Geri
<<< |
>>> İleri

Uzunca
bir yoldur. Sonu gelmez yolu patikalarda ve dağları çevreleyen
bozulmuş yollarda. Yorgunluktan ve terden sırılsıklam olmuş
bedenleri ve boğazlarından aşağıya inen düğüm düğüm nefesleriyle
anlarından dudaklarına süzülen boncuk boncuk terleriydi
içtikleri. Belki bir mola her şeyi unutturacaktı onlara yada
şekersiz bir çay, katran gibi. Ama yinede yürüyecekti onlar
gece. Geceleri aşıp gündüzlere geleceklerdi. Kılavuzları ise
yıldızlardı onlar için. Bulutlu havada ise rüzgar. Ay ise
nazlanıp dururdu onlara. Bir yanar bir sönerdi. Ama onla r
aldırmazdı ayın bu nazına. Onlar ayın yaptığı nazı ile severdi.
Kaç saat olmuştu yürüyüşleri, fark etmemişlerdi. Yada kaç gün.
Sızlayan ayakları yorgunluklarını belirtirdi. Bir mola
gerekliydi onlara hem de tepeleme yıldızların altında. Ay ise
gecenin yanında prenses gibiydi. Kal diyordu onlara ama onlar
söz vermişti. Güneşe varacaklardı. Ama onlar yinede
yürüyeceklerdi yükseklere doğru hem de çok yükseklere ayakları
kara değinceye kadar. Terlemiş bedenlerini ve alınlarını rüzgara
teslim edinceye kadar. Yoruluncaya kadar nefessiz kalıncaya
kadar ecel onları alıncaya kadar. Teslim olmayacaktı onlar pembe
düşlere. Yeni bir günde Dicle’de yıkayacaklardı bedenlerini.
Murat’a koşacaklardı haylaz çocuklar gibi. Onlar gözlerini Fırata verecekti teslim olacaktı Fırat. Peki ne yapacaktı? Daha
hırcın daha coşkun olacaktı. Muş ovasında geçecekti Fırat,
dağları aşacak boğazları yaracaktı. Marmara olacaktı Fırat,
Fırat Marmara’ya akacaktı. Onlar ateşin ve güneşin
çocuklarıydılar. Seyrek adımlarıyla
içten içe hasret kokarlardı.
Topraklarında yasaklı bir bahçeydiler. Ancak melekler girerdi bu
bahçeye. Melek ise doğruluk ve güzellikti. İyi düşün, iyi konuş,
iyi yap, Rebaz yoldaş ise bu ilkeyle çıktı yola. Rebaz yoldaş 81
sonbaharında Doğu Kürdistan’ın Sakız şehrinde dünyaya gelmişti.
Daha çocukken üst üste yanan ateşin söndürülemeyeceğini
anlamıştı. Hiç durmadan içini kavuracaktı bu ateş ve ona
türküler söyleyecekti. Yasaklı yönüyle yaşatan türkülerdi. Çünkü
ateş sürekli ona bir şeyler yap diyecekti. Ve oda bir şeyler
yapacaktı. Bulunduğu toplum palazlanmış ve en beterinden
beterine bulaşmıştı. Bu nedenle bir şeyler yapacaktı. Rebaz
yoldaş genç yaşta katılmıştı özgürlük yürüyüşüne. 99’nun
baharında. Başkan APO’nun uluslar arası komplo ile esaret altına
alınması Doğu Kürdistan’da yaşanan serhıldanlar
Mahabat döneminin tekrar canlandığını gösteriyordu. İran’ın Kürt
halkına uyguladığı baskıları haz edemeyen Rebaz yoldaş artık
bazı şeylerin yapılması gerektiğini, halkının ve Başkan Apo’nun
bulunduğu koşullardan kurtulmasının tek yolunun özgürlük
saflarında yer alarak olabileceğine karar verir.
Ve Rebaz yoldaş
gerillaya katılma kararı verir. Rebaz yoldaş dağlardadır artık.
Güler yüzüyle, coşkusuyla arkadaşların gönlünü kazanmıştı hemen.
Sorular soruyordu durmadan. Öğrenmek istiyordu. Neyin nasıl
olduğunu neyin nereden geldiğini ve bizim kim olduğumuzu
sordukça öğreniyor öğrendikçe anlıyordu. Anladıkça da daha da
yapmak istiyordu. Yaşama daha canlı katılıyor ve çizginin
amansız savunuculuğunu yapıyordu. Şehit arkadaşlar anısını
yaşatmaktı ve onlar gibi yaşamaktı. Bununla birlikte uzun bir
yola girdi Rebaz yoldaş. 2002’de Erzurum’a gitmek için yola
çıktığında çetin doğa buna izin vermedi. Geçit vermemişti
onlara. Ama Rebaz yoldaş yine yılmadı. Yasaklı toprakların her
yeri aynıydı onun için ve Serhat’ta kaldı araziye hakimiyeti çok
güçlü olduğu için kısa bir sürede her yeri tanıdı ve arkadaşlara
yol gösterici oldu. Oralarda yaşamak yani yasaklı topraklarda
yaşamak her şeyden önce bir disiplin
işiydi. Rebaz yoldaş ise
buna önem gösterirdi. Kurallara dikkat eder ve gizliliğe önem
verirdi. Arkadaşları sürekli eleştirir ama onları eleştirirken
çok yapıcı ve iknacıydı. Rebaz yoldaş eylem yapmak isterdi.
Halkının tek umudu, tek yoluydu. Halkına bir şeyler vermek
istiyordu ve Başkan Apo’ya bağlılığını göstermek. Bunun için
yola çıktı Rebaz yoldaş. 2004’dün baharında uzun yollar yürüdü.
Ağrı’dan Çemce’ye, Çemce’den Şenkayaya kadar çünkü Şenkaya çok
yüksek ve adına Allah Ekber denilen dağlardı. Geniş yayaları ve
sert arazisi vardı. Rebaz yoldaş bu alandan çok etkilenmiş ve
istemeyerekte olsa Çemçe’ye geri dönecekti. Sonra o heyecanla
Çemce’ye geri döndüler ama yaptıkları yetmezdi. Onun işi
yapmaktı daha da yapmak. Bunun için
Rebaz yoldaş yine yola
çıktı. Dört arkadaşıyla birlikte Rojhat, Deniz, Kemal ve
kendisi. Düşmana pusu kurup işgal edilmiş topraklarından atmak
istiyordu Rebaz yoldaş. İçinde yanan ateşe ve vermiş olduğu sözü
yerine getirmenin heyecanındaydı ama ölüm vadiye yayılmıştı.
Fırsat kollamaktaydı.
Rojhat, Rebaz, Deniz ve Kemal arkadaşlar 11 Eylül’ünde Çemce
Kızıl kilise vadisinde operasyona çıkan düşman güçleriyle çıkan
çatışmada şehit düşerek ölümsüzler kervanına katılırlar.
Silah Arkadaşları
|
|
Geri
<<< |
>>> İleri |