Geri
<<< |
>>> İleri

Kato
ya da lanetli denilen Testere dağlarında, Deriye Berana’nın
Kaplane’yi, Kela Memê’nin karlı yamaçlarını, eteklerdeki
boşaltılmış köyleri gören bir kayalığındayız. Köylerin üst
taraflarında inanılması zor bir emekle yapılmış, İskender’den
kalma savunma kaleleri var. Tam karşıda Here¬kol’un gururlu bir
insanı andıran yalnızlığı ile Kör Kandil’in Bedirxanlar’daki
ihanetini her an anımsatan kimsesizliği uyumlu bir çelişki gibi
uzanıvermiş. Kayalıkların, göllerin, yükselen tepelerin
ortasında, Kato’nun eteklerinde, bulunduğum yerden görünmese de
varlığını bildiğim Beytüşebab var. Keşif bittikten sonra,
dürbünümü alıp mangaya geldim. Uzun bir ayrılıktan sonra yeniden
Kuzeye gelmiştim. Bu defa daha anlamlıydı kadın gerillanın
gelişi. Güneş yükselip günü ısıtmaya başlayınca, doğayla
birlikte bizlerde de bir hareketlilik başlamıştı. İki erkek
arkadaş müsaade isteyerek yanımıza geldi. Yeni geldiğimizden
‘hoş geldin’e geliyorlardı. Hal-hatır sorduktan sonra içlerinden
biri, bayan arkadaşların durumunu, 4-5 yıl öncesine göre
yaratılan değişimi merak ettiğini söyledi. Bu konuda ilgili
görünüyordu. Doğu Kürdistan’dan katıldığını belirterek;
-“Asıl katılım amacım, Apocu felsefedeki kadına karşı
geliştirilen yeni bakış açısıdır” dedi. Partideki bu yönlü
gelişmeler ve yeni hamle üzerine tartıştık. Bizden rozet istedi,
halka vereceğini, çok sevineceklerini de ekledi. Halkımızın ilgi
ve özlemlerine, kadın gerillalardan bir hediye ile cevap olma
istemi anlamlıydı. Onlar gidince o arkadaşın yalın duruşu,
coşkusu, gelişme istemi üzerine düşündüm. Doğu Kürdistan’da
yaşamış, aydınlanma çabaları ve çelişkileriyle gerçek yaşamın
ancak Apocu ideolojiyle olabileceğine inanmıştı.
Anlattıklarından, kadın ordusunun varlığının ona devrimci bir
heyecan verdiği anlaşılıyordu. Adı Erdelan’dı.
Erdelan arkadaşı, pratik boyunca hiç görmedim. Uzun bir dönem
geçmişti aradan. Kış üstlenmesi için toplanıp düzenlemeleri
okuduğumuzda, bizim takımda yer almasına sevinmişti.
Düzenlemeden bir-iki gün sonra takımda toplanıp tekmil aldık,
tekmil sonrası o yanıma geldi. Pratik süreçte yaşadığı
zorlanmaları anlatmaya başladı. Fiziksel olarak zorlandığı için,
özelde bu yönde iradesinin sınırlarını aşma istemi
yoğunlaşmalarına yansıyordu. Örgütsel yaşamın oturtulmasında
yaşanan yetersizlikler onu çok zorlamıştı. Bu kış üstlenmesinde
geçen pratik süreç üzerine yoğunlaşabileceğini, tartışmalarla da
iyi bir sonuç çıkaracağını ona söyledim. Takımda kendini ifade
etme, tartışma ortamı bulmuştu ve bunu kendisi için bir çıkış
olarak değerlendirecekti.
Okul gazetecisiydi. En yerinde gündemi tespit edip tartışma
öncülüğünü yapma, kendini ve yoldaşlarını doğru yoğunlaştırmada
Erdelan arkadaş militanca yaklaşan, duruşuyla, yaşam tarzıyla
insanı an an eğiten, önder özelliklere sahip, insan canlısı bir
arkadaştı. Kadını tanıma, partiyle yaratılan kadını anlama
istemini en yalın ve içten ifade eden bir duruşu vardı. Bunların
yanında eleştirilerini yapmayı da ihmal etmiyordu. Giderek
ısınan bir tartışmada, o konuşurken birden bire onun sözünü
keserek konuşmaya girdiğimde bana; “sözümü kesme heval, kadının
yaklaşımı öyle değil” demişti.
Kürtlerin
ulusal ruhunun gelişmesi, diğer milletlerin içinde erimenin
önüne geçilmesi gerektiğine inanıyor, bunun için çaba
harcıyordu. Bir defasında İran¬’da konuşulan lehçeleri anlatan
bir yazı yazmıştı. Bu çabasını; “Ulusal ruhu özde yaşamak için
Botan’a geldim” diyerek ifade ediyordu.
Özgür birey olmanın, bir takımda belirleyici olabileceği, yön
verebileceği inancını yaşamsallaştırıyordu. Sabah kalkışlarında,
her gün eğitimlerimizle ilgili bir konu belirleyip koğuşunda
tartışma yürüttüğünü öğrendim. Tartışmaları yönlendiriyor,
zihinsel uyanıklık sağlayarak her yeni güne hem askeri hem
düşünsel hazırlıkla başlamanın öncülüğünü kendi koğuşunda
yapıyordu.
Eğitimimiz gün geçtikçe ilerliyor, derinleşiyordu. Sıra
‘Ekolojik Toplum’ dersine gelmişti. Bu dersi iki bayan arkadaş
ve Erdelan arkadaş sunacaklardı. Bir gün dersi hazırlamak için
gelip izin istemişti, vermedim. Başka arkadaşlar da izin
almıştı. Bunun üzerine o gün mutfak görevlisi olmuştu. Okul
salonuna giderken mutfakta onu gördüm. “Kolay gelsin heval
Erdelan” dedim. Verdiği cevapta yine eleştirisini yapmıştı. “Sağ
ol heval! Bayan arkadaşlara izin var, bana yok. Kadın adaletli
olan değil midir?” dedi.
Örgütsel ilkelerin korunması konusunda titiz, incelikli bir
duruşu vardı. Örgüt içinde özgürlük ilkelerini aşındırmaya
çalışan teslimiyetçi anlayışlar karşısında, anlama çabası
Önderlik perspektifleri temelindeydi. Bu anlayış sahiplerini
fazla tanımadığından şaşırıyor ama, Önderliğin bazı
belirlemelerine sımsıkı sarılmış, her tartışmada, eğitime
katılımında dile getiriyordu.
Her bireyde bir öz olduğuna, her arkadaşından alabileceği bir
şeyler bulunduğuna inanıyor; ilişkilerinde, eleştirilerinde
arkadaşları arasında ayırım yapmıyor, gördüğü eksiklikleri
eleştirirken değer de vererek Apoculuğun özünü yakalamaya
çalışıyordu.
Eğitim programımız yavaş yavaş sonuna doğru geliyordu. Erdelan
arkadaş önceki pratiklerle birleşen bu yoğunlaşmanın yeni pratik
için önemini heyecanla anlatıyor, bireysel olarak da bahar
coşkusuyla hazırlıklarını yapıyordu. Bir süre sonra kampı
boşaltarak takımlar halinde pratiğe çıktık. O, aldığı gücü her
şeyiyle katmaya çalışıyor, sorumlu yaklaşıyordu. Takımın
mayıncısı olduğundan cephane ihtiyaçlarını kontrol edip
eksikliklerini tamamladı, pratikte yapacaklarını planlayarak ona
göre somut adımlar atıyordu.
Avyan-Greke taraflarına gelmiştik. Baharın ilk adımlarındaydık.
Bir noktaya geldiğimizde o, doğal bir sorumlulukla kendini
sonuna kadar yaşamın her şeyine katardı. Sırt çantasını
indirmeden çevreyi kontrol eder, askeri açıdan uygun görmüyorsa
belirtir, beğendiğinde ise keyifle “Tam gerillaya göre bir
nokta” derdi. Araziyi tanıma çabası çok fazlaydı. Hem arazi ve
silah hakimiyeti hem de sızmacı özelliklerini geliştirerek
gerçek bir gerilla olma çabasını veriyordu. Başlangıçta ava
gitmeyi sevmese, eleştirse de diğer arkadaşların av yoluyla bu
özellikleri edindiklerini görünce, ava gitmeye baş¬lamıştı. Bir
defasında ava git¬miş, gördüğü yaban domuzunu vuramamıştı. Bunu
şaka ve sitemle anlatırken; “Domuz benim mermimden korkmadı
bile” dedi. Sonra duraksayıp kararlılıkla, “Bir gün kesinlikle
domuz vuracağım” diye ekledi.
Erdelan arkadaş hatalarından sonuç çıkarmasını bilir, gerilla
kurallarının yaşamsallaştırılmasına büyük özen gösterirdi.
Özellikle duman konusunda çok duyarlıydı.
Kamptan
çıktıktan iki hafta kadar sonra bölgede düzenlemeler yapıldı.
Erdelan arkadaş başka bir takıma düzenlenmişti. O gün yanıma
gelmiş, burada arazi ve hedefler üzerine, arkadaş bileşimi ile
uyumlu bir yoğunlaşma sağladığını, ama partinin alacağı her
türlü karara sonuna kadar uyacağını, her yerde kendini güçlü
katacağını belirterek; “Bana eleştirilerin yok mu heval? Yeni
pratik için yardımcı olabilirsin” dedi. Biraz durdum, sonra
konuşmaya başladım. Onun genel erkek anlayışlarından farklı
yaklaştığını, bu konudaki arayışların, esas alınan ilkelerin
cesaretle devam etmesi gerektiğini belirttim. Ayrıca “yaşam
konusunda da daha gerçekçi olmalısın heval” diye ekledim.
Sanırım söylemek istedikleri ya da eleştirileri olacaktı, ama
zaman tükenmişti. Gruplar harekete geçtiğinde “Elimden gelen her
şeyi yapacağım heval” diyerek veda sözünü söyledi, coşkusuyla
çantasını omuzladı. Yine yarım kalmıştı bir şeyler. İkindi
serinliğinde içine giriverdiği gerilla sırasının, o yürüyüşün
aslında tüm yarımlıkları tamamlama, özgürlüğü kucaklama yürüyüşü
olduğunu düşünerek ardından bakarken, gözden kaybolup gittiler.
O tartışmayı hep bir gün tamamlamak, büyük bir moral ve istekle
onun görüşlerini almak da istiyordum. Bir ay kadar sonra o
takıma geldiğimde, mevsim en deli günlerini yaşıyordu. Kıyamet
gibi yağmur yağıyor, her yerden seller boşalıyor, sonra birden
bire güneş çıkıveriyordu. Takıma gidene kadar çok ıslanmıştık.
Közlerin başında biraz oturduktan sonra pürüzsüz, yıldız dolusu
bir gökyüzü örtündü üzerimize. Erdelan arkadaşı sordum, eyleme
gittiğini söylediler. Ayaza rağmen üşümüyordum. Aklıma onun
sözleri geldi; “Biz yapamadık, geçen yıldan sonuç çıkarmalıyız.
Şehit yoldaşlarımıza cevap vermeliyiz” diyordu. Arkadaşlar
giderken ki heyecanını anlatıyorlardı. Eylemin keşfini yapmış,
mayınını hazırlamış; “Esas hedefim komutanlarıdır, acı
çektirmeden sonuç almayı amaçlıyorum” demiş.
Diğer gün, ha geldiler ha gelecekler diye bekliyorduk. Birkaç
saat sonra arkadaşlar geldi. Sessizlik vardı, şaşırmıştım.
Yorgunluk muydu acaba sebebi? Erdelan arkadaş hangi görevden
gelirse gelsin, çok yorgun da olsa sohbete girer, coşkusunu tüm
arkadaşlara yansıtırdı. ‘Herhalde geçtiğini ben görmedim’ diye
düşündüm. Ama bu düşünce bir süre sonra siliniverdi. Etrafıma
baktım. Tüm arkadaşlar sessiz, kimsede eylem coşkusu yoktu. bir
tedirginlik girdi içime. Sonra diğer grup da geldi. Bayan
arkadaşlar bize ulaşınca, bir arkadaş ağlayarak; “Erdelan
arkadaş şehit düştü” dedi.
Bu söz içimdeki beklentiyi ve coşkuyu kurutmuştu. Bir süre dona
kaldım. Sonra kendimi toparlayıp diğer arkadaşların yanına
gittim. Kuruyan yüreğim, onun nasıl şehit düştüğünü sormakta
zorlanıyordu. Olayı sordum. Onunla birlikte giden arkadaş
solmuştu. Olay, onun denetiminde olmuştu. Onu en son görendi ve
ağır geliyordu. O kadar kısa bir sürede şehit düşeceğine
inanamamıştık. Fazla tecrübesi yoktu. Mayını yerleştirip biraz
ileride mevzilenmişler, sonra Erdelan arkadaş yer¬leştirmede bir
hata olduğunu ve sivillerde patlamaması için düz¬elteceğini
söylemiş. Ma¬yıncılıkta kuraldır, yer¬leştirilen mayını kontrol
ya da çıkarmaya tek gidilir. Aşırı heyecanı onun hata yapmasına
yol açmıştı. Erdelan arkadaş yoldaşının birlikte gelmesine izin
vermeyip; “Hatamı kendim düzelteceğim heval” diyerek tek başına
gitmişti. O, kendi hatasının cezasını hiç kimsenin, ne halkının
ne de bir yoldaşının çekmesine izin vermeyecek kadar vicdanının
sesini dinleyen Apocu bir militandı.
Çok sıcak kanlıydı, insan canlısıydı. O yaşam fedaisi yoldaşı
kaybetmek o takıma çok ağır geldiğinden, daha fazla arkadaşların
yanında kalamadım. Ormanın derinliğine karışıp onunla olan
anıları tek tek kafamda canlandırdım. Erdelan arkadaş gibi
gerçek bir önder adayının aramızdan ayrılmasının acısını ve göz
yaşlarımı gecenin karanlığına karıştırarak. Onun defterine hep
yazdığı cümleyi tekrarladım:
“Şehit namirin, dikevin dîlan.”
Silah Arkadaşları