Geri
<<< |
>>> İleri

Büyük
hedefler büyük insanların işidir. Devrimcilik kolay bir iş
olmadığı gibi hele Kürdistan’da binlerce yıl her şeyinden mahrum
bırakılmış, sömürülmüş, parçalanmış, sağır, dilsiz, adeta
köleleştirilmiş bir halkı özgürlüğüne kavuşturmak, hiç de
sanıldığı gibi kolay ve rahat değildir. Büyük inanç, güven,
yurtseverlik, farklılık, idea ve ne pahasına olursa olsun bağlı
kalınmaların işidir.
Başkan APO ile başlayan özgürlük ve aydınlık hareketi, temelini
tüm insanlık tarihinden alarak bilimsel ve felsefik bir ideoloji
ile insanları geliştirmiş ve militanlaştırmıştır. Böylece Başkan
APO çizgisinde gelişen PKK, 32 yıllık yükselen mücadelesine kim
bilir nice kahraman katılmış ve bu yolda özgür bir halkın yaşamı
için kendini feda etmiştir. Özellikle Suriye’deki parçamızda her
aileden şehit olmuştur. Orada Başkan APO’nun yirmi yıllık eşi
görülmemiş çabası, halkımızı bilinçli ve bağlı konuma
getirmişti, ta ki komplo sürecine kadar. binlerce yoldaş bu
parçadan saflara akın etmiştir.
Reber yoldaş yurtsever bir aileden gelmişti. Ortaokul okumuştu.
Daha küçük yaşta katılım kararını vermiş, ancak ailesinden
katılım olduğu için getirilmemişti. Yarı Küçük burjuva, yarı
köylü ama yurtsever ve emekçi bir aileye yapılanması içinde
büyüdü. Sürekli olarak kalbini gerillaya kaptırdığını
söylüyordu. Başkan APO’nun esaretinden sonra kimsenin kendisini
tutamadığını, özgür ve gönüllü isteğiyle, tasfiyeciliğe de büyük
öfke ve tepki toplayıp duygusal bir katılımı yaptığını
belirtiyordu.
1999
yılında Reber yoldaş, meskeni Kürdistan dağlarına büyük bir
coşku ve moralle gelmiş. İlk yolculuğu olan Afrin’den Kandil’e
kadar olan mesafeyi yürümeye başlamıştı. İşbirlikçi YNK’ye karşı
hamlelere katılmış, kendine güveni oluşmuş, belli bir tecrübe
kazanmıştı. Sürekli kuzeye gitme istemlerinde hatta
dayatmalarında bulunmuştu. Kandil’den Zağros, Gare ve Metina’ya
geçmiş, böylece dört yıl, yani 2003 yılının baharına kadar
Güneyde faaliyetlere katılmıştı.
2003 yılının Mayıs ayında sular kalkmış, daha metrelerce kar
varken Kaşura sınırından Gera Berana, Kato Marinos, Faraşin,
Serhesın ve Kato Jirka zozanlarında adeta büyük İskender’in
geçemediği dağları geçerek yağmurlu ve fırtınalı bir bahar
sabahı. Deriya Berana’da onları karşıladık. Bir manga güçle
gelen bölüğü karşılamaya geçerken Reber arkadaşı ağır bir yükle
(BKC) görmüştük. Gülüyordu. “ulaştık artık kimse bizi yenemez”
diyordu. O akşam öyle soğuktu ki beş tavşanımız vardı hepsi
ölmüştü. Çok üzülmüştük. Ama Rızgar arkadaşın esprileri ve Reber
arkadaşın gülüşleri, bizde güzel anılar bırakmıştı.
Reber yoldaşı öylece tanımaya başladım. Reber arkadaş hem aile
kültüründen iyi dersler çıkarmış hem de örgütten aldığı kültürle
bunu bağdaştırmıştı. Utangaç bir yoldaştı. Fazla konuşamıyordu.
Nerede iş, zorluk, orada Reber yoldaş vardı. Yorulmayı
bilmiyordu. Hatırlıyorum, her soruya cevabı “ben hazırım”
oluyordu. Çok ilkeli, hesapsız bir katılımcıydı. Genç bir
yoldaştı. Kuzeye geçişi onun için adet her şeydi. Militanlık
görevlerinin daha iyi yapılmasını söylüyordu o da. düşmanla yüz
yüze savaşıp yılların onda yarattığı birikim ve isteğini,
savaşamazlar diyenlere kusmak istiyordu.
Hiçbir çalışmadan kendini geri vermeyen Reber yoldaş; kaldığı ve
beraber yaşadığı tüm yoldaşların saygınlığını ve sevgisini
kazanmıştı. Sıralayamayacağım kadar APOCU militan özelliklere
sahipti. Özellikle bağlılık, cesaret, fedakarlık hususlarını
taşıyordu. Son gittiği eyleme de kendi ısrar ve dayatmalarıyla
gönderilmişti. Sürece karşı kendini geri çeken ve basit yaşam
peşine düşen her kimse, ihanetçidir diyordu. Yılların yarattığı
değerleri korumak için çok çabalıyordu. Botan eyaletinden özelde
Garısa ve Eruh’tan çok etkilenmişti. Canı gönülden geçmiş savaş
anılarını sessiz bir şekilde tecrübe ederek olgun bir anlayışla
eski yoldaşlarını dinliyordu. Kuzeydeki halkımızın
yurtseverliğini ve yaşadığı acıları kavramaya çalışıyordu. Çoğu
boşalan, kilometrelerce insansız kalan arazi ve köylerden çok
etkileniyordu.
Son ayrıldığım 18 Nisan 2004 tarihinde bana şunu söylemişti.
“Garısa’da çok şehit verdik. Şu an kimse orada yok. Onun için
arazinin ve oradaki anıların nöbetçiliği için bile oraya
gitmeli. 84 yılının 15 Ağustosu gibi 2004 yılında da Eruh,
başını kaldırmalıdır. Akşamüzeri dolaşıp özgürlüğün kalesi Piro
dağı sağ yanı boğazından gece karanlığında kaybolarak Garısa’ya
Agit yoldaşın noktasına ve Eruh çevresinde çalışmak için ayrılıp
gitmişti.
2004 baharıyla suların akıntısına ve yeşilliğin rengine, hem
sarışın yeşil gözlü renginle hem kutsal dava için döktüğün
kırmızı kanınla karıştın. 2 Mayıs 2004 tarihinde Eruh’ta akşam
saatlerinde korucularla karşılaşıp çatışarak şehitler kervanına
katılmıştır. Hiçbir zaman gönlümden çıkmadın Reber yoldaş. Ne
yazsam azdır. Anıları önünde saygıyla eğiliyorum, bağlılığımı
belirtiyorum.
Silah Arkadaşları