Geri
<<< |
>>> İleri


Adamanın sınırı yoktur. Her şey sende gizlidir. Anlam yüklü bir
ışık tanesi yükselir yerden göğe. Kaynağına dönmek ister.
Yol devam eder sınırı yoktur. Dağların ardında başka dağlar
vardır. Başka sular, ovalar. Her biri ayrı bir güzelliktir. Ayrı
demlerdeki manzaralar.
Direnişin sınırı yoktur. Fırtına da kızıl bir gül olarak yüzüyor
dalgaların arasında. Fırtına büyük gemilerin direklerini yıkıp
onları kayalara savursa ve parçalasa da körpe gül fidesine bir
şey yapamıyor. O denizin coşkusuna kapılmış savaş dansına
tutulmuş.
Göz yaşları tarihten gelen bir ana, tilili savuruyor. Sesi yanık
ve acı tutuyor. Bir o kadar umut yüklü. Her yok oluş varlığa
kurban oluyor. Adanıyor gelecek özgür yaşama. Sarılıyor ana
kızının körpe bedenine. Gülünü kokluyor tüm hasretini
giderircesine. Yüreği bu sevgiyi taşıyacak büyüklükte.
Kucaklıyor dünya sevgisini, güzelliğini. Körpe bedeni kocaman
yüreğine dokunuyor. Yıllardır göremediği kızının bedeni ananın
göz yaşları ile yıkanıyor. Toprak kokuyor, yağmurlardan sonra
ıslanan toprak gibi şimdi genç kızın bedeni. Bu toprağın
bereketini, yaratıcılığını, kutsallığını içine çekiyor ana.
İnsan eli değmemiş topraklar gibi tertemiz ve kutsal buluyor
fidanını.
O
görmeyeli kızı epey değişmiş, o ilk güzelliği daha bir anlam
kazanmış. “Cılız bedeni güçlenmiş, olgunlaşmış, hatları daha bir
keskinleşmiş” diyor anaya. Yaşamın mücadele ve direnişle
özgürleştiği ve anlamlı olduğunu söylüyor. Duyuyor ana bu sesi.
Kızının bedeni onunla konuşuyor. Elini saçlarına uzatıyor
sımsıcak ve yumuşak. Ananın acılardan katılaşmış yüreğini
okşuyor bu ılıklık. Kızım diye iç çekiyor. “ Ne kadar da bana
benzemiş” şimdi vurulan kendisiydi, sanki kendisi panzerin
ardında sürüklenmiş ve bedeni parça parça edilmişti. Yüreği
kanıyor ananın. Ellerine dokunuyor, yerli yersiz çizikler var.
Avuçları nasır tutmuş, emek, hele bir de özgürlük içinse
dünyanın en güzel elleri oluyor. Ellerinden tutup da onu
yürütmeye çalıştığı çocukluk günleri geliyor aklına. Ne kadar da
hevesliydi yürümeye. Kendi başına yürümeyi öğrendiğinde
kahkahalarla coşkusunu yayıyordu etrafına. Şimdi kocaman bir
kızdı karşısında, sadece onun değil orada toplanmış tüm
kalabalığın kızıydı o. Halkın kızı, tüm umutların yüklendiği
gerillaydı o.
Kleş’i yoldaşlık etmişti ona. Düşman karşısında yalnız
bırakmamıştı. O silahını bırakmamıştı. Silahı da onu düşmana
teslim etmemişti. Sonunda anasına dönmüştü. Şimdi onun
kollarında huzurla uyuyordu. Gözlerini o vahşi sevgisizliğe
açmak istemiyordu. Görmek istemiyordu kötürümleşmiş insanlığı.
Duymak istemiyordu sahte sözlerini. En anlamlı dostça sözcükleri
en güzel yoldaş seslerinden duymuştu kulakları. Gülen gözleri,
paylaşılan emeği, bağlılığı, fedakarlığı sonsuz sevgi ve saygıyı
görmüştü gözleri. Açar mıydı çirkinliğe, köleliğe bir daha. O
halkının acılarını yüreğinde götürmüştü. Onlara umudu ve inancı
bırakmıştı. Kayalarda gül bitiren o değil miydi ki, şimdi gören
duyan ve bilen halkı onu kucaklamış baş tacı yapmıştı kendine.
Çok mu güçlü yürümüştü. Ağır aksak olmuştu. Bu kölelik tarihinin
bir zorunluluk olmadığını ve kaderi olamayacağını görerek rest
çekmişti tarihine. Kader denilen
utanç
zincirini kırmak istemişti. Aynı bu zincirle boğulmak istenmedi
mi halkımız. Kader denilen o kör ihaneti, yoldaş kılamadı mı
direnişe. İşte o eylemiyle bu ihanet tarihine rest .çekmişti ve
onun bu günkü torunlarına sürüklenen, bedeninde parçalanan
ihanetin tohumlarıydı. Kan kaybeden, teşhir olan, ihanetçi
güruhtu. Ve o eylemine bu amaçla gitmişti. Gitmeden önce yazdığı
mektubunda ihanete karşı özgür yaşam kararlılığını ve iddiasını
dinlendirmişti. Bir kadın olarak özgür yaşam arayışçılığı,
savaşımı ve direnişi onun sürüklenen ve paramparça edilen
bedeninde dinlendi, söz oldu.
Bizler onun eylemiyle selamını aldık. Adı gibi selam oldu
özgürlüğe, direnişe. Ardılı olduğu kahraman şehitlere, özgür ada
İmralı’daki Önderliğine, halkına ve tüm gerilla yoldaşlarına,
sevgi, cesaret ve bağlılık yüklü bir selam oldu SILAV YOLDAŞ.
Anlamının izinde adımlarımız güçlenecek. Sılav yoldaş gibi
direnişçi yoldaşlarımızla onurlu ve umutluyuz. Güneşe giden
yolun yolcuları olacak, karanlık her geceyi ışığımızla devirecek
ve söken şafağın kızıllığında gülümseyeceğiz güne
***
Bir
Ortadoğu isyanıydı bizi yan yana getiren. Acılara son verme,
gözyaşlarını dindirme ve çocukları sevindirme hayaliydi bizi
özgür dağlarda birleştiren.
97 baharının açmaya başladığı Newroz günleriydi. Sılav arkadaş
Botan’dan tedavi amacıyla yanımıza, Çeme Rezan kampına gelmişti.
İçimizde en tecrübeli ve dağların zorluklarına karşı meydan
okumuş olan bir arkadaştı. Daha tedavi olmadan Güney’de yaşanan
Hewler katliamıyla birlikte Hacı Ümran alanına geçiş yapmıştı.
Yaşamda toy, pratikte yok denecek düzeyde tecrübelere sahiptik.
Geçtiğimiz alan zozanlık olması nedeniyle, hala üzerinden
gelinliği andıran karını atmamıştı. Alanın gerilla sahası olarak
kullanılmaya yeni açılması ciddi bir erzak ve
cephane
sorununu yaşatıyordu. Yaşadığımız zorluklar bizi hemen
mücadelesizliğe itiyor ve doğanın hırçınlığına çok çabuk teslim
olabilmemizi getiriyordu. Ama tedavi görmediği halde Sılav
arkadaş bizlere büyük bir cesaret ve moral verecek bir pratik
sergiliyordu. Yaşamın küçük ayrıntılarında bize örnek oluyor,
bir gerillanın yaratıcı gücünü nasıl kullanabileceğini
gösteriyordu. Karı kaldırıp manga yapma, yine kar altından odun
çıkarıp ekmek, yemek yapma, görmediğimiz şeylerdi. Özellikle de
bu toyluğumuzdan dolayı Sılav arkadaş müthiş bir mücadele
veriyordu. Doğaya karşı yenilgimizi, teslimiyetimizi kabul
etmiyor, tam bir gerilla direnişiyle bizi yaşama çekiyor ve
mücadeleyi öğretiyordu. Gündüz soğuklarını az da olsa yenmeyi
başarıyorduk, ama geceleri soğuğa dayanmak neredeyse
imkansızlaşıyordu. Sılav arkadaş bu konuda da fedakarlığını
ortaya koyuyor, çok sonraları fark ettiğimiz gibi üşümememiz
için kendisi sürekli köşede uyuyordu. Geceleri çıktığımız uzun
yol yürüyüşlerinde rahatsız olmasına rağmen BKC silah
yardımcılığını yapar ve hepimizin en önünde yürürdü. Geride
kalanları bekler ve güleç bir edayla hepimize moral verirdi.
Noktaya vardığımızda ise bir gerilla çayını yapmak bile
neredeyse unvan verilecek bir başarı olurdu. Ama Sılav arkadaş
bu işlere de koşardı. Kimi zaman moral düzeyimizi etkilememek
için bize hiç hissettirmeden, karanlık ve uzak köşelerde çektiği
fiziki acılar ve zorluklardan dolayı sessizce ağlardı.
Artık başlayan savaşa bizde katılmaya başlıyorduk. Sılav arkadaş
her defasında saldırı için kendisini öneriyor, ama dönemin
varolan geri ve klasik yaklaşımları O’nun önünü hep engel olarak
çıkıyordu. O dönemde bayan arkadaşlara fazla güvenilmiyor ve
savaşta güçlü sonuçlar elde edebileceklerine inanılmıyordu.
Sılav arkadaş da bir kadın gerillaydı ve bu nedenle de önerileri
kabul edilmiyordu. Bir
gün
Helgurt tarafında eylem yapmak için hazırlıklar başlamış ve
Sılav arkadaş noktada kalmıştı. Gece eyleme gitmiş, hedefimize
ulaşmış, geri çekilmeyi yapmıştık. Gündüz güneşin doğuşuyla
birlikte içinden geçtiğimiz köyde KDP’nin pususuna düşmüş ve
çembere alınmıştık. Noktada kalan arkadaşlar savunmamızı yapmak
amacıyla harekete geçmişti. Takviye grubunda bulunan Sılav
arkadaş kendi inisiyatifini kullanarak yanına iki erkek arkadaş
almış ve saldırıya geçmişti. KDP’nin tuttuğu tepeyi düşürmüş,
bizi tehlikeden kurtarmıştı. Bu başarısından kaynaklı savaşta en
aktif rolü Sılav arkadaş oynamış ve yaşamda kendisine güveni
emek ve çabasıyla oluşturmuştu.
Sılav arkadaş sivil yaşamında okula gitmemişti ve partide
okuma-yazma öğrenmişti. İdeolojik boyutta çok güçlü bir kişiliğe
sahip olmasa da anladığını pratikleştirme çabası geri kalmazdı.
Yaşamda mücadele etmekten kolay vazgeçmez, kendi geri-klasik
yönlerine karşı da bir savaşım yürütürdü. Bir kadın olarak
kendisinde özgüveni güçlü geliştirmiş ve oldukça cesaretli bir
yapıya sahipti.
Doğal bir katılımı sağlar, olduğu gibi görünmeyi esas alırdı.
Yaşama katılımda pes etmez ve her şeyin zamanla aşılacağına
inanırdı.
Son eylemiyle her zamanki fedakarlığını yine kanıtlamış oldu
bize. İlk tanıdığımda nasıl ki yaşam öncüsü olmayı, yoldaşlarına
yol göstermeyi devrimci bir görev olarak bilip uyguladıysa,
yaşanılan ihanet ve teslimiyet çizgisine karşı da aynı şekilde
bir yaşam öncüsü olmayı başardı. Beritan çizgisinde yürümenin,
direniş çizgisini her an ve her koşulda yaşamsallaştırabilmenin
anlamını bizlere göstermiş oldu. Onun eylemi esas itibariyle
yaşanan ihanetçi, işbirlikçi ve teslimiyete karşı direniş
çizgisinde yürümenin, Önderlikle yoldaş olmanın eylemidir. O
direniş çizgisine çağrı, kadın yoldaşlığının özünün ifadesidir.
Silah Arkadaşları