Geri
<<< |
>>> İleri

Bir
devrimcinin eylemi, kendi yaşamında en güçlü anlamlara kavuşur.
Çünkü eylem, devrimcinin yaşam bilincinin ve iradesinin bir
ifadesi olarak ortaya çıkmıştır. Güçlü bir eylem ancak güçlü
amaçların ve bağlılıkların sahibi bir yaşam üzerinde boy
verebilir. Ve bir devrimci için eylem, düşman karşısında bağlı
olduğu yaşam değerlerinde ısrarın en keskin iradesini ortaya
koymaktır. Mazlum arkadaş, eylemiyle bu gerçeğin en güçlü
haykırışı, yaşamıyla tertemiz bir ifadesidir.
Doğduğu yörede yaratılmış olan çarpık zihniyetin ifadesi olarak
ortaya çıkan düşmanca yaklaşımlar Mazlum arkadaşa kendi
kimliğini, farklılığını hissettiren ilk etkiler olur. Kendi
yaşıtlarının dilinde küfre, öğretmenlerin yaklaşımlarında
hakarete dönüştürülmüş olan gerçeğine dair iç sorgulamalar ve
sahiplenme duyguları çocuk yüreğinde boy vermeye başlar.
90’lı yılların başlarında diriliş günlerinin coşkusunda kendi
yüreğinin ifadesini bulur. Yurtsever duygular siyasal bilince
dönüştükçe onun için her şey anlamını özgürlük mücadelesinde
bulur.
Mazlum
bir halkın evladı olmanın bedeli ağırdır. Ya kader diye mahkum
edilen tarihin gazabıyla kendini yitirmenin sarhoşluğunda
cehennemi bir azabı, kendini yaşamamanın, kendini hissedemememin
boşluğuyla yaşam kabullenilecek ya da tarihin yitirilmişliğinde
kaybolmaya bırakılmış soy değerlerini sahiplenip anda bin
yılların yarattığı kaderi değiştirmenin devrimci sorumluluğu
üstlenilecektir. Ölüm ile yaşam arasındaki ayrımın bile anlamını
yitirdiği bir dönemeçte son tercih budur. Onun kararı
tereddütsüz olacaktır. Bundan öte artık yaşam, yaratmanın ve
yaratılmanın devrimci eylemidir onun için.
Üniversite ortamının kaygan zemininde ilkeli yaklaşımı ve
mücadele coşkusuyla yorgun ve yılgın yaklaşımlar karşısında
alternatif bir duruşu oluşturur. Ve ortamı toparlar. Çalışmalar
içinde öncüleşir. Örgütleyici ve sürükleyicidir. Çünkü
söylediğini yapıyordu ve ilkeyi önce kendine uyguluyordu. Onun
için mücadele gelip geçici bir gençlik hevesi değildir. Bilince
dönüşün, coşku ve bilinçle tazelenen, bilinen bağlılık ve
inançla kavgada süreklileşmektir.
Artık mekan bilincine ve coşkusuna dar gelmeye başlamıştır. Yeni
hedef özgürlük dağlarıdır. Ama bir süre eğitim sahalarında
kalacaktır. Yüksek algılama düzeyiyle verilenleri erken
kavrıyordu. Aldığını kendisinde anlama dönüştürmenin erdemi ile
Önderliksel gerçeğin iyi bir öğrencisi olmuştu. Önderlik
komplosunun bir karabasan gibi beyinlere ve yüreklere çöktüğü,
her şeyin anlamını yitirdiği bir anda intikam en güçlü yaşam
duygusudur. İntikam unutmamaktır. Bedeli ödenmiş acılar için
tarihin adaleti önünde bir halkın öfkesi olmaktır. Mazlum
arkadaş bu bilinçle özgürlük dağlarına ulaşır ve bir Önderlik
fedaisi olarak sözünü verip tarihin hesap günlerindeki onurlu
görevlerine hazırlanmaya başlıyordu.
Yaşam duruşu, duygularıyla coşkun, düşünceleriyle olgundu.
Katılımdaki canlılığıyla hep bulunduğu ortamın ‘genç Mazlum’u
olmuştu. Edindiği APOCU bilincin kendisinde ortaya çıkardığı
düşünce olgunluğuyla olaylara ve olgulara yaklaşımda temel
doğrultuyu yetkince belirliyor ve ortaya koyuyordu. Güçlü tahlil
ve yorumlama gücüyle ortaya koyduğu fikirler ve ulaştığı
sonuçlarla ideolojik yaklaşımın yaşamdaki ifadesi oluyordu.
Mücadeleye
adanmış yaşamı ve kendisini mücadele içinde var etmeye çalışan
kişiliğiyle örgütsel duruşta ilkeyi temsil ediyordu. Onun için
örgütsel mücadele kendi davranışına ve genel yaşama APOCU yaşam
tarzını ve ölçülerini hakim kılmaktır. Bu yüzden çizgiyi
temsilde tutarlı ve tavizsizdi. Örgüt ve yaşam ölçülerinin zaafa
uğratıldığı zaman ve ortamlarda örnek militan tavırlarıyla çizgi
dışı anlayış sahiplerince her zaman hesabı yapılması gereken bir
engel olmuştur. Onların yaklaşımlarını erken çözüyor ve deşifre
ediyordu.
İlişkilerindeki samimiyet ve sıcaklığı kadar tamamlayıcılığıyla
da her zaman varlığı aranan bir yoldaştı. Her şeyi içten
paylaşıyordu. İlişkilerinde sürekli, daha fazla katma, eksikliği
tamamlama, yetersizliği giderme çabasının derin bilinci
yansıyordu. Hiçbir zaman ucuz bir yaşamın ve ucuz zaferlerin
peşinde olmamıştır. APOCU militan geleneği derinden
hissediyordu. Ölçüsü net ve keskindi. Sıradan bir duruş ve
katılımı hiç tercih etmedi. Sadece bir şeyler yapmış olmak onun
için yeterli değildi. O ideal olanı gerçekleştirmenin arayışı ve
çabasıyla kendisini yaratıyordu. Günü geldiğinde üstüne düşen
görevi üslenmede tereddütsüzdü. Amaçta net olmanın ve sonsuz
başarma arzusunun yarattığı coşkuyla yürüdü hedefe. Tarihi
adaletin hükmünü uygulama iradesi ve Önderliğe layık olabilmenin
sorumluluğuyla yürüdü.
Ama düşman erken fark etmişti. Bundan ötesi göğüs göğüse bir
kavgaydı. Etten kemikten bir bedenin yıkılmaz bir direniş
kalesine dönüşmesiydi.
Tanıyordu düşmanı, binlerce defa yüreğinin ve beyninin
derinliklerinde parçalanmış bir gerçeklikken nasıl yenebilirdi
ki onu! Bedeni acıların sarsılmaz bir yürek ve bilinç karşısında
hükmü ne olabilir? Beyninde güneşin aydınlığını, yüreğinde
sıcaklığını taşıyorken nasıl teslim alınabilirdi ki?
Düşman tanıyordu bu direniş geleneğini. Biliyordu
yenilmezliğini. Kaç defa sınamıştı inancın fedailerini. Ve her
defasında kendisi yenilmişti. Madem ki
yıkılmıyordu
iradesi, o zaman onuru kirletilmeliydi. Onurlu bir yaşama en
büyük küfür, kendi yaşam değerleriyle onu tanımlamalarıydı. Söz
birliği edip tek ağızdan aynı küfürleri söylediler. Ona ve onun
yaşam değerlerine. Ama onurlu yaşama adanmış bir ömür karşısında
yalan ne yapabilirdi ki?
Yapılanların hiçbirisine şaşırmadı. Hepsinin bilincinde oturduğu
bir yer vardı. Düşman kendi yasasını uyguluyordu. Onun ise kendi
yasası vardı. Özgürlükten ve başarıdan gayrı bir şeyi kabul
edemezdi. Hiçbir zindan, hiçbir düşman kendi yasasını uygulamaya
engel olamazdı. Kararını, adını Mazlum koyduğu gün vermişti.
Günü gelmişti uygulayacaktı. Her şey Mazlumca olmalıydı. Gün,
onur günüydü, Onur, zulmün kalesinde Mazlum olmaktı. O yazmıştı
‘Kartallar yüksekte, çınarlar ayakta ölür’ son mısrayı yine o
ekledi. ‘Yiğit ise kavgasında.....’
Bilincin aydınlığıyla anlam, iradenin keskinliğiyle eylem olup
tarih yaratan kahramanların yolunda yürüdü. Onurun kavgamızdır.
Silah Arkadaşları
Yaşadıklarımızı
bütün gerçekliği ve nedenselliğiyle öğrenmek istediğinizde dönüp
bakacağımız yer kuşkusuz tarihin kendisi olacaktır. Dün neydik?
Bugün neyiz? Yarın ne olacağız? Sorularına en doğru ve en
tutarlı cevabı yine tarihin kendisi verecektir bizlere. Tarihle
doğru ve canlı bir iletişim kurmayı başardığımızda,
yaptıklarımıza, yapacaklarımıza ve yapabileceklerimize daha
doğru ve derinlikli bir yaklaşım elde etmiş oluruz. Bunu
başardığımız oranda tarihle buluşuruz. Böylesi bir buluşma,
geleceğimizle buluşma anlamı taşıyacaktır bizler açısından.
Dünün ve bugünün sağlıklı bilinmesi, bizleri yarının sağlıklı
temellerde inşasına götürecektir.
Yaşama, geleceğe ve inandıklarına karşı sorumluluklarını
görmezden gelen bireydir. Zira her şeyimizi, tüm inandıklarımızı
tarihin bir mirası olarak aldığımızı unutmamalıyız. Burada
önemli olan şey, tarihe sadece bize bırakılmış bir miras olarak
değil, ona kendimizin de bir şeyler katmak zorunda olduğumuz bir
emanet olarak bakabilme anlayışına ulaşabilmektir.
Tarihle bağlarını güçlendirmeyen ister toplum olsun, ister birey
olsun son tahlilde savrulmaktan, başkalaşıma uğramaktan kendini
kurtaramaz. Çünkü tüm savrulmaların, başkalaşıma uğramaların
temelinde köksüzlük yatmaktadır. Güçlü fırtınalar karşısında
fideler kırılıyorsa, çınarlar sapasağlam ayakta duruyorsa, bunun
tek nedeni birinin köklerinin derinde olması, diğerininkinin ise
yüzeyde kalmasından başka bir şey değildir. Bu anlamda tarih,
yaşam damarı olduğu kadar, fırtınalar karşısında tutunduğumuz
tek sağlam dayanaktır.
Değerli yoldaşlar,
Böylesi tarihi bir dönemde eylemlilik kararlılığına giderken
gururluyum. Davama, halkıma ve şehit yoldaşlarıma karşı küçük de
olsa bir sorumluluğu yerine getirmenin sevincini yaşıyorum.
Kendi açımdan böylesi bir özgür yaşam tercihini olmazsa olmaz
kabilindeki bir gereklilik olarak görüyorum. Elbette ki
halkımız, mücadelemiz daha büyük fedakarlıklara, güzelliklere
layıktır. Önder yoldaşımız Hayri Durmuş’un da belirttiği gibi
“Biz bu halka her zaman borçluyuz” anlayışı temel yaşamsal
ilkemizdir. Bu anlamda bizim yaptığımız, borcunu ödeme değil,
gücümüz oranında hizmet etmedir. Söz konusu olan borcun ödenmesi
ise, bunu hiçbir zaman ödeyemeyiz. Bizimkisi olsa olsa bayrak
yarışında koşabildiğimiz yere kadar koşmadır. Özgürlüğe, barışa,
kardeşliğe gönül veren kişiler bizden daha iyisini yapacak, bu
bayrağı onurlu bir barışla maratonun sonunda halklara
devredecektir. Bu inancımı her zaman koruyorum.
Mazlum Tekman
Kırk
kilit taksalarda zincirlerime, kim demiş buradan çıkamam diye.
Ben soykırımlar, sürgünler yaşamış güzel nenemden, devlerin
yerin yedi kat altından, yedi demir kapılı zindanından kaçan
kendi halkımdan kahramanların masalını dinledim. Ben bunlarla
çocuk oldum, Güneş’in aydınlığıyla büyüdüm ve dağ başlarında
yeniden doğdum. Peki şimdi hangi mahpusa sığar yüreğim. Kaç
metre duvar kaç demir kapı, kaç şehrin çemberi tutar ki bir
dağlıyı, bir gerillayı, ve bir Güneş savaşçısını.
Biz
duyduk ve anladık son anlarını. Haykırdığın bir sessizlik vardı,
hissettik. Bilemiyoruz herkes anladı mı Mazlumu! Anlamayan varsa
şunu bilmelidir ki; özgürlüğü içmiş bir gerillanın ruhu ve
yüreği teslim alınamaz.
Sen kırılan gururunla yalnız kaldın. Acımasız dünya döndü,
döndü. "Sorun bir birey olarak benim karalanmamsa o kadar önemli
değil" diyorsun. Senin şahsında Kürt halkının direnişine hakaret
edildiğini düşünüyor ve buna cevap vermek zorunda hissediyorsun
kendini. "Kendi savunmasını yapamayan birinin, insani kimliğini,
özgürlüğünü elde etmesi olası bir şey değildir" diyerek yaşamına
son veren eylemini meşru savunma olarak tanımlıyorsun.
Meşru savunma.. Savaş siyasetinin orta yerinde bir çocuğun
kendini savunması.. Mektubunda yazmışsın: "Öyle anlar olur ki,
sadece vicdanın rahat olması da yetmez ki zaten vicdanım bu
konuda oldukça rahat. Ama tertemiz bir geçmişin gözlerimin
önünde kirletilmeye çalışılmasına da sessiz kalamazdım. Bir
şeyler söylemeliydim. İnandığım, bağlı olduğum, dostluğunu,
yoldaşlığını yaşadığım, her şeyine onurluca sahip çıktığım
geçmişim adına haykırmalıydım."
Silah Arkadaşları