Geri
<<< |
>>> İleri


Tertemiz yürekli, neolitikten nasibini alan Mezopotamya’nın en
eski halkından olan Kürt çocuğu, insanın yaratılışında rolü olan
eşit ve özgür yaşamın mimarı, kutsal anadan, güven dolu ve özgür
Herekol dağının çevresinde dünyaya gözünü açtı. Seni bekleyen
öyle şeyler vardı ki anlatılamaz. Bir yandan dost, bir yandan
düşman, diğer yandan halkın ve yoldaşların. Evet, evet bir de
sen vardın. Herkes zarını atmıştı ve sıra sana gelmişti. Artık
kimse seni durduramazdı. Herkes kalbinden tutmuş, gözünü
kulağını dört açmış seni bekliyordu.
Evet, bu özgür yürüyüşün başladı. Şimşek gibi gülüşlerin ve
şahin bakışların kimeydi. Sendeki o güzel merhametin, toprak,
sevgin, her gün yaratırcasına umut pekiştiriyordu. Umut zaferden
daha değerlidir. Böyle değil mi? An be an gelişiyordun. İhanet
ve işbirlikçiliğin panzehiriydin.
Ya düşman? Halkın, dostların ve yoldaşların sevgi ve saygıyla
karşıladı. Bu duruşuna tahammül ve sabredebilir miydik? Bir
çakıl taşı vermeyeceğini her gün ev ev dolaşıp karnını doyurmak
için gezen çingene (mıtırp) gibi uluslar arası kapılarda seni
yok etmek için gezen düşmanın ne yapacaktı.
Herekol dağı bu kadar olur muydu? Agitlerin meskeni, Azime,
Zınarin, Zınar, Zübeyir ve daha nice kahramanların yeri yurdu,
toprağı ve özgür evi. Direnişin kalesi. Hani söz vermiştik.
Senin şahitliğinde kaç sefer konuşmuştuk.
Onu koruyup güven vermiştin. Hatırlıyorum, 2003 yılının bir
akşamı saat 11 civarı onunla konuşurken sen gizlice bizi
dinliyordun. Seni fark ettiğimde sana ( bu kutsal çocuğu ne
pahasına olursa olsun koruyacaksın ) dediğimde bana tamam diye
söz vermiştin. Bilinçlice ve niyetlice yapmamışsındır ama, yine
de sana yakıştıramadığım bir tavır sergiledin. Ve yıl 2004.
dokuzuncu ayın ortalarıydı. Sabah vakti güneş gözü yaşlı bir
şekilde çıkmıştı. Ve üzgündü. Herekol’dan Cudi’nin Nuh
peygamberinin efsanesinde olan Sefine dağına bir haykırış sesi
yankılanıyordu. O ses “başardık başardık” diyordu. Herekol’a
baktığımda sis tutmuş, başı eğik bir şekilde durmuş, beni affet
diyordu.
Halk ve tarih seni affetsin. Hesabın pratiğin olsun. Çünkü yine
senin misafiriniz. Sen de yine yaşamı arayacağız. Resul yoldaşı
unutmamak kaydıyla
Hoşça kal, seninle yoldaş olmak büyük onurdur.
****
Şu anda bulunduğumuz yeri eğer tarif edersem, Herekol’un
zirvesinde bir noktada konumlanmışız. Bir yanımızda Cudi, bir
yanımızda Gabar düşmekte. Hemen noktamızın altında da gözle
görünen asfalt cadde geçiyor. Bulunduğumuz yer oldukça güzel ve
görkemli. Burada en çok sevdiğim sabah dağların ardından çıkan
güneşin doğuşunu izlemek. O kadar güzel bir manzara ki adeta
insanın içine işliyor. Bazen insan çevreyi, doğayı izlerken,
doyumsuz duygulara kapılıp gidiyor. Sanki elini uzatsan
avuçlarının içine girecek gibi çok yakın. Sanki doğayla insan
arasında diyalaktik bir ilişki var. Bazen onun sıcaklığını insan
ruhunun derinliklerinde hissediyor ve yaşıyor. Her sabah bu
manzarayı görmek içinde olsa tüm zorlukları göğüslemeye değer
diyorum. Benim için tüm zorlukların, güzelliklerin bu asi
coğrafyanın içinde gizli olduğunu düşünüyorum.

Bu
uçsuz bucaksız coğrafyanın içinde sadece bir takım kalıyoruz.
İki tim erkek arkadaş bir tim de bayan arkadaş. Takım
komutanımızda Resul arkadaş. Resul arkadaş yaşamdaki duruşu ve
kişiliği ile herkes tarafından sevilen, saygı duyulan bir
arkadaştı. Kendisi çok eski olmasına rağmen moralinden,
coşkusundan, yaşama olan bağlılığından en küçük bir yetmezlik
bile çıkmamıştır. Herkes tarafından örnek alınan, saygı duyulan
bir arkadaştı. Doğallığıyla, katılımıyla tüm takımın moral
kaynağıydı.
Bu gün uzun bir süreden sonra elimize ulaşan Önderliğin iki
görüşme notunu birden okuyoruz. Komisyon Resul arkadaş. Görüşme
notu okunurken büyük bir ilgiyle dinliyordu. Bugün Resul
arkadaşta anlam veremediğim büyük bir coşku var. İlk defa bu
kadar hareketli olduğunu görüyorum. Eğitimden sonra hemen bizim
timi ziyaret etti. Arkadaşlarla doğal bir sohbetten sonra,
göreve gideceğini söyledi. Grup görev için hazırlanmaya başladı.
Tüm grup hazırlıklarını tamamladı, yola çıkacak. Resul arkadaş
bir arkadaşı yanına alarak keşif için önden gitti. Tam noktadan
uzaklaşmadan, bir anda caddeyi keşif ederken, ilk gördüğü ardı
arkası kesilmeyen konvoylar sırayla peş peşe Herekol alanına
geldiğini görüyor ve o an anlıyor ki düşman alana operasyona
çıkmış. Hemen grubu toplayıp noktaya arkadaşlara haber ermek
için geri dönüyorlar. Noktaya ulaşır ulaşmaz tüm takımı topladı
ve operasyonun çıktığını söyledi. Ayrıca ani bir durum
karşısında tüm takımın düzenlemesini yaptı. Ardından dürbünü
alıp hemen nöbet yerine gitti. Sonra bir an dönüp beni çağırdı.
Dürbünle düşmanın bulunduğu tepeye baktım. Asker sayısı o kadar
çoktu ki, karınca gibi görünüyorlardı. Bulundukları tepede
taşlar bile görünmüyordu. Resul arkadaş dürbünü elimden aldı.
Takımın yanına dönerek, çok sakin bir üslupla, paniklemeden
“arkadaşlar hazır olun düşman bize yaklaşıyor” dedi.
Akşamüzeri takımı toplayıp eylem için bir grup çıkartılması
gerektiğini söyledi. Grup eyleme gidecek. Gurubun üzerinde Resul
arkadaş gidecek. Resul arkadaş eyleme gitmeden önce çok iddialı
ve moralliydi. “Kesinlikle düşmanı Herekol’a bırakmayacağız”
diyordu. Her zaman olduğu gibi Resul arkadaş grubun önündeydi.
Eylem grubu tepeye sızma yaptıktan sonra tepenin boş olduğunu
fark ediyorlar. Bu yüzden grubun morali bozuluyor. Düşman taktik
yapıp gündüz görüntü verip, gece tepeyi bırakıyor. Grup yorgun
bir şekilde noktaya döndü. Tam bir köşeye gidip dinlenecekken,
aniden bir ses Resul arkadaşa seslenip düşmanın yakınlaştığını
haber verdi. Hemen Resul arkadaş takımı toplayıp mevzilendirdi.
Benim bulunduğum
grupta
Zınar arkadaş vardı. Hemen mevzi yerimize gitmemiz gerekiyordu.
Resul arkadaş çok soğuk kanlıca oturup badem kırıyordu, bir
yandan da “. Biz ayrıldıktan sonra tüm arkadaşlar mevziye
girmişlerdi. Resul arkadaş çok atik ve cesaretlice tek tek tüm
mevzileri dolaşıyordu ve arkadaşlara moral veriyordu. Bir anda
çatışma başladı. Biz anladık ki, düşman arkadaşlara çok
yaklaşmış ve çatışmaya girmişler. İlk BKC yi Resul arkadaş
kullandı. Askerlerin öldüğünü görünce hemen mevziden çıkıp
koşarak cenazelerin üzerine gidiyor ve bir BKC kaldırıyor. Resul
arkadaşın bu cesaretini gören düşman çok tahrik oluyor ve
çılgına dönüyor. “Kesinlikle bu komutanı, öldürmemiz gerekiyor”
diye birbirileriyle yüksek sesle konuşuyorlardı. Düşman adeta
çılgın gibi üzerimize geliyor ve verdikleri kayıplar karşısında
moralleri çok bozulmuştu. Diğer yönüyle de Resul arkadaşın
kaldırdığı BKC karşısında arkadaşlar çok moral almıştı. BKC yi
son mermisine kadar düşman karşısında kullandı. Bütün mermileri
bitirince de bir arkadaşa bu BKC artık senindir. İyi koru dedi.
Çatışmada bir çok asker ölmüştü. İçlerinden biri komutandı.
Üzerinde cihaz vardı. O an Resul arkadaşta “bu cihazı almak
gerekiyor” diyerek düşmanın üzerine gitti. İki arkadaşta mevzide
onun savunmasını yapıyordu. Tam cenazelerin üzerine giderken
yarı yolda askerlerden biri omzunda taşıdığı küçük havan
silahıyla Resul arkadaşı vuruyor arkadaşın şahadetine sadece bir
arkadaş tanık olmuştu. Onun dışında hiçbir arkadaşın haberi
yoktu.
Çatışma halen devam ediyor. Bizim grup yakın bir mevzide hiçbir
şeyden habersiz bekliyorduk. Daha bizim mevziye düşman
yakınlaşmamıştı. Zınar arkadaş uykusunun geldiğini söyledi. Ben
de ölüm uykusudur diye cevap verdim. Zınar arkadaş yeni ve savaş
tecrübesi olmayan bir arkadaştı. Ondan dolayı da çok
heyecanlıydı. Düşman seslerinden iyice yaklaştığını anlamıştık.
Resul arkadaş düşman tam yaklaşmayana kadar çatışmaya girmeyin
demişti. Bizde onu düşünerek sessizce bekledik. Artık beklenen
an gelmişti. Ve çatışma başladı karşımızda sayısızca düşman ve
üç kişiydik büyük bir inanç ve yoldaşlıktan aldığımız güçle
korkusuzca savaşıyorduk. Çatışma devam ederken, birden yan
tarafıma döndüm. Zınar arkadaşın kafasından yara aldığını
gördüm. Hemen yanına gidip başını dizlerimin üzerine koydum.
Hala yaşam mücadelesi veriyordu. Gözleri açık kalbide çok hızlı
atıyordu. Artık kurtulmasının imkanı olmadığını biliyordum. 20
dakika sonra şahadete ulaştı. Sonra çatışmaya devam ettik.
Düşman karşısında büyük bir direniş sergilendi. Resul ve Zınar
arkadaşlar, onurlu kahramanlarımız şahadet kervanına katıldılar.
Buda yüreğimize derin bir acı bırakmıştı. Bir yandan savaşın
acımasız gerçeği bir yandan en sevdiğimiz yoldaşlarımızın şehit
düşmeleri ve elimizde hiçbir şeyin olmaması kadar, insana acı
veren bir duygu olamaz. Ve bu gerçeklik insanın beyninden,
yüreğinden silinmeyecek kadar derindir. Belki fiziki olarak
ayrıldılar bizden fakat yaşamda, mücadelemizde her zaman onların
hayallerine, kişiliklerine layık olacağımıza dair sözümüzü
yeniliyoruz.
Silah Arkadaşları