Geri
<<< |
>>> İleri
Bir
varmış, bir yokmuş diye başlar bütün masallar. Ama bizim
masallarımız binler varmış binler olacak diye başlayıp devam
edecek. Bu masallar ne büyük annesini ziyaret ederken ormanda
kaybolan ve kurtlara yem olmamaya çalışan kırmızı başlıklı kızın
öyküsüne, ne
üvey annesinin baskılarına karşı yaşamaya çalışan pamuk
prensese, ne de yedi renkli çiçeği arayan şeker kız Kendi’nin
öyküsüne benzeyecek. Çocukluk öykülerimize benzemiyor yaşam ve
gerçeğin öyküleri. Her şey daha keskin, daha gerçek, daha sade
ama bir o kadar da acı. Acı; gerçeğin, umudun ve inancın ikiz
kardeşi. Gerçeğin, adaletin ahlaki olanın öyküsünü yaşamayı
istiyorsan, ikiz kardeşi olan acıyı da sancıyı da unutmadan
yaşayacaksın. Herkes bu masalı yaşayamaz, anlayamaz da. Anlamak
için, hissetmek lazım ve koca bir yüreğe sahip olmak. çünkü
yüreği
büyük
olanlar kahramanıdır bu masalın. Çocuk temizliğinde ve
saflığında yaşama bakan ve çocuksu duygularını kaybetmeyenlerin,
çocukluk hikayelerine asla ihanet etmeyenlerin masalı. Bu masal
kaf dağının ötesinde değil, Gabar dağlarında yaşanır. Bu masalın
kahramanı, cesareti, fedakarlığı, masumluğu duru bir su gibi
temizliğiyle Heval Sipan’dır. Kendilerini en iyi anlatanlar,
kahramanların kendisidir. Bu yüzden yaşam masalının kahramanı
sensin heval. Gerçek kahramanlar büyük dağlar gibidir, rüzgar,
fırtınalar, yağmur, sıcak, soğuk bunların hepsi belki bu büyük
dağı etkiler, onun kütlesinde küçük parçaları aşındırabilir,
koparabilir. Ama bunlar, hiçbir büyük dağı parçalamaya güç
getiremez. Büyük dağ bunlara rağmen büyüklüğünden, ihtişamından
bir şey kaybetmez. Yüzyılların tanıklığı acımasızlığına rağmen
Sipan dağı kendisidir. Başı dik, erişilmez, anlamı ve değeri
büyük. Tıpkı senin gibi. Rüzgarın ve zelzelelerin gücü ya da
güçsüzlüğü Sipan dağı karşısında neyse düşmanın da senin
karşındaki gücü esasta güçsüzlüğü olur.
Çok hızlı yaşıyordu, koşarcasına. Parçalanmış bir gerçekliğin
bütüne koşma umudu muydu bu? Sanki biliyordu kısa bir zamanının
olduğunu ve bu yüzden dolu dolu yaşıyordu koşarcasına. Ne de
çabuk uyum sağlamıştı dağlara. Yıllardır bu dağlardaymışcasına,
dağlarını yüreğine sığdırmıştı. Dağların tüm zorluklarına rağmen
buralarda yaşayabilmek için dağları sevmek ve ona arkadaş olmak
gerekir. İşte o da sevdiği ve en yakın yoldaşı olarak dağları
gördüğündendir ki, bu kadar bütünleşmişti dağla. Dağ artık Sipan
olmuştu, Sipan da dağ. Bu yürekten buluşma gerillacılığa çok
kolay uyum sağlamasına neden olur. En dik tepeler bile dümdüz
ova gibidir onun karşısında. Soluksuz nefes nefese yaşar her
şeyi. Çoğu zaman atikliği ve hızlılığından kaynaklı pezkuvi ya
da sivuriye benzetir arkadaşları onu. Gabar’daki arkadaşlar
sohbetlerinin orta yerinde Sipan’ın koşarak yanlarına gelmesine
ya da bir kayanın üstünden atlayıp hiçbir şey yokmuşçasına
sohbete ortak olmasına alışmışlardır artık. Fazla konuşmayı
sevmezdi Heval Sipan. Az ama öz konuşurdu. Düşündüklerini
gözleriyle paylaşmayı tercih ederdi. En dolaysız olan bu değil
miydi? Yoldaş yoldaşının gözlerinden tanır, onu gözlerinden
anlardı. Dağla arkadaş olursan o da yol göstericidir. Sipan kısa
sürede herkesin labirente benzettiği Gabar arazisine hakim olur.
O artık bir öncüdür. Kısa süreli kuryelik de yapar. En güzel
badem ağacının nerede olduğu, en iyi meyve veren üzümün hangi
köyde yetiştiğini ve düşmanla en iyi savaşım yerinin, savunma
yapma yerinin neresi olduğunu erkenden öğrenmişti. Sipan yaşamda
bir tek avcılıkta başarılı değildir. Bu da aceleci ve sabırsız
olmasından kaynaklıdır. Çoğu kez neolitik dönemde olsa,
bulunduğu kabileden atılacağını söylerdi arkadaşlarına, avdan
eli boş dönünce. Ama Sipan, üretime ot toplamada gösterdiği
beceriyle katılıyordu. Yani pezkuvi getiremezse mutlaka mantar
getirirdi ya da rezkê rovi, guhreşk. Pezkuvi avına değil de
mantar kuvi avına gidiyorum derdi.
Yeni
savaşçılığından itibaren Gabar’da kalan heval Sipan, Gabar’a ve
onun yoldaşlığına değer ve anlam biçiyordu. Gabar’a ve onun
arkadaşlığına ilişkin ağzından dökülen her söz bir anlam
damlasıyla başlayıp koskoca bir okyanusa dönüşüyordu. Bu
konularla ilgili sohbetlerde kimse susturamıyordu O’nu.
Arkadaşların tüm ısrarına rağmen güney sahasına, eğitime gitmez.
O Gabar’a olan bağlılığını anlatmak için “Gabar’da insan değil
arkadaşlara, Gabar’ın taşlarına bile bağlanıyor” der.
Örgütümüzü, ideolojimizi belki ayrıntılarda çok fazla
tanımıyordu Heval Sipan, ancak en temel değerlere bağlılığıyla,
bir militanda olması gerekene esas yanları oluşturmuştu
kendinde. Onun için Önderliğe ve şehide, yoldaşlığa bağlılık her
şeyin üstündedir. Esas ideolojik olmak da bu değil midir? İki
kelime bilme ama bildiğiyle bütünleşme. Ona göre yaşamak, ona
göre konuşmak, ona göre düşünmek ona göre inanmak. Heval Sipan
bunu başardı. İnandı, düşündü, düşündüğünü yaptı, yaptı ve
bağlandı hem de kopmamacasına. Örgütü çok fazla tanımayan Heval
Sipan, örgütsel işleyişe de çok fazla anlam veremez. Nöbette
uyuyan Heval Sipan’ı arkadaşlar eleştirince; “ben arkadaşların
yoldaşlığına inanıyordum, onların bağlılığı bence temizdi, neden
ikiyüzlülük yapıyorlar” der. Ona göre yoldaşlık, bağlılık her
kuralın ötesindedir. Oldukça kırılan Heval Sipan uzunca bir süre
arkadaşlarla ilişkilenemez. Arkadaşların ona eleştiri ve
özeleştirinin anlam ve önemini anlatmasından sonra ise yine
koşarak arkadaşların yanına gelir. Gözleri yine ışıl ışıl
parlıyordur ve yeni şeyler öğrenmenin heyecanla öğrendiklerini
anında pratikleştirme istemiyle arkadaşlara “Eleştirilerinize
böyle yaklaştığım için özeleştirimi veriyorum” der, gülerek ve
her zamanki mahcup ama afacan bakışıyla.
O bir şampiyondur, gerilla savaş tarzının oyun biçimi olan
satrançta kimse Heval Sipan’ı yenemezdi. Birçok arkadaşa satranç
oynamayı öğretmiş ve sevdirtmişti. Karşıdaki bir hamle yapmadan,
o kaç hamle ardını düşünecek güçte hakimdi. Şimdilerde satranç
oynarken içimiz buruk. Çünkü satranç hocamız, şampiyonumuz yok
artık.
Değerlerin nasıl zorluklarla yaratıldığını bildiğinden hem
maddi, hem de manevi değerlere farklı yaklaşıyordu. Sipan şehit
düştüğünde çantasındaki yeni elbisesi kaldı geriye. Artık kimse
o elbiseye bakamayacak, kimse o elbiseyi giymeyecek. Çünkü o can
yoldaşımız Sipan’ın elbisesi. Erzurum’lu olan Heval Sipan
Erzurum’un
tüm karlarını eritecek, soğukluğunu yok edecek sımsıcak bir
yüreğe sahipti. 16 Ağustos... Gabar’da Ağustos’a girmek ne kadar
da farklı. Ağustos nelere tanıklık etmedin ki sen. Ve yine bir
kahramanlık. Fındıke, Gabar’ın küçük bir köyü, sindirilmiş
sessiz ama fırtınalar kopacak birazdan orada. Fırtınadan önceki
sessizlik bu. Sipan’ın yaşam canlılığıyla, delidoluluğuyla
coşacak, tanışacak. Düşman pusuda. Düşman sinsi, pusu hain.
Sipan ve beş arkadaşı göreve giderler. Görev yerine yakınlaşınca
Heval Sipan ve bir arkadaş öncü olarak yola çıkarlar. Heval
Sipan yine öncüdür. Önce bir ses duyarlar. Heval Sipan aldırış
etmez bu sese. Sesin üzerine üzerine gider. Görevini mutlaka
yerine getirmelidir ve hain pusu, sinsi düşman alır Sipan
yoldaşı elimizden. Bu yüzden öfkemiz daha da büyür düşmana,
böyle kalleş oluşuna. Gencecik, güneşe duran, yeni tomurcuklanan
bir fidanın dallarını kırışına. Sen delikanlılık çağındaydın
Heval Sipan. Güzel insanlar bize kalmaz mı? Toprak bizden daha
mı çok sever siz güzel insanları? Yoksa korumak için mi bağrına
basar? Biz neden koruyamayız sizleri? Yoksa kurşun adres mi
tanır ki hep seçer en iyileri. İlk geldiğinde temiz bir defter
sayfası gibiydin. En güzelinden her şeyi oraya geçirdin ve
yaşadın. Belki yaşama gelip gelmemeye biz karar veremeyiz ama
onu değiştirip yaratabiliriz. İşte sen bunu küçük yaşına rağmen
devrim gibi soylu bir göreve soyunarak başardın deli çocuk.
Çocukların uçurtmaları tellere takılı kalmayacak artık. Kimse
uçurtmaları vurmayacak artık ve çocuklar sizlerin öyküleriyle
büyüyecek. Gururlu ve onurlu olacaklar. Başları dik böyle bir
tarihe sahip olduklarından gurur duyacaklar. Ve dağlar bir şey
daha öğretir bizlere. Her ayrılığın bir kavuşma umudu
olmadığını. Yaşamımızda derin izler bırakan, hem yaralayan hem
de cesaretiyle yaralarımızı saran. Sana bakarken hep bir
yerlerde gizemlilik var diye düşünürdük. Nereden bulurdun bu
enerjiyi. Ateşinden korkardık belki de, dokunamazdık. Uzaktan
seyre dalmak daha mı güzel gelir di ne. Oysaki şimdi kaygısızca
yaklaşıyoruz ateşine. Dokunuyoruz ve ateşin gizemliliğini
anlıyoruz şimdi. Ateşin, yoldaşlık sevgisiydi, cesaretti,
çocuksu duygularındı heval. Yarım kalan tamamlanmayan
arayışlarını, özlemlerini yarım yüreğimizi tamamlayarak seni de
tamamlamış olacağız. Kendimizi büyütmek, seni büyütme ve bu
devrimi büyütmektir. Sana senin gibi yalın bir söz veriyoruz.
Sana başarı sözü veriyoruz. Ve bilge öğreticinin dediği gibi bir
gün karşılaşılırsa başlar dik olmak zorunda diyoruz.
Tarih 28 Ağustos, yine senin şehit düştüğün yerdeyiz. Günlerdir
burayı keşfediyoruz. Öfkemiz büyük, kan kusturmalıyız düşmana.
Ve intikamın alınıyor can yoldaş. Gözün arkada kalmasın, rahat
uyu, silah arkadaşların hesap soruyor. Seni unutmayacağız ve bu
büyüyen dünyadan hesap soracağız deli çocuk.
Silah Arkadaşları