|
NURHAKLAR SANA BİR GÜN MUTLAKA GÜNEŞ DOĞAR |
Nurhak'lar sana bir gün
mutlaka güneş doğar
ŞIHO DİRLİK VE YOLDAŞLARININ ANISINA

Yıl 1993 aylardan mayıs Sabri
arkadaş ( Şıho Dirlik ) ve Sarı İbrahim (Ramazan Toptaş )
önderlik sahasından Tolhıldan eyaletine yeni komutanlar ve
müdahale gücü olarak gelmişlerdi.
Fırtınalı bir süreçten geçen eyalet
ciddi zorlukları yaşıyor. Eyalete Terzi Cemal tasfiyeciliği tüm
hışmıyla parti yapısını etkiler durumdadır. Bir yandan parti,
yoldaşlar ve halk ve diğer taraftan ise yaşanılan tahribat ve
ruhsal sarsıntılar, birçok yoldaşı zorluyor. Bir an önce olurda
bir çatışma çıkarsa görkemli sonlanışı planlıyor. Nedeni ise bu
halkın, partinin ve özelde de önderliğin hak etmediği
şahadetler, kayıplar ve tahribatlar söz konusuydu Bunun vicdani
muhasebesi zor ve ağırdı. Kimi yoldaş önderlik sahasında gelmiş
ve onun yol göstericiliğini, aydınlatıcılığını ve de yakın yol
arkadaşlığının gereklerini nasıl tüm samimiyetiyle sergilediğini
görmüştür.
Bunun için eziktir, büzüktür bir çıkış yolu bir nevi aranandır.
Bende bu karmaşık duyguları yaşıyordum. Sarf edilen o kadar
emeğin çarçuru, önderliğin özel güvenine layık olamama,
militanca cevap verememe insanı kemiriyor, bitiriyor. Adeta. Bu
öyle bir duygudur ki ancak halk önderliğini tanıyan, ona yakın
durmuş olan ve onunla kalan yoldaşların bileceği bir duygudur.
İnsan adeta yer yarılsın da içine gireyim diyor. Çünkü hangi
yürek, hangi vicdan bu kadar emek sarf eden, kendisini insan
için senin için katık eden bir önder karşında dayanabilir ki!
Yâda hangi yüz onun gözlerine bakabilir ki! O kadar uğraşa karşı
verilen sözlerin havada kalması vicdanen kahır edicidir,
bitiricidir. Buna birde toy olmanın siyasallaşmamış kişilik
yapılarını da ekleyince çekilmesi adeta olanaksız oluyor. Sabri
arkadaş böyle bir ortam yaşanırken Tolhıldan'a geliyor. Önderlik
özel eğitmiş Güneybatı’yı düzeltmek için gelmişler, zorluklarını
biliyorlar. Ancak düzeltilmesi gerektiğini de biliyorlar.
Eyalete kimsenin ruhu duymadan giriş yaparak kısa süreç zarfında
Engizeklere ulaşıyorlar.
Engizekler ki İnce Memed'in mekânı belki bilinmez, ama İnce
Memed'in büyüdüğü köy Engizek'lerin eteklerinde daha doğrusu
yamacında bulunan Helete köyüdür. Bu aralar belde olmuş, Türk
-Türkmen bir köy. İnce Memed'in öyküsünü az çok biliriz. Öyle
dağlar ki ucu bucağı olmayan bir dağ kütlesi. Kuzey doğusunda
tüm heybetiyle duran bir Nurhak,”Nurhak sana güneş doğmaz “
türküsüyle nam salmış yöre diliyle “nukrek” kırmızımsı taşı ve
toprağıyla Engizeklerin üstünde bir güneştopu gibi durur ve
adeta bir şahinin bakışını andırırcasına öylesine izler
Engizekleri.
Kuzeyin de ise koç dağları. Nasıl
ki bir koç görkemli boynuzlarıyla kafasını kaldırırda şaha
kalkar koç dağları da aynen öyledir. Hep şaha kalkışı vardır,
batı kuzeyinde bükülmez başıyla dik ve heybetli Berit durur.
Nedendir bilemem ama ben hep Berite baktığımda bana hep bir
gezegen görmüş gibi olurdum ve parti gidip görme şansı
verdiğinde, duygu ve hislerim ne kadar doğru olduğunu
anlayacaktım.
Batı güneyinde Ağır dağları tüm
genişliğiyle durur. Küçükken hep ağır dağlarını merak ederdim.
Çünkü bizimkilerin yayları buralardaymış. Bir defa beni de
götürmüşler ama ben hatırlamam o günleri. Engizeklerin güneyi
ise Engizeklerin kendi 3000 metreye yaklaşan yüksek dağ
silsilesiyle pazarcığın kuzeyine düşen Kandil dağı bulunur.
Hemen güney doğusuna Boz dağları düşer. Sinan Cemgillerin şehit
düştüğü yer buradadır. İnekli köyü diye bilinen köyün arazisinde
şehit düşerler. Büyük devrimci Sinan Cemgil ve yoldaşları için
sonrada ağıt yakılmıştır. ‘Nurhak dağı sana güneş doğmaz’ diye.
Ancak Nurhak ve kuzey nurhak dağlarında Sinan Cemgiller
Malatya’ya eylem yapmaya doğru giderken kullandıkları dağ yâda
dağlardır.
Güney doğusunda gölbaşı ve Doğanşehire açılan dağ silsilesi
gelir. Özcesi etrafı yüksek dağlarla örtülü Engizekler bir ova
görünümündedir. Yükseklerde ancak bilen bilir ki engizekler ova
değil. Belki Kürdistan’ın en güzel parçalarından bir tanesidir.
Denilir ki 2200 tepesiyle adeta bir labirent gibidir. Engizekler
sık ormanlık volkanik arazi yapısı irili ufaklı vadileri, içinde
fışkıran Göksu, aksu ve tute sularıyla bir su deryasıdır. Aynı
zamanda en yükseklerde yaylacıları görmek mümkündür. Öyle bir
arazi ki volkanik olan çukurlarıyla bir kapıdan diğer kapı
açılır gibi açılır şahin yuvaları gibi durur çukurlar ve adeta
her tepesinde Engizeklerin tümü görünür gibi olur. Ama bu
yanıltmadır, kendince bir yanıltmadır. Dev gibi dağların
içerisinde ova gibi duran Engizekler esasta girintili ve
çıkıntılıdır. Demiştik ne kadar girintili ve çıkıntılıysa, o
kadar da iç içe ve karmaşıktır.2 gün eni 4–5 gün ise uzunluğu
olan bu dağ parçası bir deryadır. Tek kelimeyle ovanın içinde
kendi başına dik durur. Ayranlı kütlesi, Şahin kayası, Deveboynu
ve şehit Necmi kütleleriyle adeta dört dev dağ parçası durur
öylesine. Ve bitirmeden yılan ovasını da anlatmadan geçmek
olmaz. Koç dağlarının dibinde öyle yemyeşil durur. Engizeklerin
birazda göz kamaştıran güzelliğidir. Boşuna Abbas yoldaşın(Hasan
Vural) gözdesi olmamıştır yılan ovası.
İşte engizeklerin güzelliği ve
derya kadar genişliği olmalıdır ki partinin yurt dışına çıkma
çalışmaları tartışmaları yaparken büyük komutan Erdal (Mustafa
YÖNDEM ) yoldaş o zaman alan gücüne engizeklere çıkılmasını
önermiş, ancak kimi farklı dayatıcı yaklaşımlardan kaynaklı o,
dönemler engizeklere çıkılmamıştır.
Sabri ve İbrahim yoldaşlar bu güzelliği ve genişliği görünce
şaşmadan edemediler. Özelde gerilla efsanesi olan sarı İbrahim
yoldaş bu genişlik ve derinlik karşısında kala kalmıştır.
“Nasılda olurda bu arazide kayıp verilir “diye sormadan da
edememiştir. Elbette arazi faktörlü gerilla için önemlidir.
Ancak asıl önemli olan Kürdistan gerillası olabilmektir,
gerillacı olmaktır. Yarı sivil yaklaşımından, hafifliklerden,
ucuz yaklaşımlardan kaçınarak disipline olmuş bir gerilla
olmaktır. Bu olmadan hiçbir arazi parçası, burası Engizeklerde
olsa koruyamaz kurtaramaz.
Sabri ve İbrahim yoldaşlar önderlik perspektifleri temelinde
yapı ve yönetimlerle toplantılar yaptıktan sonra yapması
gerekenleri kararlaştırdılar. Yapılması gerekilen saldıran
düşmana karşı hızla gerillalaşmaktır. Sarı İbrahim arkadaş gücün
gerilla deneyi kazanması için seçilen komutan oldu. Çünkü Sarı
İbrahim arkadaş henüz alana yeni gelmiş olsa da 80’lerden bu
yana hep dağda gerillacılık yapmış bir komutan olarak biliniyor.
Sabri arkadaş 80’lerde tutsak düşmüş bir arkadaş olarak 89
yılına kadar zindanda kaldıktan sonra önce Mahsum korkmaz
akademisinin bulunduğu Bekaa vadisine oradan da 90’larda Avrupa
cephe çalışmalarında yer almış, yine 93 yılında tekrar önderlik
sahasına dönerek güney batı eyaletine, eyalet komutanı olarak
görevlendirilerek gelmişti. Doğaldır ki gerilla tecrübesi Sarı
İbrahim yoldaşa göre azdı. Sabri arkadaş genel çalışmaları
yürütürken Sarı İbrahim askeri çalışmaları doğalında üstlenmiş
oluyordu. Engizeklerde belli bir gerilla hareketi sonrası
Ekinözüne bağlı İçme kasabası içinde ekin özü karakol komutanı
askeri araç içinde vurulduktan sonra eylemi yapan güç İbrahim
arkadaşın bulunduğu alana doğru geri çekildi. Sabaha doğruda koç
dağında kendilerini sağlama almışlardı. Tasfiyecilikten sonra
ilk eylem yapılmış, bir düşman komutanı öldürülmüştü. Artık
arkasının gelmesi gerekecekti. Yeni gelen yoldaşlar umut ve
güven veriyorlardı.
Koç dağlarında engizeklerin muhteşem volkanik çukurlarında
birinde yoldaşlar kalıyordu. Akşam olunca Engizek deryasına
kendilerini bırakacaklar. Lakin düşman darbe yemiş hem de
merkezinden vurulmuş. Bu rahatsızlık yaratmış olmalı ki
engizeklere ve koç dağlarına sabahın erken saatlerinde operasyon
başlatmışlardır. Cihazlarda bir hareketlilik var ancak ortada
görünen yoktur. Meğer düşman gelmiş birliğin dibine girmiş
nöbetçide zafer sarhoşluğu mu duyarsızlık mı bilinmez, ama
düşmanı görmüyor. Cihazların tam dalga vermesi onun çok yakında
olduğunun işaretiydi. Saat akşam üzere 3’e geliyordu. Aniden
“asker, asker “ sesiyle Gazi arkadaşın sıçraması ve bombalarla
düşmanı vurması bir oldu. Düşman gelip tam dibimizde kendi
aralarında tartışıyorlar. Sonradan öğreneceğiz ki iki üsteğmen
hangi yolu takip edeceklerine dair tartışma yürütüyorlarmış.
Bundan dolayı bekliyorlarmış. Hepsi bir araya toplanmışlar.
Nöbetçi bu durumdayken uyanıyor ve asker, asker diye bağırıyor.
0rtam ana baba gününe dönmüş, sarı İbrahim arkadaş
B-7roketlerini alarak düşmanın içine iki tane salıyor,
bombalarla vurma devam ediyor. Daha geniş mevzileniyoruz.
İbrahim arkadaş bana hemen tepeye yetişmemi söylüyor. Tepeye
doğru çıkarken takım komutanı yaralandığı için BKC’yi benim
almam söyleniyor. Tekrar geri dönüyorum BKC’nin başına
konuyorum. Ancak yanımda duran genç Welat tepeye doğru giderken
benimledir. Dönmem gerektiği için ona bir yer göstererek hareket
etmemesini söylüyorum. Düşman atışlarının karşısında
tırmandığımız için hedef olmuştuk. Yeni talimatla geri dönmem
gerektiği için ona kalmasını söylüyorum. Ancak heyecan, çatışma
ve gençlik ruhu derken sonrada arkamda gelmeye çalışırken
vurulduğunu öğreniyorum. Ve değerli bir vatan evladını hak
etmediğimiz halde kayıp ediyoruz.
Çatışma sürerken dolambaç gibi
girintili çıkıntılı arazinin bir kapısında, Gazi yoldaş iki
arkadaşı da alarak düşmana karşı saldırıya geçiyor. Bir kaç
asker vurduktan sonra Murat adındaki üsteğmen adındaki subay ile
bir Ergani’li Kürt askeri esir alıp getiriyor. Epey silahta
kaldırılmış, ancak Gazi yoldaş açıktan düşmana yönelirken bir
yaralı asker ona silah doğrultarak yaralıyor, sonrada bu yara
epey zorlayacak çünkü mermi kalbinin üstlerine saplanmıştı.
Sonradan öğreneceğimiz gibi 25 asker ölü, 8 çete vurulmuş yakın
mesafede durduğumuz için daha fazla olduğunu düşünmüştük. 6
Temmuz’du karakol komutanını hedeflememizin nedeni 2 Temmuz’da
Sivas’ta onlarca aydın, yurtsever sanatçıyı katledilmesine bir
cevaptı. Akıbetinde yaşanan bu çatışmayı da bu şehitlere layık
olmanın eylemi olarak anacaktık.
Elimizde bulunan esir üsteğmen ve askerden kaynaklı ve ayrıca
onlarca düşman gücünün öldürülmesinden dolayı düşman adeta tüm
alanı işgal edecek tarzda bir operasyona başladı. Bizler
gücümüzle Nurhaklara kaydık. İlk kez Nurhaklara çıkıyordum. Bu
arada Sinan Cemgillerin kaldıkları birkaç noktayı da görecektik.
Onların ayak bastığı topraklara yeniden onların izinden
yürüyerek bu topraklara basmak farklı duygular yaratıyor
insanda, nede olsa bizler birazda onların geleneklerine sahip
çıkarak yola koyulmuş bir hareketin militanlarıydık. Sosyalist
gelenekten geliyorduk.
Henüz Sabri arkadaşlar engizeklerden çıkmamışlardı biz ise
Nurhakların zirvelerinden başlayarak kuzey Nurhaklara
açılmıştık. Bu arada üsteğmen Murat-sonra orduda ayrıldığını
duyacaktım-arkadaşlar Cenevre anlaşmasının gereklerine
bağlılıktan kaynaklı komutan diye hitap ediyorlardı. Yaklaşık üç
hafta yanımızda kaldı. En ince yaklaşımı neredeyse tüm yoldaşlar
göstermişlerdi. Nede olsa bizimle düşmanın arasında fark vardı.
Biz sosyalist ve hümanist bir harekettik. Ve davranışlarımızı da
bunlar belirliyordu. Olması gereken saygı ölçülerini
tutturmaktı. Sarı İbrahim arkadaş temmuzun sonlarına doğru
gazetecileri çağırarak, resimde çektirerek serbest bırakmıştı.
Murat üsteğmen’in ailesinin çağrıları da bizi ahlaki olarak öyle
davranmaya itmişti. Tabiî ki en belirgin faktör önderliğin
sunduğu perspektif olmuştu. Sağlam teslim edilmesini emretmişti.
Bize kalan buna uygulamaktı.
Düşmanın işgal hareketi sürerken Sabri arkadaşlarla Nurhaklarda
bir iki hafta sonra görüştük tekrardan. Sabri arkadaş sivilde
dayımdı. Biz saflara gelirken onun abisi olan Mehmet dirlik
öğretmendi ve Sabri arkadaştan etkilenerek saflara gelmiştik.
Sonraları Nucan’da(Cennet Dirlik) gelecekti öyle bir kan bağımız
olsa da, devrimcilerde asıl önemli olan yoldaşlık ve parti
bağını buna eklemekti. Öyle olunca Sabri arkadaşla hep resmi
kaldım. Hâlbuki onun için ve Mehmet dayım için dağa gelen biri
olarak ilk elde doyasıya sarılmak, öyle içimden geliyordu ki
anlatamam. Bir duygu olarak yıllar sonra halen devam edecek.
Doyasıya sarılmadan sonrada şehit
düşecek olan Sabri arkadaşa ilişkin böyle bir buruk anı bende
kalacak. Nurhak’larda tartışmamız ilk kez yaşandı. Muhtemeldir
ki o da yaşça büyük olmasına rağmen negatif etkilememek için
büyük ihtimale resmi yaklaşmıştır. Dediğim gibi burada tartışma
zemini bulmuştuk. Biraz zorlanıyordu nede olsa tanıyordum.
Fiziki olarak ciddi rahatsızlıkları vardı zorlanıyordu. Buna
rağmen dağı dayatarak gelmişti. Hatırlıyorum Sabri arkadaş 1979
yılında ağır hastalantığın da Avrupa’ya çıkmıştı. O zaman genç
bir gerillaydı. Avrupa’ya geldikten sonra biraz tedaviden sonra
üç ay içinde tekrar ülkeye dönmüştü. Yine silah alıp dağa
çıkmıştı. Dağda ağır hastalandığında dağda esir düşmüştü. 9 yıl
zindanda kaldıktan sonra Engizekler sonra Beka ve Avrupa’ya
çıkmıştı. Oradan da tekrar Şam ve ardından da Engizeklere
çıkmıştı.
İşte bu kadar aradan sonra Nurhak’larda karşı karşıya
oturuyoruz. Nasıl yapacağımızı tartışıyoruz. Ne yapılacağını
tartışıyoruz. Ben biraz alanı tanıyan ve tecrübesi olan bir
gerilla olarak yapabileceklerimizi anlatıyorum. Bir taraftan bu
tartışmalar sürerken, diğer taraftan sana idol olmuş,
hayallerini süslemiş olan insanı karşısında durup ciddi ciddi
eşitlerin tartışmasını yürütüyorum. İdol olmuş; çünkü en zor
şartlarda Avrupa’nın imkânlarını elinin tersiyle iterek dağa
çıkmış, ciddi hasta olmasına rağmen dağı terk etmemiş ve
düşmanın en inanılmaz işkencelerine karşı da hep dik durmasını
bilen bir militan olduğundan bize hep örnek olmuştur. İşte bunun
için ona karşı hep saygı duyuyordum. Ve bu halen de devam
etmektedir.
Şimdi ise karışık duygularla karşılıklı oturmuş tartışıyoruz.
Süreç çok hassas gelişiyor. Düşman topyekûn saldırıyor. İlk kez
Engizekler uçaklarla bombalanıyor. Her gün operasyonlar var.
Önderlik bu durumu izlediğinde “gerekirse eyaleti terk edin,
Dersime gidin perspektifi vermişti”. Her zaman doğruyu gören ve
en doğrusunu söyleyen büyük komutan, muhteşem insan Önder APO bu
kez de doğru çıkacaktı.
Biz yönetim olarak tartıştıktan sonra eyaleti terk etmek yerine,
gücün dağılmasını kararlaştırdık. Sarı İbrahim bir takımla
Adıyaman’a, bir grup Malatya’ya geçecek ana grupta engizeklere
ve bir grupta bin boğalara gidecek. Ben kendimi bin boğalara
öneriyorum, ancak Sabri arkadaşın ısrarı üzerine Engizek-Pazarcık
hattına görevlendiriliyorum. Yani Sabri arkadaşın yanında
kalacağım. Herkes kendi hedefine doğru yola çıkıyor. Sabri
arkadaşlar Nurhak dağları üzerinde Nurhak kazasını geçerek
Engizekleri iniyor. Birkaç gün Nurhakların güneyinde kalıyor.
Tartışmalarımız oluyor; Nurhak Köylüleri var, Alevi ve Bektaşi
kökenli olan bu insanlarla Sabri arkadaş ilişkileniyor. Halkla
zedelenmiş olan ilişkileri tekrar düzeltmeye çalışıyor.
Bir ara beni çağırıp Elbistan’a gitmemi belirtiyor. Yaralı
birkaç arkadaş var. Birisi Gazi -Şemsettin Kino- diğeri Hogir
-Ali Manaz-arkadaştır. Getirmemi istiyor. Hazırlık yapıp
ayrılıyorum. Nurhaklar üzerinden Elbistan’ın bir köyüne doğru
yol alıyorum. Sabri arkadaşlar noktalarını değiştiriyorlar.
Engizeklerin Şahin kayalarına kayıyorlar. Düşman çok yoğun
operasyon içinde olduğu için ve büyük bir ihtimalle etraftan
giden bilgiler üzerinden arkadaşların bulunduğu yeri sarıyor.
Çatışma başlıyor. 2 gün boyunca kıyasıya çatışmalar yaşanıyor.
İlk gün Sabri arkadaşın komutasında birlik düşmanı etkili
vuruyor. Suruçlu olan melek yüzlü genç Mahir yoldaş şehit
düşüyor. Birlik’te başka kayıp yok. Gece yarısı çemberi kırıp…
Arkadaşlar toplanıyor bu arada düşmanın ondan daha fazla
kayıpları var. Bir vadiden kendini bırakan yoldaşlar, termalli
tank pususuna takılıyorlar. Etrafı tanklarla saran düşman
vuruyor. İlk vuruşta bir arkadaş şehit düşüyor,4 arkadaşta
yaralanıyor. Dağılan grup tekrar çatışma yerine dönüyor. Ertesi
sabah bir yandan tanklar, biryandan da düşman saldırıyor.
Öğlenin geç saatlerine kadar çatışmalar sürüyor. O saatlerde
düşman kobraları getirerek roketlerle vuruyor en son kimyasal
kullanarak, Sabri arkadaşın birliğindeki 18 arkadaşı şehit
düşürüyor.
Sonraları Maraş morguna götürülen
arkadaşların cenazeleri kömürleşmiş ve yanmış hali bunu
doğrulayacaktı. Bu çatışmada kurtulan bir arkadaş olup biteni
çok yakında karşı sırtta izliyor. Ve sonraları karşılaştığımızda
bize anlatacaktı.
Radyoda şahin kayalarında çıkan çatışmada Sabri arkadaş-eyalet
komutanının-şahadetini öğrendiğimde tarih 31 Temmuz’u
gösteriyordu. Çatışmalar 29–30 Temmuz günü yaşanmıştı. Üzerine
gitmekten korkan Türk askeri kimyasal silah kullanarak bu
korkusunu aşmaya çalışıyor.”Domuzdan post, Türk’sen dost
olmaz”derler. Tam bilemem ama atalarından almış oldukları gaddar
kültürü her fırsat bulduklarında her sıkıştıklarında hiç
çekinmeden sergileyen bir düşmanla karşı karşıya olduğumuz
kesindir. Ondandır ki çekinmeden gerillaların üzerine kimyasal
gaz yağdırıyorlar. Mücadele tarihimizde sıkça rastladığımız bu
durumlar bize artık garip gelmiyor. Aynı yılın üç nisanını da
şehit düşmüş olan Kendal- Hüseyin Matur- yoldaşı panzerlerin
arkasında sürükleyerek en vahşi bir şekilde yaralı yoldaşımıza
işkenceler yapan bu düşman, öyle ahlak, kural, hukuk tanımayan
insanlık dışı bir yaratık olduğunu her fırsatta göstermekten
çekinmemiştir.
29–30 Temmuz 1993 yılında şehit düşen yoldaşlarımız:
Zınar Pazarcık, pazarcığın Kurtdere köyünde olan Tevfik Bıçak.
Anlatılması güç bir arkadaş. Her zaman tebessümle, fedakârlıkla
anılacak melek kalpli bir arkadaş.
Pılıng Doğanşehirli Doğan Kalik, aynı ismi gibi bir kaplandı.
Belki de eyalette arazi ile bir olmuş bir semboldü.
Mahmut Erzincanlı Ankara da kalmış birikimi ile göz dolduran
entelektüel bir yoldaş.
Dr. Hasan Konya Kürtlerinden tıp okuduktan sonra saflara gelen
kibar ve nazik bir genç.
Nurhak -İstanbul orman fakültesinden- Elbistan söğütlü köyünden
çalışkan hep güleç yüzlü bir yoldaş.
Welat Elbistan, -Serdar Kocakaya- güzel yüzlü bir gençken halen
gözlerimde canlandırmadan edemediğim ve anmadan da edemeyeceğim
zeki melek.
Sefkan ve Nasır. –Kantarmalı –,Kendal –Keşanlı, Hepsi de
Elbistan’lı hepside güleç hepside fedakâr hepside önceden
birlikte kalmışlardı. Hepside cana yakın gelecek vaat eden
dinamik gençler.
Kurdo Pazarcık Cennet pınarı köyünden Avrupa’dan gelmiş bir
moral kaynağı.
Xebat Mardin, Adana Dağlı oğlundan henüz 16 yaşında cıva gibi
yerinde duramayan bir Mardin Karanfili. Hatırlarım Nisan’da ilk
eğitimi verdiğimde çok sigara içtiğinden dolayı çağırıp günde
iki sigaradan fazla içmemesi gerektiğini söylediğimde, “ama
heval bu nasıl olur” dedikten sonra kalkıp gittiğini ve sonrada
onun gibi iki genç gelip ‘madem iki sigara veriyorsan biz
içmeyeceğiz’ deyip kızarak tekrar gittiklerini de hatırlıyorum.
Sonradan onları çağırıp daha fazla tütün vermeleri gerektiğini
de hatırlıyorum. Ancak hemen arkasında ağır bir spor yaptırıp
doyasıya öksürdüklerini de hatırlıyorum. Ve halen o güleç güzlü
Xebat’ı hatırlıyorum. Ve 2007 yılında ilk kez bir arkadaşın onu
tanıyıp tanımadığımı bana sorması ve bir resmini bana göstermesi
üzerine tutamadığım gözyaşlarımı da hatırlıyorum. Bu unutulmaz
genci hep hatırlayacağım.
Amed’li Ferhat, Kulp’lu uzun boylu Seyitxan, Adıyamanlı Berivanı
da hatırlıyorum.
Ve Elbistan’lı balcının kızı diye seslendiğim Mizgin – Elif
Gezer- arkadaşı da hatırlıyorum. Balcının kızı ismini bir
romanda esinlenerek takmıştık. Sonrada balcılık yapan ana ve
babayı da tanıdığımızda tamdı balcının kızı olduğuna karar
kılmıştık. Çünkü gerçekten bal gibi şirin ve tatlı bir baba ve
anayı görmüştük. Sonra Sinan Cemgilleri güzergâhların yerlerini
bize gösterecek olan yine bu balcı amcamız olacaktı. Arada
yıllar geçti tam 14 yıl, unutmak, hatırlamamak, anmamak
düşünülemez. Güneybatı’da bir rol oynayacak PKK komutanının çok
erken şahadeti bir halkın umudunu gerçekleşmesini ertelemeye
götürürken bir eyaletin düzeltilme şansı kaçırılmış oluyordu. Bu
oldukça kahredici bir durum, çekilmesi kaldırılmaz bir durumdur.
Durumun özü bu olsa da, bir gerçek vardır ki o da
değiştirilemez, tarif edilemez.
O da tüm zorluklara rağmen, engellemelere rağmen Sabri arkadaşın
gösterdiği irade ve kararlılık, düşmana inat gösterildiği
direniştir. Halk, ülke ve insanlık için mutlaka dağlara
tırmanmalı orada yeni yaşamın temelini atma mücadelesine
katılmaktır.
O hiçbir dakika tereddüt etmeden bunu gerçekleştirdi. O hiçbir
dakika duraksamadan bunun için hep yoldaydı. Ve halende onun
idealleri yollarda, dağlarda ve halkımın yüreğinde tap taze ve
canlı olarak akmaktadır.
Ancak bu ruhun zayıfladığı yerlere yok mudur? Vardır! O da Sabri
arkadaşa ve onun arkadaşlarına bağlı olduklarını söyleyen
memleketindeki duruştur. O kadar emek sarf etmiş, kan vermiş bu
halk bu günlerde zayıflamış görülüyor. Hâlbuki Sabrilerin
yoldaşıyım diyenler, yakın akraba ve dostum diyenler onun ve
onların anısına ölümüne bağlı kalmasına bilmeleri gerekmez mi?
Sabrilerin küçüğü olan Nucanlar –Cennet Dirilik- Botan’da
Dersime doğru yol alırken asıl hedefi Nurhak’lardır demesinin
altında Sabri arkadaşın Nurhak’ta şehit düşmesini
düşündüğündendir. Ona bağlı olmasına en temel kıstası onun
yolunda yol almaktır. Onun yaşamını kendisine esas almasıdır.
Nucan arkadaşta fiziki zorluklarına rağmen hiç tereddüt etmeden
durmadan Engizek sahasına yönelmeyi hedeflemiştir. Bu bir
bağlılık bu bir devrimci sadakat bu bir kararlılık bu bir iddia.
Ve bu bir durdurulamaz gerçekleşme öyküsüdür.
Sonuçta insan birazda bu sahalarda yaratılıyor. İnsan buralarda
insan oluyor. Kendisini buralarda buluyor. Ben olma burada ben
oluyor.
Yeni bir 29 Temmuz’a doğru giderken Sabrilerin ve onun
yoldaşlarının anıları önünde saygıyla eğilirken, onlar için,
halk için, insanlık için mücadeleye devam edeceğimizi herkes
bilmelidir ve o görkemli insanlara dost, yoldaş, akraba
olanlarda aynı bağlılığı göstererek mücadeleye dört elle
sarılmalıdır.
Direnişleri, direnişimizin temel harcı olmaya sonuna kadar devam
edecektir!
Ve gidenler*
Takılıp bir güvercin serüvenine
Tüm mevsimleri
Sevinçleri
Ve acıları
Paylaşmak için
Ve tekrardan dönmek üzere
Bu topraklara
Kalbimizin kuzeyinden güneyine doğru
Özgürlüğe kanat çırpıyorlar
*Sabri arkadaşın mezar taşına kazılmış şiirdir