Geri
<<< |
>>> İleri

İçerisinden
geçtiğimiz süreç, bütün yakıcılığı ile ilerlerken, kuşkusuz bir
çıkış temelinde devrimci mücadele de kendi özgün kişiliklerini,
kahramanlarını, öncülerini, ihanetçilerini vb. yaratacaktır.
Yaratılan değerlerin başında şüphesiz şehitlerimiz gelmektedir.
Bir yandan en değme teslimiyet ve ihanetler boy verirken, diğer
yandan APOCU militanlığın en ileri düzeyde temsil edilmesi,
sürecin kazanılmasını müjdelemiştir. 1 Haziran süreciyle beraber
bütün savaş sahalarında kahramanlıklar ve çok anlamlı şahadetler
yaşandı. Bu anlamlı şahadetlerden birisi de 21 Ekim 2004
tarihinde Cudi’de yaşandı.
Biraz yakından tanıyan bir kişi olarak anlamaya çalıştığım
Argeş’in, yaşamı, kişiliği ve mücadelesini açmaya çalışacağım.
Şehit Argeş, 1975 yılında Bitlis’in Norşin ilçesinin Rez
mahallesinde dünyaya gelir. Çocukluğunun tümünü, yani 14 yaşına
kadar Norşin’de yaşar. İlkokuldan hemen sonra emekle tanışır.
İki yılını verdiği oto elektrik işi, dış ortama ilk açılması
anlamında önemlidir. Bu yıllardan sonra uzun yıllarını
geçireceği Muğla ve İzmir gibi şehirlere kendi isteği üzerine
gider. Buralarda çeşitli mesleklerde çalışır. Bu süreçler, kendi
tercihi ve inisiyatifini geliştirdiği ve bu doğrultuda yolunu
belirlediği süreçlerdir. Yine çevrede bu yönlü eğilimler
olmamasına karşın, yaşamının önemli bir parçasını oluşturan
müzikle, sanatla çalışması da 90’lı yıllara tekabül eder. 1994
yılına kadar ailesi ile sürdürdüğü ilişkilerini keser ve
mücadelenin farklı alanlarında aktif olarak çalışmaya başlar.
1998 yılına kadar MKM bünyesinde yürüttüğü müzik çalışmalarına
98-2000 arası Kafkasya’da devam eder. Kendi ısrar ve dayatmaları
sonucu 2000 baharında gerilla saflarına katılır. Gerilla
içerisinde kısa bir süre tam zamanlı müzik çalışmalarından sonra
yine kendi ısrarı üzerine ayrılır. 2002 Ağustos’una kadar
Güneyde kaldıktan sonra Kuzeye gitmek üzere Haftanin’e geçer.
Ancak 2003 baharında özlemini çektiği pratik ve savaş alanına
Cudi’ye ulaşır. Atıldığı yoğun pratik faaliyetler sonucunda 21
Ekim 2004 tarihinde girdiği bir eylemde şehit düşer.
Çok
yönlü kişiliği olan bir arkadaştı. Devrimci, savaşçı, sanatçı,
şair, eğitmen gibi bir çok özelliği birleştirmek, gerçek bir
yeteneğin yanında ciddi bir mücadeleci kişiliğinin olduğunu
gösterir. Yine özgürlük uğruna verdiği savaş, fedakarlık,
cesaret, en kritik anlarda önde olmak, ilkeli ve sağlam durmak,
örgüt savunuculuğunda kaygı gözetmemek gibi kendinde
yaratabildiği militan özellikleriyle, bulunduğu ortama güç ve
moral vermek, mücadeleci kişiliğinin önemli parçalarıdır.
Kendinde bu düzeyi nasıl yaratabildi. Hangi özellikleriyle ve
hangi temeller üzerine başardı, biraz da buna bakmak gerekir.
Çocukluğundan beri sürekli olarak bir arayışı yaşadı. Ailenin
dar sınırları içine girmedi. Kendi arkadaş ortamını kendisi
seçti. O noktada dıştan dayatılan bütün zorlamalara kayıtsız
kaldı. O, bildiği gibi ve özgür hareket etmek istedi, bunun da
gereklerini yerine getirdi. Sevdiği ve inandığı bir şey için
bedel ödemekten korkmadı. Bu ister bir çocukluk oyunu, ister bir
arkadaşlığı veya onun için mücadele verdiği Önderliğin özgürlük
çizgisi olsun, aynıydı. Var olan realiteyi beğenmez, buna karşı
mücadele verir, ama onun yerine geçmeyi hedeflemezdi.
Ender
rastlanan bir duruşa sahipti. O’nun çocukluğunda yaptığı birçok
kavga, kendini savunmaya dönük kavgalardı. Aynı kavga ettiği
kişilerle bir gün sonra barışır, sanki bir şey olmamış gibi
davranırdı. Bazen yaptığı iş üzerinde dalar ve adeta zamanı
unuturdu. O’nun için bir iş, erken bitirilmesi gereken bir engel
değil, oynanması gereken, zevk alınması gereken bir fırsattı.
Çocukluğunda eline bir ağaç parçası alıp, çocukların önüne
geçer, hem türkü söyler hem de yaptığı jestlerle tam bir skeç
havasında oyun sergilerdi. Bütün çocukları coştururdu. Şimdi
daha iyi anlıyorum. Aslında sanat, O’nun dışında bir olay değil,
O’nun ruhunda gizli, yaşayan canlı bir olaydı. Gözlem ve taklit
yönü çok güçlüydü. Tiyatroya çok uygundu. Neden tiyatro değil de
müziği seçti bilemiyorum. Ama bir yerde “ezilen bir halkın sesi
olmak” istediğinden bahsetmişti. Acaba baz ve tiz sesiyle bunu
mu haykırmak istedi.
90’lı yıllarda Güney Kürdistan’daki olumsuz durumlar nedeniyle
yaşanan büyük göç esnasında göç zedelerin bir kısmına Norşin’den
yardım gönderildi.
Şehit Argeş, daha özgürlük hareketiyle tam tanışmadığı bu
yıllarda oradaki halk için her şeyiyle çalıştı. Onun
yaşındakiler hiç ilgilenmezken, O’nun bu kadar
çalışması,
anlaşılmaya değerdir. Norşin’de halk tabiriyle şal, şapık gibi
Kürt kıyafetleri giyilmediğinden, bunlara karşı büyük bir ilgi
gösteriyordu. Şehit Argeş bir gün bu kıyafetlerden birini
bulduğu gibi giyip dağlara kaçıyor. Gerilla duyumlarının
yaygınlaştığı bu dönemde Norşin’den hiç katılım olmamasına
karşın gidip (bir ya da iki gün) gerillayı arıyor, bağırıyor,
çağırıyor. Ama bulamadığından geri dönüyor.
Bana göre 90’daki bu arayışlar şahsında gerillayı bulmuştur.
Örgütsüz ve sistemsiz olan özgürlük arayışının birinci aşaması
buraya kadardır. Ve esasta Başkan APO ile gerilla, halk ile bir
tarihsel münasebet ve karşılaşma içine girmiştir. Bu yıllarda
daha gerilla Norşin’e gelmeden Şehit Argeş’in gerillayı araması,
Kürt halkının bin yıllardır özlemini çektiği özgürlüğün Başkan
APO önderliğinde kişilik bulmasıyla ayağa kalkmasıdır.
Argeş, yani coşkun ateş... ısıtan, aydınlatan, alevlenen,
savrulan ve yakan ateş. Argeş olmak, ateşin kutsallığında yanmak
ve temizlenmektir.
Şehit Argeş’in önemli bir yanını ifade eden sanat çalışmaları
çerçevesinde, sanatçı kişiliği ve sanata verdiği anlam hayli
öğreticidir. Birçok tartışmada çok kullandığı Özgür Sanat
belirlemesi, sanırım O’nun hayallerinin önemli bir kısmını
oluşturmanın yanında nasıl bir sanat anlayışına sahip olduğunu
da özetliyordu.

Farklı alanlarda kalmasına ve çeşitli imkan, olanaklara sahip
olmasına karşın, gerillaya katılması ve gerilladaki ısrarı,
gerilla-sanat ve özgürlük arasındaki bağı iyi kurmasından
kaynaklanıyordu. O’nun için ezilen bir halkın sanatçısı olmak,
en zor olanıydı. Sanatçı, yaratılan değerlerin üzerine konan
değil, aktif rol oynayıp, yaratılan her değerde emeği, alın teri
ve kanı olandı.
Kürdistan koşullarında gerilla ve savaş, anahtar rolünde ise,
sanatçı bunun en iyi uygulayıcısı olmak zorundaydı. Bu da
eşittir özgür ve demokratik bir ortamın yaratılmasıydı. Gerçek
bir aydınlanma ancak bununla mümkündü. Düşünsel anlamda ulaştığı
netlikle yukarıda özetlenmeye çalışılan formü¬lasyonun
pratikleştirilmesi, O’nun özlemi ve yaşam gerekçesiydi. O’nun
yaşamdaki canlılığı, hareketliliği, fedakarlığı, cesareti ve
sanatçı kişiliğinin arkasında, böylesi bir ideolojik
anlamlandırmanın yattığı kesindi. Bu çerçevede teori ve pratik
dirilik temelinde düşündüğü gibi yaşayabilmesi, duygu, düşünce
ve eyleminde bir birlikteliği sağlaması, başarısının kendisiydi.
PKK mücadele geçmişinde Şehit Mizgin, Şehit Sefkan, Şehit Hogır,
Şehit Serhat ve ismini anamadığımız birçok değerli sanatçı
yoldaşın canları pahasına yarattıkları bir gelenek, bugün Şehit
Argeş’in bayraktarlığıyla devam ediyor. Sürekli üretebilen
performansıyla arkasında söz ve müziği kendisine ait otuza yakın
çalışmayla bir miras bıraktı.
Ancak çok farklı çalışma gerektiren bir yaşamın pratik sonucuyla
ortada olduğunu da unutmamalıyız. Şehit Argeş’in Cudi’nin
kayalarında yankılanan sesi, yankılanmaya devam edecektir.
Bu vesile ile bütün şehitlerimizi saygıyla anarken, onlara
bağlılığın bir gereği olarak bıraktıkları yolda yürüyeceğimize
söz veriyoruz.
Silah Arkadaşları