Main Menu
Anasayfa
Şehitlerimiz
Şehitler Albümü
Şehit Künyeleri
 

BAGOK - SİRAÇ KILIÇ

ÇEKDAR - DOĞAN AYDIN

TOLHILDAN - MEHMET KASIM CAN

HİVA - OSMAN OSMANİ

TOLHILDAN - KERİM YILDIRIM

ÇİYA - AYHAN DOĞAN

DIJWAR - SİYABEND AK

TUFAN - HAYRETTİN AYDIN 

ERDELAN - NADİR ŞEXMURADİ

FIRAT - SABRİ ÇAĞLI

GABAR - MEHMET KILIÇ

BAHOZ - KADİR SÜMER

FELAT - MUZAFFER MİRZAYİ

KANİ - İSKENDER ÜLGER

ŞİYAR - ADEM DEMİR

HASAN - HASAN HATAY

ŞERVAN - AMİR NUREWŞAN

REBER - HÜSEYİN DAVUT

REBER - ŞAHAN MUHAMMEDİ

WELAT - MEZİN HÜSEYİN

KADİR - SİRVAN KAMİL

ABBAS - MAHFUZ ULUCA

FERHAT - ABDURRAHİM BIRAHISO

BERXWEDAN - MEHMET OKATAN

FERMAN - FERHAT AKANSEL

BOTAN - ALİ AKMAN

AHMET - AYDIN PERVANE

ŞİYAR - ŞİYAR PERİNÇEK

RONİ - RONAHİ MAĞMUK

LASER - VEDAT DAĞDÖĞEN

ROJHAT - TUNCAY KEŞKEK

NURHAK - MAZLUM GÖK

HÜSEYİN - BÜLENT DOĞAN

AZAD - İMAM HÜSEYİN

XEMGİN - FATİH ŞEN

BIŞAR - HAKAN ÖNAL

ZERDEŞT - SAİT ÇAVUŞ

HAYDAR - CAFER ÜREN

NEWAL - ŞENAY KURT

FELAT - BEHÇET ŞENGÜL

ÇEM - EKBER POLAT 

HARUN - HARUN GÖRGÜLÜ

ŞİNDA - AYŞE AKFA

ERDELAN - MECİT HAMİT

ZINAR - SÜLEYMAN AVŞİN

REŞO - MUAZ REŞİT

RUKEN - EMİNA TAYBOĞA

CUDİ - ZEKİ TATAR

ŞİYAR - İSMET TEMİRCİ

BEHZAT - FERHAT ŞUT

DOĞAN - İKRAM ERGÜL

ABDULLAH - ABDURRAHİM BULUT

HARUN - LOKMAN ERGÜN

REZAN - MAHİR SEYHAN

KENDAL - YUSUF SORUHAN

ORHAN - MUSTAFA ALİ

BERXWEDAN - TAHİR KAYA

ŞERVAN - MURAT KESERCİ

GABAR - BEDİR BEDİRALİ

DİYAR - ÜMİT BAŞKURT

HAKİ - SÜLEYMAN BAYAR

DİLŞER - MESUT AHMET PİR

HAYDAR - KURTULUŞ DURAK

HAMZA - OZAN TOPRAK

REBER - OSMAN OKUMUŞ

SİPAN - ÖMER ASLAN

BRUSK - ADIL DENK

CİWAN - MEHMET SAİT ÖZGÜN

KAHRAMAN - YUSUF SADIK

TEKOŞİN - RUHAL AKYILDIZ

SEYİT- SERDAR MORSÜMBÜL

KOÇER - NECAT M. KERİM

NUMAN - MUSA AYDIN

SİLAV - FATMA İĞDEM

RESUT - SÜLEYMAN BABAT

ZINAR - NİMET AKSOY

ROJHAT - MEHMET ERGÜL

DENİZ - SAİM EROL

KEMAL - SÜLEYMAN GÜNGÖR

REBAZ - SAİT ŞAHABİ

KEMAL - LOKMAN VURAL

ANTER - ABDULLAH M. XER

ROHAT - KADİR KÖMÜRCÜ

SİLAV - FATMA İĞDEM

ÇEKDAR - HALİT ÖZEN

AKİF - BEKİR ASLAN

SERHAT - ......

ARGEŞ - ŞEFİK YAKTIN

MAZLUM - CİHAN DÜNDAR

KENDAL - ADNAN BATUR

XEYRİ - VAHAP MUSTAFALO

HARUN - YUSUF CUMO

DIJWAR - MEHMET ER

YAŞAR - RIDVAN ACAR

ŞERVAN - MEHMET CANTÜRK

AZAD - ABDULMUTALİP TAHVİL

CANFEDA - AVŞAR REBETİ

REDUR - İDRİS ULAŞ

MAZLUM - SEZAİ KARAKUŞ

ENVER - RIZA ÇAKAN

ŞİLAN - MEYSA BAKİ

ZEKERİYA - ZEKERİYA İBRAHİM

FUAT - HİKMET TOKMAK

CİWAN - HACİ CUMA ALİ

CEMİL - NEBO ALİ

DEMHAT - SEAD YUNUS

DEMHAT - İSMET ÖĞET 

 

 

 

 

Geri <<< | >>> İleri

 

 

Kato ya da lanetli denilen Testere dağlarında, Deriye Berana’nın Kaplane’yi, Kela Memê’nin karlı yamaçlarını, eteklerdeki boşaltılmış köyleri gören bir kayalığındayız. Köylerin üst taraflarında inanılması zor bir emekle yapılmış, İskender’den kalma savunma kaleleri var. Tam karşıda Here¬kol’un gururlu bir insanı andıran yalnızlığı ile Kör Kandil’in Bedirxanlar’daki ihanetini her an anımsatan kimsesizliği uyumlu bir çelişki gibi uzanıvermiş. Kayalıkların, göllerin, yükselen tepelerin ortasında, Kato’nun eteklerinde, bulunduğum yerden görünmese de varlığını bildiğim Beytüşebab var. Keşif bittikten sonra, dürbünümü alıp mangaya geldim. Uzun bir ayrılıktan sonra yeniden Kuzeye gelmiştim. Bu defa daha anlamlıydı kadın gerillanın gelişi. Güneş yükselip günü ısıtmaya başlayınca, doğayla birlikte bizlerde de bir hareketlilik başlamıştı. İki erkek arkadaş müsaade isteyerek yanımıza geldi. Yeni geldiğimizden ‘hoş geldin’e geliyorlardı. Hal-hatır sorduktan sonra içlerinden biri, bayan arkadaşların durumunu, 4-5 yıl öncesine göre yaratılan değişimi merak ettiğini söyledi. Bu konuda ilgili görünüyordu. Doğu Kürdistan’dan katıldığını belirterek;
-“Asıl katılım amacım, Apocu felsefedeki kadına karşı geliştirilen yeni bakış açısıdır” dedi. Partideki bu yönlü gelişmeler ve yeni hamle üzerine tartıştık. Bizden rozet istedi, halka vereceğini, çok sevineceklerini de ekledi. Halkımızın ilgi ve özlemlerine, kadın gerillalardan bir hediye ile cevap olma istemi anlamlıydı. Onlar gidince o arkadaşın yalın duruşu, coşkusu, gelişme istemi üzerine düşündüm. Doğu Kürdistan’da yaşamış, aydınlanma çabaları ve çelişkileriyle gerçek yaşamın ancak Apocu ideolojiyle olabileceğine inanmıştı. Anlattıklarından, kadın ordusunun varlığının ona devrimci bir heyecan verdiği anlaşılıyordu. Adı Erdelan’dı.
Erdelan arkadaşı, pratik boyunca hiç görmedim. Uzun bir dönem geçmişti aradan. Kış üstlenmesi için toplanıp düzenlemeleri okuduğumuzda, bizim takımda yer almasına sevinmişti. Düzenlemeden bir-iki gün sonra takımda toplanıp tekmil aldık, tekmil sonrası o yanıma geldi. Pratik süreçte yaşadığı zorlanmaları anlatmaya başladı. Fiziksel olarak zorlandığı için, özelde bu yönde iradesinin sınırlarını aşma istemi yoğunlaşmalarına yansıyordu. Örgütsel yaşamın oturtulmasında yaşanan yetersizlikler onu çok zorlamıştı. Bu kış üstlenmesinde geçen pratik süreç üzerine yoğunlaşabileceğini, tartışmalarla da iyi bir sonuç çıkaracağını ona söyledim. Takımda kendini ifade etme, tartışma ortamı bulmuştu ve bunu kendisi için bir çıkış olarak değerlendirecekti.
Okul gazetecisiydi. En yerinde gündemi tespit edip tartışma öncülüğünü yapma, kendini ve yoldaşlarını doğru yoğunlaştırmada Erdelan arkadaş militanca yaklaşan, duruşuyla, yaşam tarzıyla insanı an an eğiten, önder özelliklere sahip, insan canlısı bir arkadaştı. Kadını tanıma, partiyle yaratılan kadını anlama istemini en yalın ve içten ifade eden bir duruşu vardı. Bunların yanında eleştirilerini yapmayı da ihmal etmiyordu. Giderek ısınan bir tartışmada, o konuşurken birden bire onun sözünü keserek konuşmaya girdiğimde bana; “sözümü kesme heval, kadının yaklaşımı öyle değil” demişti.
Kürtlerin ulusal ruhunun gelişmesi, diğer milletlerin içinde erimenin önüne geçilmesi gerektiğine inanıyor, bunun için çaba harcıyordu. Bir defasında İran¬’da konuşulan lehçeleri anlatan bir yazı yazmıştı. Bu çabasını; “Ulusal ruhu özde yaşamak için Botan’a geldim” diyerek ifade ediyordu.
Özgür birey olmanın, bir takımda belirleyici olabileceği, yön verebileceği inancını yaşamsallaştırıyordu. Sabah kalkışlarında, her gün eğitimlerimizle ilgili bir konu belirleyip koğuşunda tartışma yürüttüğünü öğrendim. Tartışmaları yönlendiriyor, zihinsel uyanıklık sağlayarak her yeni güne hem askeri hem düşünsel hazırlıkla başlamanın öncülüğünü kendi koğuşunda yapıyordu.
Eğitimimiz gün geçtikçe ilerliyor, derinleşiyordu. Sıra ‘Ekolojik Toplum’ dersine gelmişti. Bu dersi iki bayan arkadaş ve Erdelan arkadaş sunacaklardı. Bir gün dersi hazırlamak için gelip izin istemişti, vermedim. Başka arkadaşlar da izin almıştı. Bunun üzerine o gün mutfak görevlisi olmuştu. Okul salonuna giderken mutfakta onu gördüm. “Kolay gelsin heval Erdelan” dedim. Verdiği cevapta yine eleştirisini yapmıştı. “Sağ ol heval! Bayan arkadaşlara izin var, bana yok. Kadın adaletli olan değil midir?” dedi.
Örgütsel ilkelerin korunması konusunda titiz, incelikli bir duruşu vardı. Örgüt içinde özgürlük ilkelerini aşındırmaya çalışan teslimiyetçi anlayışlar karşısında, anlama çabası Önderlik perspektifleri temelindeydi. Bu anlayış sahiplerini fazla tanımadığından şaşırıyor ama, Önderliğin bazı belirlemelerine sımsıkı sarılmış, her tartışmada, eğitime katılımında dile getiriyordu.
Her bireyde bir öz olduğuna, her arkadaşından alabileceği bir şeyler bulunduğuna inanıyor; ilişkilerinde, eleştirilerinde arkadaşları arasında ayırım yapmıyor, gördüğü eksiklikleri eleştirirken değer de vererek Apoculuğun özünü yakalamaya çalışıyordu.
Eğitim programımız yavaş yavaş sonuna doğru geliyordu. Erdelan arkadaş önceki pratiklerle birleşen bu yoğunlaşmanın yeni pratik için önemini heyecanla anlatıyor, bireysel olarak da bahar coşkusuyla hazırlıklarını yapıyordu. Bir süre sonra kampı boşaltarak takımlar halinde pratiğe çıktık. O, aldığı gücü her şeyiyle katmaya çalışıyor, sorumlu yaklaşıyordu. Takımın mayıncısı olduğundan cephane ihtiyaçlarını kontrol edip eksikliklerini tamamladı, pratikte yapacaklarını planlayarak ona göre somut adımlar atıyordu.
Avyan-Greke taraflarına gelmiştik. Baharın ilk adımlarındaydık. Bir noktaya geldiğimizde o, doğal bir sorumlulukla kendini sonuna kadar yaşamın her şeyine katardı. Sırt çantasını indirmeden çevreyi kontrol eder, askeri açıdan uygun görmüyorsa belirtir, beğendiğinde ise keyifle “Tam gerillaya göre bir nokta” derdi. Araziyi tanıma çabası çok fazlaydı. Hem arazi ve silah hakimiyeti hem de sızmacı özelliklerini geliştirerek gerçek bir gerilla olma çabasını veriyordu. Başlangıçta ava gitmeyi sevmese, eleştirse de diğer arkadaşların av yoluyla bu özellikleri edindiklerini görünce, ava gitmeye baş¬lamıştı. Bir defasında ava git¬miş, gördüğü yaban domuzunu vuramamıştı. Bunu şaka ve sitemle anlatırken; “Domuz benim mermimden korkmadı bile” dedi. Sonra duraksayıp kararlılıkla, “Bir gün kesinlikle domuz vuracağım” diye ekledi.
Erdelan arkadaş hatalarından sonuç çıkarmasını bilir, gerilla kurallarının yaşamsallaştırılmasına büyük özen gösterirdi. Özellikle duman konusunda çok duyarlıydı.
Kamptan çıktıktan iki hafta kadar sonra bölgede düzenlemeler yapıldı. Erdelan arkadaş başka bir takıma düzenlenmişti. O gün yanıma gelmiş, burada arazi ve hedefler üzerine, arkadaş bileşimi ile uyumlu bir yoğunlaşma sağladığını, ama partinin alacağı her türlü karara sonuna kadar uyacağını, her yerde kendini güçlü katacağını belirterek; “Bana eleştirilerin yok mu heval? Yeni pratik için yardımcı olabilirsin” dedi. Biraz durdum, sonra konuşmaya başladım. Onun genel erkek anlayışlarından farklı yaklaştığını, bu konudaki arayışların, esas alınan ilkelerin cesaretle devam etmesi gerektiğini belirttim. Ayrıca “yaşam konusunda da daha gerçekçi olmalısın heval” diye ekledim.
Sanırım söylemek istedikleri ya da eleştirileri olacaktı, ama zaman tükenmişti. Gruplar harekete geçtiğinde “Elimden gelen her şeyi yapacağım heval” diyerek veda sözünü söyledi, coşkusuyla çantasını omuzladı. Yine yarım kalmıştı bir şeyler. İkindi serinliğinde içine giriverdiği gerilla sırasının, o yürüyüşün aslında tüm yarımlıkları tamamlama, özgürlüğü kucaklama yürüyüşü olduğunu düşünerek ardından bakarken, gözden kaybolup gittiler.
O tartışmayı hep bir gün tamamlamak, büyük bir moral ve istekle onun görüşlerini almak da istiyordum. Bir ay kadar sonra o takıma geldiğimde, mevsim en deli günlerini yaşıyordu. Kıyamet gibi yağmur yağıyor, her yerden seller boşalıyor, sonra birden bire güneş çıkıveriyordu. Takıma gidene kadar çok ıslanmıştık. Közlerin başında biraz oturduktan sonra pürüzsüz, yıldız dolusu bir gökyüzü örtündü üzerimize. Erdelan arkadaşı sordum, eyleme gittiğini söylediler. Ayaza rağmen üşümüyordum. Aklıma onun sözleri geldi; “Biz yapamadık, geçen yıldan sonuç çıkarmalıyız. Şehit yoldaşlarımıza cevap vermeliyiz” diyordu. Arkadaşlar giderken ki heyecanını anlatıyorlardı. Eylemin keşfini yapmış, mayınını hazırlamış; “Esas hedefim komutanlarıdır, acı çektirmeden sonuç almayı amaçlıyorum” demiş.
Diğer gün, ha geldiler ha gelecekler diye bekliyorduk. Birkaç saat sonra arkadaşlar geldi. Sessizlik vardı, şaşırmıştım. Yorgunluk muydu acaba sebebi? Erdelan arkadaş hangi görevden gelirse gelsin, çok yorgun da olsa sohbete girer, coşkusunu tüm arkadaşlara yansıtırdı. ‘Herhalde geçtiğini ben görmedim’ diye düşündüm. Ama bu düşünce bir süre sonra siliniverdi. Etrafıma baktım. Tüm arkadaşlar sessiz, kimsede eylem coşkusu yoktu. bir tedirginlik girdi içime. Sonra diğer grup da geldi. Bayan arkadaşlar bize ulaşınca, bir arkadaş ağlayarak; “Erdelan arkadaş şehit düştü” dedi.
Bu söz içimdeki beklentiyi ve coşkuyu kurutmuştu. Bir süre dona kaldım. Sonra kendimi toparlayıp diğer arkadaşların yanına gittim. Kuruyan yüreğim, onun nasıl şehit düştüğünü sormakta zorlanıyordu. Olayı sordum. Onunla birlikte giden arkadaş solmuştu. Olay, onun denetiminde olmuştu. Onu en son görendi ve ağır geliyordu. O kadar kısa bir sürede şehit düşeceğine inanamamıştık. Fazla tecrübesi yoktu. Mayını yerleştirip biraz ileride mevzilenmişler, sonra Erdelan arkadaş yer¬leştirmede bir hata olduğunu ve sivillerde patlamaması için düz¬elteceğini söylemiş. Ma¬yıncılıkta kuraldır, yer¬leştirilen mayını kontrol ya da çıkarmaya tek gidilir. Aşırı heyecanı onun hata yapmasına yol açmıştı. Erdelan arkadaş yoldaşının birlikte gelmesine izin vermeyip; “Hatamı kendim düzelteceğim heval” diyerek tek başına gitmişti. O, kendi hatasının cezasını hiç kimsenin, ne halkının ne de bir yoldaşının çekmesine izin vermeyecek kadar vicdanının sesini dinleyen Apocu bir militandı.
Çok sıcak kanlıydı, insan canlısıydı. O yaşam fedaisi yoldaşı kaybetmek o takıma çok ağır geldiğinden, daha fazla arkadaşların yanında kalamadım. Ormanın derinliğine karışıp onunla olan anıları tek tek kafamda canlandırdım. Erdelan arkadaş gibi gerçek bir önder adayının aramızdan ayrılmasının acısını ve göz yaşlarımı gecenin karanlığına karıştırarak. Onun defterine hep yazdığı cümleyi tekrarladım:


“Şehit namirin, dikevin dîlan.”

 

Silah Arkadaşları

 

Geri <<< | >>> İleri

 
HPG (Halk Savunma Güçleri) Resmi Sitesidir.
HPG-BİM tarafından yapılmıştır.
HPG Online © 2003 - 2006 Tüm hakları saklıdır.