Main Menu
Anasayfa
Şehitlerimiz
Şehitler Albümü
Şehit Künyeleri
 

BAGOK - SİRAÇ KILIÇ

ÇEKDAR - DOĞAN AYDIN

TOLHILDAN - MEHMET KASIM CAN

HİVA - OSMAN OSMANİ

TOLHILDAN - KERİM YILDIRIM

ÇİYA - AYHAN DOĞAN

DIJWAR - SİYABEND AK

TUFAN - HAYRETTİN AYDIN 

ERDELAN - NADİR ŞEXMURADİ

FIRAT - SABRİ ÇAĞLI

GABAR - MEHMET KILIÇ

BAHOZ - KADİR SÜMER

FELAT - MUZAFFER MİRZAYİ

KANİ - İSKENDER ÜLGER

ŞİYAR - ADEM DEMİR

HASAN - HASAN HATAY

ŞERVAN - AMİR NUREWŞAN

REBER - HÜSEYİN DAVUT

REBER - ŞAHAN MUHAMMEDİ

WELAT - MEZİN HÜSEYİN

KADİR - SİRVAN KAMİL

ABBAS - MAHFUZ ULUCA

FERHAT - ABDURRAHİM BIRAHISO

BERXWEDAN - MEHMET OKATAN

FERMAN - FERHAT AKANSEL

BOTAN - ALİ AKMAN

AHMET - AYDIN PERVANE

ŞİYAR - ŞİYAR PERİNÇEK

RONİ - RONAHİ MAĞMUK

LASER - VEDAT DAĞDÖĞEN

ROJHAT - TUNCAY KEŞKEK

NURHAK - MAZLUM GÖK

HÜSEYİN - BÜLENT DOĞAN

AZAD - İMAM HÜSEYİN

XEMGİN - FATİH ŞEN

BIŞAR - HAKAN ÖNAL

ZERDEŞT - SAİT ÇAVUŞ

HAYDAR - CAFER ÜREN

NEWAL - ŞENAY KURT

FELAT - BEHÇET ŞENGÜL

ÇEM - EKBER POLAT 

HARUN - HARUN GÖRGÜLÜ

ŞİNDA - AYŞE AKFA

ERDELAN - MECİT HAMİT

ZINAR - SÜLEYMAN AVŞİN

REŞO - MUAZ REŞİT

RUKEN - EMİNA TAYBOĞA

CUDİ - ZEKİ TATAR

ŞİYAR - İSMET TEMİRCİ

BEHZAT - FERHAT ŞUT

DOĞAN - İKRAM ERGÜL

ABDULLAH - ABDURRAHİM BULUT

HARUN - LOKMAN ERGÜN

REZAN - MAHİR SEYHAN

KENDAL - YUSUF SORUHAN

ORHAN - MUSTAFA ALİ

BERXWEDAN - TAHİR KAYA

ŞERVAN - MURAT KESERCİ

GABAR - BEDİR BEDİRALİ

DİYAR - ÜMİT BAŞKURT

HAKİ - SÜLEYMAN BAYAR

DİLŞER - MESUT AHMET PİR

HAYDAR - KURTULUŞ DURAK

HAMZA - OZAN TOPRAK

REBER - OSMAN OKUMUŞ

SİPAN - ÖMER ASLAN

BRUSK - ADIL DENK

CİWAN - MEHMET SAİT ÖZGÜN

KAHRAMAN - YUSUF SADIK

TEKOŞİN - RUHAL AKYILDIZ

SEYİT- SERDAR MORSÜMBÜL

KOÇER - NECAT M. KERİM

NUMAN - MUSA AYDIN

SİLAV - FATMA İĞDEM

RESUT - SÜLEYMAN BABAT

ZINAR - NİMET AKSOY

ROJHAT - MEHMET ERGÜL

DENİZ - SAİM EROL

KEMAL - SÜLEYMAN GÜNGÖR

REBAZ - SAİT ŞAHABİ

KEMAL - LOKMAN VURAL

ANTER - ABDULLAH M. XER

ROHAT - KADİR KÖMÜRCÜ

SİLAV - FATMA İĞDEM

ÇEKDAR - HALİT ÖZEN

AKİF - BEKİR ASLAN

SERHAT - ......

ARGEŞ - ŞEFİK YAKTIN

MAZLUM - CİHAN DÜNDAR

KENDAL - ADNAN BATUR

XEYRİ - VAHAP MUSTAFALO

HARUN - YUSUF CUMO

DIJWAR - MEHMET ER

YAŞAR - RIDVAN ACAR

ŞERVAN - MEHMET CANTÜRK

AZAD - ABDULMUTALİP TAHVİL

CANFEDA - AVŞAR REBETİ

REDUR - İDRİS ULAŞ

MAZLUM - SEZAİ KARAKUŞ

ENVER - RIZA ÇAKAN

ŞİLAN - MEYSA BAKİ

ZEKERİYA - ZEKERİYA İBRAHİM

FUAT - HİKMET TOKMAK

CİWAN - HACİ CUMA ALİ

CEMİL - NEBO ALİ

DEMHAT - SEAD YUNUS

DEMHAT - İSMET ÖĞET 

 

 

 

 

Geri <<< | >>> İleri

 

 

Kure Jaro’nun yamaçlarında oturmuş zirvelerini seyre daldığımız baharın bu son günlerinde adını anmadan geçemiyorum. Buraları seni düşünmeden hatırlamak, izlerken uçurumlarda yankılanan kahkahanı duymamak imkansız gibi bir şey. Ne zaman başımı kaldırıp o kayalığa baksam, o dik uçuruma tırmandığın gün geliyor aklıma. Ve yine her akşam gün batarken o eylemi yeniden yaşıyorum. Kure Jaro, üç gün üç gece süren kanlı çatışmalara bürünüyor yine. Ve her şeyin ardında, o korkunç karmaşanın sonunda seni arayıp buluyorum.
Kahkahaların çınlatıyor Kure Jaro’nun bütün kayalıklarını...
Bir yerden başlamak gerekiyor, bunun farkındayım. Eski bir dostluğu, savaş arkadaşlığını, bilinmeyen bir coğrafyaya adım atılırken uzatılan o eli, o saf-duru sözleri ve o karşılıksız arkadaşlığı bir şekilde tamamlanma zamanı geldi. Bunu nasıl başaracağımı bilemiyorum. Belki yazmak ilk adım olacak, ama bu yazı her şey olmayacak...
...
O akşam yağmur yağıyordu. Ekmek taşımak için gittiğim zaman yolda gördüğüm arkadaşlar söylediler; Gabar’da operasyon olduğunu ve Gabar adında bir arkadaşın da şehit düştüğünü. “Tanıyor musun?” diye sorduklarında bir an için durakladım. Bizim Gabar olmasın, diye içimden geçirdim. Yürümeye devam ettik. İnanamıyordum. İçimde bir boşluk oluştu, hangi duyguyu yaşıyordum bilemiyordum...
Kısacası inanamadım yoldaş... Bir türlü inanamadım vurulduğuna. Ardından üzülmek istiyordum ama bir türlü üzülemiyordum. Geleneğe göre üzülmek, ağlamak gerekirdi, ama bir türlü olmuyordu. Gece boyunca bahar yağmurları yağdı ve ben hep seni düşündüm. İçimi bir türlü hüzün kaplamadı, bir türlü göz yaşlarım akmadı... Naylon çadırımıza vuran yağmur damlaları altında kahkahan kulaklarımda çınlayıp durdu. Hele o kekeleyen dudakların gözlerimin önünden hiç gitmedi. Heyecanlandığında nasıl da karıştırırdın kelimeleri birbirine ve senin o savaşçıların yine de anlarlardı bütün sözlerini. Ve ben buna da şaşıp kalırdım. Senin o küçük çocuklar gibi heyecanlanıp kekelediğin anlar belki de en güzel anlarındı...
O gece, akademinin mutfağında başlayıp bugüne kadar süren karşılaşmalarımızı ve arkadaşlığımızı an ve an hatırımdan geçiriyordum. Nedense o gece bir tek hüzünlü an yaşamadım. O an’ların içinde seni hep neşe içinde ve hep gülerken buldum. Yoldaşlar yanı başımda uyurken, kahkahamı tutamadan gülüverdim zaman zaman. Bendeki bütün anların neşe içinde... Bir yanılsama mı, bir gerçek mi bilemiyorum. Ve seni her hatırladığımda gülümsüyorum.
Son dört yıldır seni görmeyi, bir yerlerde seninle karşılaşmayı çok istedim, ama bir türlü olmadı. Zaman bize bu fırsatı tanımadı. Uzaktan uzağa senin de acılarının olduğunu duydum ve acılarını uzaktan uzağa hissettim. En son yaralı ayağınla Gabar’a yürüdüğünü duydum. Seni gören yoldaşlar, topalladığını ama yine de ısrarla yürüdüğünü söylediler. Ve en son, o yağmurlu bahar gecesinde de şehit düştüğünü öğrendim...
Sağanak halinde yağan yağmur altında, ardından göz yaşlarım akmadı.
En çok neyi merak ediyorum biliyor musun? Nasıl vurulduğunu... Kim bilir yine ne çılgınlık yaptın?...
Senin vurulmaların beni hep şaşırtmıştır. Akademi günlerinde göğsünü delip geçen mermiyi anlattığında donup kalmıştım. Mermi yaranı görmeden inanamamıştım. Ve yıllar yılı görmediğim ama hep kendimle taşıdığım o anı bir film sahnesi gibi aklımda tasarlayıp durdum. O mermi nasıl delip geçmişti bedenini ve sen nasıl hayatta kalmıştın? Bu bende hep bir soru işareti olarak kaldı.
Daha sonra bir yol kesme eyleminde üç mermi alıp ölmeyişine yine şaşırmıştım. Daha benim görmediğim kim bilir ne yaraların vardı bedeninde. İşte buydu, beni etkileyen ve seni bana sevdiren. Senin o ufacık boyuna, cılız bedenine rağmen savaş içindeki o ataklığın ve haşarılığın beni hep etkilemişti.
Bu yazının başına oturduğum zaman nereden başlayacağımı bilemememin asıl nedeni de bu... Savaşın o korkunç dünyasının içinde her zaman kahkaha ile gülmesini bilen bu çocuğu nasıl anlatacaktım. Bulacağım sözler, gözlerimin tanık olduğu o haşarılığı nasıl dile getirecekti? Kalbimin çektiği fotoğrafları hangi kelimeler açıklayacaktı? Bu yazı mutlaka yarım kalacak... Ve ben bu sayfanın başından, hüzünle dile getiremediğim içimdeki o çocukla kalkacağım.
Üzülmüyorum Gabar Yoldaş... Doğrusunu istersen ardından üzülemiyorum. Senin son an’ını yine kendi isteminle, kendi inisiyatifinle gerçekleştirdiğini düşündükçe ardından bir hüzün duyamıyorum. Bunun bilincinde oluşun, kendi iradenle gerçekleştirmiş olman, mevziye kendi isteminle girişin ve o çatışmada sonuna kadar kendi gücünle duruşun ve bekleyişin bir savaşçı için nasıl da önemlidir, bilirsin...
O yüce insanın, denizler ötesinden bizlere ulaştırdığı soluğunda şu sözleri duyar gibiyim; “Ölümü bile anlamlı kılmak, niçin ve nasıl ölmenin felsefi anlamını bulmak...”
Belki bu anlamı, kekeleyen dudaklarınla bir kez olsun bile dile getiremedin, belki bunu anlatacak olan sözleri bir kez olsun bulamadın. Ama mermi ve bomba parçalarıyla yaralanmış bedeninle bu anlamı hepimizden daha güçlü yaşadın. Belki de seni kıskanıyor olmamın en önemli nedeni de bu...
Bizler sözler ve görüntüler ile bu anlamı yaşamaya çalışırken, hep bir şeylerin eksik kaldığını hissederiz. Ne kadar yürürsek yürüyelim, ne kadar yorulursak yorulalım, o savaşçının bedeninin bütün hücreleriyle yaşadığı o anı, bir ülke için, bütün insanlar için ölmenin o büyük anlamını tamamlamış olarak yaşayamayız. Bizde hep eksik ve hep yarım kalır bir şeyler...
Ve sen giderken bir tek şeye üzülüyorum: senin bana sunduğun arkadaşlığına karşılık veremeyişim. Sana bir yoldaşlık borçluyum. Dicle’yi geçtiğimiz ilk geceden itibaren arkadaşlık, hep senden bana doğru aktı...
Hayallerimizin ülkesine senin adımlarını takip ederek geldim. O karanlık gecede hemen önümde yürüyen, ayak izlerini takip ettiğim ilk gerilla sendin. O gece hemen ardında yürürken, yıllarca hayal ettiğim uzun boylu, iriyarı gerillalar gibi olmayışın yine şaşırtmıştı beni. Hayallerimin aksine ufak tefek, zayıf bir gerillaydın.
Ama zaman, büyüklüğün nerede olduğunu göstermekte gecikmeyecekti ve ben hemen önümde yürüyen bu ufacık gerillanın içindeki büyük kalbe tanık olunca bir kez daha şaşıracaktım.
Bitmedi Gabar Yoldaş...
Kekeleyen sözlerin ve kahkahaların kulaklarımda çınlıyor...
Artık başımı kaldırıp Kure Jaro’ya her bakışımda, “Ölmek mi zor, yaşamak mı?...” diye düşünüyorum. İnanır mısın, burada kalıp da ardından yazı yazmak, gidenlerin ardından kalanlara sahip çıkmak, onlarla arkadaş olmanın hakkını verebilmek anlatılır gibi değil. Tüm yaşananları kendinde toplamak ve onu kendinle taşımak ne kadar zormuş... Sizlerle arkadaş olmak nasıl da zormuş...
Gabar yoldaş, biliyorum, bu yazı senin yaşadıklarının ve yaptıklarının binde biri bile değil. Şayet şu an Kure Jaro’nun uçurumlarında bir yerlerde durmuş ve şu halimi izliyorsan kesin gülümsüyorsundur...
ma unutma! Bir kez belleğime kazındın. Nasıl ki ben kendimi senden alamıyorsam, sen de benim elimden kolay kolay kurtulamazsın. Nasıl ki, sen beni bu hayaller ülkesinin derinliklerine ağır ağır çektiysen, bu korkunç savaşın içinde yer verdiysen, ben de seni hiç aklımdan çıkarmadım. Yürüdüğüm her coğrafyada, yaptığım her çalışmada acaba Gabar duydu mu, diye düşünürüm... Bu ülkede yazdığım her sözde, görüntülediğim her fotoğrafta sen vardın. Farkında mıydın bilemiyorum, ama bu bir yarıştı. Sen beni ardın sıra çekerken, ben de seni an’larda yakalıyordum.
İkimiz arasında kurulan, -o gece Dicle’yi geçerken- içten içe gizlice bir yarıştı... Birbirimize hiçbir zaman söylemedik, ama ikimiz de hissettik. Sen o ilk gece de öndeydin. Ben ise geçen on yıl boyunca hep yetişmek için uğraştım.
Sevgili Yoldaş...
Henüz yarış sonlanmadı. Hala oradasın ve bendesin... Kure Jaro bütün hırçınlığıyla hemen önümde yükseliyor. Orada, en zirvede olduğunu ve bizleri seyrettiğini biliyorum. Hep böyle yapardın. Önde giderdin ve sana yetişip yetişmediğimizi görmek için arkana bakardın. Geride kaldığımızı görünce gülümser ve hızla tırmanmaya devam ederdin.
Peşindeyim... Seni yakalamanın bende bir tutku haline geldiğini artık söylemem gerekiyor. Sen son eylemini yaptın. Sıra bende... Sen hayallerimizin ülkesinde onurluca vurulup ölmeyi başardın, ben de bu ölümü ölümsüzleştirmeyi başaracağım.
Şimdilik sana söyleyebileceğim tek bir söz var:


Güle güle...

Silah Arkadaşları

 


Gabar; Agit’in, Agit’e yoldaş olanların diyarı. Kutsal bereketli topraklar, nelere tanıklık etmedin ki? Nice Agitleri gömdün yüreğinin derinliklerine. Ve Gabar, Gabar’ı da sığdırdın koca yüreğine.
Nasıl anlatmalı Heval Gabar'ı? Mücadele yaşamımızda derin izler bırakan, ateş gibi yakan, uzaktan baktığında soğuk rüzgarları estiren, yakınlaştıkça içinde sımsıcak güneş ışınları parlatan bir komutandı Heval Gabar. Onu düşünürken, yazılarını okurken, yaşadığı acıları, sorgulamaları derinden anlamak ve tespit etmek gerekir dedim. Çünkü bunlar onda iddia, hırs, gurur ve inat yaratmıştı. Bunları yaratanı görmek, bilmek; duymak istemediğimiz bir ömrün gururu muydu, yoksa bildiğimiz doğrulara göre yaşayamamak mıydı? Veya yaşama istemi. Sen anlamamanın acısını derinden ve hiç unutmadan anı anına yaşadın. Acı çektiklerimiz acı çekilecek kadar büyük şeylerse o zaman acılarımız büyük ve anlamlıdır. Bu acı sadece bir acı değil, tüm çıkmazlardan çıkma arayışı ve çabası, duyguların derinliğine cesareti ve güçlülüğüdür. Büyük güzelliklerin ve gerçekliklerin yaratıcısı işte bu büyük acılardır. Gerçek acılarda saklıdır, acı ise fırtınalarda. Bizim yaşamımız fırtınalı bir yaşamdır. Fırtınalı bir yaşam, fırtınalı mücadeleci kişilikleri ister.
Mücadele yaşamımızın fırtınalı militanlarından biriydi Hevâl Gabar. Gabar arkadaş, çok küçük yaşlarda gerilla saflarına katılır. Bir çok Kürdistan çocuğu gibi silah olur, oyuncağı. Çocukluğunu çobanlık yaparak geçirir ve evin bakımını üstlenir. Yaşıtları oyun oynayıp okula giderken, o gece-gündüz, yaz-kış demeden koşuşturur durur. Çoğu kez birkaç saatlik uykuya hasret kalır. Daha on bir yaşındayken inşaatlarda çalışır. Kişiliği emek ve acıyla yoğrulur. Yaşamın zorlukları karşısında gittikçe olgunlaşır. Küçük yaşlarda büyük çelişkiler yaşaması ve bunların yoğunluğunu derinden hissetmesi mücadele saflarına katılmasına neden olur.
Gabar arkadaş, 92 yılında gerilla saflarına katılır. Özlü yaklaşımları, emekçiliği, atılımcı ruhu ve eylemci karakteriyle kısa sürede arkadaşların dikkatini çeker. Bu özellikler güçlü bir komutan olacağının belirtileridir. Keşifte, eylemde, saldırıda, görevde ve halkı örgütlemede hep en öndedir. Mücadele yaşamı boyunca annesinin söylediği sözleri kendisine ilke edinerek yaşamaya çalışır: “Ne kadar yüksek uçarsan o kadar alçak düşersin”. Maratona başlarken tek amacı vardır; halkına hizmet edebilmek. Zamanla harcadığı emek ve gösterdiği başarılarla değişik düzeylerde görev ve sorumluluklar alır. Görev ve yetkilerine daha fazla hizmet etmek için bir araç gibi çalışır. 95’te Önderlik Sahası’na geçer. Orada gördüğü eğitimle gerilla ve komutanlaşmada doğru bir tarz üzerinde derinleşerek kendisinde olan iddiayı daha da güçlendirir. Mücadele yaşamı boyunca Önderliğin kendisine söylediklerini ilke edinir ve pratikleştirmeye çalışır. Başkan, Gabar’a; “Üslup ve hitabını güçlendir, güçlü bir komutanın hitabı da güçlü olmalıdır. Cudi ya da Gabar'a gidebilirsin.” der. Başkan’ın talimatları doğrultusunda her zaman çekici ve güçlü bir üslup ve hitaba sahip olmaya çalışır.
Gerillanın en sıcak savaş koşullarını yaşadığı yıllarda Gabar arkadaş, her zaman ön saflarda yer almıştır. Birçok zorluklarla karşılaşmış, yedi kez yaralanmasına, sekiz mermi ve yirmiyi aşkın parça alıp sakatlanmasına rağmen gerilla sevdasından kopmamıştır. Dağlara olan bağlılığı dağ gibi bir yürek yaratmıştır. Dağlara sevdalı bir kartal gibidir. Hep en yükseğe uçmak ister, ama kanatları takılıdır kafese. Çırpınır. O köşeye bu köşeye kendisini vurur. Kan içinde kalır. Çırpınması, yaşadığı duyguların büyüklüğünün O’nu uçmaya itmesi, kafesin ona küçük ve dar gelmesindendir. Çırpınışlar güzel amaçlar içindir. Yeniden katılım ve daha güçlü bir başlangıç kararına ulaşır. Özeleştirisini Başkan’a verir: “Başkanım, tam üç yıl oldu aramızdan ayrıldın. Bugüne kadar tek bir kelime bile sizin hakkınızda yazamadım. Zayıflıklarımdan utanıyordum, hatta korkuyordum. Şimdi bile çok zorlanıyorum. Sizin şikayetlerle ağlamayı sevmediğinizi biliyorum, ancak şunu da söylemeliyim. Bu benim son ağlamam olacak. Tam yedi yıl önce sizin yanınıza gelmiştim ve aldığım yoğun destek sonunda söz vermiştim. Belli bir yere kadar yürüdüm. Ancak zamanla duyarlılığımı yitirdim ve sapmaya girdim. Özellikle siz ayrıldıktan sonra yetersizliklerimi aşıp sizin yolunuzda daha kararlı bir şekilde yürümek gerekirken, verdiğim söze sadık kalamadım. Ve bugüne kadar vicdan azabının yarattığı acılar içinde kıvrandım. Artık bu acılara bir sistem vereceğim, ağlayıp sızlamayacağım. Size sadık kalmanın gereklerini yerine getireceğim. Geçmişe nokta koyarak yeni doğmuş bir çocuk gibi temiz olacağım ve yeniden olgunlaşıp büyüyeceğim. Bu temelde yaşadıklarım altında ezilip utanmaktan çok, örgütün doğruları ekseninde kendimi geliştireceğim ve dönemin gereklerini yerine getirmeye çalışacağım.”
Güçlü bir özeleştiriden sonra Meşru Savunma Çizgisi temelinde derinleşip kendisini örgütleyen ve yeni bir hamle sürecine başlayan HPG’nin, Kuzey’e yeniden yönelim hamlesi içerisinde yerini alır. Kuzey’e geçen ilk grupların içindedir, Gabar arkadaş Mışare alanına sorumluluk düzeyinde görevlendirilir. Bu görevlendirmeyi kendisi için bir dönüm noktası olarak değerlendirir ve böyle bir çalışmayı kendisi için şans olarak görür. Çalışarak başarmayı, başararak yükselmeyi, yükselerek de bir çok geriliğe ve çirkinliğe karşı savaşarak güzelleşmeyi hedeflediğini belirtmektedir.
2003 yılı, zor sınavlarla geçen bir yıl olur. Koşullar duyarlılığını arttırır ve mücadele dolu bir yıl geçirir. Yoğun emek ve arayışlar sonucunda bazı sonuçlar alır. Ancak işler tam anlamıyla sonuçlanmamıştır. Yarım kalan görevini tamamlaması için tekrardan düzenlemesi Mışare alanına yapılır, bunu büyük bir moral düzeyiyle karşılar. Ve defterine şunları yazar: “Geçen sene Mışare alanına gönderilmiştim. Yoğun arayışlar sonucunda bazı sonuçlar almıştım, ancak zaman yetmedi. Yarım kalan görevleri tamamlamak için büyük bir hırsla hep bugünü bekledim. Yapılan düzenlemeyle tekrar Mışare alanına görevlendirildim. Yani şundan emin olmanı istiyorum, benim hiç bir tereddüdüm yoktur. Hayat benim için ya başarı ya da ölümdür. Çok dikkatli olmalıyım, bunca emek ucuz gitmemeli, ben artık kendime ait değilim, yıllardır verilen bir emeğin ürünüyüm. Bunun bilinciyle davranacağım. Ayrıca ilkelerim dışına çıkmadan politikanın dilini de öğreneceğim. Durumumu daha iyi görüyorum, başaracağıma inanıyorum. Layık olmak için elimden geleni yapacağım. Buluşmak dileğiyle. Defterim seni götürmek isterdim, ancak senin kirli ellere düşmenden korkuyorum. Elveda!” diyerek yaşadıklarını defteriyle paylaşır. Büyük umut, coşku ve moralle çalışma alanına yönelir.
Takvimler Nisan ayını gösterir. Dağlarına bahar gelmiştir memleketimizin. Dağlar yeniden doğuşlara gebedir. Peki dağlar neden Gabar ve Bahoz’u almakta bu kadar erken davranmıştı? Hem de daha yapacak çok şey varken. Nedendir bu yitip gitmeler? Baharla birlikte düşman operasyonları yoğunlaşır. Operasyonlarda şehit düşen Fırat Koçer arkadaşın intikamının mutlaka alınması gerektiğini düşünür. Bu hem mücadele kültürümüzde hem de Gabar arkadaşın yüreğinde yer alır. Onu tanıyanlar mutlaka Fırat’ın şahadetinin hesabını soracağını bilirler. Yapılan misilleme eylemi esnasında Gabar ve Bahoz arkadaşlar düşmanla oldukça yoğun bir çatışma içerisine girerler. Saatlerce süren çatışma ardından yitip giderler ikisi de. Yıllarca verilen emeklere sahip çıkmış ve fedaice savaşmıştır Heval Gabar. Bu kavganın yılmaz emek ve fırtına komutanı olduğunu bir kez daha ispatlamıştır. Yeni doğan tertemiz bir çocuktur artık .
Gabar da Gabarsız kaldı... Çıkılan her tepede, tutulan her nöbette, her eylemde, her sohbette her zamankinden daha fazla bizlerle. Onun fırtınalı kişiliği ve eylemiyle, yoldaşlarına bağlılık ruhuyla çalışmalara katılacağımızı belirtiyor, intikamını alacağımıza yönelik söz veriyoruz.


GABARDAN SİLAH
ARKADAŞLARI

 

Geri <<< | >>> İleri

 
HPG (Halk Savunma Güçleri) Resmi Sitesidir.
HPG-BİM tarafından yapılmıştır.
HPG Online © 2003 - 2006 Tüm hakları saklıdır.