Geri
<<< |
>>> İleri

Nasıl
belirteceğiz bu dağların gerçekliğini. Vahşimi yoksa doğanın bir
kanunu mu? Yoksa giderek anlamsızlaşan ifadelerin tekrar hayata
döndürülmesi mi yada anlaşılır bir şekilde onunla birlikte
yaşamak mı? Bunun en iyi cevabını şehitlerimiz verir bize.
Önderliğimizin dediği “şehitlerimiz bizim dünümüz bugünümüz ve
geleceğimizdir.” Bizim ise onların anılarını yaşatmak, partiye
ve parti Önderliğimize ve şehitlerimize olan bağlılığımızın bir
göstergesidir. Deniz yoldaş Karayazı’da dünyaya geldi. Ailesi
çok yurtsever bir ailedir. Deniz yoldaş ailesinde öğrenmişti
yurtseverliği ve bu düşünceyle büyüttü kendisini. Genç yaşta
abisinin tutuklanması onu çok etkilemişti. Çünkü mücadeleyi en
çok abisinden öğrenmişti. Deniz yoldaş artık çevresini tanımak
istiyordu. Birçok yurtsever arkadaşı ile tartışıyor. Mücadeleyi
daha da öğreniyor ve ifade edilmez bir heyecan kaplıyordu. O
kara gün geldiğinde Deniz yoldaş susuyor ve tüm arkadaşlarının
yaşadığını yaşıyordu. Ulusal Önderimiz Başkan Apo’nun 15 Şubat
uluslararası komployla esaret altına alınması Deniz arkadaşı
derinden etkilemişti. Artık Deniz yoldaş kararını verecekti.
Eylemler yapacak korsan yürüyüşlere katılacaktı. Bir gün Deniz
yoldaş yine bir eyleme giderken yakalanıp cezaevine girdi.
Yaşanın küçük olmasında dolayı altı ay zindanda yatıp çıktı.
Zindan onun için bir ilk aşamaydı. O zindanda daha derinleşmiş
ve hedefini netleştirmişti. Artık hedefi dağlardı. Hem de yüksek
ve yüce dağlar. Zindandan çıktıktan sonra fazla zaman
kaybetmeden 1999 yazında gerillaya katıldı. Deniz yoldaş çok
kararlı biriydi. Apocu fedai ruhunu yaşayan biriydi. Sürekli
kendisini sorgulayan yargılayan, eleştiren ve özeleştirisini
veren biriydi. Sürekli daha fazla katılabilirim düşüncesi
içerisindeydi. Ve 2003’ün sonbaharında öneri yaparak Serhat’a
geldi.
Serhat’a
yabancı değildi Deniz yoldaş. 99’da Serhat’tan katılmıştı.
Buradaki arkadaşları az da olsa tanıyordu. Ve ona büyük bir güç
veriyordu. Sürekli göreve gidiyor yorgunluğunu kimseye belli
ettirmiyordu. Yaşamdaki fedakarlığı arkadaşları müthiş bir
şekilde etkiliyordu. Ama Deniz yoldaş için bunlar yeterli
değildi. O her zaman daha fazla nasıl yapabilirim diye
düşünüyordu. Bu nedenle yoğunlaştı hem de çok yoğunlaştı.
Şehitlere bağlılığımı nasıl gösterebilirim diye. Deniz yoldaş
artık fedai olmanın raporunu yazacaktı. Fedai olacaktı.
Halkının, Başkan Apo’nun fedaisi. Artık yüzleşmek istiyordu. Hem
de bir bütünen yüzleşmek. İhaneti yüreğinden vurmak onu yok
etmek istiyordu. Gerçek direnişi ona göstermek. Ve yolculuğu
başlıyordu Deniz yoldaşın. Çemçe’ye girecekti. Ve tarihimizde
ihanetlerin olduğu kadar büyük kahramanlıkların yaşandığı
coğrafyamızda bizlere diyalektiğin gözle görülür bir şekilde
işlendiğini işaretlerini veriyordu. Dünyanın en büyük zirvesi,
özgürlük sevdalısı beyazlarını giymiş al yazmalı Ağrı dağı her
zaman patlamaya hazır bir bomba gibi Tendürek’ten ve aşıklar
diyarı Çemçe’den yükseliyordu Deniz yoldaşın haykırışları. Art
nameleri her an ağlamaya hazır bulutların arasından fırlıyordu
talihsiz halkların kulaklarına. Bizleri bitirmeye çalışan en
büyük ihanete ve bizi benliğimizde halkımızın kutsal umudundan
koparmak isteyen, Roma arenasında aslanlara yedirmek isteyen
kardeş kalleşliğine karşı, ihanete karşı koyacağız diyordu Deniz
yoldaş. En zirvelerden seyretmek istiyordu özgürlük güneşini.
Ona dokunmak, onunla olmak için ve bizleri sonsuz uykumuzdan
uyandırmak için. Sonsuzluğa giden patikalarında aralıksız nefes
oluyordu güneşinle Deniz yoldaş. Zilanın bilinçli nefreti gibi,
Semanın yanan ateşi gibi ve Beritanın gericiliğe direnişi gibi.
Deniz yoldaş o gururlu bakışları ve halkına doğru ısrarlı
yürüyüşü geride kalanlarımıza, duygularımıza ve ölümlü dünyadaki
kemiklerimize, korkularımıza bir ok gibi saplanmıştı. Ve
umutları kesilmek istenen halkımıza umut oluyordu. Yeniden can
oluyordu. Bir sevdaydı onunki Mem u Zinin sevdasına benzer. Ama
bu kez buluşma gerçekleşiyordu. Hem de en yükseklerde. Bir çok
sevdalının
kulu olmak bu nameleri gibi çınlayan halkın önünde. Ten¬dürek
Sinek dağları. O dağlardır ki birçok orduya yol vermemiş ve
onlara yenilmemişti. Şimdi bağrına basıyordu. Ve sızlayan
kalbinin kapılarını ardına kadar açıyordu. Deniz yoldaşın
kararlı ve inançlı duruşu düşmanın beyninde korku izleri
bırakırken yücelen hayallerimize bir felsefe dersi oluyordu.
Yürünmesi gereken yolun işaretlerini ve fedaiciliğin ruhunu
gösteriyordu. Çünkü her şeyin elinden alınmak istenen
halkımızın, analarımızın gençlerimizin anlı yürekleri olmalıydı.
O bunu başarmıştı. Analarımızın gözyaşlarına karşılık düşmanın
beyninde bir yıkım gibi fedaice olmayı bize gösteriyordu Deniz
yoldaş. Yüz yılların gericiliğine, barbarlığına, tanrılarına
ısrarla bitmeyeceğimizi, bitirilemeyeceğimizi haykırıyordu.
Düşman neferleri bu özgürlük haykırışlarını başkalarında
duysallardı belki inanmazlardı. Ama karşılarında duran gururlu
bakışlarıyla gerçeğin ta kendisiydi. Bir an takılı kaldılar. Bu
ısrar neden. Çünkü onlarınki birer buluşmaydı randevuydu. Özgür
yaşam, güneşle buluşmak için bir düğüne giden gibi, Dersim’den,
Botan’dan, Amed’ten, Garzan’dan ve tarihin başlangıcından çıkan
evlatlar gibi. Bir coşku seli olup çıkıyorlardı. Denizlerin,
Rojhatların, Kemallerin ve Rebazların yüreklerinde. O asi
yürekler ki İmralıya sevdalı ve yılmadan İmralıya akan rüzgarlar
gibi.
Rojhat, Rebaz, Deniz ve Kemal arkadaşlar 11 Eylülünde Çemçe
Kızıl kilise vadisinde operasyona çıkan düşman güçleriyle çıkan
çatışmada şehit düşerek ölümsüzler kervanına katılırlar.
Silah Arkadaşları
|
|
Geri
<<< |
>>> İleri |