|
Emek ve
İnsan Sevdalısı Erdal Yoldaş |
Emek ve İnsan Sevdalısı
Erdal Yoldaş
Güneşin dağlar ardına kaybolup gittiği bir gece
karanlığında, aldım acı haberi. Haberi veren sözcükler, birer
şimşek gibi beynime çakmış, binlerce zehirli ok yüreğime
saplanmıştı. Böyle bir gidişi hangi yürek, hangi beyin kabul
edebilir ki? Gecenin karanlığında adımlanan yol, bir film
şeridine dönüşmüştü. Ve öylece uzayıp gidiyordu. Birlikte
geçirilen mücadele yılları, zamanla birlikte akıyordu. Çatlamış
dudaklarım ve kurumuş boğazım, konuşmama izin vermiyordu...
Yol uzadıkça film şeridinde Gabar, Botan belirmeye başlamıştı.
Gabar ve Botan’ı anımsarken, halay duran binlerce yoldaşın
içinde Erdal arkadaşın hayali gözlerimde beliriverdi. Gabar,
suskun ve mağrurdu. Gabar’ın acısı büyüktü. Gidişlere hiç
alışamamıştı. Yıllardır nice umutlara beşiklik etmiş,
çocuklarını büyütmüştü. Onlar, Gabar’ın bağrında “Ateşin ve
Güneşin Çocukları”ydı. Agit’ten Erdal’a uzanan bir destandı
onlarınki. Gabar, Botan ve bütün yeryüzüyle sözleşmişlerdi.
Yeryüzü, aşkın yüzü oluncaya dek kutsal halaylarının ateşini hep
büyüteceklerdi.
Onlar ki, yüreklere umut eken, beyinlere gerçeği kazıyandılar.
Bu yüzden gidişleri acı da olsa, Agit’leri yetiştirmiş olmanın
gururunu taşıyordu Gabar. Bütün kalleşliklere inat, karanlıklara
ışık tutan çocukları olmuştu hep. Ve Erdal yoldaş da onların
içlerinde yerini almıştı...
Çocuk yüreği, halkının acılarına ve yaşadığı zulme kayıtsız
kalmasına izin vermemişti. Gerçeğin, bilgece dilini erken
çözmüştü. Uzun yolları aşıp, hasretini çektiği ülkenin
topraklarına kavuşmuştu. Yıllar önce ilk ayak bastığı yer,
direnişin ve mücadelenin büyük mirasını devredecekti ona. Erdal
yoldaş, bu mirası yaşam, mücadele, ülke ve özgürlük tutkusuyla
daha da büyütecekti.
Halkının yaşadıklarını, yakılıp yıkılan boşaltılan binlerce köyü
gezdiğinde görmüştü. Bir halkın yaşamı ve geleceği böyle yakılıp
yıkılmamalıydı. Bunu hiçbir zaman kabul etmedi, etmeyecekti de.
Yaşam uğruna verilen mücadele bütün zorluklara, imkansızlıklara
rağmen büyütülmeliydi.
Ve Erdal yoldaş, o zaten Botan’da büyük bir emekle mücadelesini
sergileyecekti. Çünkü, o Agit’in ayak izlerini taşıyan Gabar’da
binlerce yoldaşının toprağın altındaki bedenlerini duyumsayarak
yürüyordu. Onları dinliyordu. Onları yaşayarak ve yaşatarak
devrim mücadeleye cevap oluyordu.
Toprağı incitmezdi. Bir çiçeği okşar gibi basardı toprağa. Onun
için her şeyin bir anlamı vardı. Bunu da tüm yaşamında
işliyordu. Yaşamıyla anlatmaya çalışıyor ve bu anlam
derinliğinin en büyük ifadesini insana yaklaşımında buluyordu.
Hassas ve duyarlıydı. Bir arkadaşına bir şeyler öğretmek, onunla
ufak da olsa bir şeyler paylaşmak için günlerce uğraşıyordu.
Kimi zaman da hiçbir söz söylemeden yapıyordu.
Yaşamın güç kaynağıydı. İnsanların çabuk ölmesine tahammül
edemiyor, bir yoldaşını savaşın kızgın alanında kaybettiğinde
yüreği volkan gibi patlıyordu. Bunun için savaşı, şahadetleri en
aza indirecek şekilde planlardı. Hiçbir ayrıntı ve kuralı
gözünden kaçırmazdı. Elinden gelen her şeyi her türlü tedbiri
almaya çalışırdı. Onun için başarı her zaman esastı. Tabii bir
başarıyla asla yetinmezdi. Her başarı onda bir coşku kaynağı
olurdu. Ve başardıkça simasında farklı bir insanın resmi
beliriverirdi. Çünkü o yaşamı seven ve kurallarını çok iyi bilen
bir militandı. İkisinin kopmaz gerçeğini gören, soğukkanlı ve
hakimiyet sağlayan gerçek bir komutandı.
O yaşamda da, savaşta da her zaman PKK’yi yaşayandı.
İnsan, emekle güzelleşen bir varlıktır. Ve Erdal yoldaş, bize
emeğe olan bağlılığı öğretti: “Bir insan, emek verdiği şeyi
sever. Çünkü emek, insanın bir parçası gibidir. Emek,
yaratandır.” derdi.
Ve her gün doğumunda dağlarımız da, büyük bir komutanının
doğuşuna tanıklık eder...
Erdal yoldaş, yaşamın ve mücadele tarzın, bizlere bir
talimatındır.
REYHAN GABAR