Geri
<<< |
>>> İleri

Değerli
yoldaş;
Sana bu satırları Nerax köyünün arazisinde bir çalının içinde
yazıyorum. Nasıl mıyım? Hem iyiyim hem de kötü iyiyim. Çünkü dün
akşam saat 18:10’da bir düşman konvoyuna iki arkadaş ile
birlikte bir pusu attık. Dört araçlık konvoyun son aracını imha
ettik.
Ancak geri çekilme çok zor oldu. Önce diğer iki arkadaş
belirlendiği yerden değil, çok tehlikeli bir alandan geri
çekildiler. Ben eylem öncesi belirttiğimiz yerden çekildim. Ama
onlar gelmeyince onların peşi sıra gittim. Bu bayağı bir zaman
aldı. Ancak onlara yetişemedim. Alan çıplak ve beni görüyorlar.
Ardım sıra kurşun yağmuru başladı.
Koşmaktan
ciğerim ağzıma geldi, ateşim yükseldi. Boğazım kurudu ve sonunda
tansiyonum düştü. İlk kuytuluğa sığındım. O kadar yorgunum ki
boş şarjörü bile değiştiremiyorum. Saat 18:30 civarı o
kuytuluktan başımı bir an dışa çıkardım. Askerler havanın henüz
tam kararmadığından faydalanarak bulunduğum alana doğru
geldiler.
Bütün gücümü toplayıp yeniden koşmaya başladım. Askerler
‘kaçıyor, kaçıyor’ diye bağırıyorlardı. Ve yine yaylım ateşi
başladı. Bulunduğum yer ne tepe, ne vadi. Çıplak ve sarp bir
yamaçtan kaçıyorum. Düşe kalka, düşe kalka yamacı da aşıyorum.
Önümde bir vadi yamacı daha var. Saat 19:00 civarı bir ara
verdim. Hava bir türlü kararmıyor. Tam kurtuldum derken yeniden
askerler çıkıverdiler. Bir tanesi ‘yaralı’ diye bağırıyordu.
Hızlı koşamıyordum. Demek ki yaralı olduğumu bildiklerinden
böyle amansızca takip ediyorlardı. İşte yine başladı. Koşmaya
başladım. Neyse ki hava artık kararıyordu. Ben onların
aşağısında olduğumdan tam seçemiyorlardı. Yamacı aşmaya yirmi
mil kala artık koşacak gücüm kalmadı ve durup onların ölmesini
bekleyen kurbanlık gibi izlemeye başladım. Biri durup ses
çıkarmadan yerimi diğerlerine işaret ediyordu. Bir süre sonra
çömeldiler ve silahlarını bana taraf doğrulttular.
Bu arada helikopter ölü ve yaralılarını almaya gelmişti. O da
havalanıp üstümden bir tur attı. Neyse ki savaş helikopteri olan
kobra değildi. Saat 19:30 civarı yeni bir yamaca kazasız
tırmandım. Bir grup asker de yukarıdan bu yamaca doğru
iniyorlardı. Ama hava iyice kararmıştı. Ve manevra sırası
benimdi. Beni hele bir başıma asla bulamazlar.
Aşağıya
inen grubun bir vadi soluna geçtim ve tersi istikamette
tırmanmaya geçtim. Hem onları kandıracak hem de çantalarımızı
sakladığımız randevu yerine gidecektim. Onlar benim dağa
gidebileceğimi sanıyorlardı. Ama ben yeniden ovaya doğru
gidiyorum. Saat 21:30 civarı, randevu yerine vardım. Diğer iki
yoldaş gelmemişti. Saat 2:00’ye kadar orada onları bekledim. Ama
gelmediler, onlar vurulmuş olamazlar. Çünkü benden önce geri
çekildiler. Hem de sadece bana kurşun sıkıldı. Başka çatışma
olmadı. Onlar için pek endişelenmiyorum. Çünkü ikisi de tim
komutanılar. Başlarının çaresine bakabilirler. Fakat çantaları
daha sağlam bir yere sakladığımdan ve erzak da çantalarda
olduğundan dolayı onlar aç kalacak. İkinci randevu yeri ise Cudi,
Navseri’ydi.
Bu akşam bir kez daha ilk randevu yerini kontrol edeceğim.
Yoklarsa sanırım tek çarem Navser’e gitmek olacak. Tabi eğer
orada operasyon varsa bu başka.
Yok, uykusuzum ve yorgunum. Arkadaşları düşünmeden edemiyorum.
Tansiyonum düzeldi gibi. Eylem öncesi ve eylem anı da aslında
yazılabilirdi. Ancak gerek görmedim. Eylem sonucunu öğrendiğimde
belki yazarım. Şimdilik bunu yazıyorum. Sonra devam ederim......
Devrimci Selam ve Saygılar
28 Mayıs 2004
RONİ DIJWAR – CUDİ
Şehit
Roni özgürlük saflarına büyük hayallerle, büyük bir moralle,
coşkuyla ve büyük bir sevgi, özlemle gerillaya katılır. PKK’nin
bir gençlik hareketi olduğu, gençlik ruhuyla donandığı,
çocukluğunun güzel hayallerine ihanet etmediği bilinir. Onda bu
gençlik ruhu, coşku ve dinamizmi vardı. Umudu, sevdası büyüktü.
Devrimcilik heyecanının doruğundaydı. Müthiş hayalciydi.
Neredeyse ona hayalperest diyecek kadar mücadeleye yeni katılan
birinin duyduğu heyecanı o son nefesine kadar yaşadı. Devrimci
romantizmin büyük coşkusuyla her şeye katılırdı. Devrimci,
demokratik, sosyalist bir dünya devrimine aşk derecesinde, tutku
derecesinde inanıyordu. Devrim, sosyalizm, devrimciler onda hep
bir sihirli sözcük oldular. Bunları söylediğinde bile güç
alırdı. Marx’ın, Lenin’în, Che Guevera’nın, Önderliğin
fotoğrafları albümünün kapak sayfasındaydılar. Türk sol
geleneğinden etkilenmişti. Denizler, Mahirler, İbrahim
Kaypakkayalara bağlı, Nurhaklara, Kızıldereye, Dersim dağlarına
büyük bir inanç, bağlılık, coşku ve heyecanla ülkemizi
düşmanlardan kurtaracağız, halkımızı, emekçileri ve insanlığı
özgürleştireceğiz demişlerse, Roni Dıjwar gibi yoldaşlar da
Kürdistan’a, PKK’ye, gerillaya aynı duygu ve düşüncelerle
katılmıştı. Bu 68-70lerin direngen ruhunu 97’lerde yaşıyordu.
Grup Yorum’un bütün serisini, Grup Kızılırmak’ın vb...kasetleri
hep yanında taşıyordu. Grup Yorum’un seslendirdiği devrimci
marşları, devrimci önderler için söylenen parçaları,
devrimcilerin özlemleri, direnişleri, umutları, hayallerini
içeren parçaları hep dinler, bunları seslendirirdi. Onun ruhsal,
düşünsel boyutunu en iyi Grup Yorum dile getiriyordu.
Önderlik, PKK, şehitler, gerilla yaşamı, onun için bir kutsal
abide idi, güç kaynağıydı. Bu kutsal değerlere layık olmak için
bir çaba ve çalışma içerisinde oldu. Gerçek bağlılıklar en zor
şartlarda böyle olur derler. 98’de de, 99 uluslar arası komploda
da iç ve dış saldırıların, tasfiyeci yönelimlerin en yoğun
olduğu bu süreçlerde bu kutsal değerlerden hiç taviz vermedi.
Bağlılığını her zaman yüksek tuttu. Cudi’de O dürüstlüğün,
temizliğin, saflığın abidesiydi. Partiye karşı gizli hiçbir
yanımız kalmamalı, her şeyimizi ona açmalıyız derdi. O’nun
bulunduğu her yerde, her sohbette örgüt resmiyeti, örgüt
ölçüleri hakim olurdu. Ben Önderliğe, halka, partiye aidim. Bu
can onlarındır, artık kendim ben demekten çıkmışım demişti.
Parti
yaşamını güzelleştirmek, gerilla sevgisini büyütmek onda bir
tutkuydu. Arkadaşlara, doğaya, özgürlük silahlarına büyük bir
sevgi ile yaklaşırdı. Yaşamda yüksek moralli ve coşkuluydu.
Yanında bulunanların, yoldaşlarının dikkatini her zaman doğanın,
canlıların güzelliklerine yöneltirdi. Lawike Xerip gibi O da bir
güzellik arayışçısı ve emekçisiydi. Durmadan, bıkmadan bu yolun
sonuna kadar yürüdü. İnsanlık, dünya, doğa, evren için güzel ve
berrak umutları, hayalleri ve düşünceleri vardı.
O’nun bir yanı özgür sanatçı Ahmet Kaya’nın “namluda namusun
fişengi isyanda yürek, kara düşte bembeyaz gerçektiler” idi.
Vuruş kabiliyeti yüksek, tarzı, temposu hepimizden yüksekti. Her
görevde, her çalışmada en önde oldu. İdeolojik, siyasal ve
askeri anlamda ciddi bir eğitim görmemişti. Ama kendisini her
yönden eğitebilmişti. Kendisini bir profesyonel gerilla
düzeyinde eğitmişti. Eyleminde mutlaka sonuç alıcıydı. Vuruş
tarzı keskin ve yenilmezdi. Silopi’de Mıla Gürya’da, Gıre Hırmo
operasyonunda Nerex’teki son eyleminde de böyleydi.
14 Temmuz’un görkemli yoldaş bağlılığı, Parti Önderliği için
kendini feda etmenin Cudi’deki halkasıydı. Roni yoldaş en son
gittiği eylemde düşmanın askeri cemsesini diğer arkadaşlarla
birlikte imha eder. Eylem öncesi iki randevu yerini ve geri
çekilme noktasını aralarında kararlaştırırlar. Eyleme bir tim
olarak gitmişlerdi ve ona verilen özel görev Nerex alanını
kapsıyordu. O, bu görevi yerine getirme kararlılığıyla gitmişti.
Diğer iki arkadaş yolda pusu atıp vuralım der. O “ Nerex köyüne
yakındır, düşman halka zarar verebilir der” diğer iki arkadaş
ısrar edince O da kabul etmek zorunda kalır. Eylemden sonra
yanındaki iki arkadaş Roni arkadaşın belirttiği geri çekilme
yerinden manevra yapmazlar. O tespit ettiği geri çekilme
yerinden herkesten önce geri çekilir. Belli bir yere kadar
gittikten sonra rahat etmez, yoldaşlarını düşünür. Yol
güzergahını değiştirip arkadaşların peşinden gider. Bu sırada
kendi deyimiyle yağmur gibi kurşunlar üstüne gelir. Büyük bir
yaylım ateşi altında kalır. Eylemden sonra en son geri çekilen
O’dur. Büyük bir yorgunluk, halsizlik olmasına rağmen yoluna
devam eder. Yaralanır ama aldırış etmez. Akşam saatlerinde
arkadaşlarla belirlediği randevu yerine gelir. Fakat o
geldiğinde arkadaşları randevu yerinde bulamamıştır.
Arkadaşların orada bulunan çantalarını saklayıp, biraz da erzak
alır. Ertesi akşam da randevu yerini kontrol edeceğim der. Eylem
yapılan alan içinde gündüz de kalarak kendini riske atar ve o
gün yazdığı yazıda şöyle der; “arkadaşlar ilk randevu yerine
gelmediler. Kendim için endişelenmiyorum, arkadaşlar için
endişeleniyorum. Onların çantalarından biraz yiyecek çıkardım.
Çantalarını da düşmanın eline geçmesin diye sakladım.”
Arkadaşlar randevu yerine gelirlerse çantalarını bulamayacakları
için aç kalabilirler düşüncesi de diğer taraftan ona endişe
verir. Bunun için oradan ayrılmaz. Çok yorgun, bitkin ve
rahatsız olmasına rağmen raxtını, silahını yere bırakmaz.
Mayıs’ın o uzun ve sıcak gündüzünde kavurucu sıcaklığın altında
çıplak bir arazide kalır. Ertesi gün köylülerin anlatımlarına
göre düşman bulunduğu yeri tespit edip çembere alır. Boş
şarjörünü bile değiştirecek takati olmamasına rağmen O büyük bir
direnişle son mermine kadar düşmanla çarpışır. Üç düşman
askerini öldürür ve ardından bombasının pimini çekerek
ölümsüzlerin kervanına katılır.
Arkadaşlar ilk randevu yerine ikinci randevu yerine
gitmişlerdir. O kendisini arkadaşları için feda etti. Bu iki
arkadaşı da yazısında onları kırmayacak bir tarzda “tespit
ettiğimiz yerden geri çekilmeliyiz diyerek eleştirmişti”
kahramanca, yiğitçe, büyük bir cesaretle son nefesine kadar
direnerek Cudi’de savaşan yoldaşlarına özgürlük mücadelesinde
nefes katmıştır.
O’nun Cudi sevdası için ne söylense azdır. Hz. Nuh’un her
canlıdan bir çift alıp gemisiyle birlikte büyük yozlaşmış
lanetli yaşamdan, yani büyük tufandan sonra yeni yaşamı
tekrardan başlattığı yerdir Cudi dağı. Bu kez binlerce yıl sonra
aynı geleneğin geliştiricisi, insanlığın yol göstericisi Başkan
APO olmuştur. Buraları insanlığın, doğanın yeniden yaşam bulduğu
bir alan haline getirmiştir. Cudi, Şehit Hamzaların, Cumaların,
Mahmutların ve daha yüzlercesinin kutsal yurdu oldu. Cudi çağdaş
Lawike Xeriplerin bir devamı oldu.
Kutsallık dediğimiz nedir? Kutsallık, kirden, pastan,
çirkinlikten, yozlaşmadan, günahlardan arınıp temizlenmek,
güzelleşmek değil midir? Kürdistan’ın özgürlük dağları bugün
Başkan APO’nun önderliğinde kutsallaşmanın, arınmanın
gerçekleştiği yerler olmuştur. Roni yoldaş mücadelemizin en zor
ve en çetin günlerinde Cudi’yi terk etmedi. Cudi’nin içindeki
tarihi kutsallık atmosferiyle bir olmuştu. O Cudi’ye aşıktı.
Onun gözünde Cudi bambaşkaydı. Ve bunun bilinmesinin çabası
içerisindeydi. Cudi onun için özgürlüğün, yücelmenin, yeni
yaşamın meskeniydi. O bu kutsallığın bilincinde olarak Cudi’de
yaşadı. Elinden geldiğince Cudi’deki direnişleri,
kahramanlıkları hep anlatırdı. Anlattığında kendisi de büyük bir
sevinç yaşardı. Onun Cudi’ye, özgürlük dağlarına sevdası ne
kadar anlatılırsa azdır.
Özgürlük eğer insanlık ve doğa için güzel düşünüp, güzel yaşayıp
güzel kılmaksa, özgürlük örgütünü büyütmekse, O özgür bir
yoldaştı. Özgürlüğe, yeni yaşama, aşk derecesinde bağlıydı.
Halkların özgürlük mücadelelerine sarsılmaz bir inancı ve
bağlılığı vardı. Son nefesine kadar bu kararlı tutumundan hiçbir
taviz vermedi.
Özgürlük güneşimiz Başkan APO, Atina savunmasında “bize düşen
yeni Gılgamış ve İskenderlere kul olmadan bu sefer uygarlığa,
halkların efendisiz katılımlarının umut kaynağı olabilmektir.
Evrensel özellikleri bağrında taşıyan halkların demokratik ve
ekolojik uygarlığının şafak vaktinde aydınlığın ilk ışıklarını
bu kez de ilk olarak çakabilmektir” der. Şehit Roni yoldaş
Başkan APO’nun gerçek bir yoldaşı olup, bu uygarlığın kutsal
Cudi’deki ilk ışınlarının aydınlattığı yolda cesaretlice
yürümeye devam eden birçok arkadaşı gibi bu kez ruhumuzda ve
beynimizde bizimle birlikte direniyor, savaşıyor.
Silah Arkadaşları