Geri
<<< |
>>> İleri


Şahadet Kürdistan halk mücadelesinde en büyük maddi ve manevi
değer düzeyine ulaşmadır. Zirveleşme, yani yıldızlaşmadır.
İdeolojik düzeyden tutalım, askeri düzeye bağlılıkta aman
tanımayan bir evredir. Bu evreye yeni yaşam, bir diğer adıyla da
özgür yaşam uğrunda can vermenin evresi demek daha doğru olur.
Özgürlük yolunda yürümenin, bunun için gerekli olan çabanın en
büyük ve en son adının evresi olan şahadet, tüm toplumlar
tarihinde olduğu gibi Kürdistan özgürlük mücadelesinde de
kutsallık düzeyinde atfedilen bir dönüm noktası, yaşam uğrunda
en fedaice kahramanlık düzeyine ulaşmadır. APOCU çizgiyi
kendilerinde yaşamsallaştırarak çizgiye mal edenler, yine
şehitlerimiz ve onların yüce çabalarıdır.
Kürdistan halkının mücadele içerisindeki ayağa kalkışı ve
serhıldanlarıyla düşmana dur diyen haykırışları da bu mücadele
ve özgürlük davası uğrunda verilen şehitler ve onların yarattığı
etkiler sonunda gelişmiştir. Bugün bile bu kutsal düşünce ve
onlarla yaşayarak gelişmekten daha değerli olgular çok azdır.
Şahadet bir öncülük
misyonudur.
Fedaice bir katılım, fedaice bir bağlılık ve şahadetler
kervanına fedaice katılan binlerce yoldaşımız vardır ve bunlar,
kendilerini ölüme yatırmamış, aksine halkı ve yoldaşları için
Başkan APO’nun çizgisinden başka bir yaşam istemeyen
duruşlarıyla bu kervana katılmışlardır. Haki yoldaş da bu
şehitlerin içinde bir parti insanı olarak yaşamayı görev bilmesi
ve her zaman önde olup bunu da sonuna kadar götürmedeki
kararlılığı ve coşkusuyla anılacaktır.
“Dılo zalıma dılo, dılo rebena dılo” derdi bizim kelambêj. Daha
delikanlılık çağındaydı fakat üslubu, şakaları yetmişlik bir
dedeyi anımsatırdı. O konuşurken Kürdistan’da yaşayan büyük bir
güç, yaşam, tecrübe ve deneyimleri çok olan, insanlar bilgi ve
tecrübelerinden yararlansın diye tüm hünerlerini bir ana
sığdırma kaygısı taşıyan bir insanın konuştuğu zannedilirdi. Bir
bayrak yarışı gibi elden ele geçmesini isterdi. Bu tecrübe ve
deneyimlerini bir önceki yoldaşlardan almıştı ve bunu
arkadaşlara devretmek için canla başla çalışırdı. Merminin adres
sormadığını daha gencecik yaşında anlamış ve kendisinde
içselleştirmişti. Bir pusuda ya da bir köşe başında bir merminin
açtığı delikten fışkıran kanlarla yaşamının sona ereceğini
biliyordu. Onun için birikimlerinin de kendisiyle birlikte sona
ermemesi
için
kendisinden daha genç olanlara miras bırakmak isterdi bildiği
her şeyi. Sanki artık ölümü ensesinde hissedebiliyordu. O kadar
öngörülüydü ki, bu vakti kestirebiliyordu. En son ayrılmamızdan
önce bana şunu söylemişti; “Eğer 2004’te rolümü oynayıp
gideceğim ideolojik eğitimden sonra 2005 baharında seninle
Dersim’de buluşacağım.” Yoldaşlığa bu düzeyde bağlıydı.
Dersim’in uzaklığı, onun için bir anlam taşımazdı. Önemli olan
yoldaşlık bağlarıydı ve esas aldığı ölçü ve ilke de buydu.
Samimiyet, dürüstlük ve bağlılık; bir yoldaş için en önemli köşe
taşları bunlar olmayacak da ne olacaktı? Haki arkadaş, fiziğinde
olduğu gibi, duygu, düşünce ve eyleminde de bir delikanlının
özelliklerini taşırdı. Çalışmayı seven, çalıştıkça da moral
alan, örgüte hep “Ben seninle varım” dercesine çalışmalara canı
gönülden katılan bir yaklaşımı her zaman esas alırdı.
Çalışmalarda en nefret ettiği şey, çalışma üzerinde bireysel
hesaptı. Kendisi hiçbir zaman bireysel hesap içinde olmazdı. O
çalışmayı sever, çalıştıkça bölük içerisinde örgüte katkı ve
destek sunduğunu düşünürdü. En büyük güç ve moralini de bu
çalışma tarzından alırdı. Haki arkadaşın zamanını boşa harcadığı
kimse tarafından görülmemiştir hiçbir zaman. Bir boşluk doğarsa,
hemen inisiyatifiyle bir iş çıkarır ve kendi zamanını bu biçimde
değerlendirirdi.
“Dılo zalıma dılo, dılo rebena dılo” derdi kelambejimiz. Haki
arkadaş bu sözü kolay kolay ağzından düşürmezdi. Yüreğin
zalimliği ve çözümsüzlük ikilemini sürekli bu söz ile dile
getirirdi. Karşıtların varlığını ve birlikteliğini kendinde
içselleştiren bir arkadaşımızdı. Fakat bunun teorisini hiçbir
zaman yapmayan Haki yoldaş, her zaman pratik yönüyle tanınmıştı.
Pratiğiyle gelişip yükselen, emeğin kutsallığına her zaman
inanan bir arkadaştı. Kendi gücü ve emeğiyle örgüt içerisinde
Zağros alanında hem yapıya, hem de yönetime kendisini kanıtlamış
bir arkadaştı. Haki arkadaşın emek ve çalışma üzerine, bizlere
kalan ve her zaman için tazeliğini koruyan ve koruyacak olan
sözleri mevcuttur. Onlardan birinin alıntısını yapacağım;
“PKK, işçilerin partisi ise biz işçiler de çalışmalara özgücümüz
ve bilincimizle canı gönülden katılacağız, çalışmalara hep en
önde koşacağız, hangi alanda bulunursak bulunalım yoldaşlarımıza
yardımcı olup destek ve katkılarımızı hiçbir zaman
esirgemeyeceğiz.” derdi. Haki arkadaşın çok anlamlı ve her zaman
geçerli olan sözleri vardı. Bu sözlerinden bir tanesini daha
örnek verecek olursak; “Bir yoldaşın temel görevi, örgüt
çizgisine sahip çıkıp bu çizginin yaşamsallaştırılması için
yoldaşlarına yardımcı olup destek sunmaktır. Bunun için gerekli
ortamı yaratmak için çalışmalıdır.”
Haki
arkadaş, daha 23 yaşına basmamıştı. Bir gençlik sembolüydü.
Partiye daha çocuk yaşta, 95 yılında, 13-14 yaşlarında
katılmıştı. Bu yüzden, o zamanki yaşıtları ahım şahım çocuklar
iken, o çocuk yaşta devrimciliğe adım atmıştı. O, birçok olgun
insanın yapmaya cesaret edemediği şeye, daha o genç yaşında
cesaret edip kararını vermişti. İsmini, kuruluş döneminin öncü
kadrolarından şehit Haki Karer yoldaştan almıştı. Sıcak kanlı,
sempatik bir arkadaşımızdı. Herkes tarafından sevilen, sayılan
bir arkadaşımızdı. Sürekli moralliydi ve kendisinin moralli
olmasıyla hiçbir zaman yetinmez, bu moralini etrafına da
yansıtmaya çalışırdı. Çevresindeki herkesten moralli ve coşkulu
olmasını isterdi. Haki arkadaş çocuk yaşta parti ile tanışmış ve
katılmıştı. Kendisinin ve genel arkadaşların Haki arkadaşa bakış
açısı, “O partinin çocuğudur.” Haki arkadaş da kendisini bu
şekilde değerlendirir ve bu bakış açısını sürekli ortama
yansıtır, “Ben partiye aidim, partiyle varım.” derdi. Genel
arkadaşlar da Haki arkadaşın bu özelliğinden moral alırlardı.
Öyle ki, bu artık arkadaşlar için bir moral
kaynağı da olmuş,
birçok defa şahit olduğum ve çoğu zaman kendimde de vurguladığım
şekilde Haki arkadaş bir ortama geldiği zaman bütün arkadaşlar
“Parti hat” der ve onun kişiliğine duyulan sevgi ve saygıyla
önünde kalkılır, Haki arkadaşa yer verilirdi. Yüreğimizde
sürekli partinin çocuğu ve partili olarak yer edinecekti Hakİ
yoldaş. Arkadaş kendini böyle tanımış, böyle tanıtmıştı ve
yüreklerde, zihinlerde de böyle yaşayacaktı. Ne Zağroslar, ne de
Zağros’taki yoldaşları Haki arkadaşı hiçbir zaman unutmayacak ve
belleklerde sürekli bu şekilde canlı kalacak. Partiyi yaşayarak
tanımış ve bağlılık düzeyi güçlü olan bir arkadaştı. Haki
arkadaşın bağlılığı duygusal olmakla beraber, okuma yazmasının
olmaması onun önünde bir engel olmamıştır. Haki arkadaş okuma
yazmasını da geliştirmiş ve bunu da Önderliğin çözümlemeleri ve
parti yayınlarıyla geliştirmiştir. Önderliğin çözümlemeleri ve
parti yayınları dışında bir kitap okumazdı Haki arkadaş. Birçok
kez kendisine neden farklı kitaplar da okumadığı sorulduğunda ve
bu eleştirildiğinde ise, o, “Sen neden kitap okuyorsun?” diyerek
sorulara soruyla karşılık verirdi. Ben ihtiyaç duyduğum için
dendiğinde ise “Bak gördüm mü ben de ihtiyaçlarımı parti
yayınlarından karşılıyorum” diyerek cevabını verirdi.
Haki arkadaşın genç yaşına bakıp aldanmamak gerekirdi. Gençliği
sadece fiziğinde idi. Konuşmaları, hareketleri ve esprileri
kendinden çok büyüklerinki ile özdeşti. Eğitimdeki
konuşmalarında partinin belirlemelerinin doğrultusu ne ise o
çerçevede değerlendirme yapardı. Eğitimlerde Haki arkadaşın en
çok dikkat çeken yönü, parti önder kadrolarının eğitimdeki
tavır, üslup ve dikkat çeken yanlarını kendisiyle
özdeşleştirmeye çalışmasıydı. Her zaman daha çok bir partilinin
özelliklerinin kendinde yaşamsallaştırmaya çalışırdı.
Haki arkadaş, askeri düzeyde de girişken ve inisiyatifli bir
komutandı. Zağros arazisini avucunun içi gibi bilirdi. Özellikle
de Cilo, Geliye Zap ve Çarçela arazisinin adeta bir kurduydu.
Arazi hakimiyeti olduğu için genel coğrafyada sürekli öncülük
rolünü üstlenirdi. Kış eğitim kamplarından bahar ile birlikte
ilk ayrılan öncü grupların başında nasıl hep Haki arkadaş
vardıysa, kış kampına girildiği zaman da uzamış sakalı, mavi
parkesi ve siyah kefiyesi ile karları eze eze kampa en son gelen
hep o olurdu. Ve kampa geldiğinde bir pratik sezonu kapatmanın
coşkusu ve sevincini esprileriyle tüm arkadaşlara yansıtırdı.
Bir dengbejdi Haki arkadaş, sesi güzeldi ve ortam bulduğunda tüm
arkadaşlara klasik Kürt müziklerinden beyitler söylerdi. Bir
sazı vardı ve sürekli bu ezgiler eşliğinde saz çalardı. Müziği
sevdiğinden saz ile arasında bir bağ kurar, öyle çalardı.
Halaylar çekildiğinde halayın başını başı dik çeker ve etrafında
halayı izlemekle yetinip onlara katılmayanlara “Siz asimile
olmuşsunuz, kültürel geleneklerinize sahip çıkmıyorsunuz”
diyerek taş atardı.
Zağros arazisine hakim oluşu, eylemlerin keşif gruplarında da
bizzat yer almasına sebep oluyordu Haki arkadaşın. Kendisi de bu
yönlü bir girişim içinde olduğundan, keşiften eyleme kadar
bizzat hepsinde bulunarak sonuna kadar içinde olmak için bir
coşku ve katılım ile kendini adardı.
Son gittiği polis noktası
keşfinin sonunda da eylem planlaması sırasında kendi önerisini,
keşfi yaptığı, araziyi iyi tanıdığı ve gitmek istediği yönünde
yapınca, bu önerisi kabul edilmişti. Eylem yerine vardıklarında
grupları termal kameralar tarafından fark edilince çatışma
çıkmış ve çıkan çatışmada göğsünden aldığı mermi yarasıyla
şahadet kervanına katılmıştı Haki yoldaş.
Her eylem gibi başlangıcından sonuna kadar her türlü hazırlık ve
çalışma atmosferinde olmanın ona verdiği coşku ve yoldaşlarına
aktardığı tecrübelerle yüreğimizde ve düşüncelerimizde her zaman
yaşıyor ve yaşayacak.
Silah Arkadaşları