6
Mayıs 2004 tarihinde Garısa Şave köyünde komplo sonucu şehit
düşürülerek, üzerinde insanlık dışı muamelelerin uygulandığı
Reber Rojhılat- Ferhat Dırbesiye- Abbas Siirt- Berxwedan Urfa-
Kadir Soran ve Welat Derik arkadaşların anısına
Okyanus uzaklardır içimizdeki. Yanı başımızdaki,
damarlarımızdaki o dokunulmaz kıldığımız bölgelerdir. Ama
uzaklardadır. Gidenler, içimizdeki uzaklıkların yaratıcısıdır.
Onlar da gidiyor uzaklara, içinizde gökdelenler kuruyor ve
gidiyorlar.
alıp
götürüyorum uzaklıklardaki özlemleri, yanı başımdaki patikaya,
Munzur gecelerinin serinliğini getiriyor biri. Biri Koçgiri
isyanını anımsatıyor, isyanların yenilmeyen yanı oluyor.
Birileri Mardin’e giden turnaya gazeller karalıyor, şiirler
diziyor. İçimiz hasretlere harmanlanıyor. İsyan ve bizleri
ayakta tutan değerlerimiz bir özgürlük vadisinde coşku oluyor.
Bir güneş doğuyor sonra tüm hayallerin ve hasretlerin üzerine. O
hayallerimdeki solmayan ve yapraklarının tek mi çift mi olduğu
bilinmeyen Papatyam selama duruyor. Hasretin içten yalnızlığı o
kutsal ışıkla örtünüyor bir parça.
Sonra onlar, asla yüreğime gömemeyeceğim, hiçbir yüreğe sığmayan
halkımın seçilmiş evlatları. Daha az önceymiş gibi buradayken
bırakıp giden yoldaşlarımız, geri dönmeyenler. Kalplerimizde
kızıl çizgiler bırakıp uzaklara gidenler. İçimizde taht
kuranlar. Şehitlerimiz geliyor, o kutsal ışığın ardından .
Onların yürüdüğü patikalara eğiliyorum, anılarını toplamaya ama
tutamıyorum. Xırbıke Beste’nin yükselen sularında bir el oluyor.
Bir Reber eli. Boşluğa atılıyorum. Botan’ın, Bestan’nın tarih
yüklü topraklarına, her adımına patikalardan çıkıp arazilere
vurduğumuz her sırta, her ormanlığa bıraktığımız izleri
düşünüyorum. Düğümleniyor kurşundan bir parça boğazıma. İçimin
uzaklıkları, özlüyorum sizi.
Patikaların belirsizleşip kaybolduğu, yabani otların rast gele
uzandığı yamaçlarda suları buluşturan derelerin patikaları
kesiverdiği zamanlarda, üzerinden atlayacağımız taşlar arayarak
geçirdiğimiz o dakikalarda, bir yoldaş sesi, bir yoldaş eli, bir
Reber gülüşü bizi geçirir sudan ıslanmadan. Oysa şimdi
ıslanmaktan kurtulamıyoruz. Nehir yatağı, gözlerimiz ıslak.
Paslıdır metal, dürtüklüyor beynimi. Geçmiş yüzyılın istediği
sınavını veremeyen insan biçimli yaratıkların elinde kızgın
metaller, paslı hançerler. İleri tekniğin unutmaya yüz tuttuğu
el bombaları, gelişkin orduların muzaffer askerleri, insan eti
yiyen, kan kokusuyla kendinden geçen 20. yüz yıl canavarları.
Kaos aralığı kanla doldurulamaz.
Bir
düşman askeri öldüğünde bile yüreği incinen o okyanus gömülü
gerçek insanın yarattığı ruhların, bedenlerin üzerine nasıl elin
vardı. Demedin mi “girmez misin rüyama, alsam da canını, kanını
akıtsam sarhoş olsam da kokusuyla bir can giyinip, bir ruh
kuşanıp yararak karanlığı gelmez misin yanı başıma bir gece
yarısı” bir saniye duraksayıp yaşadığın kabustan, bir an çıkıp
bakmaz mısın o kanlı resmine, biliyorum, kıskandın. O her aynaya
baktığında ölümünü gördüğüm sönük ışığının karşısında yaşamın
yeşerdiği o gökyüzlü gülüşlü ışıldayan gözleri görünce
kıskandın. Ve kendinden utandın. Kapatmak için çirkinliğini,
tahammül edemediğin için kıskandın özgürleşen, güzelleşen
insanın bedenini bile. Onun yok edilmesindeydi ancak senin
varlığın. Ve efendilerinin köleliğine doğru bir büyük adım
attın. Şimdi hangi gelişmiş teknik seni aydınlığa
kavuşturabilir. Hangi bilim seni çıkarabilir karanlıklarından.
Silah Arkadaşları | |