Geri
<<< |
>>> İleri

1999-2000
kışı, Aralık ayının başları...
Zağrosların eteklerindeki vadinin dik yamaçlarında bulunan
eğitim kampımıza bir akşam üzeri Özel Kuvvet adayı bir grup
arkadaş geldi. Hepsi birbirinden güzel diyebileceğimiz bu
gençlerin gözlerinde körpe bir umut, heyecan, davranış ve
duruşlarında ilgi, moral ve çocuksu bir sevecenlik vardı.
Tereddütsüzce bir davaya adanmak isteyen bir insanın duygu ve
coşkularını çevreye yayıyorlardı. Grubun gelişiyle birlikte
bizim yaşamımızda da bir canlılık ve heyecan dalgası oluşmaya
başlamıştı.
Tüm arkadaşlar ilk başlarda temkinli davranmaya dikkat
ediyorlardı. İlişkilerde olgun, saygılı, tartışmalarda dinleyici
olmaya dikkat ederek öğrenmeye, anlamaya ve kavramaya
çalışıyorlardı. Her birisi de doğal ve kendilerine öz
farklılıklarıyla kısa sürede hepimiz tarafından ilgi toplamaya
başlamışlardı. Devrimci ahlakı oldukça iyi sergiliyorlardı.
İlişkilerdeki sevgi ve saygı, günlük olarak gözle görülebilen
bir düzeyde insanın ruhuna ve yaşamın içine akabilen bir gerçek
oluyordu. Davranışları, kişilik özellikleri, fedakar
yaklaşımları ve yaşam olgunluklarıyla eski arkadaşlar arasındaki
sohbetlere konu oluyorlardı. Yürekli ve yiğit insanların
davranışlarını, duygularını ortama taşıyorlardı. Yaşamı
ideolojik, moral ve pratik olarak besleyerek güçlendiriyordu.
Grup içinde Bışar adlı apayrı bir arkadaş vardı. Her
davranışında sergilediği farklı özelliklerle dikkatleri
çekiyordu. Bir yeteneğini sergileyerek gözleri dolduruyor,
duyguları kabartıyordu. Doğal duruşuyla bile yaşamda tüm
arkadaşlara güç ve moral veriyordu. Doğallığıyla yarattığı
güzellik, herkeste farklı duygular yaratıyordu. Bışar’ın gözleri
çakmak çakmak yanıyordu. Günler geçtikçe arkadaşlar ona daha çok
ilgi duyuyor ve herkes onunla tanışmak tartışmak istiyordu.
Eskiden onu tanıyan arkadaşlara onu sorduğumuzda onu bize şöyle
tanıtıyorlardı:
"Adım Bışar, Bingöllüyüm. Eskişehir’den katılıyorum. Asabi bir
yapım var." Bunlar, 1998 Temmuz başında Şehit Bışar'ın,
Yunanistan'ın Teophilos Georgiades Eğitim Akademisi’ndeki ilk
gününde, arkadaş yapısı karşısında söylediği ilk sözleriydi.
Doğalında tebessüm yaratan bu sözler, büyük bir heyecanla bir
çırpıda çıkıvermişti. Birkaç saniyede alnında biriken onca ter
damlasını asi kişiliğine yediremese de, yüreğini dolduran
devrimciliğin büyük heyecan ve ağırlığına hemen anlam vermeye
başlamıştı. Ve söylenen sözler, belki de farkında olmadan,
geçmişi ve geleceği ile Bışar'ı anlatmaya, dinleyenlerin beynine
kazımaya yetecekti.
Çünkü bu sözler; "Ben Bışar'ım. Adımı şehit bir yoldaştan emanet
aldım. Bu şehidi ben tanırım ve yıllardır onun intikam gününün
hayaliyle yaşarım" diye gürlüyordu.
Çünkü bu sözler; "Bingöllüyüm, yani isyanların merkezinden
geliyorum. Ruhum bu şehirde Kürtlükle, mücadeleyle, baş
eğmezlikle, cesaretle nakşedildi. Dağların çocuğuyum. Kendimi
hala binlerce yıl öncesinin özgür yaşamında hissediyorum. Ben bu
doğanın bir parçasıyım. bu yüzden ileride ismime, birçoğunuzun
adını bile bilmediği ama bizim yöremizde asiliğiyle tanınan 'jari'
otunun adını ekleyeceğim. Ben Bışar Jari'yim” diye haykırıyordu.
Çünkü bu sözler; "Eskişehir'den katılıyorum. Türkiye'yi tanıdım,
okullarında okudum. Neye dost neye düşman olacağımı ise burada
öğrendim. Bana sunulanlara da gülüp geçtim." diye sesleniyordu.
Çünkü bu sözler; "Asabi bir yapım var. Binlerce yıldır halkım
üzerindeki zulmün öfkesini taşıyorum. Düşen yoldaşların intikam
aşkını içimde besliyorum. Hain ve kalleşlerin üstüne kusacağım
günü iple çekiyorum. Dokunsalar patlayacağım." diyen bir
devrimcinin duygularını özetliyordu.
İşte Bışar buydu!..
Günün
herhangi bir saatinde ya da anında Bışar’ın gözlerine bakan biri
ondaki yaşamın pırıltısını, heyecanını görebilirdi. Gözlerinde
tutkunun feri, yüreğinde ise büyük bir aşk taşıyan sıra dışı bir
yaratıcılık, özgün yetenekli, güçlü ve kabiliyetli bir insana
mahsus mütevazi bir erdemlilik okunuyordu. Göz merkezleşmiş bu
yaşam ışığı, dolgun ruhundaki yaşam dinamizmi, pratik atikliği
ve becerikliliğiyle çevresindekileri heyecanlandırıp hemen
harekete geçirebiliyordu. Yüzüne baktığınızda ise insana olan
sevgisinin yarattığı sıcaklığın rengine aksettiğini
görebilirsiniz. Duygularını yoldaşlarına rahatça taşırabilir,
onların ruhunu uyandırabilir, yaşam ilhamlarını
canlandırabilirdi. Güçlü devrimci bir potansiyele sahipti. Onun
duygu ve düşüncelerini bilmeseniz de onu hiç tanımasanız da,
sadece yaşamdaki fiziksel duruşuna baksanız devrimci yaşama dair
olan sevgisinin tüm yaşamına yansıdığını görebilirsiniz.
Duruşunda, bakışlarında ve duygularında Kürdistan toprağı, Kürt
asiliği ve isyancılığını her seferinde hissedebilmek mümkündür.
Hem eğitime hem yaşamdaki farklı etkinliklere katılımında
seçicilik yapmadan kendini büyük işlere adama, başarı için
hazırlanan bir insanın ciddiyeti, kararlılığı, azmi, olgunluğu
ve titizliğini ortama yansıtıyordu. Kişiliğindeki sadeliğiyle
yaptığı işi bütünleştirir, düşünce ve ruhu bir arada işletirdi.
Gönülden gelen bir azimle yaşama katılıyordu. En çarpıcı
özelliklerinden biri de, başarı hırsıydı. Başarmak onun için bir
gurur ve onur meselesiydi.
"Başarmak ve kazanmak, yaşamın ruhudur. Nasıl maddeyi madde
yapan özündeki dinamikse, yaşamı yaşam yapan da onun
başarısıdır. Başarı, bir militanın dinamiğidir."
Başarıya inanmış ve buna kilitlenmişti. Özellikle askeri-sportif
faaliyetlerdeki başarma hırsını, bütün hırçınlığı ve inadıyla
ortaya koyuyordu. Başladığı tempoyla askeri eğitimi
sonuçlandırırdı. Komando eğitiminde engelli ve hız koşusu, silah
atışı ve futbol maçında kendisini izleyenlere; " İşte bunu
yapmak gerekiyor. İşte hareket, işte motivasyon, işte fedai
yetenek budur. Bu arkadaş komutanlaşır. Geleceği şimdiden
çizilmiştir." dedirtiyordu. Herkes büyük bir zevk, istek ve
sevgiyle Bışar'ı izliyor, her an daha iyisini yapacağını
düşünerek bekliyordu. İnadın, hırsın, boyun eğmezliğin, ve
askeri yeteneğin, başarının sistem olmuş halini ve duygulu özünü
görmek mümkündür.
Etkileyici, eğitici ve öğretici bir yapıya sahipti.
Düşüncelerini inanarak tartışırdı. Doğruluğuna inandığı şeyleri
ise büyük bir kararlılıkla eyleme yaşama geçirmeye yönelirdi.
Yaşamını bir bütün olarak takip ettiğinizde, onu hep bir
hazırlık sürecindeymiş gibi görürsünüz. Sanki büyük bir işe,
büyük bir güne, büyük bir ana hazırlanma yoğunluğunda. Geçmiş ve
geleceğiyle tüm istemlerini, arzularını ve yaşam ideallerini
özetleyecek, bunu ifade edecek bir militanın eyleme hazırlığının
yoğunluğunu yaşıyordu. Onun bu yoğunluğuna baktığınızda sadece
bugünde değil, hayallerindeki başka zamanlarda da yaşadığı
hissine kapılırdınız. Zamanını kesinlikle boşa harcamazdı.
Yaşama verdiği değeri, bağlılığı ve amaçlı yaşamını pratikte
ifadelendirmeye özen gösterirdi. Sürekli bir şeylerle meşgul
olurdu; okur, araştırır, öğrenir ve sonuç alıcı net tartışmalar
yürütürdü. Tartışmalarında devrimci fikirlerin ortama egemen
olmasına özel bir dikkat gösterirdi. Böyle olmazsa büyük
rahatsızlık duyar, ya tartışmaya girmez ya da o tartışmayı
sonuçlandırmadan bitirirdi.
Adanmış öncü nitelikli insanların davranışlarını sergilerdi.
Apocu çizgide fedaileşme iddiasını hırçınca bir hırsla
biliyordu. Bu kesinlikle yapmacık, biçimci, ham bir davranış
şeklinde değil; yüreğinde, ruhunun en derinliklerinde düşünceyle
yoğrulmuş ve yaşamla uyumunu kurmuştu. Duygularının ruhuyla
hareket ediyordu. Bu, ruhun olgun ve keskin bir hırs olarak
eyleme geçmesiydi. Beynindeki ve yüreğindeki idealleri, duruşuna
ve fiziğine doğal bir biçimde yansıyabiliyordu.
Yaşamını çekici devrimci bir estetikle işleyebiliyordu. Bunu
başarmak tabii ki kolay değildi. Ama bu, zihniyetinde ve
ruhunda, duygularının zerresine kadar felsefe, tarih, toplum ve
bilimle yaşamı çözümlemeye çalışan, zamanı ve kendini aşmaya
kilitlenen bir militanın yaşamıydı. Ve bu, Bışar’ın yaşamıydı!…
En yeni ve en ileri olana her zaman gözünü diker, olgunca yaşama
hükmetme gayretini gösterirdi. Onu en tatlı ve sevecen kılan
yanlarından biri de mütevazılığında genç ve toy bir mağrurluğun
oluşuydu. Asi, hırçın ve zapt edilemez bir ruhun içinde bu kadar
sevecen, gururlu bir mütevazılık, yaşamındaki en öğretici ve
etkileyici yanlarından birkaçıdır. Tez canlı duruşunda etrafına
her zaman bir özgürlük havası yansırdı. En doğal halinde bile
özgürlüğü çağrıştıran izlenimleri yakalardınız. Toyca da olsa
yaşama karşı olan duygularını aleni bir şekilde sergilerdi.
Arkadaşları onu havai bir özgürlük sevdalısı olmasıyla tanır ve
öyle de severlerdi. Sözlerini ve davranışlarını asla sakınmazdı,
dobra dobraydı. Bu dobralığında Kürdistan gençliğinin mertliği,
dostluğu, ahlakı ve boyun eğmezliği vardı.
Düşmana karşı olan bilinci çok somuttu; ona olan öfkesi ve kini
büyüktü. İntikam duygusuyla dopdoluydu. Sohbetlerde,
tartışmalarda duygu ve düşüncelerini belirtirken ifadelerinden,
seçtiği sözcüklerden, kullandığı üslup ve hatta ses tonunda bile
Kürdistani bir yurtseverlik ruhuyla yanıp tutuştuğu anında fark
edilirdi. Kaygısız ve korkusuzdu. Ürkütücü bir cesarete sahipti.
Başarı ve öncülük onun için temel yaşam ilkelerinden biriydi. Bu
azim, kararlılık, iddia ve hırsla başladığı fedai eğitim
devresini tam dereceyle tamamlamıştı. Aldığı üstün moralle
kendisini pratiğe taşırmak için artık sabırsızlanıyordu.
2001 yılı baharında, hareketimizin yeniden Kuzey’e yönelme
sürecinde, kararlı bir biçimde anında önerisini yapar ve
Dersim-Erzurum grubunda yer alarak Kuzey sahasına geçer. Dersim,
Erzurum ve Bingöl alanlarında pratikte kalır. Onun için artık
vakit, fedaice kendini sınama zamanıydı. Sürecin her şeyden önce
zihinsel, ruhsal ve pratik zorlamalarına rağmen Bışar arkadaş,
Başkan APO’ nun fedaisi olma aşkıyla fedai eylem çizgisinde
kalma kararlılığını sarsılmadan muhafaza etmesini bilmiştir. Tek
taraflı ateşkes sürecinin sona ermesiyle beraber her zamanki
gibi ön saflarda savaşa yürümüş ve en son Bingöl merkezde askeri
gazinoya düzenlenen fedai eylem esnasında ülkesi ve halkının
şehitler ordusuna katılmıştır.
Bışar bir sohbette; "Kürdistan’da devrimci olmak, Başkan APO’
nun fedaisi olabilmek için fırtına gibi yaşamak gerekir."
demişti. Evet Bışar, sözünün eri oldu, dediği gibi yaptı. Tez
canlı özgürlük havasıyla fırtına gibi yaşadı. Kendi yaşamının
fırtınası oldu. Şimdiyse halkının ve ülkesinin şafaklarında
hızından ve keskinliğinden hiç bir şey yitirmeden sonsuza dek
esecek bir fırtına olma mertebesine onurlu ve şereflice
yükseldi.
Evet fırtına delikanlı, bundan böyle dağlarımızın doruklarında
kızıllaşan şafağa bir de senin için bakacağız.
Yağız rengin, kızıl saçınla, çocukça gülümseyen siluetini
göreceğiz.
Okuduğumuz şiirlerin, söylediğimiz yiğitlik türkülerinin
efkarında yankılanacaksın. Türkülerimizin ilhamı olacaksın.
Ayrılığın ağlatacak kadar acı, ama hırçın savaşçılığın da göz
yaşlarını kurutacak kadar da kavgayı emrediyor.
Yeminimiz odur ki, bu emrin fedaice askerleri olacağız. Kavgan
kavgamız, yolun yolumuzdur.
Güneşte buluşmak üzere…!
Silah Arkadaşları