Geri
<<< |
>>> İleri

Kirletilmemiş şafaklara doğan günde
Gözlerinden öptüğümüz dağların zirvesinde
Alnından baharı kokladığımız göğün mavisinde
Mayın patlamasını da bastıran
Suskun bir gerilla gülüşü duyulur
Ve sabahın umut sofrasında bağdaş kuran gerillalar
Hep bu gülüşle güne gözlerini açar…
Kemal’in gülüşü Rojbaşa kaldırır bizi
Kemal, mücadeleye çağırır bizi!...
Yelkenleri
göklere çekip bütün toyluklarımızla kendimizi bulmak için yaşam
denizine açıldığımız kurak limanlarda tanışmıştım ülke yürekli
yoldaşla… Anlaşılamamaların gençliklere kurşunlar sıktığı
çağlardı o devrik zamanlar… Devrimin coşkusuyla mücadele
sevdasının bizi kurak çöllerde yürütecek kadar bedenlerimizi
sardığı vakitlerde Güle’nin bizi tanıştırmasıyla başlamıştı ülke
yoldaşlığımız. Okul sıralarında bize öğretilmeye çalışılan
“Vatan-millet-sa¬karya” edebiyatına inat sosyalizm, Apoizm ve
insanlığın kurtuluş yolunu sonsuz bir doğru çizgisinde anlatmaya
çalışmıştın daha ilk tartışmamızda. Bizi kendimizle
buluşturmaya, gerçekliğimizi bize tanıtmaya ve anlatmaya
koyulmuşken, bu ülke yürekli yoldaşı bir gün gelip de
anlatacağım hiç aklıma gelmemişti… İşte böylesi anlarda
keşkelerimden oluşan bir özlem bulutu kaplıyorken yüreğimin
yağmalanmış göğünü anlatabilir miyim bir ülke yürekliyi,
bilemiyorum?
Hakkı verilememiş zamanların geçit vermediği dağlarda hangi
sözcüklerin sınırı belirleyebilir ki yürek özlemlerini… İçimizde
büyüttüğümüz dağ özlemlerini fakir bir sofrada sunamamışken
birbirimize, uçurum boylu patikalarda nefesimiz kesilircesine
ardı sıra yürümemişken gerilla yürüyüşünde, aynı mevzide
çarpışıp siper olamamışken yoldaşa gelen ölüm kurşununa, nasıl
yazabilirdim bu yiğidin şahadetini. Gerillalı yıllarımın beni
farkında olmadan olgunlaştırdığı zamanları anlatamamışken, her
dağın ardında bulduğum yeni yoldaşlarımın yüzündeki Kemalleri,
Kemal’e anlatamamışken nasıl ardından elim tutacaktı kalemi?
Birlikte büyüdüğümüz kentin sessiz isyanlarını çocuk
gözlerimizle birlikte, oyun oynadığımız sokaklarda bırakıp ne
onlarla, ne de kavgalarımızla vedalaşmadan dağlarda buluşmaya
yeminliyken, ikinci bir vedasız gidişi kaldırabilir miydi
yüreğim? Yasakların gençliğimize mayınlı teller ördüğü,
tuzakların, pusuların bizi beklediği o eylem dönüşlerinde, bizi
geçirdiğin yazın terini ve tozunu bırakmamış kış sokaklarında
fark etmiştim cesaretini, yiğitliğini. Yürüyüşlerimizde en önde
olanımız, sloganları ilk haykıranımız, eylemlerimizin en aktif
uygulayıcısı ve okul gurubumuzdan ilk şahadete ulaşanımız!...
Yüküm ne kadar da ağır bilemezsin. Anan bana sormaz mı yiğidini,
ülke yürekli yoldaşın nerede demez mi? Ona nasıl derim, bir
mayının kıyameti koparan patlamasında yitirdik Kemal’i diye.
Vedasız
ayrılıp dağlarda buluşma yeminini verdiğimiz günün üzerinden
çetin, mücadeleli yıllar geçmişti. Seni daha gerilla
elbiseleriyle görememişken uzak yerlere, Agitlerin diyarına,
Botan’a gidecektin. Ve bir yaz akşamı sessizce otururken, sabır
taşı olan ateşin başında senden bir haber almıştım. Bana
şiirlerini göndermiştin. Yıllardan sonra senden şiirli bir
merhaba almıştım. O gece kaç defa okudum o şiirleri hiç
hatırlamıyorum. Gelen yoldaşlarım seni anlatmışlardı bana,
gerillalı halini… Hala o mütevazı, fedakar, çalışkan ve mağrur
çocuktun. Ne çok gurur duymuştum seninle bir bilsen. Bir
özgürlük bulutunun ardı sıra ülkenin doruklarına vurulmuşken,
uğursuz bir mayının parçaları delebilir miydi yüreği ülke olan
yoldaşımın bedenini.
Şimdi yol eylediğin dağlarda yürürüm yoldaşım, rüzgar olup
estiğin uçurumlara vurulurum. Bir sözüm vardı sana; zaferlerde
buluşacaktık. Ondan, hiç vedalaşmadık seninle, ve yine ondan
seninle hiç kavuşma umudumuzu yitirmedik.
Biliyorum ölüme söylenecek sözler yoktur bizde ama şehide
verilecek sözlerimiz çok…
Sana söz Kemal yoldaşım,
bir gün mutlaka yüreğindeki ülkeyi özgürleştireceğiz
bir gün mutlaka başaracağız
bir gün mutlaka yeniden sıcak bir merhabalaşmayla
buluşacağız seninle!
Silah Arkadaşları