklaşımı yönüyle giderek dikkat çekmesi aynı zamanda bir ilgi toplamasını getiriyordu. Bu bir yönüyken bazen de derinlerde gizli olan ve kendisini dışarıya aniden vuran feodal yanlarıyla Mahir arkadaş ortamda şaşkınlıkların yaşanmasına da neden oluyordu. Dedim ya kişiliklerimizi her yönüyle tanıyorduk. Bu birbirimizi hem eleştirerek doğruya çekmeyi hem de doğru tarzda arkadaşlık ve yoldaşlık yapmayı getiriyordu. Eğitim sahasında hepimizin yoğunlaşması ülke üzerineydi. Çünkü o zamanın rüzgârı ülkeye doğru esiyordu. Gerillaya gitmek için eğitimin bir an önce bitmesini bekliyorduk. Bir yandan da kaygılarımız doğuyordu ister istemez. Ya sağlık sorunlarımız ortaya çıkarsa, ya parti bizi farklı yere gönderirse diye. Devre sonu platformlarda bizi en fazla korkutan ve gelir diye korktuğumuz eleştiri, arkadaşın askeri duruş sorunları var, arkadaş ARGK' ye uygun değil, iyi bir Gerilla olamaz, eleştirileriydi. Devremiz bitip de gitmeyi beklerken yönetimde olan arkadaşlar bizleri çağırıp konuştular. Ve her yurtsever Kürt insanının hayali, binlerce yoldaşın isteyip de ulaşamadığı ve ulaşamadan şehit düştüğü o kutsal mekâna, güneşin mekânına gideceğimiz söylendi. Parti önderliğinin bulunduğu Suriye sahasında ki Mahsum Korkmaz akademisine gidecektik. Bizler Cuma ya da Fuat arkadaşı görmeyi bile hayal edemezken Önderliği göreceğimize bir türlü inanamıyorduk. Ben ve Mahir arkadaş aynı gruptaydık.
Yunanistan'dan ayrılmadan önce birlikte gidip
Atina sokaklarını ve Zeus tepesini dolaştık. Atina'yı en yüksek
tepeden seyrederken, gideceğimiz yer üzerine tartışıyorduk.
Nisan 1998 de önderlik sahasına geçtik. Burada 6 ay eğitim
gördükten sonra önderlikle sözleşemeden 9 Ekim komplosu
nedeniyle bu sahayı geçici de olsa bırakmak zorunda kaldık. Ve
1999 başında bu sahada bulunan bir çok arkadaş Gerilla sahasına
geçtiler. Mahir arkadaşla en son Maxmur kampında beraber kaldım.
Ülkeye geçmesinden sonra bir daha kendisini görme imkânım
olmadı. Sadece hangi alanda olduğunu öğrenebiliyordum. Daha
sonrasında bu yazıyı yazmaya gerekçe olan şahadet haberini
duydum. 96 yılından 99 yılına kadar hep beraber olduğumuz, birlikte kaldığımız bir grubumuz vardı. O gruptan 6 yoldaş şehit düşerken, bazılarımız bu mücadele içinde bu yoldaşların umutlarını da yüklenerek yürümeye mecbur kılındı. Yürümek sorun değil de, anılara boğulup geride kalmak zor olanı, Umutlu olmak ayrı da umutları boşa çıkarmadan yürümek zor olanı. Daha fazla söz söylemek lâzım, ama ben bu yazıyı Eskişehir Üniversitesinde Okuduğumuz o zamanlarda bu yoldaşlarla paylaştığımız ortak duygularımızı ve düşüncelerimizi, aynı o zamanın heyecanıyla ve o heyecanın diliyle, cümleleriyle sonuca bağlıyacağım.
"Devrimci olmak heyecan ister, kaygısız olmayı,
ardına bakmamayı gerektirir. Kendine adanmış değil de adandığın
bir amaç ister. Birçok zamanlar seni bağlayan, adım atamaz hale
getiren hayallerine bir anda yüz çevirmen gerek. Ve yüzünü
dönerken anlamsız hayallerden, çevirip yüzünü sol yanına, sol
yanında bulunan o cevhere, bir anlık değil bir ömür seni
yürütecek o sevdana sıkı sıkı sarılman gerek. Ötesi
kendiliğinden olmasa da gelir. Yürüyeceksin o kadar! Her zorluk
acı vermez ki, bilincinde dost olduğun, tanıdığın, olması
gerekene giden yolun bir parçasıdır diyecek, bu sana huzur
verecek, o kadar! Taşıması zor olsa da, anılar canlı tutulacak, söz anlamını yitirmeyecek, onur olacak, kendisinde gizini saklı tutacak, tılsımı çözülemeyecek, umut; o sürükleyen gizemli gerçeklik kendi ellerimizle oluşturulacak ve bu toprağın çocukları, kadınları, erkekleri, unutmanın ihanet olduğunu bilerek sizleri her zaman yâd edecek. Bu bizlerin sizlere sözüdür.
Sözümüz özümüzdür,Gizemli kılınan gerçekliğin
huzurunda, Güneşin mekânında ortaya konulan onurumuzdur." | |||