Geri
<<< |
>>> İleri
Ölümsüzlük
kervanına katılan yoldaşlarımızın anılarına, bize bıraktıkları
mirasa sahip çıkarak ve bu mirası daha da büyüterek cevap
olabiliriz. Bu ölümsüzlük abidelerini yazmak, şiirleştirmek,
türküleştirmek de onlara karşı bir borcumuzdur. Onların mirasını
korumak için onların yaptığı gibi canımızı vermekte tereddüt
etmeyiz, ama söz konusu bir şeyler yazmaya gelince beynimiz
durur, kalemimiz donar.Çünkü onları anlatmak hiç de kolay değil.
Diğer
yoldaşlarım gibi bende ölümsüz kahramanlarımızı yazmaya
çalışırken aynı duyguları yaşarım hep. Acaba onları hangi
cümlelerle ifade edebiliriz; acaba yüce duygular dile gelir mi?
İşte bu nokta da duygu ve düşünce kapasitemiz dar kalır. Hiçbir
kelime onların hakkını veremez. En yüce duyguları edebiyat
sanatı bile ifade etmekte yetersiz kalır. Bu en yüce
duygularımızı hiçbir zaman tam olarak yazıya dökemeyeceğiz. Ve
hiç bir zaman bir başkası neler hissettiğimizi tam olarak
anlayamayacak ve anlatamayacak. Şu anda da onları yazmaya
çalışırken, bu duyguları yaşıyorum.
Ben şu anda seni yazmakta zorlansam da, biliyorum, bir gün sen
ve senin gibilerinin kitabı yazılacak. Yoldaşlık, bağlılık,
cesaret ve daha nice erdemler sizinle dile gelecek. Dilden dile
anlatılacak ve her zaman yaşayan bir birer abide olarak
kalacaksınız. Seni anlatmalı çünkü yüreğinde yanan özgürlük
ateşiyle nasıl yandığını insanlık bilmeli. Bin yılların
zulmünden intikamını almanın adındaki anlamını, yani Tolhıldan’ı
her kes öğrenmeli.
Binlerce şehit yoldaşının intikamı, Önderliğinin ve halkının
özgürlüğü için bu yola baş koymuştun. Hiç çekinmeden canını
verdin. O büyük cesaretini ve ısrarını sen gittikten sonra daha
iyi gördüm. Sana kıyan hain parmaklar acaba senin intikamını
alamadan şahadete gözü açık gideceğini bilselerdi o uğursuz
tetiği çekerler miydi. Vücudunu parçalayan mermiler bu denli
üzüleceğimizi bilselerdi bedenine saplanırlar mıydı.
Değerli yoldaşım sesimi duyacağını bilseydim, kabrinin başında
sana şu sözü fısıldardım. Gözün arkada kalmasın güzel yoldaşım,
ben ve binlerce yoldaşın senin yarım bıraktığın mücadeleyi
sonuna kadar götüreceğiz.


Dört bir tarafı
hançer saplanıp
Delik deşik
edilmişse de
bedenin
İnatla narin
yüzüne yansıyor
Bütün
iyimserliğin.
Ölüme bile
giderken beni
kahreden o
çekiciliğinle
Sonsuz bir
Tebessüm
hükmetmiş
Öpülesi
dudaklarına
Geçen
baharda yitirdiğimiz dört yoldaşımızı kalemle anlatmak en zor
şey olsa gerek. Onlar yüreği büyük insanlardı. Bu arkadaşlar
Kandil alanının çok hassas ve örgütümüz açısından önemli
çalışmalarından olan gümrük çalışmasını yürütüyorlardı. Rört
tarafı düşman ve içteki ihanetin kirli yüzünün kendini
gösterdiği bir alanda görev yapıyorlardı. Kışın en sert soğuğu
içerisinde dört arkadaş dört ay boyunca gümrük çalışmasını
yürüttüler. Örgütle bağlantı kurma imkanları yoktu, ancak
dolaylı haber alınabiliyordu. Onların şahadet haberi özellikle
gümrük gücümüzü ve örgütümüzü derinden sarsmış ve büyük bir
kayıp olarak değerlendirilmiştir.
Tufan arkadaş uzun süre örgütün en zor alanlarında düşmanla
çatışmaya girmiş, üst düzeyde bir çok görev yürüten bir
arkadaştı. Onu gümrük çalışmalarında gördüm. Ve ilk görüşte
insanı çeken bir kişiliği vardı. Onun en çok göze çarpan
özelliği, çalışmasına hakim, disiplinli bir duruşa sahip
oluşuydu. Karşısındaki kişinin psikolojisini çok rahat
anlardı.Karar almada demokratik kişiliği, ilişkilerinde örgütsel
ve saygın duruşu, karşısındakini saygın davranmaya iterdi. Onu
tanıyan herkes ona büyük bir saygıyla yaklaşırdı. Bulunduğu
alanda örgütü en güçlü ve sade biçimde temsil ederdi. Onunla bir
göreve giden kendinden emin olur, kendisini güçlü
hissederdi. Faaliyet yürüttüğü
çevrede herkesi kendi şahsında örgüte bağlardı, en ufak sorunu
olan köylüler Tufan arkadaşa koşardı. Çünkü o sorunlara son
derece adil yaklaşır, herkesi ikna eder ve sevgilerini
kazanırdı. Yaşlıları bıkmadan dinleyen engin, çocukları çok
seven yufka bir yüreğe sahipti. Çoğu zaman sakallı hali ona ayrı
bir heybet verirdi. O gerçek anlamda bir PKK’liydi.

Dijwar
arkadaş 1997’de Van’dan gerillaya katılır.Liseyi bitirdikten
sonra büyük hayallerinin izini sürer ve özgürlük dağlarında
yerini alır. Son derece emekçi bir arkadaştı. Onu hiçbir zaman
yüzü asık ve moralsiz göremezdiniz, yüzünden gülme hiç eksik
olmazdı. Birlikte kaldığım süre içerisinde hiç daraldığını
görmedim, ilişkilerinde son derece mütevaziydi. Sevecen ve
esprili bir karaktere sahipti. Bu özelliğinden dolayı insanlarla
çok rahat ilişki kurar ve onlarla çabuk kaynaşırdı. Çocuksu bir
yüreğe sahipti ve bu yüzden en çok da çocuklar onu arardı. Onun
timinde yer alan arkadaşlar büyük bir istekle çalışmaya
katılırlardı.Dijwar arkadaş son anına kadar hayallerinin
heyecanını hep korudu.
Tolhıldan arkadaş örgüte Avrupa’dan katılmış ve 2001 yılında
özlemini çektiği özgürlük dağlarına kavuşmuştu. O Avrupa’nın
şaşaalı yaşamına bir türlü ısınamamıştı. Halkının özgürlük
mücadelesinden kendisini uzak tutamayacak kadar büyük bir
sorumluluk bilincine sahipti. Gölün etrafında dolaşmak yerine
kendisini göle atmayı hedeflemişti. Kandil onun yüce istemlerine
cevap olmamıştı. O kuzeye gitmeyi ve orada mücadelenin en sıcak
alanında yerini almayı istiyordu. Bunun için yaptığı kuzeye
gitme önerisi örgüt tarafından kabul edilir ancak belli bir süre
kuzey gücünde kaldıktan sonra düzenlemesi gümrük çalışmalarına
yapılır. İtirazsız bir biçimde bu görevi kabul etmişti, ama her
konuşmasında büyük bir özlemle kuzeyden bahsederdi, gidemediği
için üzüntüsü yüzünden okunurdu. Her türlü görevi severek yapar,
beraber bulunduğu arkadaşlarla eleştirel konuşmaları onu daha da
sevimli yapardı. Uzun kış sürecinin sona ermesiyle yeniden
kavuşmanın heyecanını yaşarken hepsini bir kez daha tek tek
kalbimden geçiriyorum. Tolhıldan arkadaşın perfekt Almancası
olduğundan sormak üzere ona birkaç Almanca sözcük hazırlamıştım.
Çiya arkadaş yakışıklı bir gerillaydı ve aynı zamanda görevine
aşık bir militandı.PKK’nin yaşam felsefesinin ilkelerini kendine
esas alırdı. Dıjwar arkadaşla boş zamanlarda hep tavla
oynarlardı. Bizden ayrılmadan kısa süre önce

Dıjwar arkadaş Çiya arkadaşı 164
kere yendiğini, Çiya arkadaş da onu 125 kere yendiğini
söylüyordu. Onların siluetini bir kere gören biri artık onu
unutması mümkün değildi. Her ikisinin de tebessümlü siluetleri
hala bir fotoğraf gibi gözümün önünde duruyor. Tüm arkadaşlar
tekrar onlarla buluşmanın heyecanını yaşarken onlarla geçen
anılarımızı anlatıyorduk. Bir arkadaş konuşmasında Xebat denen
unsurla bir köylünün evine gittiklerini, kadının onları içeri
davet ettiğini ancak “siz hepiniz girebilirsiniz bu adam heval
değil, ben bundan şüpheleniyorum, bunun özellikleri
hevallerinkiyle bağdaşmıyor” dediğini anlatıyordu. Çünkü Xebat
unsurunun köylülere yaklaşımı tasfiyeci bir yaklaşım olduğundan
halk bunun PKK’li olmadığını hemen anlamıştı. Xebat unsurunun
bir çok konuda eksikliği olmasına rağmen kendisine toz
kondurmaz, hiçbir eleştiriyi kabul etmez, eleştiri geliştiren
kişiye karşı içinde husumet ve kin beslerdi.
Tufan
arkadaş ona yardımcı olmak için yanına götürmüştü. Tufan arkadaş
bize gönderdiği haberde Xebat’ın sorunlar yaşadığını, kendisini
her şeyden soyutladığını sorun haline geldiğini söylüyordu. Biz
de onu silahsızlandırıp Kani Cenge’ye gönderebileceğini
bildirmiştik. Yalnız bu haberimizin Tufan arkadaşa ulaşmadığı
ihtimali yüksektir. Onlarla kurduğumuz son bağlantıydı. Tarihte
eşine ender rastlanan ve adeta dudak uçuklatacak türden, insanın
bu denli vahşileşebileceği insanının düşünmesi dahi zordur. Kürt
tarihinde bu olayla tekerrür yaşanmış, ihanet en çirkin, kötü
biçimde bize yüzünü göstermişti. Öğle sonra Berde Sore’deki
arkadaşlarla bağlantı kurulduğunda kara haberi almıştık. Ve
insanın inanası gelmiyordu. Başlangıçta, ortamımıza büyük bir
sessizlik çökmüştü, ne olduğunu anlayamamıştık. Örgüte ulaşmanın
kış şartlarında mümkün olmadığı İran sınırları içerisinde yer
alan bu alanda uzun süre bu olayın şokunu biz güç olarak
atlatamadık.Dört değerli yoldaş arkadan hançerlenmişti. Olay
hala tam netliğe kavuşmamış olsa da, görgü tanıklarının
anlattığına göre yemeklerine büyük oranda zehir katılmıştı. Yine
arkadaşların vücutlarında mermi izlerine de rastlanmıştı.
Örgütümüz açısından büyük bir kayıptı bu şahadetler. Gerçekten
her biri birer komuta kişiliğiydi. Bu yazının onların
gerçekliğini yansıtmaktan uzak ve yetersiz olduğu şüphe götürmez
bir gerçekliktir. Dört şehit yoldaşın şahsında tüm Kürdistan
devrim şehitlerinin anıları önünde saygıyla eğilirken, anılarına
bağlı kalacağımıza dair sözümüzü yineliyoruz. Xebat unsuru
şahsında tüm ihanetçileri ve ihaneti lanetliyoruz.
Ş.Tufan, Ş.Dijwar, Ş.Tolhıldan ve Ş.Çiya yoldaşlar ölümsüzdür.
Sizleri unutmadık unutmayacağız.
Mücadele arkadaşları
adına
Dola Ayşe Ş.Tufan Bölüğü
Gümrük Birimi


Bu topraklar insanlık tarihinde büyük savaşlara
ve akıllara durgunluk veren ihanetlere tanıklık etmiştir.Ama
bunun yanında büyük kahramanları da bağrına basmıştır.
Onlar özgür yaşamın havarileri, büyük serüvencileriydiler.
Dağlara tırmandık onlarla beraber, aynı yolda soluk soluğa
yürüdük.Derin bakışlarla süzüyorduk birbirimizi. Belki
içimizdeki fırtınayı sırtını yasladığımız dağlar bile tam
anlayamamıştı. O gizemli ruhla sevenleri kucaklıyorduk. Bu yolda
yürüyen binlerce sevdalı yürektik.Mor ve asi dağları gözlerimiz
kestirene kadar bakardık, onlar özgürdü. Onlar dilsiz
tanıklarımızdı. Acımasız koşullarına rağmen özgürlük
savaşçılarını bir ana kucağı gibi korurdu. Kartallar gibi dağdan
dağa giderlerdi. Rüzgar ve fırtınalarla çıkarlardı yolculuğa.
Arkalarına bakmadan geçit vermeyen dipsiz ve derin vadileri,
bıçak gibi keskin kayalıkları rüzgar gibi aşıyorlardı onlar. Tüm
kokuları içlerine çekiyorlardı hiç birbirini tanımadan. Ama
buralarda bizi büyületen bir şeyler vardı. İsmini koyamadığımız,
tanımlayamadığımız hem çok uzak hem de çok yakın bir şeyler
vardı. Belli belirsiz isimler kopuk kopuk olaylar karanlığa
boğulan gerçekler gibi.
Herkes
farklı anlattı onu. Kimine göre hayalet ülke ve kimine göre ise
bir iç ülke. Yani hep yarım anlatıldı. ve hep yarım çizildi
kafalarda portresi. Çünkü yasaktı adını anmak. Onu egemenliğinde
tutan uluslar cesur olmayabilirdi ama içinde cesur insanlar her
zaman çıkmış ve çıkmaya devam edecekti. Kahpe çirkinliklere
boğulmuş bir dünyada gözlerini açtılar onlar. Onlar dört kişiydi
ama hayalleri birdi, umutları birdi. Onlar da diğer halklar gibi
kendi topraklarında özgür bir yaşam istiyorlardı. Herkes gibi.
Kahramanları anlatmak ve onlara yazıya dökmek benim içinde çok
zor. Nereden başlayacağımı bilemiyorum. Yazarken onlara layık
olamamanın korkusu sarıyor benliğimi. Aşk ateşi gibi. Onlar
yolumuzu aydınlatan birer yıldız gibi hep parlayacaktır.. Bu
uğurda dünyanın hiçbir yerinde görülmeyen büyüklükte nice
kahramanlar hiç tereddütte girmeden, kendileri için bir yaşamı
akıllarından bile geçirmeden, canlarını attıkları özgürlük
çığlıklarıyla bu toprağa adadılar.Asla teslim olmadılar.
İhanetin ve işbirlikçiliğin karşısına özgürlük ateşi olarak
dikildiler.
Berdenazê alanında ihanetle şehit düşen dört arkadaşı anlatmak
kolay olmasa da ihaneti lanetlemek bizim için kutsal bir
görevdir.
Çiya yoldaşla ilk tanışmamız bir futbol maçında oldu. Onun
mücadele tarzını, mütevaziliğini o kısa zaman diliminde fark
etmiştim. İlk tanışmadan sonra onun sıcaklığı, cana yakın
yoldaşlığı gittikçe beni kendine çekiyordu. Uzun uzun
tartışmalarımız oluyordu. En çok sevdiği şey gerilla anılarını
dinlemekti gece geç saatlere kadar. Koyu sohbetlere dalar, bazen
uykuya dalarak sohbetimiz yarıda kalırdı. Bazen de nöbet vakti
geldiğinde yarı kalırdı sohbetimiz ve ertesi gün tekrar
kaldığımız yerden devam ederdik. Etrafımızda toplanan arkadaşlar
bizim için büyük moral kaynağı olurdu.
Aslında dört kahraman şehidimizi anlatmak isterdim fakat Dijwar
ve Tolhıldan arkadaşlarla tanışma fırsatımız olmadı. Öncü
komutan Tufan arkadaşla HPG’nin 1. Konferansında bir iki sefer
sohbetimiz olmuştu. Tufan arkadaşı tanımak gerçek PKK’liyi
tanımak anlamına geliyordu. Yoldaşına ve değerlere o kadar
bağlıydı ki durmak nedir bilmiyordu. Onu ilk gördüğümde fedakar
ve çalışkan yönü dikkatimi çekmişti.Onun takımı konferans için
taburdan görevli olarak gelmişti. Moralli ve coşkulu
çalışıyordu. Yoldaşlığa biçtiği değer noktasında Tufan arkadaş
benim için her zaman örnek olmuş ve olmaya devam edecektir.
Ortadoğu halkları en ağır sorunların altında büyük acılar
çekmiştir. Fakat PKK’nin doğuşuyla Ortadoğu için yepyeni bir
sentez, özgür bir yaşam çizgisi ortaya çıkmıştı. Bunun
yaratıcısı Başkan APO’nun verdiği mücadele, Ortadoğu için özgür
bir yaşam umudunu yaratmıştı. Her ne kadar içte ve dışta
ihanetler ve komplolar gelişmişseler de bunlar Başkan APO’nun
ideoloji ve felsefesi karşısında hep yenik düştüler. Kürt
mücadelesi salt Kürdün özgür olması değil, bütün Ortadoğu
halklarını içine alan bir hareket olarak doğmuştur. Bin
yıllardan beri kalın zincirlere vurulmuş yaşamın
özgürleştirilmesi mücadelesini ne lanetli tarih ne de komplo ve
ihanetler engelleyebilirdi.
Bize özgür
bir yaşamı
sunmak istediler
Bütün ömürleri
bu kavgayla
geçti
Onlar serüvenin yolcusuydular.
Devrimci selam ve saygılar
Silah Arkadaşları