Geri
<<< |
>>> İleri

2001-2004
yılları arasında Zerdeşt arkadaşla aynı bölgede birlikte
kalmanın onurunu yaşadık. Birlikte kaldığımız süreçte güzel
günler geçirdik. Zerdeşt arkadaş, yoldaşlık ilişkilerinde
yoldaşını geliştirmeyi ve kazanmayı amaçlardı her zaman. Bu
temelde herkese dürüst ve samimi yaklaşır ve kendini
sevdirmesini bilirdi. Zerdeşt arkadaş sadece iradesini partiye
katmamış her şeyi ile kendisini partiye ve halka adamıştı. Bu
özlü kişiliği bütün görev ve faaliyetlerine yansırdı.
Dolayısıyla kendini görevine sonuna kadar veren bir arkadaştı.
Ancak bu katılım tarzını kendisiyle sınırlı tutmaz aynı zamanda
bütün yoldaşlarının da onun gibi bir katılım sağlaması için var
olan birikim ve tecrübelerini onlarla paylaşırdı.
Hain bir komployla gözlerini yaşama kapattığı ve gönlümüzde
ölümsüzlüğe eriştiği ana kadar Kemal Pir arkadaşın coşku ve
morali, Agit yoldaşın mücadele azmi ve Mazlum Doğan arkadaşın
irade ve bilinç özellikleri ile yaşamasını bildi.
Yanında bulunan Haydar arkadaşla ihanetin ani, sezilemez soğuk
ve kanlı nefesiyle çarpıştıkları ana kadar gözlerimiz yollarında
kalmıştı. İhanetin alçakça bu kez de bu arkadaşları vurduğunu
duyduğumuzda, gittikleri ve geri dönmedikleri yolda donup kaldı
bakışlarımız. Yüreğimiz bir kez daha eşsiz bir hüznün mekanı
oldu. İhaneti cevapsız bırakmamak ve onların silahlarını
kaldırmak boynumuzun borcudur. Bütün şehitler gibi onlarda alnı
ak, başı dik şehitler kervanına katıldılar. Anıları sürekli
yolumuzu aydınlatacak bizdeki ebedi manevi kuvvetin kaynağı
olacaklardır.
***
Türküler, duygu, özlem ve birazda hasretlerimizdir. Türkü en
umulmadık bir zamanda deli dolu bir yıldızın kayarken içimizde
bıraktığı buruk bir coşkudur. Nasırlı sevdaların acısını
sürerken namluya türkünün ozanlarına bağlılığımızın bir
şeceresidir. Ozanlar çoğu kez halkın feryadıdır tarih denilen
kitabede. Her biri umudu, özlemi, öfkeyi harmanlayarak başını
diker cellatların yeryüzüne. Bu halk da sayısız ozanlarını
yitirmiştir, karanlıklar aydınlansın diye. Ve bu yüzdendir biz
öfkemizi geceye sıkar, öfkemizi güne vururuz. Halk ve ozan
birbirinden kopmayacak gerçeklerdir. İki ozan, iki sevda
türküsü, iki can yoldaşımız bakire bir gecenin çırılçıplak
gündoğumunda ortaya koydukları türküyü dillendirmektedirler.
Hüzünlerimizde yankılanır türküleriniz. Haziran ayının pırıl
pırıl bir sabahında ulaştı haberiniz. İki yiğit canı daha
vermiştik kavgaya. Ama önemli olan hakkıyla yaşamak yada yaşamda
bir lotus çiçeği olabilmek yani bir Zerdeşt bir Haydar
olabilmektir. Yaşamın ve ölümün anlamını en güzel ve sade
biçimiyle gösterdiniz bize.
Biz
ozanların çığlığının vurgunuyuz. Ozanımız Zerdeşt arkadaşımız
uzun boyu, yağız teni ile umudun ve moralin doruğuydu.
Mücadeleye özgürlük tutkusunun ateşiyle katılmıştı. Bu masmavi
yaşamın çetin dağlarında geçmişti yılları. Ve bu yağız
delikanlının en büyük özelliği kocaman yüreğiyle kelimenin
anlatamayacağı mertliğiydi. Çoğu zamanlarda güzel esprileriyle
canlar topluluğunu güldürürdü. Büyük fırtınaların, büyük
coşkuların yoldaşıydı Zerdeşt arkadaş. Yaşamdaki duruşu ve
çalışmalara katılımının kesinlikle bir anlatıma ihtiyacı yok.
Nasıl olsa yarım kalacak, o yaşamın bir rengiydi.
Sayısız anıları sığdırmıştık mücadelemizin yoldaşlığına. Zerdeşt
arkadaş komutan olarak da bütünleyici bir kişilikti.
Diğer ozanımız diğer özgürlüğe dönük yüzümüz Haydar arkadaştı.
Belki de onu tanıyanlara Haydar arkadaş deyince aklına ne
geliyor diye sorulsa verilecek cevapların hepsi “gülüşü”
olacaktır. Gülüşü o kadar içten ve o kadar duygu yüklüydü ki
karşısındakinin o gülüşe kayıtsız kalması pek mümkün değildi.
Botanlıydı, çocuk yaşta o da yüreği avucuna koyup mücadeleye
katılmıştı. Çocukluğu ve gençliği genel olarak savaşta geçmişti.
Bu savaş bir bakıma can ile demirin dövüşmesi olduğundan bu
arkadaşımızın da vücudunda sayısız demir parçaları vardı. Öyle
ki bu onun yürüyüşüne dahi yansıyordu. Botan alanında uzun
yıllar kalmıştı. Genelde ona savaşın çocuğu denilirdi. Öne çıkan
özellikleri mücadeleci, radikal ve örgüt yaşamından taviz
vermemesiydi. Evet dönemin komutanı evet yatağındaki deli fişek,
gülüşüne uğurlamak vakitsiz bir zamanın kelebek kanadında seni
uğurlamak lazım seni. Öyle ki gülüşünü moralini militanlığını
anlatmak gerekir. Sılası yarın olan on binlerin gerçeği dinle bu
türküyü.
Ey
Gever! Dinle bu türküyü. Ve bu yangın yeli sabahlarında balçık
kokusunu arındırarak gel güne günümüze. Biliyorum sırtın More’ye
dayalı, bir gözün Çarçella’ya, bir gözün Cilo’ya yada senin
deyişinle Reşko’ya bakar. Duyuyorum nefesinin sesini
Esendere’den. Peki bu yürekleri nasıl anlatacaksın. Bilirim daha
açtır bataklığın bizden oğullar ve kızlar istersin. Ama
unutmayasın biz de ne oğul ne de kızlar biter.
Bu geniş ovanın bir tarafı Şemdinli’ye doğru uzanır ve
“dirilerle” doludur yüzü. Biraz More’ye doğru yol alınca
yamaçlarda Kinyanişlilerin kavruk yüzlerine bir selam
dokundurmak gerekiyor ta ki Gele Biziye kadar. Mergezerê’den
bıraktıkça kendini ovaya doğru Oramar’dan Dostki’lere iç içe bir
yaşam uzar gider ta Çarçella’nın eteklerine doğru. Bu maviliğin
farklı bir yüzü ise içinde barındırdığı balçık bataklığıdır. Bu
ovada sırtını More’ye verdiğin de ozanların türkülerindeki
çocukların katlediliş öyküsünü dinlersin. Hiç ummadığın bir
gecenin içinden bir fırtınadır kopar, Kela Şinê’ den yüzüne
üfler kendini. Bir yiğitlik Vezirova’da saplanır göğsüne
kahpeliğin.
Haydar arkadaş şehre yabancıydı, belki de yabancı olan şehirdi.
Son zamanlarında cep telefonunu öğrenmesi, kalmış olduğu eve
garip garip bakması aslında onun gri dünya karşısında saf bir
masumiyetiydi. Bu koşullar karşısında yine kendinden bekleneni
yapması yani Gever’de dahi militan duruşu sergilemesi, silahını
temizlemesi ve TV’de panel izlemesi onun militan kişiliğinin bir
yansımasıydı.
Zerdeşt arkadaşınsa kara gözlerinde şu cümleler
yankılanmaktaydı; ölümden yaşamı yaratmak ve yaşamı anlamlı
kılmak yaşamak ister, duymak değil. Ya bu kalem ihaneti nasıl
anlatmalıdır. Gerçekten de ihanet bir bilmece midir? Kalem
oynatarak bunu dile getirmek ne kadar zor. Çünkü ihanet
karanlıktır. Kahramanlık ise karanlığı paramparça eden beyaz bir
örstür. Vezirova ihanetin adresiydi, Vezirova kahramanlığın son
dakikasıydı.
Ve çekilen pimler bir boşlukta değil kocaman yüreklerin iklimsiz
isyanında patladı. İhanet yada kekliğin kültürü bu defada
Vezirova’nın iki katlı batakhanesinde pençe atmaya çalışmıştı
düşlerimize Zerdeşt ve Haydar’ın canlarıyla tarih bir kez daha
yazılıyordu. Belki dışarıdan gölgelenmiş yüzleri ile karanlığın
köleleri teslim olmalarını istemişlerdi oysa özgürlüğün tutkusu
örs onurluca gerekeni yapmıştı.
Ve yeni bir günün eşiğinde komutan Harun’un anısında kutsuyoruz
düşlerimizi.
Gelî
Dizi’nin derinliğinde Tirêj ile Sabri’nin feryadıyız. Kelaşin de
Akif’in asiliğinin rengiyiz. Çoğu zamanlarda baharın
cemrelerinde Gele Dostki’de Mani’nin gülüşüyüz. Ozanlar bitmez.
Bu engin dağların taşlarında, kaval ezgisinde uzayan
vadilerinde, ovalarında türküler söylenmeye devam eder.
Serpil’de Welatların Ferhatların çağlayanı, Mergezerê’de
Beritan’ın zılgıtıyız.
Fırtınalarında göz yaşını sakla Cilo, heybetinde öfkeni.
Kesinlikle ikilem değildir bu, iki özge canın mertliğidir.
Sıkıştır Temmuzun incir kokan akşamlarına, Perihan’da Matê’nin
elma gölgeli bağlarına ve Matelukka’nın yüksek yerdeki kutsal
tasına. Bir türküdür gecenin içinden gelir. Zerdeşt olur gelir
Haydar olur gelir. Ey Cilo’nun yiğit delikanlıları, yiğit
kızları daha da sarılın kavgaya ve güne vurduğunuz öfkelerinize.
Kalem nokta koymaz öykülere ve biz böyle ulaşırız var olmanın
erdemine. Onların sevdasını yaratacağız sevdalarımızda.
Silah Arkadaşları
|
|
Geri
<<< |
>>> İleri |