Geri
<<< |
>>> İleri

Kürdistan
dağlarına adım attığım ilk günlerdi. Ne bir yol biliyordum, ne
herhangi bir yönün farkındaydım. Dağların derinliklerinde
kaybolduğumu düşündüğüm ve önümde yürüyen arkadaşı kaybetmemek
için tüm çabamı sarf ettiğim günlerdi. Zap diye bir yerden
bahsediyorlardı ve biz de ona yürüyorduk. Öylesine yabancıydım
ki bu coğrafyaya, Zap’ın ne olduğunu bile bilmiyordum. Ama
ısrarla ona doğru yürüyordum.
Henüz onunla karşılaşmamıştım. Ama yürüdüğümüz yollar boyunca
arkadaşlar ondan bahsediyorlardı ve Metina dağlarında
karşılaştığımız köylülerden bir tanesi onun aşık bir nehir
olduğunu söylediğinde, ben nehir bile görmemiştim.
Bir dağ evinde, yağmurdan sırılsıklam olmuş arkadaşlarımın
arasında oturmuş konuşmakta olan bu köylüye iyice yaklaştım.
Kürtçe konuşuyordu ve ben Kürtçe’yi de henüz öğrenememiştim. Ama
köylünün anlattıklarını da duymak, öğrenmek istiyordum. Hemen
yanımdaki arkadaş kısık sesle onun sözlerini bana aktarmaya
başladı. O gece dışarıda bardaktan boşanırcasına yağmur
yağarken, o köylüden Zap’ın bir nehir olduğunu öğrendim, hem de
aşık bir nehir…
Yaşlı köylü gözlerimize baka baka anlatıyordu hikayesini ve
arkadaşlarımın gülmelerine rağmen dinletiyordu kendisini.
Bardaktan boşanırcasına yağan yağmurdan kaçarken sığındığımız bu
köy evini elbiselerimizin buğusu doldururken, bizi de masalın
buğusu sarıyordu. Çok açtım, yorgundum, bir türlü gözlerime söz
geçiremiyordum ama köylünün dudakları arasından dökülen
kelimelerin ahengi beni yavaş yavaş içine alıyordu.
Kürtçenin bir masal dili olduğunu ilk o gece fark ettim, ve
artık bu masalı dinlemek istiyordum. Kürtçe ile masallar
anlatılır, masallar yaşanırdı. Bu masal gerçeğini çok sonra daha
iyi fark edecektim.
Evin ufak çocuğu sobaya odun atıyordu. İhtiyar köylünün
sözlerini dinledikçe, güney savaşının o yorgunluk ve uykusuzluk
dolu günlerinde, bir masalın içine yol aldığımı hissediyordum.
Anlatılanlar hem içime korku salıyor, hem de dinlemek için
büyük
çaba harcıyordum. Uyumamak için sırtımı duvara yasladım. Yaşlı
köylü bizlerin dağa yeni gelen gerillalar olduğumuzu biliyordu.
Ve bu aşık nehrin masalını anlatmaktan da vazgeçmiyordu.
Onun evine gelen tanrı misafirleriydik. Bizimle ekmeğini ve
tuzunu paylaşmıştı. Şimdi de masallarını paylaşıyordu.
Böyle şeyler öykülerde, destanlarda, masallarda olurdu.
Anlatılanlar hikayeydi, masaldı, inanılmazdı ama köylünün
sözleri bir türlü aklımdan da çıkmıyordu. Uykusuzluğa daha fazla
dayanamayıp gözlerimi kapıyordum ama sözleri duymamazlık
edemiyordum.
Bu nehir aşık olur çocuklar. Onu siz bilmezsiniz… Bir insana
sevdalanmaya görsün, onu bir kez olsun unutmaz.. Onu büyük bir
sabırla bekler. Onun gelip kıyısında diz çökmesini, suyunu alıp
yüzüne vurmasını bekler. O kişi bir kez Zap’ın sularına
dokunmaya görsün her şey değişir. Onun tadını almıştır artık,
onun büyüsüne kapılmıştır. Zap sularını yükseltir, onu usulca
akıntısının içine alır ve denizlere doğru yolculuğa çıkarlar…
Yıllar sonra yaşlı köylünün bu hikayesini Rezan’a anlattığımda
bir başka masalın içindeydik. Onunla bir kış masalının içinde,
bir kış filmi çekiyorduk. Bütün acemiliğimize, bütün zorlan¬malarımıza
rağmen ‘yüzlerimizin sırrı’ diye bir film çalışmasının içine
atlamış, canla başla çalışıyorduk. Bütün çalışmalarımız kar
içinde geçiyordu.
Kar
yağışı başladığı zaman eşyalarımızı alıyor, hemen dışarıya
fırlıyor, çekim yapacağımız yerlere koşuyorduk. O kış ne kadar
çok fırtına bekledik, ne kadar çok kar bekledik kimse bilemez.
Çok acemiydik, ama coşkumuza diyecek yoktu. Karlarla boğuşmak,
fırtınanın içinde film çekmek bizler için inanılmaz
güzellikteydi. Bir şey yaptığımızı hissettikçe mutlu oluyorduk.
Bu kış masalını çok sevmiştik. O günler, masalların kendi
ellerimizle yaratılacağını öğrendiğimiz günlerdi. O kış her
şeyin ellerimizde olduğunu keşfetmiştik.
Yine bütün gün kar içinde çalışıp akşam ısınmak için sobanın
başına oturduğumuz gecelerden birindeydik. Bu defa dışarıda kar
yağıyordu ve yine üzerimizden buğular yükseliyordu. O geceyi,
Metina dağlarına geldiğim o yağmuru, yaşlı köylünün evinde
oturduğumuz sobayı, yükselen buğuları anımsadım. Ardından
köylünün anlattığı nehrin hikayesini hatırladım.
Bu defa aşık nehri ben anlattım. Rezan ve diğer arkadaşlar
ilgiyle dinlediler. Sanki bu gecenin yaşlı köylüsü bendim. Hepsi
etrafımda bana bakıyordu. Bu defa masalı ben anlatıyordum.
Ertesi sabah çekimleri yapacağımız yere Rezan ile birlikte
gittik. Bir yandan senaryoya uygun yerler arıyorduk, bir yandan
da Rezan’ın rolünü tartışıyorduk. Bu konuda çok güçlüydü.
Filmimizin öyküsünü hemen kavramış ve o güçlü yorumunu
esirgememişti.
Bir yere ulaştık. Bu gün çekeceğimiz sahne için çok uygun bir
yerdi. Rezan omzuma dokundu, gülümsüyordu. Bir şey soracağını
söyledi, ben de cevaplayacağımı söyledim.
-Hele söyle, o senin aşık nehrin
bana da aşık olur mu…
-Önce seni görmesi gerekir.
-Hele bir bak bana, ne diyorsun, beni de beğenir, alıp
götürür mü…
-Sanmam, seni almaz…
-Ben iyi yüzüyorum. Kolay kolay kendimi herkese kaptırmam…
Bu
sözlerimizin orada kaldığını, o karların içinde yitip gittiğini
düşünüyordum. Öylesine bir konuşma olduğunu sanıyordum. Nede
olsa her şey bir masaldı.
Zap’a ulaştığımız bu baharda, hikaye çok gerilerde kalmıştı.
Rezan’ın bu alanda olduğunu duymuştum ama görüşememiştik. Bir
görev çıksa da oralara doğru gitsem diye düşündüğüm günlerden
bir gündü.
Bir gün bir arkadaşımızın Zap’a kapıldığını söylediler. Bunu
duyar duymaz yıllar önceki o yaşlı köylüyü, onun anlattığı o
masalı anımsadım. Zap yine gönlünü birine mi kaptırdı diye
düşündüm.
Ve Zap’a kapılıp giden bu gerillanın Rezan olduğunu öğrenince
aklım duracak gibi oldu. Masalı köylüden alıp ona aktardığım o
karlı geceyi bütün ayrıntıları ile hatırladım.
Ve ertesi gün Rezan ile yaptığımız o konuşmanın bütün
kelimelerini bir kenara yazdım. Bütün bu yaşananlar bir tesadüf
müydü bilemiyorum. Ama yıllar önce yaptığımız o konuşmada ben
yanılmıştım.
Nehrin karşı kıyısında yangın çıkmış. Bütün bir arazi, o güzelim
ağaçlar yanıp kül olmak üzereymiş. O, ağaçların yakarışlarını
duymuş. Hemen karşı kıyıya yüzerek geçmeye karar vermiş. Hızla
elbiselerini çıkarmış. Ve nehir belki de yüzyıllardır bu anı
bekliyormuş. O an iyice sessizleşmiş. Rezan kıyıdan hızla suya
atlamış. Artık nehrin kucağındaymış. Zap bütün mutluluğu ile onu
sarmalamış. Rezan karşı kıyıya kulaç atmaya çalışmış. Ama o
artık başka bir diyara yolculuk yapıyormuş. Zap, o gün bütün
sevinciyle bir sevgi olup akmış.
Rezan iyi bir yüzücüydü ama o gün masalın gerçeğine, nehrin
aşkına kulaç açmıştı…
Silah Arkadaşları