Geri
<<< |
>>> İleri

Diyor
şair ve devrim rüzgarını anlatıyor. Güneşi zapt etmekse eğer
devrim, önce onlar zapt ettiler ve güneşe gömüldüler. Uçurumun
kenarına gelen, ardıllarına güneşten bir parça olup kor gibi
alevleriyle yol gösterdiler. Uçurumun diliyle yaşayan insanlık
kaybolmamışsa eğer, bu isimli isimsiz kahramanlar sayesindedir.
Dünyanın tüm güzellikleri onlardadır. Onlar hiçbir şeyle tarif
edilemez. Hiçbir şey benzetilemezler. Menekşeler, çınarlar,
selviler, şahinler yetersiz kalır yanlarında. Onları anlatmak,
güneşi fenerle göstermeye benzer. Kimse güneşi fenerle
gösteremez. Bu yazıda anlatılamaz onlar. En güzel şekilde onlar
kendi eylemleriyle tıpkı şu kelebek hikayesindeki gibi dördüncü
kelebek gibi kendilerini anlatırlar. Bu asil ve isimsiz
kahramanlardan birisi de Serhat arkadaştı. Serhat yoldaş 1982
yılında Doğu Kürdistan’ın Urmiye şehrinin küçük bir köyünde
yoksul bir ailenin çocuğu olarak gözlerini açar dünyaya. O
dünyaya geldiğinde mollaların öncülüğündeki İran devrimi giderek
kurumlaşıyor, Kürt komünist sol muhalif güçleri tasfiye
ediyordu. Baskı, sindirme, terör; Şah dönemine rahmet okunacak
cinstendir. Bu baskı ve sindirmeler giderek tüm İran’ı kapsar.
Ancak bu baskı ve sindirmeye en fazla maruz kalanlar da
Kürtlerdi. Serhat yoldaş Celali aşiretindendi. Aşiret,
Osmanlı’nın son döneminde ve Cumhuriyetin ilk yıllarında Türk
devletine karşı isyan etmiş, bu isyanlara katılmış, isyanlardan
sonra ise büyük kıyım ve katliamlara maruz kalmışlardı. Bu
yüzden büyük oranda İran’a göç etmişlerdi. Mollaların yoğunlaşan
baskıları, eski günleri çağrıştırdığından bir korku fırtınası
yapmıştı. Bu korku fırtınası, tüm insani ve devrim değerlerini
törpülemiş ve büyük bir sessizlik yaratmıştı. Korkunun egemen
olduğu böylesi anlarda, herkes kendi kabuğuna çekilir, dünyadan
elini eteğini çeker, kendisiyle meşgul olur. Bu durumu
yaşayanlardan birisi de Serhat yoldaşın ailesiydi. Yoksul
olduklarından, tüm enerjilerini geçim derdine vermişlerdi. Gerçi
öyle fazla iş imkanı ve olanakları da yoktu ve doğulu Kürtlerin
büyük çoğunluğu gibi onlar da halı örerek geçimlerini
sağlıyorlardı. İşte böylesi bir ortamda büyür Serhat yoldaş.
yoksulluğun, fakirliğin, ezilmişliğin altında, kendi emekleriyle
geçinmeye, küçük yaşta tanık olur. Bu durum kendisinde
çelişkiler yaratsa da bilinçle bütünleşmediğinden tepkiyi
aşmıyordu. Ailesi tüm imkanlarını zorlayarak okutmak istemişti.
Ancak güçleri ilkokula kadar yetmişti. Serhat yoldaş ilkokulu
bitirir bitirmez, halıcılık işinde çalışmaya başlar. Zeki ve
çalışkandır, çabuk kavrar halı işini. İş yaptı mı temiz yapar,
çalıştığı yerin ölçü ve kurallarına azami ölçüde riayet eder.
Diğer çalışanlarla ilişkileri candan, samimi ve paylaşımcıdır.
Büyük bir ilgi, dikkat, yoğunlaşma ve sabır isteyen halıcılık
işinde saatlerce tezgahın başında kalmasına rağmen kimseyi
rahatsız etmez, ancak sessizliği, içe kapanıklığı, emekçiliği,
mütevaziliği
öne çıkan yönleridir. Uzun süre halıcılık işinde çalışır.
Lanetli 15 Şubat komplosu bir karabasan gibi çekilmişti
Kürtlerin üzerine. Sanki kocaman bir ateş ocağı dinamitlenip
devrilmişti. Enkazdan çıkmış ruh haliyle şok olmuşlardı.
Bilinçleri, kişilikleri donmuştu. Adeta gözlerinin feri
sönmüştü, dizlerinin bağı çözülmüştü. Tarih tekerrür mü ediyordu
acaba. Kürtler otuzuncu kez mi mezara gömülüp üzerleri
betonlanacaktı. ‘........Kürdistan burada mestundur’ denilerek
kadeh tokuşturulacak ve zafer naraları atılacaktı. Bunun
düşüncesi bile ürpertiyordu Kürtleri. Ve bu yüzden kendini
parçalayan baraj gibi durmadan akıyordu, Öfkesini kinini
kusuyordu. Hedefine bir an önce varmak isteyen kurşun gibi acele
ediyordu. Çünkü Önderliksiz yaşamın nelere mal olduğunu
ruhlarının en izbe köşelerinde dahi hissetmişlerdi. Bu süreçte
en büyük kalkışı Doğu Kürtleri yapmıştı. Karanlığın en zifiri
anında patlayan şafak gibi yılan sessizliği bir anda
parçalanmıştı. Korku dolapları bir bir yıkılıyordu. Denize akan
ırmak gibi halk da güneşe akıyordu. Önderliğin esareti, halktaki
bu uyanış, mollaların sert yönelimi Serhat yoldaşı derinden
sarsmıştı. Yılların uykusundan uyanmıştı. Sanki ilk uyku
sersemliğini attıktan sonra arayışları güçlenerek derinleşmişti.
İşte parti ile tanışması, ilişkilenmesi bu süreçte olmuştu.
Halıcılık işini bırakmıştı. Kendini bulma arayışına çıkmıştı.
Sonunda kendini kaybettiği yerde bulabileceğine inandı ve
kendini kaybettiği dağlara çevirdi. Yönü o dağda gizliydi.
Sönmeye, küllenmeye yüz tutmuş ateşin közüydü. O közü yeniden
harlandırmak, Zümrüdü Anka gibi küllerinden yeniden doğmalıydı.
Bir yandan bu arayışlarını derinleştiriyor, diğer yandan da
iradesini güçlendiriyordu. Temiz ve ani duygularını bilinçle
terbiye ediyordu.
Bu arayışlarının sonunda 2002 yılının sonunda aktif katılma
kararı verir ve Kandil alanında partiye katılır. Kandil’de yeni
savaşçılar eğitim kampında temel eğitim görür. Toprağın suyu
emmesi gibi eğitimi emer adeta. Derin yoğunlaşıp büyük sonuçlar
çıkarıyordu. Eğitimi salt dört duvarla sınırlandırmıyor, yaşamın
kendisini öğreniyordu. En büyük okul ve eğitimin yaşamın kendisi
olduğunu fark etmişti. Eğitim bir terbiyeci ise en büyük
terbiyeci yaşamdı. Sessizliği, içe kapanıklığı, sadeliği,
içtenliği, emekçiliği, disiplinliği, temiz ve düzenli iş yapması
en belirgin özellikleri olarak öne çıkmıştı. Temel eğitim
devresinden sonra 2003 şubatında düzenlemesi yapıldıktan sonra
Şehit Rüstem taburuna gelir. Çok sevdiği oyuncağına kavuşan
çocuk gibi sevinir. Tabura gelişine ‘en büyük hayalim, özgürlük
için savaşan bir taburda özgürlük savaşçısı olarak yer almaktır’
sözleri ile sevincini dile getirmişti. Şehit Rüstem Taburu,
Kandil’den Behdinan’a geçince sıcak alana bir adım daha
yaklaşmıştı. Her şey kendine en uygun koşullarda boy
verir
ve gelişir. Bu yüzden iyi bir özgürlük savaşçısı da ancak en ön
cephede gelişebilir diyordu. çünkü onun en uygun koşulları
orasıdır. Behdinan’a gelmesi, O’nu bu amacına bir adım daha
yaklaştırdığından sevinci ve morali en üst düzeydeydi. Yapmacık
ve sahtelikten nefret ederdi. Her şeyi içten ve dobraydı. Bir
süre sonra düzenlemesi yapılıp kurumlara gidince elinden
oyuncağı alınmış çocuk gibiydi. Gitmekte isteksizdi. Kurumlara
gitmeyi, geri cepheye gitme olarak değerlendirmişti. Bundan
dolayı bir süre yaşama küsmüştü. Ancak kısa bir süre sonra
‘devrimci, zaman ve mekanın ihtiyaçlarına cevap olandır’ diyerek
kendini toparlamıştı. Devrim bahçesinde her şeyin erkenden
olgunlaşması gibi, Serhat yoldaş da yeni katılmasına rağmen
büyük bir olgunluğa kavuşmuştu. Kurumlarda olmasına rağmen
özgürlük arayışını hiç sınırlandırmadı. Kendisine sınır koyup
sonradan sınırların esiri olup mutsuz olmadı. Her doğan yeni
gündeki enerjiyi görerek kendisini ona göre ayarladı. Bir gün
mutlaka düşüncesini hep besledi. Bir süre sonra yeniden askeri
tabura gelişini ikinci doğuş olarak değerlendirmiştir. Artık
belli bir deney, tecrübe ve bilinç kazanmıştı. Denize açılmaya,
dalgalarla boğuşmaya hazır bir gemi gibiydi. Bu sefer kendine
söz vermişti. Kimseler döndüremezdi O’nu. Defterinde esaret
bahçesinde gül olmaktansa özgürlük dağlarında diken olmayı
tercih ederim diye not düşmüştü. Dağlara ve silahlara aşk
düzeyinde tutkundu. Aylardan Ekim, günlerden 22’si. O gün hava
bir başkaydı. Sisli, puslu ve bulanıktı. Sanki olacakları
önceden bilen güneş böyle bir tabloya tanıklık etmemek için
doğmak istemiyordu. Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte patlayan
bir mayınla şehitler kervanına katıldı. Dikeni dahi olmayı kabul
ettiği özgürlük bahçesindeki özgürlük ağacını kanıyla suladı.
İnsanın kuşanacağı en kötü silah göz yaşlarıdır
Bu yüzden kötü silahları kuşanmak istemedik
Serhat yoldaş;
Sen
Ceketini yağmurlara asarak gittin
Bir kaplumbağa gibi
Uzun ve anlamsız yaşamak yerine
Bir kelebek gibi kısa
Ama anlamlı yaşamayı seçtin
Sen
Mayonu giyip kumsala uzanarak
Dalgalarla boğuşanları izleyerek
Zevk almak yerine
Beyaz kefenini giyerek
Dalgalarla alay edercesine sörf yaptın
Şairin sana denize girme diyemem gireceksen eğer denize
Bırak alıp götürsün seni dalgalar dizelerini destur edindin
Sen
Ağlayarak acılarını hafifletmedin
Yüreğini hançerini bileyip
İntikama yöneldin
Çünkü Sen
Özgürlüğün mayasının acı olduğunu bildin
Gerçeğin çıplak olduğuna inandın
Bu yüzden ekmek değil, taş değil
Yüreğini taşıdın
Sevgini ırmaklara yazıp okyanuslara
Oradan tüm insanlığa ulaştın
Göklere merdiven dayayıp kutup yıldızı oldun
Sen
İnsan kiralanabilir ancak satın alınamaz
Kırılabilir ancak bükülemez diyenlerdendir
Çünkü Sen
Özgürlük damgasını vursun diye
Alnını güneşe vererek yürüyen asil insandır
Silah Arkadaşları