Geri
<<< |
>>> İleri

Güneşin
çocukları ardından yazı yazmanın ne kadar acı ve ne kadar zor
olduğunu yaşamayan bilmez. Seni anlamak istiyor kalemim. Ama
kahretsin beceremiyor bir türlü. Nedense seninle başlayacak
cümlelere gelince, sanki hiç okuması yazması olmayan bir çocuk
gibi oluyorum. Seninle üç yıl beraber yaşayıp da seni
yazamamanın suçunu ben yine de kalemime yükleyeceğim. Yoksa bu
acıya nasıl katlanabilirim. Sen de olsan inan böyle zorlanırdın.
Şehit Şiyar üzerine böyle yazı yazdığında sen de böyle
zorlanmıştın. İşte böyle Hamza yoldaş; bizi hiç hesapta olmayan
bir durumla yüz yüze bıraktın. Mehmet Karasungur yoldaşı çok
sevdiğin, onun gibi büyük bir komutan olmak istediğin için
soyadını da Karasungur yapmıştın. Böyle erken hem de Karasungur
yoldaşın köyünün yanında bizi yalnız bırakıp gitmek vardı.
Kitabımızda çok özlemini çektiğim Kuzey Kürdistan’a daha yeni
ulaşmışken daha bir yılını doldurmadan elveda demek olur mu?
Haberini sıcak bir Temmuz gününde kanımı donduran bir şekilde
aldım. Şairin dediği gibi sanki üzerimden bir tren geçmiş gibi
oldum. Bandozlar seni soruyor, Sülbüse, Star’a, Bingöl dağlarına
Hamza nerede diye? Onlar da mahcup, hüzünlü. Üç maymunları
oynuyorlar. ‘görmedik, duymadık, bilmiyoruz’ diyorlar. Gerçeği
saklıyorlar bandozlardan.
Çünkü
korkuyorlar. Bandozların öfkesinde biliyorlar. Bandozların
Hamza’yı ne kadar sevdiğini ve Hamza’nın haberini alırsa bir
volkan gibi patlayacağını, Yedisu vadisini taş ile
dolduracağını, Peri’yi başka yerlere aktaracağını, orada artık
canlı namına bir şey bırakmayacağını çok iyi görüyorlar.
1999 yılında Ankara’da okuduğu üniversiteyi bırakıp gerilla
saflarına katılan Hamza Karasungur yoldaş, gerilla ortamına çok
çabuk uyum sağlar. Eğitimlerde Önderliğin talimatlarını tercüme
eden Hamza yoldaş kısa bir zamanda arkadaşlar tarafından sevilen
ve sayılan bir arkadaş olur. 2000 yılında Kuzey Kürdistan’a
gelen bir grupla yola çıkan Hamza yoldaş, yolda böbreklerinden
rahatsızlanınca kuzeye gitme hayalini ertelemek zorunda kalır.
Tedavi olduktan sonra tekrar eskisi gibi moralli, coşkulu bir
şekilde çalışmalara katılır. 2003 yılı grupları ile en büyük
hayalini gerçekleştirmek için yollara düşen Hamza yoldaş, 15
Ağustos gibi tarihi bir günde Kızılağaç bölgesine ulaşır.
Yapılan düzenleme ile Yedisu alanına giden Hamza yoldaş,
çalışmalara moralli ve coşkulu katılımı ve halka ölçülü
yaklaşımları ile kısa sürede hem arkadaşlar, hem Yedisu halkı
tarafından çok sevilen bir arkadaş olur.
Görev
için geldiği Kızılağaç bölgesinde düşmanın bir operasyonu olur.
Operasyonun ikinci gününde düşmanı gözetlemek için üç arkadaş
ile beraber düşmana yakın bir yere giden Hamza yoldaş, düşmanın
araziyi rast gele havan atışına tutması sonucu yakınına düşen
bir havanın parçasıyla yaralanır. Yaralanırken gövdesini iki
arkadaşa siper eden Hamza yoldaş, kendisini bırakıp gitmeleri,
kendilerini sağlama almaları yönünde istekte bulunur. Yarasının
çok ağır olduğunu bilen Hamza yoldaş soğukkanlılığını korur.
Arkadaşlar, şakalaşan ve gülen Hamza’nın diğer taraftan ölümün
soğuk yüzüne güldüğünü gördüler. Herhangi bir insan için ölüm
belki çok korkulan bir olaydır. Ama Hamza arkadaş, ölüme
gülecek, onunla dalga geçecek kadar cesaretliydi.
En son isteğinin yurtsever halkımızın katılacağı bir törenle
sloganlar eşliğinde toprağa verilmek olduğunu söyleyen Hamza
arkadaş Bijî Serok APO sloganını atarak şehitler kervanına
katılır.
Maviye vuruldum
Yaşamla sözleştim
Özgürlük ateşinde yandım
Küllerimden yeni yaşamı
Yaratsınlar istedim
Yarına dair
Ve
Şafağın saçlarından tutup
Güneşe yürüdük
Adım adım
Ozandın sen dağların ozanı. Bir türkü tutturmuştun adı özgürlük
olan. Bir türkü, Pro¬meteus’tan Spartaküs’e, Şeyh Bedrettin’den,
Che Guevara, Denizlerden, Mazlumlara, Hakilerden Karasungurlara
kadar hep söylendi ve söylenmeye devam edecek. Sen merak etme
Hamza yoldaş. türkümüz Bandozlardan esen rüzgar misali tüm
dünyaya yayılıyor. Anılarınız mücadele yolumuzu aydınlatan bir
meşaledir. Söz onurdur, onuru çiğnetmeyeceğiz.
Silah Arkadaşları